99. Zilzal Suresi

 

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla...

1. Yerküre kendine has sarsıntısıyla sallandığı,
2. Toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı,
3. Ve insan “Ne oluyor buna!” dediği vakit,
4. İşte o gün yer, üstünde olan biten her şeyi anlatır,
5. Çünkü Rabbin ona vahiy ile herşeyi bildirmiştir.
6. O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için
bölük bölük geri dönüp gelirler.
7. Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu(n karşılığını) görür.
8. Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu(n karşılığını) görür.



BU SUREYLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

Adı: 1. ayetteki “zilzal” kelimesi sureye isim olmuştur, deprem anlamına gelir

Nüzul zamanı: Bu surenin Mekkî’mi Medenî mi olduğunda ihtilaf vardır. İbn Mesud, Ata, Cabir ve Mücahid bu surenin Mekkî olduğunu söyler. İbn Abbas’ın bir kavli de bunu teyid etmektedir. Buna karşılık Katade ve Mukatil bu surenin Medenî olduğunu belirtmektedirler. İbn Abbas’ın diğer bir kavlini de bunu teyid etmek için nakletmişlerdir. Surenin Medenî olduğu hakkında, onunla istidlal edilen bir rivayeti İbn ebi Hatim, Ebu Said Hudrî’den nakletmiştir. Ebu Said Hudrî, “fe men ya’mel mıskale zerretin hayran yerah, fe men ya mel miskale zerretin şerren yerah” ayeti ile ilgili olarak Rasulullah’a şöyle demiştir: “Ya Rasulallah! Kendi amellerimi görecek miyim? Rasulullah şöyle buyurmuştur: ‘Evet’. Ben şöyle dedim: ‘Küçük küçük günahları?’ Rasulullah: ‘Evet’ dedi. Bunun üzerine ben “vay halime” dedim. “Ben mahvoldum”. Rasulullah şöyle buyurdu: “Memnun ol ey Ebu Said! Çünkü yaptığın her salih amele on sevap verilecektir.” Bu hadis surenin Medenî olduğuna delil olarak ileri sürülmektedir. Çünkü Ebu Said Hudri ensardandı ve Uhud gazvesinden sonra bûluğa ermişti. Eğer bu sure Ebu Said Hudrî mevcutken nazil olmuşsa, onun açıkladığı gibi Medenî olmalıdır. Ancak sahabe ve tabiin, bu surenin nüzul zamanı hakkında bir uslûb beyan etmişlerdir. Bunun açıklamasını Dehr suresi girişinde belirtmiştik. Buna göre, bir sahabi, bu ayet filan mevkide nazil olmuştur dediğinde, bu surenin ancak o zaman nazil olduğunun kesin ispatı sayılamaz.
Mümkündür ki, Ebu Said Hudrî şuurlandığı zaman Rasulullah’ın mübarek ağzından ilk defa bu sureyi duyunca, surenin son kısmından korktu ve Rasulullah’a yukarıdaki soruları sordu. Bu olay sahabe ve tabiinden nakledilirken, bu ayetin, Rasulullah’a Ebu Said Hudrî tarafından soru sorulduğu zaman nazil olduğu da belirtilir. Eğer ortada bu rivayet olmasaydı, sureyi okuyan insan bunun Mekkî olduğunu anlardı. Surenin üslubundan sadece Mekkî olduğunu değil, üstelik Mekke döneminin başlangıcına ait olduğu da anlaşılır. O dönemde, kısa kısa ve gayet etkili üslûb ile İslâm’ın temel akidesi anlatılmaktaydı.

Konu:
Bunun konusu, ölümden sonra diriliş ve kişinin dünyada yaptığı işlerin yazılı olduğu amel defterinin kendisine gösterilmesidir. İlk önceki üç ayette kısa cümlelerle, ölümden sonra dirilişin nasıl olacağı ve bu olayın insan için ne kadar şaşırtıcı bir şey olacağı anlatılmıştır. Sonraki cümlelerde bildirilmiştir ki, insanın hiç aldırmadan üzerinde her türlü ameli işlediği yeryüzü ve aklına bile getirmediği şekilde, bu cansız şeyler bir zaman gelecek onun yaptıklarına şehadet edeceklerdir. O gün Allah’ın emriyle konuşacaklar ve her insanın ne zaman, nerede, ne amel işlediği açıklanacaktır. Ondan sonra şöyle buyurulmuştur: O gün yeryüzünün her köşesinden insanlar grup grup kabirlerinden çıkıp gelecekler ve onlara yaptıkları gösterilecektir. Bu amellerin açıklanması o kadar mükemmel ve ayrıntılı olacaktır ki, zerre kadar yaptığı iyilik ve kötülük bile önünde açıkça duracaktır. (Tefhimü’l-Kur’an, Mevdudi)