|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1.
(Resûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan
kıyametin haberi sana geldi mi?
2.
O gün bir takım yüzler zillete düşmüştür,
3.
Çalışmış fakat boşuna yorulmuştur,
4.
Kızgın ateşe girer.
5.
Onlara kaynar su pınarından içirilir.
6.
Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur,
7.
O ise ne besler ne de açlığı giderir.
8.
O gün bir takım yüzler de vardır ki,
mutludurlar,
9.
(dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır,
10.Yüce
bir cennettedirler.
11.Orada
boş bir söz işitmezler.
12.
Orada (cennette) devamlı akan bir pınar,
13.
Yükseltilmiş tahtlar,
14.
Konulmuş kadehler,
15.
Sıra sıra dizilmiş yastıklar,
16.
Serilmiş halılar vardır.
17.
(İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına,
bakmazlar mı?
18.
Göğe bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiş?
19.
Dağların nasıl dikildiğine, bakmazlar mı?
20.
Yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar
mı?
21.
O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak
öğüt vericisin.
22.
Onların üzerinde bir zorba değilsin.
23.
Ancak yüz çevirir inkâr ederse,
24.
İşte öylesini Allah en büyük azap ile
cezalandırır.
25.
Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir.
26.
Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece
bize aittir.

Adı:
Adını, ilk âyette geçen ve her şeyi saran,
kaplayan, dehşeti her şeye ulaşan kıyamet
günü anlamına gelen "ğâşiye"
kelimesinden alır.
Nüzul zamanı: Muhtevasından da
anlaşılacağı gibi bu sure, Mekke'nin ilk
dönemlerinde nazil olmuştur. Bu
Rasulullah'ın (s.a.) Mekke'de tebliğe
başladığında, müşriklerin daha pek hassas
davranmadıkları bir dönemdir.
Konu: Bu surenin konusunu
anlayabilmek için, Rasulullah'ın, şu iki
hususu, Mekkeliler'in zihinlerine
yerleştirmek için çalıştığını hatırlamak
gerekir. Birincisi Tevhid, ikincisi Ahiret.
Mekke halkı kesinlikle bu iki esasa karşı
çıkıyordu. Bu hususu ifade ettikten hemen
sonra, şimdi de bu surenin uslûbu ve
muhtevası üzerinde duralım.
'O gün tüm kainatın büyük bir felâkete
uğrayacağını bilmiyor musunuz? denilerek,
gaflete dalan insanlara aniden bir soru
yöneltilip, bundan hemen sonra açıklamalar
yapılmaya başlanmıştır. O gün insanlar iki
grup halinde bulunacaklar ve her iki grup da
farklı akibetler ile karşılaşacaklardır. Bir
grup cehennem ateşine ve azabına
çarptırılırken, diğeri de cennette yüce bir
makama ulaşacak ve orada kendisini çeşit
çeşit nimetlerin beklediğini görecektir.
Böyle bir uyarıdan sonra, aniden uslûb
değişir, Tevhid ve Ahiret hakkında birşey
duyar duymaz öfkelenen kimselere sorular
yöneltilir. Çevrenizde sürekli bulunan
şeylerin nasıl uygun özellikler ile bezenmiş
olduğunu görmüyor musunuz?
Devenin nasıl yaratılmış olduğunu düşünmüyor
musunuz? Çevresine uygun özellikler
taşımaktadır, çünkü çöl hayatına ancak bu
vasıflara sahip bir hayvan dayanabilir.
Zaten develer de bu vasıflara sahip değil
midirler? Açık bir yolda seyahat ederken,
gökyüzünü nasıl tepenize astığımızı, dağları
nasıl diktiğimizi ve yeryüzünü nasıl
döşediğimizi görmüyor musunuz? Kâdir-i
Mutlak'ın hikmeti ve kudreti olmaksızın, tüm
bunların yaratılması mümkün müdür? Şayet bir
varlık, 'herşeyi yaratan' kabul ediliyorsa,
insanı öldürmeye, onu tekrar diriltmeye,
cenneti ve cehennemi yaratmaya niçin kâdir
olmasın?
Bu kısa ve etkileyici ifadelerden sonra,
kafirler devreden çıkarılır ve artık
Rasulullah'a hitap edilmeye başlanarak şöyle
buyurulur: Bunlar İslâm'ı kabul
etmeyebilirler. Biz seni onları zorlaman
için göndermedik. Senin görevin sadece
tebliğdir ve sen tebliğ etmeye devam et.
Sonunda bize döndürüleceklerdir. İşte biz o
zaman onlara yaptıklarından hesap sorar ve
onları ağır bir şekilde cezalandırırız.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|