37. Saffat Suresi

 

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla…

1. Saf saf dizilenlere,
2. O haykırıp sürenlere,
3. Ve o zikir okuyanlara,
4. Yemin olsun ki, ilâhınız birdir.
Burada “saf saf dizilenler, toplayıp sürenler ve zikri okuyanlar”ın melekler olduğu söylenmiştir. Ayrıca bunların gök cisimleri, ruhlar, kudsi cevherler, Kur’an ayetleri, alimler ve gaziler olduğunu söyleyenler de vardır.

5. O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.
Yıl boyunca güneş farklı yerlerden doğduğu için “doğular” denilmiştir.
6
. Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.
7. Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.
8. Onlar, artık mele-i a’lâ’ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.
9. Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.
10. Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.
11. Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.
12. Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.
13. Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.
14. Bir mucize görseler alay ederler.
15. Bu ancak açık bir büyüdür, derler.

Bu sözü ayın ikiye ayrılması mucizesi gerçekleştiği zaman söylemişlerdi.

16. “Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?”
17. “İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?”
18. De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).
19. O (diriltme) korkunç. bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.

Buradaki korkunç ses ikinci Sur’un üfürülüşüdür.

20. (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.
21. İşte bu; yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.
22. (Allah, meleklerine emreder:) ”Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve tapmış olduklarını toplayın”.
23. ”Allah’tan başka . Onlara cehennemin yolunu gösterin”.
24. ”Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!
25. Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?
26. Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.
27. (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.
28. (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.
29. (Ötekiler de:) “Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz”.
30. “Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yoktu. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.”
31. “Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.”
32. “Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.”
33. Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
34. İşte biz, suçlulara böyle yaparız.
35. Çünkü onlara: Allah’tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.
36. “Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?” derlerdi.

Kafirlerin “mecnun,şair” dedikleri zat, Hz. Muhammed idi. Onu uyup putları bırakmak kendilerine zor geldiği için böyle diyorlardı.

37. Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.
38. Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.
39. Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.
40. (Bu azaptan) Ancak Allah’ın hâlis kulları istisnâ edilecek.
41. Bunlar için bilinen bir rızık vardır.
42. (Türlü türlü) meyveler vardır. Ve onlar ağırlanırlar.
43. Naîm cennetlerinde .
44. Tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.
45. Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.
46. Berraktır, içenlere lezzet verir.
47. O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.
48. Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.
49. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.
50. İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.
51. İçlerinden biri: “Benim, bir arkadaşım vardı” der.

Rivayete göre bu zatın arkadaşı, öldükten sonra dirilmeyi inkar eden birisiydi. Bazı müfessirlere göre bu arkadaştan maksat şeytandır.  Bazılarına göre de, Sure-i Kehf’de 32. Ayette geçen iki kişidir.

52. Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın?
53. Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?
54. (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi.
55. ( İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.
56. “Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin.
57. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum” dedi.
58. Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek miyiz?
59. Yalnız ilk ölümümüz, başka ölüm yok ve biz azâba da uğratılmayacağız ha?!”
60. Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur.
61. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
62. Şimdi ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?.
63. Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.

Dünyada kafirler bunu inkar ettiler. Ateşin içinde ağaç olur mu? dediler. Cehennemde biten ağaç sözü geçince: Ateş, ağacı yakarken cehennemde nasıl ağaç olur? diye alay etmişlerdi. Bu bakımdan bu söz onlar için bir imtihan oldu. Bu sözden kasdedilen manayı anlamadıklarından iyice küfre düştüler. Allah’ın, isterse, cehennemin yakmayacağı bir ağaç yaratabileceğini düşünemediler.

64. Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.
65. Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
66. (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.
67. Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.
68. Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.
69. Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular .
70. Şimdi de kendileri onların peşlerinden koşturuyorlar.
71. Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.
72. Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.
73. Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!
74. Allah’ın ihlâslı kulları müstesna.

Bundan sonra gelen ayetlerde Hz. Nuh ile kavminin kıssası anlatılır.

75. Andolsun, Nuh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz!

Hz. Nuh: Rabbim! Ben mağlup durumdayım, bana yardım et! Diye dua etmiş, Allah da duasını kabul buyurarak kavmini suda boğmak suretiyle helak etmişti.

76. Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.
77. Biz yalnız Nuh’un soyunu kalıcı kıldık.

Hz.Nuh’un soyunun dışındakilerin hepsi helak edilmiş ve Nuh tarafından sonra yeryüzündeki insanların nesli Hz. Nuh’tan gelmiştir.

78. Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık
79. Bütün âlemlerden Nuh’a selam olsun!
80. İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
81. Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.
82. Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.

Bundan sonra Hz. İbrahim’in kıssasından bir safha anlatılmış semavi dinler ile gönderilen peygamberlerin hepsinin birbirini tasvip ve tasdik ettiği vurgulanmıştır.

83. Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh’un) milletinden idi.

Aralarında uzun asırlar geçmesine rağmen, dini esaslarında Hz. İbrahim Nuh’a bağlı idi.

84. Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.
85. Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.
86. “Allah’tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”
87. “O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?”

Hz. İbrahim’in kavmi, yıldızlara bakar, onlarla kahinlik yaparlardı. Bir bayram günü İbrahim’e kendileriyle beraber bayram yerine gelmesini söylediler.

88. Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
89. Ben hastayım, dedi.
90. Ona arkalarını dönüp gittiler.
91. Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz?
92. Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
93. Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)
94. (Putperestler) koşarak İbrahim’e geldiler.

Neden putları kırdığını sordular.

95. İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz!
96. Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.
97. Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.
98. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
99. (Oradan kurtulan İbrahim:) “Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek”.
100. O : “Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver”, dedi.

Böylece Hz. İbrahim küfür diyarından hicret ederek Şam’a gitti.

101. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.
102. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.

Bu ayetlerde Hz. İsmail’in kurban edilmesi anlatılır. Bu kıssa bir imtihandır. Bu imtihan, peygamber olan baba ile oğlu arasında cereyan etmiştir. Şöyle ki, Hz. İbrahim’in iki oğlu vardı: İsmail ve İshak. Kur’an-ı Kerim’de kurban edilecek çocuğun isminden söz edilmez. Ama tefsircilerin kanaatine göre bu, İsmail’dir. Zira olay göçten hemen sonra olmuştur ki, o zaman İsmail vardı. Ayıca olay Mekke’de geçmiştir. Mekke’ye gelen de İsmail’dir. İbrahim(a.s.) gece rüyasında, birisinin kendisine: “Allah sana oğlunu boğazlamanı emrediyor” dediğini duymuş, sabah olunca bunun şeytandan mı, Rahman’dan mı olduğu hususunda tereddüt etmiş, üç gece rüyayı üst üste görünce bunun Allah’tan olduğunu anlamıştır.

103. Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca:
104. Biz ona: ” Ey İbrahim!” diye seslendik.
105. Rüyayı gerçekleştirdin.Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
106. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.
107. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik.
108. Geriden gelecekler arasında ona (iyi birnam) bıraktık:
109. İbrahim’e selam! dedik.
110. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.
111. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.

Son Peygamber’in ümmeti ona salatü selam okurken Hz. İbrahim’i de anar, onu hayırla yadederler.

112. Sâlihlerden bir peygamber olarak O’na (İbrahim’e) İshak’ı müjdeledik.
113. Kendisini ve İshak’ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.

Bu cümleden olmak üzere İbrahim’e çok evlat verilmiş, İshak’ın neslinden, Hz. Ya’kub’dan başlamak üzere bir çok peygamberler gelmiştir. İkisinin neslinden iyilerin yanısıra kötülerin de çıkması, soy ve ırkın hidayet ve dalalette rolü olmadığını gösterir.

114. Andolsun biz Musa’ya da Harun’a da nimetler verdik.
115. Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
116. Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.
117. Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat’ı) verdik.
118. Her ikisini de doğru yola ilettik.
119. Sonra gelenler içinde, namlarına şunu bıraktık.
120. Musa ve Harun’a selam olsun.
121. Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.
122. Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.
123. İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.
124. (İlyas) milletine: (Allah’a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız?
125. Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba’l'e mi taparsınız? demişti.
126. “Sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah’ı?”

Ba’l, Şam’da Bek adındaki şehir halkının taptığı altın putun adı idi. Şimdi buraya adı idi. Şimdi buraya Ba’lebek denmektedir.

127. Bunun üzerine İlyas’ı yalanladılar. Onun için onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.
128. Ancak Allah’ın ihlâslı kulları müstesna.
129. Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık,
130. “İlyas’a selâm!” dedik.
131. Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.
132. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.

Burada, Hz. Lut’un kıssasından bir bölüm anlatılır.

133. Lût da elbette peygamberlerdendi.
134. Hani biz Lût’u ve ailesinin hepsini kurtardık.
135. Ancak geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında,
136. Sonra diğerlerini yok ettik.
137. (Ey insanlar!) Siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz:sabahleyin
138. Ve geceleyin. Hâla akıllanmayacak mısınız?
139. Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.

Bundan sonraki ayetlerde de Hz. Yunus’un kıssası anlatılır:

140. Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.
141. Gemide olanlarla karşılıklı kur’a çektiler de kaybedenlerden oldu.

Yunus kıssası için bak. Enbiya 21/87’nin açıklaması.

142. Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.
143. Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı,
144. Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.

Yunus (a.s.)ın tesbihi şöyle idi: La ilahe illa ente sübhaneke inni küntü mine’z-zalimin: Senden başka ilah yoktur, şüphesiz ben zalimlerden oldum.

145. Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.
146. Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.
147. Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.

Hz.Yunus’un peygamber olarak gönderildiğini yerin, Musul’da Ninova şehri olduğu kaydedilmiştir.

148. Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.
149. Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?
150. Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?
151. Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar ki;
152. “Allah doğurdu” diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.
153. Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!
154. Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?
155. Hiç düşünmüyor musunuz?
156. Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?

Sorulan delil, müşriklerin meleklerle ilgili düşünceleri ve onların Allah’ın kızları olduklarına dair inançları içindir.

157. Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!
158. Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.
159. Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.
160. Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).
161. Sizler ve taptığınız şeyler!
162. Hiçbiriniz, Allah’a karşı azdırıp saptıramazsınız.
163. Cehenneme girecek kimseden başkasını.
164. “(Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır.”
165. ” Şüphesiz biz,orada sıra sıra dururuz.”
166. “Ve şüphesiz Allah’ı tesbih ederiz.”
167. “Putperestler şöyle diyorlardı”.
168. “Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı”,
169. “Mutlaka Allah’ın ihlâslı kulları olurduk!” .
170. İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!
171. Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:
172. Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.
173. Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.
174. Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.
175. Onların halini gör, onlar da görecekler.
176. Azabımızı acele mi istiyorlar?
177. Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!
178. Sen bir zamana kadar onlara aldırma.
179. Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.
180. Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.
181. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!
182. Alemlerin Rabbi olan Allah’a da hamd olsun!



BU SUREYLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

Adı: Sure, adını  “saffat” (saf tutmuş meleklere) işaret eden ilk âyetten alır ve kâinattaki güçlerden söz eder. İlk üç âyette, saf tutmuş meleklere, bulutları sevk ve idare eden güce, zikri yapan dile yahut insana yemin edilerek Allah’ın bir olduğu gerçeği ortaya konmuştur.

Nüzul Zamanı: Muhtevasından surenin Mekke dönemi ortalarında veya sonlarına doğru nazil olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim surenin üslûbundan Hz. Peygamber’in (s.a.) ve ashabının şiddetli bir muhalefet ile karşı karşıya bulundukları belli olmaktadır.

Konu: Mekkeli müşrikler, “Sizler Rasûlullah’ın (s.a) tebliğ ettiği tevhid ve ahiret akidesini, alayla karşılıyor ve onun peygamberliğini inkâr ediyorsunuz. Ancak reddettiğiniz bu peygamber kısa bir süre içinde sizleri hüsrana uğratacak ve kendinizi Allah’ın askerlerinin ayakları altında bulacaksınız” şeklinde ikaz edilmektedir. (171,179) . Bu ültimatom, Rasûlullah’ın (s.a.) zafere ulaşacağı ile ilgili hiçbir belirti dahi bulunmadığı ve Allah’ın “ordu” biçiminde vasıflandırdığı müslümanların, günlerini baskı ve zulüm altında geçirdiği bir dönemde verilmişti. O dönemlerde müslümanların dörtte üçü, ülkelerini terk ederek hicret etmek zorunda kalmışlardı. Rasûlullah (s.a) ile birlikte Mekke’de kalan 40-50 müslüman ise, her bakımdan çaresizlik içinde oldukları halde, her türlü zulüm ve işkenceye de hâlâ dayanmaktaydılar. Böyle bir ortamda, Rasûlullah’ın (s.a) ve bir avuç çaresiz müslümanın zafere ulaşacaklarını hiç kimse tahmin dahi edemezdi. Hatta çoğu insan bu hareketin Mekke dağları arasında yok olup gideceğini sanıyordu. Fakat daha 15-16 yıl bile geçmeden Mekke fethedildi ve oradaki müşrikler Allah’ın önceden bildirdiği gibi kendilerini Allah’ın askerlerinin ayakları altında buldular.
Bu bölümde, sadece ikaz ve tehdit ile yetinilmemiş, kafirlerin idrak edebilmeleri için nasihat yoluyla tevhid ve ahiret hakkında da deliller öne sürülmüştür. Ayrıca onlar bâtıl düşüncelerden ötürü eleştirilerek bunun kötü sonuçlarından haberdar edilirken, müminlere de salih amellerinin güzel sonuçları hakkında müjde verilmiştir. Bunların yanısıra geçmiş kavimlerin, kıssaları aktarılmak suretiyle, Allah’ın peygamberlerine nasıl yardım ettiği, peygamberlerini yalanlayanları nasıl helâk ettiği ve kendisine itaat eden kullarını nasıl mükâfatlandırdığı beyan edilmiştir.
Burada beyan edilen kıssalardan en dikkati çekeni Hz. İbrahim’in (a.s) kıssasıdır. Hz. İbrahim’in (a.s) bir işaret aldıktan hemen sonra Allah’ın emrini yerine getirmek üzere, biricik oğlunu kurban etmeyi göze alışının zikredilmesi, sadece kendilerini Hz. İbrahim’e (a.s) nisbet etmek suretiyle övünen kafirlere yönelik bir uyarı değildir. Ayrıca müslümanlara, mümin bir kimsenin Allah’ın rızası için herşeyi nasıl göze aldığı örneği verilerek, İslâm’ın gerçek ruhu öğretilmek istenmiştir.
Surenin son ayetlerinde yalnız kafirlere uyarıda bulunulmakla kalınmıyor, ayrıca Rasûlullah (s.a) ile birlikte güç bir dönem geçirmekte olan müminlere de müjde veriliyor. Onlara şöyle denilmektedir. “Yolun başında çektiğiniz meşakkatlerden ye’se kapılmayın, sonunda mutlaka sizler galip geleceksiniz. Şimdi bu kafirler belki galip durumda gözükmekdedirler ama aynı kimseler çok geçmeden sizlere mağlup olacaklardır.” Gerçektende bir kaç yıl sonra, Allah’ın bildirdiklerinin bir teselliden ibaret olmadığı ve O’nun iman edenlerin kalplerini sağlamlaştırmak için verdiği haberlerin kesin birer gerçek olduğu ortaya çıkmıştır. (Tefhimü’l-Kur’an, Mevdudi)