|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın
adıyla.
1.
İncire, zeytine andolsun
2.
Andolsun Sina dağına,
3.
Ve şu emîn beldeye andolsun ki,
4.
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
5
.Sonra da onu aşağıların aşağısına çevirdik.
6.
Ama iman edip sâlih amel işleyenler başka.
Onlar için
eksilmeyen devamlı bir ecir vardır
7.
Artık bundan sonra, ceza günü konusunda seni
kim yalanlayabilir?
8.
Allah, hüküm verenlerin en üstünü değil
midir?

Adı: 1. ayetteki "Tin" sureye
isim olmuştur, dağ adı veya incir demektir.
Nüzul zamanı: Katade, bu
surenin Medenî olduğunu söylemektedir. İbn
Abbas'tan iki kavil nakledilmiştir;
birincisine göre, bu sure Mekkî'dir. Diğer
kavline göre, bu sure Medenî'dir. Ulemanın
çoğunluğu bu sureyi Mekkî kabul etmişlerdir.
Surenin Mekki olmasının açık alameti Mekke
için "hâze'l-beledi'l emin" denmesidir. Eğer
Medine'de nazil olsaydı Mekke için kulanılan
bu ifade doğru olmazdı. Ayrıca surenin
konusundan, Mekke'de başlangıçta nazil olan
surelerden birisi olduğu anlaşılmaktadır.
Çünkü surede, küfür ile iman arasında
şiddetli bir mücadelenin başladığına dair
bir iz yoktur. Bunun için, ilk dönemdeki
diğer Mekkî surelerin üslubunu taşımaktadır.
Bu surede de, kısa kısa ve etkili
cümlelerden oluşan bir üslupla, ahiret,
oradaki ceza ve mükafatın gerekli olduğu,
mantıklı olduğu anlatılmaktadır.
Konu: Surenin konusu, ceza ve
mükafaatın gerekliliğini anlatmaktır. Bu
nedenle ilk önce, büyük peygamberlerin
çıktığı yer üzerine yemin edilerek şöyle
buyurulmuştur: "Biz insanı en güzel biçimde
yarattık." Bu gerçek, Kur'an'ı Kerim'in
çeşitli yerlerinde değişik ifadelerle beyan
edilmiştir. Mesela bazı yerlerde şöyle
buyurulmuştur: "Allah insanı yeryüzünde
halife tayin etti ve Meleklere ona secde
etmelerini emretti. (Bakara 30-34, En'am
165, A'raf 11, Hicr 28, Neml 62, Sad 71-73)
Bazı yerlerde de şöyle buyurulmuştur: "Biz
emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk, onu
yüklenmekten kaçındılar, ondan korktular. O
insana yüklendi..." (Ahzab 72) Bazı yerlerde
ise şöyle buyurulmuştur: "Andolsun biz
Ademoğullarına çok ikram ettik. Onları
karada ve denizde taşıdık. Onları güzel
rızıklarla besledik ve onları
yarattıklarımızın bir çoğundan üstün
kıldık." (İsra 70) Tin suresinde özellikle
enbiyanın ortaya çıktığı yer üzerine yemin
edilerek "İnsanı en güzel şekilde yarattık"
buyurulmuştur. Yani onu öyle güzel şekilde
yarattık ki, arasından büyük peygamberler
çıkardık. Bu peygamberlere Allah'ın
yarattıklarının ulaşabileceği en yüksek
makamı verdik.
Bundan sonra, insanların iki tip olduğu
açıklanmıştır. Birincisi, en güzel şekilde
yaratıldığı halde kötüye meyledenlerdir. Bu
tip insan ahlaki bakımdan en alçak seviyeye
düşmüştür. O kadar ki başka hiç bir mahluk o
seviyeye düşmez. ikincisi, iman ederek ve
salih amel işleyerek bu düşük seviyeden
kurtulmuş, yaratılışının gereği olarak
bulunduğu üst makamda kalmıştır. Bu iki tip
insanın varolduğu bir gerçektir. İnkar
edilemez. İnsanlık toplumunda onları
müşahade etmek mümkündür.
Sonunda insanlarda birbirinden kesinlikle
farklı iki tip varsa onların farklı
amellerine farklı karşılık verileceğinin
inkar edilemeyeceği aynı gerçeğe istidlal
olarak ileri sürülmüştür. Ahlaki bakımdan
alçaklığa düşenlere hiçbir ceza ve yüksek
ahlaklı olanlara da hiçbir mükafaat
verilmeyecek olsa, iki grubun sonu da aynı
olacaksa, bu, Allah'ın hükümdarlığında hiç
adalet ve insaf bulunmadığı anlamına gelir.
Oysa insanî fıtrat ve insani akıl
bakımından, hükümdar olanın aynı zamanda
adaletli olması da gerekir. Eğer böyle
olmazsa, Allah'ın, hüküm verenlerin en
üstünü olduğu ve hükümdarlığında insafsızlık
olmayacağı nasıl tasavvur edilebilir?
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|