96. Alak Suresi

 

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla…

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!
2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.
3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.
4. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.
5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.
6. Gerçek şu ki, insan azar, azgınlık eder,
7. Kendini kendine yeterli gördüğü için.
8. Kuşkusuz dönüş Rabbinedir.
9-10. Namaz kılan bir kulu, engelleyeni gördün mü?
11. Gördün mü, ya o kul doğru yolda ise,
12. Yahut takvâyı emrediyorsa?
13. Ne dersin o (engelleyen, Peygamber’i) yalanlıyor
ve doğru yoldan yüz çeviriyorsa!
14. (Bu adam) Allah’ın, (yaptıklarını) gördüğünü bilmez mi!
15. Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), yakalarız (cehenneme atarız).
16. O yalancı, günahkâr alından (perçemden),
17. O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın.
18. Biz de zebânîleri çağıracağız.
19. Hayır! Ona uyma! Allah’a secde et ve (yalnızca O’na) yaklaş!


BU SUREYLE İLGİLİ ÖNEMLİ BİLGİLER

Adı: İkinci ayetteki ”alak” kelimesi sureye isim olmuştur.Alak, insanın yaratılış safhalarından olan aşılanmış yumurtayı ifade eder. Bu sûreye “İkra’ sûresi” de denir.

Nüzul zamanı: Bu sure iki kısma ayrılır. Birinci kısım, “İkra”dan beşinci ayet olan “ma lem ya’lem”e kadardır. İkinci kısım, “Kellâ inne’l-insane le yetğa”dan surenin sonuna kadardır. Cumhur ulema, birinci kısmın Rasulullah’a gelen ilk vahiy olduğunda ittifak etmiştir. Bunun hakkında, İmam Ahmed, Buharî ve Müslim müteaddit senetlerle en sahih hadislerden sayılan bir rivayeti Hz. Aişe’den rivayet etmişlerdir. Bu rivayette Hz. Aişe, vahyin nasıl başladığını Rasulullah’ın kendisinden duymuştur. Ayrıca aynı rivayet İbn Abbas, Ebu Musa el Eş’ari ve sahabeden bir cemaatten de şu şekilde menkuldür: “Kur’an’ın ilk inen ayetleri bunlardır.” İkinci kısım, Rasulullah Harem-i Şerif’te namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil’in de onu namazdan menetmek için tehdit ettiği zaman nazil olmuştur.
Vahyin başlangıcı
Muhaddislerin kendi senetleri ile İmam Zühri’den, onun Urve b. Zubeyr’den, onun da, teyzesi Hz. Aişe’den rivayet ettiği gibi vahyin başlangıcı şu şekilde nakledilmiştir: Vahiy ilk dönemlerde Rasulullah’ın sadık rüyalar (bazı rivayetlerde iyi) görmesi ile başladı. Rasulullah bu rüyaları apaçık bir gerçek olarak görmekteydi. Rasulullah daha sonra yalnızlığı sevmeye başladı.
Hıra mağarasında günlerce ibadet için kalırdı. (Hz. Aişe burada “tahanus” kelimesini kullanmıştır. İmam Zuhri bunu “taabbûd” olarak açıklamıştır. Bu, Rasulullah’ın eda ettiği bir çeşit ibadetti. Çünkü Allah (c.c.) ona henüz nasıl ibadet edeceğini öğretmemişti) Rasulullah (s.a) evden yiyecek ve içeceğini alarak mağarada birkaç gün geçirirdi. Sonra yine eve döner ve Hz. Hatice’ye yiyecek ve içecek hazırlatarak ibadet için mağaraya dönerdi. Birgün Rasulullah Hıra mağarasında iken birden bire vahiy nazil oldu. Melek gelerek ona “oku” dedi. Hz. Aişe Rasulullah’ın sözünü şöyle nakletmektedir: “Ben okumuş değilim, dedim. Bunun üzerine melek beni tutarak sıktı. O kadar şiddetliydi ki tahammül edemiyordum. Sonra bıraktı ve tekrar “oku” dedi. Ben tekrar “okumuş değilim” dedim. Beni tekrar o kadar şiddetli sıktı ki tahammül edemedim. Sonra bıraktı ve tekrar “oku” dedi. Ben tekrar “okumuş değilim” dedim. Beni üçüncü defa öyle kuvvetli sıktı ki, tahammülüm kalmadı. Sonra beni bıraktı ve “Ikra bismi Rabbike’llezi halak” (Yaratan Rabb’inin ismiyle oku) dedi. Bu ayetten “ma lem ya’lem” e kadar okudu. Hz. Aişe diyor ki: Sonra Rasulullah, titreyerek eve döndü ve Hz. Hatice’ye “beni örtün” dedi. Rasulullah’ı örttüler. Bu korku durumu geçtikten sonra Rasulullah şöyle buyurdu: “Ey Hatice! Bana ne oldu?” Daha sonra bütün olanları Hz. Hatice’ye anlattı. Ve “Canımdan korkuyorum.” dedi. Hz. Hatice “Kesinlikle değil. Memnun ol. Allah’a yemin ederim ki, O seni rezil etmez. Sen akrabalarına iyi davranırsın. Doğru sözlüsün (Diğer bir rivayette emaneti yerine getirirsin) , çaresiz olanların yükünü hafifletirsin, fakir ve yoksullara yardım edersin, misafirperversin, iyi işlerde yardımcısın…” dedi. Hz. Hatice daha sonra Resulullah’ı yanına alarak amcasının oğlu Varaka b. Nevfel’e gittiler. Varaka, cahiliye döneminde Hristiyan olmuştu. İbranice ve Arapça olarak İncil yazıyor, okuyordu. Çok yaşlı olduğundan gözleri görmüyordu. Hz. Hatice ona şöyle dedi: “Ağabeyciğim! Yeğenini biraz dinler misin?” Varaka Rasulullah’a sordu ve Rasulullah olanları anlattı. Varaka: “Bu aynı Namustur (Vahiy getiren melek) . Allah, onu Hz. Musa’ya da göndermişti. Keşke senin nübüvvet zamanında genç olabilseydim. Keşke kavminin, seni yurdundan çıkaracağı zamana kadar yaşayabilseydim.” Rasulullah sordu: “Onlar beni buradan kovacaklar mı?” Varaka: “Evet, senin getirdiğini getiren bir şahsa insanların düşman olmadığı bir zaman yoktur. Eğer senin döneminde yaşarsam bütün gücümle sana yardım ederim.” dedi. Ancak çok geçmeden öldü.
Bu rivayetten açıkça anlaşılıyor ki vahiy gelmeden hemen önce bile Rasulullah’ın düşüncesinde Nebi olacağına dair bir şey yoktu. Nebiliğe talip olmak ve onu beklemek bir yana, onun ne olduğunu bile bilmiyordu.
Vahyin nüzulü ve melekle karşılaşması bir kişinin hiç beklemediği halde büyük bir olayla karşılaşması ve onun etkisi altında kalması gibi bir şeydi. Bu nedenle, İslâmı daveti başladığında Mekkeliler Rasulullah’a her türlü itirazı yönelttikleri halde, hiç kimse “Biz böyle şeyi Muhammed (a.s) den bekliyorduk, çünkü o bunun planlarını yapıyordu.” diyememiştir.
Bu rivayetten şu da anlaşılmaktadır: Rasulullah nübüvvetten önce de çok temizdi. Onun ahlakı çok yüceydi. Hz. Hatice 55 yaşında bir kadın ve Rasulullah ondan 15 yaş küçüktü. Uzun evlilik dönemleri içerisinde Rasulullah’ın hiç bir şeyi Hz. Hatice’den gizli kalamazdı. O, Rasulullah’ın ahlakının ne derece yüksek olduğuna bizzat tanıktı. Rasulullah Hıra’dan döndüğü zaman, onun başından geçenleri duyunca hiç tereddütsüz kabul ederek şöyle demişti: “Sana vahiy getiren gerçekten Allah’ın meleğiydi” Aynı şekilde Varaka b. Nevfel’de Mekke’nin yaşlı bir kişisi idi. Rasulullah’ı çocuktan beri tanırdı. 15 senelik yakın akrabalığı dolayısıyla Rasulullah’ın hayatına ve yaşantısına yakından vakıftı. Rasulullah’tan vahiy olayını işitince o da hiç tereddütsüz kabul etmiş ve şöyle demişti: “Bu aynı Namus’tur ki, Hz. Musa’ya da gönderilmişti.” Bunun anlamı şudur: Varaka’ya göre de Rasulullah öyle bir insandı ki, ona nübüvvet verilmesi çok tabiiydi.
İkinci kısmın nüzul zamanı:
Bu surenin ikinci kısmı, Rasulullah’ın namaz kılmaya başladığı ve Ebu Cehil’in de onu korkutmak, tehdit yoluyla engel olmak istediği zaman nazil olmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, nübüvvetten sonra Rasulullah İslâmî tebliğe başlamadan önce Harem-i Şerif’te Allah’ın öğrettiği tarzda namaz kılmaya başlamıştı. Mekkeli müşrikler bundan Rasulullah’ın yeni bir din takip etmeye başladığını anlamışlardı. Mekke’deki diğer insanlar Rasulullah’ın yeni tarzdaki ibadetini hayretle seyrederken, Ebu Cehil, cahiliyet taassubu ile bu şekilde ibadet etmemesi için Rasulullah’ı korkutmaya çalıştı. Bu olay hakkında pek çok hadis vardır. Ebu Cehil’in bu beyhude hareketinin hadisi İbn Abbas ve Ebu Hureyre’den mervidir.
Ebu Hureyre’den şöyle rivayet edilmiştir. “Ebu Cehil Kureyşlilere sormuş; Muhammed siz varken de ellerini yere koyup secde ediyor mu? Onlar “evet” dediler. Ebu Cehil, “Lat ve Uzza’ya yemin ederim, eğer onu bu şekilde ibadet ederken görürsem ensesine ayağımı basarak yüzünü yere sürteceğim.” dedi. Bir gün, Rasulullah namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil, ensesine basmak için ona doğru yöneldi.
Ama birdenbire herkes onun geri çekildiğini gördü. Ebu Cehil’e soruldu: “Ne oluyor?” Ebu Cehil: “Benimle onun arasında bir ateş hendeği vardı. Bazı kanatlar da gördüm.” Rasulullah şöyle buyurdu: “Eğer yanıma gelseydi melekler onu parçalayacaktı.” (Ahmed, Müslim, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Hatim, İbnü’l Münzir, İbn Merduye, Ebu Nuaym, İsfehanî, Beyhakî)
İbn Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir: “Ebu Cehil dedi ki: Eğer Muhammed’in Kâbe civarında ibadet ettiğini görürsem ensesini ayaklarımın altına alacağım.” Bu haber Rasulullah’a ulaştığında şöyle buyurdu. “Eğer böyle yaparsa melekler onu yakalarlar”. (Buharî, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, Abdürrezzak, Abd b. Humeyd, İbn Münzir, İbn Merduye) .
İbn Abbas’tan diğer bir rivayette şöyledir: “Rasulullah, Makam-ı İbrahim’de namaz kılmaktaydı. Ebu Cehil yanına gelerek şöyle dedi: “Ey Muhammed! Ben seni bundan menetmedim mi? ve Rasulullah’ı tehdit etmeye başladı. Rasulullah ona sert bir şekilde “Sen kim oluyorsun?” karşılığını verdi. Bunun üzerine Ebu Cehil. “Ey Muhammed! Sen kime güvenerek beni korkutuyorsun? dedi. Ve devam etti: Tanrıya yemin ederim ki, burada en fazla yardımcısı olanlardanım. (Ahmed, Tirmizî, Neseî, İbn Cerir, İbn Ebi Şeybe, İbn Münzir, Taberanî, İbn Merduye)
Bu olay üzerine surenin “kella inne’l insane le yetğa” ile başlayan kısmı nazil olmuştur. Bu kısmın yeri doğal olarak Kur’an’ın bu suresindedir. Çünkü Rasulullah İslâmı ilk kez namaz ile açığa vurmuştu. Kafirlerle karşı karşıya gelmesinin başlangıcını bu oluşturmuştu. (Tefhimü’l-Kur’an, Mevdudi)