|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın
adıyla.
1.
Andolsun bu beldeye ,
2.
Ki sen bu beldedesin ,
3.
Ve andolsun babaya ve ondan meydana gelen
çocuğa,
4.
Biz, insanı ( yüzyüze geleceği nice )
zorluklar içinde yarattık.
5.
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç
yetiremeyeceğini mi sanıyor?
6.
"Pek çok mal harcadım " diyor.
7.
Kimse onu görmedi mi sanıyor?
8.
Biz ona iki göz vermedik mi?
9.
Bir dil ve iki dudak ,
10.
Ona iki yolu ( doğru ve eğriyi ) gösterdik .
11.
Fakat o, sarp yokuşu aşamadı.
12.
O sarp yokuş nedir bilir misin?
13.
Köle azat etmek,
14.
Veya açlık gününde yemek yedirmektir,
15.
Yakınlığı olan bir yetime.
16.
Veya hiçbir şeyi olmayan yoksula.
17.
Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı
tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı
öğütleyenlerden olmaktır.
18.
İşte bunlar sağdakilerdir.
19.
Ayetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar
soldakilerdir,
20.
Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı
kapatılmış bir ateştir.

Adı: Adını, ilk âyette geçen,
Mekke'yi anlatan ve "şehir" anlamına gelen "beled"
kelimesinden almaktadır.
Nüzul zamanı: İçeriği ve
üslubu, Mekke döneminin başlangıcında nazil
olan surelere benzemektedir. Ama surenin
içindeki bir işaret, bu sürenin nüzul
zamanının,
Mekkeli kafirlerin Rasulüllah'a düşman
kesilerek O'na karşı her türlü zulmü ve
haksızlığı reva gördükleri döneme denk
düştüğünü göstermektedir.
Konu: Bu surede geniş bir
konuya kısa kısa cümlelerle, özet olarak
değinilmiş ve konu toparlanmıştır. Bu da
Kur'an-ı Kerim'in icazıdır ki hakkında koca
bir kitap yazılabilecek büyük bir konu, bu
küçük surede kısa kısa cümlelerle ve müessir
ifadeyle beyan edilmiştir. Surenin konusu,
insanın dünyadaki yerini anlatmak ve aynı
zamanda Allah'ın insan için iki yol olarak
saadet ve şekaveti açık bıraktığını
belirtmektedir. İnsana, bu iki yolu görmek
ve takip etmek imkanı da yaratılmıştır.
Saadet yolunu takip ederek güzel bir sona
varmak veya şekavet ederek kötü sona ulaşmak
insanın gayretine bağlıdır.
Önce Mekke şehrine ve onun içinde bulunan
Rasulullah'ın üzerindeki musibetlere yemin
edilerek, Rasulullah nazarında bütün
Ademoğlu'nun vaziyeti; dünyanın insan için
bir dinlenme yeri olmadığına delil olarak
ileri sürülmüştür. İnsan bu dünyaya meşakkat
içinde gelmiştir. Aynı konuyla ilgili olan
Necm Suresinin 39. ayeti ile birleştirecek
olursak, insanın istikbalinin, bu dünyadaki
çalışmasına ve meşakkatine bağlı olduğu
anlaşılmaktadır.
Bundan sonra insanın yanlış düşüncesi olan
"bu dünyada sadece insanın varlığı vardır ve
ondan üstün güç yoktur. İnsandan hesap da
sorulmayacaktır" inancı düzeltilmektedir.
Daha sonra, insanın pek çok cahiliye
tasavvurlarından biri olan, bu dünyada
büyüklük ve fazîlet için ne gibi yanlış
ölçüler kabul edildiği misal olarak ileri
sürülmüştür. Bazı şahislar büyüklük için
gösteriş olarak yığınlarca mal sarfeder.
İsraf ettiği mal ile kibirlenir, halk da ona
özenir. Halbuki onu gözeten Zat, kazandığı
malı hangi yol ile kazandığını, ne niyetle
ve hangi maksatla sarfettiğini
gözetlemektedir.
Bundan sonra Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
Biz insana ilmî vasıtalar ve düşünme
yeteneği vererek onun önünde iyi ve kötü
olmak üzere iki yol açtık. Bir yol onu
ahlâkî alçaklığa götürür ve onu izlemek için
hiçbir gayrete de ihtiyacı yoktur. Tersine
nefsini dünyevi lezzetlere bırakması
yeterlidir. İkinci yol ise ahlâkî yüksekliğe
ulaştırır. Bu yoldaki zor geçitlerden
geçebilmesi için kendi nefsine cebretmesi
gerekir. İnsan, zaafı nedeniyle bu zor
geçitten geçmek yerine, aşağı düşmeyi tercih
eder.
Sonra Allah, o zor geçidin ne olduğunu
açıklamaktadır. Bu geçit, insanın oradan
geçerek yükselebileceği yoldur. O zor geçit:
İnsanın gösteriş, kibir ve riya için mal
sarfetmeyi bırakarak; malı yetimlere,
miskinlere yardım için sarfetmektir. Allah'a
ve onun dinine iman ederek iman edenler
topluluğuna katılmaktır. Böyle insanlardan
oluşan bir cemiyet kurulmalı ve mensupları
birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeli,
insanlara merhamet göstermelidirler. Bu
yolda yürüyenler Allah'ın rahmetine layık
olurlar. Tersine öbür yolu izleyenlerin sonu
ise, içinden çıkış yolu bulunmayan cehennem
ateşidir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|