|

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1.
De ki: O, Allah bir tekdir.
2.
Allah sameddir (hiç birşeye muhtaç değil,
herşey O'na muhtaçtır.)
3.
O, doğurmamış ve doğurulmamıştır
4.
O'nun hiçbir dengi (benzeri) yoktur.

Adı: "İhlâs" bu surenin sadece
ismi değil, konusudur da. Bu surede hâlis
Tevhid beyan edilmiştir. Kur'an'ın diğer
surelerinde de kullanılan "ihlas" kelimesi
bu sureye isim olmuştur. Ancak bu surede "ihlâs"
kelimesi kullanılmamıştır. Bu isim, surenin
manası itibariyle bu sureye verilmiştir.
"İhlâs"
samimi olmak, dine içtenlikle bağlanmak,
esaslarını sırf Allah rızası için uygulamak
anlamınadır. Bir kimse anlayarak bu sureye
iman ederse, şirkten kurtulur.
Nüzul zamanı: Bu surenin Mekkî
mi, Medenî mi olduğunda ihtilâf vardır. Bu
ihtilaf, nakledilen çeşitli rivayetlerden
kaynaklanır. Aşağıda bu rivayetleri
zikredeceğiz:
1) İbn Mesud'dan şöyle rivayet edilmiştir.
Kureyşliler Rasulullah'a şöyle sorarlardı:
"Rabbinin nesebi nedir?" Bunun üzerine bu
sure nazil oldu. (Taberanî) . Araplarda bir
yabancıyı tanımak istediğinde "Onun nesebi
nedir?" diye sormak adetti. Çünkü onlarda
bir kimseyi tanımanın ilk şartı, nesebinin
ne olduğu ve hangi kabileden geldiğinin
açıklanmasıydı. Aynı şekilde Rabbinin kim
olduğunu öğrenmek için Resulullah'a da
Rabbinin nesebini sormuşlardı.
2) Ebu Ya'la, Ubey b. Ka'b'tan rivayet eder:
Müşrikler, "Rabbinin nesebini söyle"
dediklerinde Allah (c.c.) bu sureyi nazil
etti. (Müsned-i Ahmed, İbn Ebi Hatim, İbn
Cerir, Tirmizî, Buharî, İbnü'l Münzir,
Beyhaki) . Tirmizi'de Ebu Ya'la'dan bir
rivayet nakledilmiş, ancak Ubey
zikredilmemiştir. Tirmizi buna karşın
hadisin sahih olduğunu söylemiştir.
3) Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet
edilmiştir. Bir Arabî (bazı rivayetlere göre
halk) Rasulullah'a şöyle sordu: "Rabbinin
nesebi nedir?" Bunun üzerine Allah (c.c.) bu
sureyi inzal buyurdu. (Ebu Ya'la, İbn Cerir,
İbn Münzir, Teberanî, Beyhakî, Ebu Nuaym,
fi'l Hilye)
4) İkrime, İbn Abbas'tan şöyle nakletmiştir.
İçlerinde Ka'b b. Eşref ve Huyey b. Ahtab'ın
da bulunduğu Yahudilerden bir grup,
Rasulullah'a gelerek şöyle sordular. "Ey
Muhammed! Seni gönderen Rab nasıldır?" Bunun
üzerine bu sure nazil olmuştur. (İbn Ebi
Hatim, İbn Adiyy, Beyhakî, fi'l Esma ve's
sıfat)
Ayrıca bazı rivayetler de İbn Teymiye'nin
İhlas suresi tefsirinde nakledilmiştir.
5) Enes b. Malik'den şöyle rivayet
edilmiştir. Hayber'deki bazı Yahudiler
Rasulullah'a gelerek şöyle dediler: "Ey
Ebu'l Kasım! Allah (c.c.) melekleri nurdan,
Adem'i kokmuş çamurdan, İblis'i ateşten,
göğü dumandan ve yeryüzünü su köpüğünden
yaratmıştır. Peki Rabbinin kendi mahiyeti
nedir?" Rasulullah onların bu sorusuna cevap
vermedi. Bu sırada Cebrail gelerek, "Ey
Muhammed (s.a) ! Onlara de ki, (kul
hüvellahu ehad) ..." dedi.
6) Amir b. Tufeyl Rasulullah'a şöyle sordu:
"Ey Muhammed! Sen bizi neye davet
ediyorsun?" Rasulullah: "Ben sizi Allah'a
davet ediyorum" buyurdu. Amir şöyle dedi: "O
zaman, O'nun keyfiyetini anlat. Altından mı,
gümüşten mi. yoksa demirden mi?" Bunun
üzerine bu sure nazil olmuştur.
7) Dahhak, Katade ve Mukatil'in açıklaması
şöyledir. "Ey Muhammed, Rabbinin keyfiyetini
anlat, belki iman ederiz. Allah (c.c.) kendi
sıfatlarını Tevrat'ta bildirmiştir. Ama sen
neyden yapıldığını, hangi cinsten olduğunu
söyle. Altından mı, bakırdan mı, yoksa
pirinçten mi? Veya demir ve gümüşten mi? O,
ne yiyor, ne içiyor? Kimden veraset almış ve
varisi kim olacak." Bunun üzerine Allah
(c.c.) bu sureyi inzal buyurdu.
8) İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir:
Necran Hristiyanlarından bir heyet bir
Papazla birlikte Rasulullah'ın huzuruna
geldi. Rasulullah'a şöyle sordular:
"Rabbinin nasıl olduğunu söyle. Hangi
maddedendir?" Rasulullah şöyle buyurdu:
"Benim Rabbim hiçbir şeyden meydana gelmedi.
O, herşeyden farklıdır." Bunun üzerine Allah
(c.c.) bu sureyi indirdi. Bu rivayetlerden
anlaşılıyor ki, Rasulullah'a çeşitli
zamanlarda, insanları davet ettiği mabudun
mahiyet ve keyfiyeti sorulmuştur. Rasulullah
her defasında Allah'ın emriyle bu cevabı
vermiştir. İlk önce Mekke'deki müşrik
Kureyşliler sormuşlar ve bu sorunun cevabı
olarak ihlas suresi nazil olmuştur.
Daha sonra Medine'de Yahudiler ve
Hristiyanlar, bazen de diğer Araplar
sözkonusu soruyu Rasulullah'a yöneltmişler,
her defasında da onlara cevap olarak Allah
(c.c.) bu sureye işaret etmiştir. Bu
rivayetlerden anlaşılan şudur ki,
Rasulullah'a sözkonusu soru yöneltildiğinde
cevap olarak her defasında bu sureyi okuduğu
için, bu sureye hep yeni nazil olduğu
zannıyla bakılmıştır. Onun için, bu
rivayetlerin birbirine tezat olduğu gözüyle
bakıp yanılgıya düşülmemelidir. Aslında bir
mesele hakkında daha önce nazil olmuş bir
ayet veya sure varsa, aynı mesele hakkında
tekrar soru sorulduğunda Allah (c.c) bu
sorunun cevabı olarak ilgili sureye işaret
ediyor ve Rasulullah da onu okuyordu.
Muhaddisler bunu şöyle açıklamışlardır:
"Filan mesele hakkında veya filan soru
üzerine bu ayet nazil olmuştur. Buna "nüzul
tekrarı" denilmiştir. Yani bir ayet veya bir
sure bir defadan fazla nazil olmuştur.
Aslında doğru görüş, bu surenin Mekkî
olduğudur. Hatta surenin muhtevasından,
Mekke döneminin başlangıcında nazil olduğu
anlaşılmaktadır. O zamana kadar, Allah'ın
zâtı ve sıfatları hakkında Kur'an'da
herhangi bir ayet nazil olmamıştı.
Resulullah'ın Allah'a davetini dinleyenler,
Rasulullah'ın ibadet ettiği Rabbin nasıl bir
şey olduğunu merak ediyorlardı. Bu surenin
Mekke döneminin başında nazil olmasının
delili, Mekke'de Hz. Bilâl'in sahibi Umeyye
b. Halef'in, Bilâl'i kızgın kuma yatırarak
göğsüne taş koyduğunda Bilâl'in, "ehad, ehad"
diyerek Allah'ı zikretmesidir. Bu kelime
ihlas suresinden alınmadır.
Konusu: Surenin nüzulü
hakkında yukarıda zikredilen rivayetler
gözönüne alınırsa, Resulullah'ın Tevhide
davet etmeye başladığı dönemde insanların
kafasındaki ilahi düşüncenin nasıl olduğu
anlışılır. Putperest müşriklerin taptığı
ağaçtan, taştan, altından, gümüşten vb.
çeşitli ilahlar şekil, suret ve cisim sahibi
idiler. Tanrı ve tanrıçalarında üreme vardı.
Hiç bir tanrıça kocasız değildi. Hiçbir
tanrı da karısız değildi. Onların sözde
yemeye, içmeye de ihtiyaçları vardı. Onlara
tapanlar bu nedenle tanrılarına yeme, içme
imkânı sağlıyorlardı. Müşriklerin büyük bir
bölümü, Allah'ın insan şeklinde insanların
arasına geleceğine de kail idiler. Bazıları
O'nun temsilcisi durumundaydılar.
Hristiyanlar, bir Allah'a inandıklarını
iddia etseler de inandıkları tanrının en
azından bir oğlu vardı. Oğlu ile baba
arasında Ruhu'l Kudüs'ün de önemli bir yeri
vardı; hatta tanrının anası ve kaynanası da
vardı. Yahudilerin de bir Allah'a
inandıklarını iddia etmeleri boşunadır.
Çünkü inandıkları ilah, maddi cismanilikten
ve insani sıfatlardan uzak değildi. Mesela
yürürdü. İnsani şekilde gelirdi. Kendi
kulları ile güreş de yapardı. En az bir adet
oğul'un (Uzeyr) babasıydı. Bu dini grubun
dışında mecusiler ateşe taparlardı.
Sabiiler de yıldızlara taparlardı. Bu
şartlarda, Rasulullah insanları "vahdehu la
şerikeleh"e inanmaya çağırınca, doğal olarak
zihinlerine, bütün mabudların terkedilerek
bir olduğuna inanılacak Rabbin nasıl bir şey
olduğu sorusu gelmişti. Kur'an-ı Mecid'in
icazıdır ki, onların bu sorularına karşı
birkaç kelime ile Allah'ın zatı hakkında
öyle bir tasavvur verilmiştir ki, bütün
müşrik düşüncelerin kökü kazınmıştır.
Mahlukatın sıfatlarından hiçbir sıfatın
O'nun zâtına karışmasına bir mahal
bırakılmamıştır.
Surenin Fazileti ve önemi: Bu sure,
Rasulullah'ın indinde çok yüce bir yere
sahipti. Rasulullah, çeşitli yollarla bu
surenin önemini müslümanlara idrak ettirmek
için uğraşmıştır ki müslümanlar bu sureyi
okusunlar ve halka yaysınlar. Bu sure,
insanın zihnine hemen yerleşen İslam'ın
birinci temel akidesini (Tevhid akidesi)
beyan etmiştir. Hadislerde de pek çok
rivayette Rasulullah'tan, bu surenin
Kur'an'ın üçte birine eşit olduğu mervidir.
Buharî, Müslim, Ebu Davud, Neseî, Tirmizî,
İbn Mace, Müsned-i Ahmed, Taberanî vs. de bu
konu hakkında müteaddit hadis, Ebu Said
Hudrî, Ebu Hureyre, Ebu Eyyub el-Ensarî, Ebu
Derda, Muaz b. Cebel, Cabir b. Abdullah,
Ubey b. Ka'b, Ümmü Gülsüm b. Numan, Enes b.
Malik ve Ebu Mesud'dan (r.a) menkuldür.
Müfessirler, Rasulullah'ın bu buyruğu
hakkında pek çok açıklama yapmışlardır. Buna
göre en doğru izah, Kur'an-ı Kerim'ın
açıkladığı dinin üç temel esasa
dayandığıdır. Birincisi tevhid, ikincisi
risalet ve üçüncüsü ahirettir. Bu surede
halis tevhid beyan edildiği için, Rasulullah
bu surenin Kur'an'ın üçte birine eşit
olduğunu beyan etmiştir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
BU SUREYE DAİR HADİSLER
Buharî, Müslim ve başka Hadis kitaplarında
Hz. Aişe'den nakledilen bir rivayete göre,
Rasulullah bir grubu sefer için göndermişti.
İçlerinden bir şahıs kıldırdığı bütün
namazları İhlas suresi ile bitiriyordu. Geri
döndüklerinde gruptakiler bunu Resulullah'a
anlattılar. Rasulullah, niçin böyle
yaptığını ona sormalarını istedi. Ona
sorulduğunda şöyle cevap verdi: "Ben surede
Rahman'ın sıfatları zikredildiğinden bu
sureyi çok seviyorum" deyince Allah'ın
Rasulü (s.a) : "O'na deyin ki, Allah da O'nu
seviyor" diye buyurdu.
Ebû Hüreyre anlatıyor: Resûlullah
(s.a.v.)'la beraber yürüyordum. Bir ara Hz.Peygamber
"Kul huvallahü Ehad" (ihlas sûresini) okuyan
bir ses duydu ve
"Farz oldu." buyurdu.
"Ne farz oldu ya Resûlallah?" diye sordum,
"Cennete girmesi" buyurdu.
Bunun üzerine ben gidip okuyan adama müjdeyi
vermek istedim, fakat Resûlullah'la (s.a.v.)
beraber yemek yeme fırsatım kaçıracağımdan
korktum. Onun için Hz. Peygamberle yemek
yemeyi tercih ettim. Daha sonra adamı
aradım, fakat onu yerinde bulamadım,
gitmişti.
(Tirmizi, Sevabul-Kur'an, 42/11)
Ebû Saîd el-Hudrî'den:
Bir adamın 'Kul huvallahü ehad' sûresini
tekrar tekrar okuduğunu gördüm. Hemen ertesi
gün Resûlullah'a (s.a.v.) giderek durumu
anlattım. Çünkü adam okuduğunu âdeta
azımsıyordu. Bunun üzerine Resûlullah
(s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kuvvet ve iradesi
sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki
bu sûre fazilet bakımından Kur'an'ın üçte
birine denktir.»
(Buhari, Fedâilu'l-Kur'an, 66/13)
|