19. Meryem Suresi

 

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla…

1. Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd. (bkz.2/1)
2. (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.
3. Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:
4. Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.
5. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver.
6. Ki o bana vâris olsun; Ya’kub hanedanına da vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!
7. (Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı Yahya’dır. Daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.

Ayetin son cümlesi “Daha önce hiç kimseyi onun benzeri kılmadık” şeklinde de anlaşılmıştır. Zira Hz. Yahya’nın kısır bir anneden doğması eşsiz bir olay, yani mucizedir.

8. Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu, ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım halde, benim nasıl oğlum olabilir?
9. Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım, buyurdu.
10. O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. Allah: Sana işaret, sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla konuşamamandır, buyurdu.
11. Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin karşısına çıkarak onlara: “Sabah akşam tesbihte bulunun” diye işaret verdi.

“Mabet”ten şeklinde tercüme edilen “mihrap” o zamanlarda ibadet edilen yer veya Beyt-i Makdis içinde yüksek bir yerdeki hücre manasına kullanılıyordu.

Allah Teala, yaşlı Zekeriyya  ile kısırlaşmış olan eşinden bir çocuk dünyaya göndermekle kudretinin sınırsızlığını ortaya koymuştur. Yukarıdaki ayetlerde buna işaret buyurulduktan sonra şimdi, doğumu mucizeli bir şekilde gerçekleşen Yahya (a.s.)a hitap ediliyor:

12. “Ey Yahya! Kitab’a (Tevrat’a) vargücünle sarıl!” (dedik) ve henüz sabi iken ona (ilim ve) hikmet verdik.
13. Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir kimse idi.
14. Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr bir zorba değildi.
15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!

Yahya (a.s.)’ın mucizevi doğumundan sonra Hz. Meryem’in yine mucize olarak Hz. İsa’ya hamile kalması ve onu dünyaya getirmesi olayına geçiliyor.

16. (Resûlüm! ) Kitap’ta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.

Buradaki “doğu tarafı”, müfessirlerce Mescid-i Aksa’nın, doğu yanı, yahut Meryem’in evinin doğu tarafı şeklinde tefsir edilmiş, bu sebeple hıristiyanların, kıble olarak doğuya yöneldikleri ifade edilmiştir.

17. Meryem, onlarla kendi arasına bir perde çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.

Müfessirlerin çoğunluğuna göre ayetteki ruhtan maksat, Cebrail (a.s.)dir. Hz. Meryem korkmasın ve sözünü anlasın diye Allah Teala, Cebrail’i, bir insan kılığında göndermiştir. Bak. Bakara 2/87.

18. Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan Allah’a sığınırım! Eğer Allah’tan sakınan bir kimse isen (bana dokunma).
19. Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir elçisiyim, dedi.
20. Meryem: Bana bir insan eli değmediği, iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl çocuğum olabilir? dedi.
21. Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu insanlara bir delil ve kendimizden bir rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.
22. Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere çekildi.
23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına (dayanmaya) sevketti. “Keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim!”
24. Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle seslendi: “Tasalanma! Rabbin senin alt yanında bir su arkı vücuda getirmiştir.”

Ayete şu mana da verilmiştir: “Tasalanma! Rabbin senin altındakini (yani İsa’yı) şerefli bir lider olarak yaratmıştır.”

25. “Hurma dalını kendine doğru silkele ki, üzerine taze, olgun hurma dökülsün.”
26. “Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli olan Allah’a oruç adadım; artık bugün hiçbir insanla konuşmayacağım.”

Rivayete göre Meryem’in kavmi, yememek, içmemek suretiyle oruç tuttukları gibi, konuşmamak suretiyle de tutarlarmış. Yahut oruçlu iken yeme-içmeden kaçındıkları gibi konuşmaktan da kaçınırlarmış. Hz. Meryem de bunu uygun olarak sükut orucu adamış olmaktadır.

27. Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten sen iğrenç bir şey yaptın!
28. Ey Harun’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir insan değildi; annen de iffetsiz değildi.

Ayette anılan Harun, Hz. Musa’nın kardeşi ve peygamber Harun değildir. Bu Harun’un kimliğiyle ilgili görüşlerin doğruya en yakın olanına göre o, Hz. Meryem’in hakiki kardeşidir. Ana-babası gibi o da iffetli ve salih bir kimse idi. Bu yüzden işin iç yüzünü bilmeyenler, böyle birinin kızkardeşi olan Meryem’e zina etmeyi asla yakıştıramadıklarını belirtmek istemişlerdir.

29. Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. “Biz, dediler, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz?”

Allah’ın müstakbel elçisi olan çocuk, O’nun verdiği konuşma kabiliyeti ile dile geldi ve:

30. Çocuk şöyle dedi: “Ben, Allah’ın kuluyum. O, bana Kitab’ı verdi ve beni peygamber yaptı.”
31. “Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti.”
32. “Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir zorba yapmadı.”
33. “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır.”
34. İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak- budur.

Müfessirler, bu ayete şu manayı da vermişlerdir: “İşte Meryem oğlu İsa, (onun hakkındaki bu beyan), hak sözdür ki, onlar bunda şüpheye düşerler.” Metindeki manaya göre İsa’nın hak söz olması, Allah’ın “kün=ol” emrinin eseri olmasındandır.

35. Allah’ın bir evlât edinmesi, olur şey değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe hükmettiği zaman, ona sadece “Ol!” der ve hemen olur.
36. (İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk ediniz. İşte doğru yol budur.
37. Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda vay o kâfirlerin haline!
38. Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün (başlarına gelecek olanları) ne iyi duyarlar ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler.
39. (Resûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin içine dalmış oldukları halde ve henüz iman etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.

Yani, herkesin hesabı görülmüş; bu hesap sonunda cennete gideceklerle cehennemi boylayacak olanlar birbirinden ayrılmıştır.

40. Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz vâris oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler.
41. Kitap’ta İbrahim’i an. Zira o, sıdkı bütün bir peygamberdi.
42. Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?
43. Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.
44. Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah’a âsi oldu.
45. Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.
46. (Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!
47. İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
48. Sizden de, Allah’ın dışında taptığınız şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş) olmam.
49. Nihayet İbrahim onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ’kub’u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.

Hz. İbrahim’in, kavminden uzaklaşarak hicret ettiği beldenin, Şam veya Filistin olduğu rivayet edilir. Beyzavi’nin naklettiğine göre, Hz. İbrahim Şam’a müteveccihen yola çıktığında önce Harran’a gitmiş, orada Sara ile evlenmiş ve bu evlilikten Hz. İshak dünyaya gelmiştir. Hz. Ya’kub ise, İshak’ın oğlu ve İbrahim’in torunudur.

50. Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk; kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip ettik.
51. (Resûlüm!) Kitap’ta Musa’yı da an. Gerçekten o ihlâs sahibi idi ve hem resûl, hem de nebî idi.

Yaygın anlayışa göre sadece eski peygamberlerden birinin kitap ve şeriatını devam ettiren peygamber “nebi”, kendisine yeni bir kitap indirilmiş olan ve yeni bir din tebliğ eden peygamber ise hem “nebi” hem de “resul” dür. Hz. Musa’ya Tevrat inzal buyurulduğundan, yukarıdaki ayette nebi ve resul olarak anılmıştır.

52. Ona Tûr’un sağ tarafından seslendik ve onu, fısıldaşan kimse kadar (kendimize) yaklaştırdık.
53. Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi Harun’u bir peygamber olarak armağan ettik.

Hz. Musa, ailesi efradından Harun’un, kendisine vekil ve yardımcı tayin edilmesi için Allah’a niyazda bulunmuş, Allah Teala da onun bu dileğini kabul etmişti.

54. (Resûlüm!) Kitap’ta İsmail’i de an. Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî idi.
55. Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse idi.
56. Kitapta İdris’i de an. Hakikaten o, pek doğru bir insan, bir peygamberdi.
57. Onu üstün bir makama yücelttik.

Müfessirlerin belirttiğine göre, Hz. İdris’in asıl adı Uhnuh’tur; Hz. Nuh’un üçüncü batından dedesidir. Kendisinden önce insanlar hayvan postları giydikleri halde o, elbise dikmeyi icad etmiş, ayrıca ilk defa kalem kullanan, yıldızlar ve hesap ilmi üzerinde düşünen insan olmuştur. Kendisine 30 sayfa vahiy inmiştir.

58. İşte bunlar, Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem’in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya’kub) ‘in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
59. Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.
60. Ancak tevbe edip, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, cennete, girecekler. Ve hiç bir haksığlağa uğratılmayacaklardır.
61. O cennet, çok merhametli olan Allah’ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetleridir. Şüphesiz O’nun vâdi yerini bulacaktır.

Ayetin son cümlesi şöyle de anlaşılmıştır: “Muhakkak ki Allah’ın iyi kulları, O’nun vadettiği cennete kavuşacaklardır.”

62. Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve orada, sabah-akşam kendilerine ait rızıkları vardır.
63. Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere verdiğimiz cennet işte budur.

Abdullah b. Abbas’ın bir rivayetine göre Resulullah (s.a.) Cebrail’e: “Ey Cebrail, bizi şimdi yaptığın ziyaretlerden daha fazla ziyaret etmenden seni engelleyen bir şey mi var?” diyerek Cebrail’in kendisini daha çok ziyaret etmesini istemiş; bir başka rivayete göre, inanmayanlar Hz. Peygamber’e  bazı konularda sorular sormuşlar; Hz. Peygamber, kendilerine yakında bilgi vereceğini söylemiş, fakat Cebrail beklediği zamanda gelmediği için gerekli bilgiyi edinmekte gecikmiş; bu fırsatı kaçırmayan müşrikler: “Muhammed’in Rabbi kendisini unuttu” gibi laflar edince o, buna çok üzülmüştü. Bunun üzerine Cebrail’in sözünü nakleden şu ayet indi:

64. Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O’na aittir. Senin Rabbin unutkan değildir.
65. (O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbidir. Şu halde O’na kulluk et; O’na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli ol. O’nun bir adaşı (benzeri) olduğunu biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).

Müşrik Araplar, Allah ismini sadece, en büyük yaratıcı olan Cenab-ı Hak için kullanırlar, O’nun dışında taptıkları putlara, Allah demeyip “ilah” derlerdi.

66. İnsan der ki: “Öldüğüm zaman sahi diri olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?”
67. İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?
68. Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
69. Sonra her milletten, rahman olan Allah’a en çok âsi olanlar hangileri ise çekip ayıracağız.

Allah’a en çok asi olanların ayrılması, müfessirler tarafından şöyle yorumlanmıştır: İsyankarların bir kısmı ayırdedilip cehenneme atılacak; isyanı daha hafif olan ve durumu uygun düşenler ise bağışlanacaklar. Ancak, eğer ayet bütünüyle kafirlere dair ise, o takdirde bu ayrılma, herkesin, inkarcılık ve isyan derecesine göre çeşitli guruplara ayrılmasıdır ki, buna göre her gurup, sırasıyla, cehennemde durumuna uygun bir tabakaya atılacaktır.

70. Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak olanları elbette biz daha iyi biliriz.
71. İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.

Bir rivayete göre,iyi veya kötü her insan cehenneme uğrayacak, ancak Allah, iyileri yakmayacak, oradan kurtaracaktır. Cabir (r.a.)in naklettiği bir hadise göre, cennetteki müminler, daha önce cehenneme uğrayacaklar, fakat cehennemde onların uğradığı yerlerin ateşi sönecektir. Bir diğer rivayete göre, cennetlik müminlerin cehenneme uğramaları, Sırat’tan geçmelerinden ibarettir.

72. Sonra biz, Allah’tan sakınanları kurtarırız; zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada bırakırız.
73. Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir? dediler.
74. Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.
75. De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli olan Allah ona mühlet versin! Nihayet kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı (müminler karşısında yenilgiyi), veya kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim olduğunu öğreneceklerdir.
76. Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini artırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin nezdinde hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.

Müfessirler, aşağıdaki ayetin inmesine sebep olan olayı şöyle anlatırlar: Fakir bir müslüman olan Habbab (r.a.)ın, müşriklerin ileri gelenlerinden biri olan As b. Vail’de alacağı vardı. Habbab alacağını istediğinde As ona şöyle dedi: “Muhammed’i inkar etmedikçe borcumu vermeyeceğim.” Habbab: “Allah’a yemin ederim ki, ben Peygamber’imi hem hayatım ve ölümüm süresince hem yeniden dirildiğim zaman asla inkar etmeyeceğim” deyince, As şöyle demişti: “Öyle ise, dirildiğin zaman bana gelirsin; o zaman malım ve çocuğum olacağına göre sana olan borcumu öderim!”

77. (Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve “Muhakkak surette bana mal ve evlât verilecek” diyen adamı gördün mü?
78. O, gaybı mı bildi, yoksa Allah’ın katından bir söz mü aldı?
79. Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
80. Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve evlâdı bize kalır); kendisi de bize yapayalnız gelir.
81. Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet (vesilesi) olsun diye Allah’tan başka tanrılar edindiler.
82. Hayır, hayır! (Taptıkları), onların ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım olacaklar.
83. (Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa) sevkeden şeytanları gönderdik.
84. Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.
85. Takvâ sahiplerini heyet halinde çok merhametli olan Allah’ın huzurunda toplayacağımız gün.
86. Günahkârları da susuz olarak cehenneme süreceyiz.
87. O gün Rahmân (olan Allah)’ın nezdinde söz ve izin alandan başkalarının şefâata güçleri yetmeyecektir.
88. “Rahmân çocuk edindi” dediler.
89. Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya attınız.
90. Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!
91. Rahmân’a çocuk isnadında bulunmaları yüzünden.
92. Halbuki çocuk edinmek Rahmân’ın şanına yakışmaz.
93. Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız, kul olarak Rahmân’a gelecektir.
94. O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını tesbit etmiştir.
95. Bunların hepsi de kıyamet gününde O’nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.
96. İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.
97. (Resûlüm!) Biz Kur’an’ı, sadece, onunla Allah’tan sakınanları müjdeleyesin ve şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin dilinle (indirilip okutarak) kolaylaştırdık.
98. Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?



BU SUREYLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

Adı: Sure adını 16. ayetten alır. Meryem sûresi, 98 âyet olup Mekke’de nâzil olmuştur. Bazı tefsircilere göre 58. âyet, bazılarına göre de 71. âyet Medine’de nâzil olmuştur. Bu sûre, diğer bahisler yanında, özellikle Hz. Meryem’den ve onun Hz. İsa’yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle “Meryem sûresi” adını almıştır.

Nüzul Zamanı: Bu sure Habeşistan’a hicretten önce nazil olmuştur. Sahih hadislere göre, Hz. Cafer (r.a) , Necaşi, muhacirleri sarayında topladığı zaman onun huzurunda bu sûrenin 1-40. ayetlerini okumuştur.

Tarihsel Arka-Planı: O dönemin şartlarına Kehf Suresi’nin giriş bölümünde de kısaca değinmiştik. Burada daha çok bu ve benzeri surelerin anlamını kavramamıza yardımcı olacak ayrıntılara yer vermek istiyoruz. Kureyş’in ileri gelenleri İslâmî hareketi alay ve küçümseme ile, tehditler yaparak, iftiralar atarak bastıramayacaklarını anlayınca işkence, maddi baskı ve ekonomik kısıtlamalara baş vurdular. Yeni müslümanları kabilelerinden ayırıyor, onlara işkence yapıyor, onları açlığa mahkum ediyor, hatta İslâm’dan vazgeçmeleri için onlara fiziksel baskı ve acı uyguluyorlardı. Bu işkencenin en zavallı kurbanları ise fakirler, köleler ve Kureyş’e sığınan yabancılardı. Örneğin, Bilal, Amir bin Füheyra, Ummi Ubeys, Zinnire, Ammar bin Yasir ve onun anne-babası. Bu zavallı insanlar dövülüyor, hapsediliyor aç ve susuz bırakılıyor ve Mekke’nin kaynar kumları üzerinde sürükleniyorlardı. Çoğu kimse vasıflı işçileri çalıştırıyor ve yaptıkları işin karşılığını vermiyordu. Buna örnek olarak Buhari ve Müslim’de yer alan Habbab b. Eret olayını gösterebiliriz.
“Mekke’de demircilik (nalbantlık) yapıyordum; bir keresinde As ibn Vail’in bir işini yaptım. Paramı almaya gittiğimde “Muhammed’den vazgeçmedikçe sana ücretini ödemeyeceğim” dedi.
Aynı bağlamda Habbab derki: “Bir gün Nebi (s.a) Kabe’nin gölgesinde oturuyordu. Ona gittim ve “Ey Allah’ın Rasûlu! İşkence son sınırına ulaştı. Niçin Allah’a dua etmiyorsun?” Nebi (s.a) buna çok kızdı. Dedi ki: “Sizden önce geçen müminler sizden daha çok acı çektiler. Onların kemikleri demir taraklarla tarandı, başları testere ile kesildi, fakat yine de imanlarından dönmediler. Seni temin ederim ki, Allah dinini tamamlayacaktır ve öyle bir zaman gelecek ki bir kimse Sana’dan Hadramut’a kadar yolculuk yapacak ve Allah’dan başka korkulacak hiçbir kimse ile karşılaşmayacaktır. Fakat siz sabırsızlığa düşüyorsunuz.” (Buhari)
Şartlar artık dayanılmaz hale geldiğinde, Peygamber (s.a) Peygamberliğinin 5. yılının Recep ayında ashabına şöyle bir tavsiyede bulundu: “Habeşistan’a hicret edebilirsiniz, çünkü orada hiç kimsye haksızlık yapılmasına izin vermiyen bir kral vardır. Onun ülkesinde hayır vardır. Allah size bu beladan bir kurtuluş verinceye kadar orada kalabilirsiniz.”
Bundan sonra ilk planda 11 erkek ve 4 kadın Habeşistan’a doğru yola çıktılar. Kureyşliler onları sahile kadar takip etti, fakat müslümanlar şans eseri olarak Şuaybiye limanında hemen Habeşistan’a gidecek olan bir gemiye rastladılar ve kurtuldular. Birkaç ay sonra bir grup mümin daha Habeşistan’a hicret etmiş ve sayıları, Kureyş’ten 83 erkek ve 11 kadın, Kureyşli olmayanlardan da 7 kişiye ulaşmıştı. Bundan sonra Mekke’de Peygamber’le (s.a) birlikte sadece 40 kişi kalmıştı.
Bu hicretten sonra Mekke’de “onları yakalayın” diye büyük bir feryat başladı. Çünkü Kureyşli her aile bu olaydan olumsuz bir şekilde etkilenmişti. Bir oğul, bir damat, bir kız, bir kız kardeş veya bir erkek kardeş kaybetmeyen hemen hemen hiç bir aile yoktu. Mesela, muhacirler arasında Ebu Cehil’in, Ebu Süfyan’ın ve müslümanlara yaptıkları işkencelerle meşhur Kureyş’in diğer ileri gelenlerinin yakın akrabaları da vardı. Örneğin Ebu Cehil’in kardeşi, Selma bin Hişam ve yeğeni Hişam bin Ebi Huzeyfe, Ayyaş bin Ebi Rabeyye, Ümmü Seleme, Ebu Süfyan’ın kızı Ümmü Habibe, Utbe’nin oğlu ve Hind’in kardeşi Ebu Huzeyfe, Suheyl bin Amr’ın kızı Sehile vs. Bu nedenle bazılarının İslâm’a düşmanlığı daha da artarken, bazıları bundan etkilenerek İslâmı kabul ediyordu. Mesela bu hicret Hz. Ömer üzerinde çok derin etkiler yaratmıştı. Onun akrabalarından biri olan Hasme’nin kızı Leyla şöyle anlatıyor: “Kocam Ambr b. Rebia gitmişti, ben de hicret için eşyalarımı hazırlıyordum. O sırada Ömer geldi ve ben yolculuk için hazırlanmakla meşgulken beni seyretmeye başladı.
Sonra “Sen de mi hicret edeceksin?” dedi. Ben de: “Evet, Allah’a andolsun siz bize çok işkence ettiniz. Fakat Allah’ın geniş arzı bizim için açıktır. Şimdi Allah’ın bize barış ve huzur ihsan edeceği bir yere gidiyoruz.” diye cevap verdim. O zaman Ömer’in yüzünde o güne dek görmediğim bir duygu ifadesi gördüm. Sadece “Allah sizinle beraber olsun” dedi ve gitti.”
Hicretten sonra Kureyşliler toplantılar yaptılar ve Ebu Cehil’in üvey kardeşi Abdullah ibni Ebi Rebia’yı ve Amr b. As’ı Necaşi’yi muhacirleri Mekke’ye geri iade etmeye ikna etmek üzere değerli hediyelerle Habeşistan’a göndermeye karar verdiler. Hz. Ümmü Seleme (Nebi’nin hanımlarından biri) muhacirler arasındaydı ve olayın bu kısmını şöyle anlatmıştır: “Kureyş’in bu iki akıllı sözcüsü Habeşistan’a ulaştıklarında değerli hediyeleri Necaşi’nin sarayındaki adamları arasında dağıttılar ve onları Necaşi’yi muhacirleri geri vermeye teşvik etmeleri için ikna ettiler. Daha sonra Necaşi’nin huzuruna çıktılar, ona da değerli hediyeler verip: “Şehrimizden bazı akılsız insanlar ülkenize sığınmış, liderlerimiz bizi, bu insanları geri iade etmenizi rica etmek üzere size gönderdiler. Bu sapıklar bizim inancımızdan döndüler, sizin dininize de girmediler, fakat yeni bir din icad ettiler,” dediler. Onlar konuşmalarını bitirir bitirmez, saray adamları onları destekledi ve: “Biz onları memleketlerine geri göndereceğiz, çünkü kendi kavimleri onları daha iyi bilir. Onları burada barındırmamız doğru değil. “Kral buna sinirlendi ve yeterli bir araştırma yapmadan onları geri vermeyeceğim. Bu insanlar başka bir ülkeye değil de benim ülkeme sığındıkları ve buraya barınmaya geldikleri için onlara ihanet etmeyeceğim. İlk önce onlara haber gönderip daha sonra bu insanların onlar hakkında öne sürdükleri suçlamaları araştıracağım. Sonra son kararımı vereceğim” dedi. Bundan sonra Kral Peygamber’in (s.a) ashabına haber gönderdi ve onları sarayına çağırdı.
Muhacirler Kral’ın gönderdiği haberi duyunca toplandı ve Kral’a ne söyleyeceklerini tartıştılar. Sonunda şu karara vardılar: “Kral’a Peygamberimizin (s.a) öğrettiklerini, ona hiçbir şey ekleyip eksiltmeden, bildirelim ve bizi ülkesinde barındırma veya dışarı atma kararını ona bırakalım.” Saraya geldiklerinde Kral hemen onlara şu soruyu yöneltti: “Kavminizin dininden çıkıp, ne benim inandığım dine, ne de varolan dinlerden hiçbirine girmediğinizi biliyorum. İnandığınız bu yeni dinin ne olduğunu bilmek istiyorum.” Bunun üzerine Cafer ibn Ebi Talib Muhacirler adına önceden hazırlanmadığı bir konuşma yaptı.
“Ey Kral! Biz cehalete batmış ve sapıtmıştık. İşte o zaman Muhammed (s.a) bize Allah’ın Rasûlü olarak geldi ve bizi islah etmek için elinden geleni yaptı. Fakat Kureyşliler ona uyanlara işkence etmeye başladılar. Bizde bu işkence ve acılardan kurtulmak amacıyla sizin ülkenize geldik.” Bu konuşmadan sonra Kral: “Allah tarafından sizin peygamberinize gönderilen vahiyden bir bölümünü oku!” dedi. Bunun üzerine Cafer, Meryem suresinin Yahya ve İsa (a.s) ile ilgili kıssayı anlatan bölümünü okudu. Kral bunu dinledi ve ağlamaya başladı, o denli ağladı ki sakalları gözyaşından ıslandı. Cafer (r.a) okumasını bitirdiğinde: “Muhakkak bu söz İsa’ya indirilen aynı kaynaktan geliyor. Allah’a andolsun sizi bunların eline teslim etmeyeceğim” dedi.
Ertesi gün Amr b. As, Necaşi’ye gitti ve şöyle dedi: “Onlara bir haber daha gönder ve onların Meryem oğlu İsa ile ilgili inançlarını sor, çünkü onlar onun hakkında kötü şeyler söylüyorlar.” Kral tekrar muhacirlere haber gönderdi. Muhacirler o zamana kadar Amr’ın düzenini öğrenmişlerdi. Tekrar bir araya geldiler ve Kral, Hz. İsa ile ilgili soruyu sorduğunda ne cevap vereceklerini tartıştılar. İçinde bulundukları durumun çok kritik olmasına ve hepsinin de bundan korkmalarına rağmen, bu konuda Allah’ın ve Rasûlü’nün kendilerine öğrettiği gerçekleri söylemeye karar verdiler. Saraya gittiklerinde, Kral onlara Amr İbn As’ın teklif ettiği soruyu sordu. Bunun üzerine Cafer b. Ebi Talib ayağa kalktı ve hiç tereddüt göstermeden cevap verdi: “O Allah’ın bir kulu ve elçisiydi. O bir Ruh ve Allah’ın Meryem’e ilka ettiği bir kelimesi idi” Kral yerden bir çöp aldı ve “Allah’a andolsun! İsa, sizin söylediğinizden ancak şu çöp kadar farklıdır” dedi. Bundan sonra Kral, Kureyş’in gönderdiği elçilere döndü ve: “Ben rüşvet kabul etmem”, dedi. Daha sonra muhacirlere dönerek: “Burada huzur ve güvenlik içinde kalabilirsiniz.” dedi.

Anafikir ve Konular: Bu tarihsel arka-planı göz önünde bulundurursak, bu surenin muhacirlere Habeşistan’a yapacakları yolculuk için bir “erzak” olarak indirildiği anlaşılmaktadır. Surede sanki onlara şöyle denilmektedir: “Siz işkence çeken muhacirler olarak kendi ülkenizi bırakıp bir Hıristiyan memleketine sığınıyorsunuz. Fakat buna rağmen sahip olduğunuz bilgilerden hiçbirini gizlememelisiniz. Bu nedenle Hz. İsa’nın, Allah’ın oğlu olmadığını, Hıristiyanlara apaçık ilan etmelisiniz.”
(1-40) ayetler, İsa (a.s) ve Yahya (a.s) kıssaları anlatıldıktan sonra (41-50) ayetlerde İbrahim’in (a.s) kıssasına değinilmektedir. Bu da muhacirlere bir teselli sunmaktadır, çünkü İbrahim de (a.s) onlar gibi babası, ailesi ve kavmi tarafından yapılan işkencelerle memleketinden ayrılmaya zorlanmıştır.
Bu bir taraftan muhacirlerin Hz. İbrahim’in izinden yürüdükleri ve aynı o Peygamber gibi iyi bir akibete kavuşacakları anlamına gelmektedir. Diğer taraftan bu Mekke’li müşriklere, kendilerinin müslümanların ataları ve liderleri olan İbrahim’e (a.s) işkence yapan insanların konumunda oldukları, oysa müminlerin Hz. İbrahim’in konumunda oldukları söylenmek istenmektedir.
Daha sonra (51-65) ayetlerde Hz. Muhammed’in (s.a) daha önce peygamberlerin getirdiği aynı hayat tarzını tebliğ ettiğini fakat onlara uyanların sonradan sapıttıklarını vurgularcasına diğer bazı peygamberlere de değinilmektedir.
Son bölümde (66-98) Mekkeli müşriklerin kötü tavırları sert bir şekilde eleştirilirken, müminlere hak düşmanlarının tüm çabalarına rağmen kendilerinin başarılı olacakları ve insanların en çok sevileni olacakları konusunda müjde verilmektedir. (Tefhimü’l-Kur’an, Mevdudi)