|
Rahmân ve
Rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
1. (Peygamber),
yüzünü ekşitti ve geri döndü,
2. Âmânın
kendisine gelmesinden ötürü.
3. Belki
o temizlenecek,
4. Yahut
öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
5. Kendini
(sana) muhtaç görmeyene gelince,
6. Sen
ona yöneliyorsun,
7.
Oysa ki onun temizlenip arınmasından sen
sorumlu değilsin.
8.
Fakat koşarak sana gelen ,
9.
Ve (Allah'tan) korkarak gelenle ,
10.
Sen onunla ilgilenmiyorsun.
11.
Hayır! Şüphesiz bunlar bir öğüttür,
12.
Dileyen ondan (Kur'an'dan) öğüt alır,
13.
O, değerli sahifelerdir,
14.
Tertemiz kılınmış, yüce makamlara
kaldırılmış mukaddes sahifelerde,
15.
Kâtiplerin ellerindedir ,
16.
Değerli ve güvenilir katiplerin.
17.
Kahrolası insan! Ne inkârcıdır!
18.
Allah onu neden yarattı?
19.
Bir nutfeden (spermadan) yarattı da ona
şekil verdi.
20.
Sonra ona yolu kolaylaştırdı.
21.
Sonra onun canını aldı ve kabre soktu.
22.
Sonra dilediği bir vakitte onu yeniden
diriltir.
23.
Hayır! (İnsan) Allah'ın emrettiğini yapmadı.
24.
İnsan, yediğine bir baksın!
25.
Yağmurlar yağdırdık,
26.
Sonra toprağı göz göz yardık,
27.
Bu suretle orada ekinler bitirdik,
28.
Üzümler ,yoncalar ,
29.
Zeytinlikler, hurmalıklar ,
30.
İri ve sık ağaçlı bahçeler,
31.
Meyveler ve çayırlar bitirdik.
32.
(Bütün bunlar) sizi ve hayvanlarınızı
yararlandırmak içindir.
33.
Kulakları sağır eden o ses geldiğinde,
34.
İşte o gün kişi kardeşinden, kaçar.
35
. Annesinden, babasından,
36.
Eşinden ve çocuklarından .
37.
O gün, herkesin kendine yetip artacak bir
derdi vardır.
38.
O gün bir takım yüzler parıl parıl,
39.
Güler ve sevinir.
40.
Yine o gün birtakım yüzleri de keder
bürümüş,
41.
Hüzünden kapkara kesilmiştir.
42.
İşte bunlar kâfirler ve günahkârlardır.

Adı: Sure
adını, ilk kelimesi "Abese" (yüzünü ekşitti,
buruşturdu) anlamına gelen ilk kelimesinden
almıştır.
Nüzul zamanı: Bu sûrenin nüzul
sebebi hakkında görüş bildiren müfessir ve
muhaddisler, aşağıda zikredilen
hâdisenin bu sûrenin nüzuluna neden olduğu
konusunda ittifak etmişlerdir.
Birgün Rasûlullah (s.a) Mekke'nin ileri
gelenlerine İslâm'ı tebliğ ediyor ve onları
ikna edebilmek için oldukça gayret
sarfediyordu.. Bu sırada bir âmâ olan Hz.
İbn Ummu Mektum (r.a) çıkagelerek,
Rasûlullah'tan (s.a.) İslâm hakkında bilgi
vermesini istedi. Rasûlullah (s.a) ise, Ummu
Mektum'un araya girmesinden hoşlanmayarak
yüzünü çevirdi ve bu olay üzerine de Abese
Sûresi nazil oldu.
Konu: Surenin ilk
ayetlerinden, Allah Teâlâ'nın, Hz.
Muhammed'i (s.a) bir âmâya önem vermeyip,
Mekke'nin ileri gelenlerine yöneldiği için
azarladığı anlaşılmaktadır. Ancak sûrenin
tümü birlikte müteâlâ edildiğinde, bu
azarlamanın hedefinin Mekke'nin ileri gelen
kâfirlerinin olduğu anlaşılır. Bu kâfirler
Rasûlullah'ın (s.a) tebliğ ettiği Hakk'ı
nefretle reddediyorlar ve büyüklenerek,
inatla Hak'tan yüzçeviriyorlar. Ayrıca
sûrede Rasûlullah'ın (s.a) tebliğinde eksik
bıraktığı yönlere değiniliyor. Çünkü
Rasûlullah (s.a) tebliğinin başlangıcında
her ihlâslı davetçi gibi, "Eğer Mekkeli
ileri gelenler İslâm'ı kabul edecek
olurlarsa İslâm daha çabuk yayılma imkânı
bulur, fakat özürlü bir insanın topluma pek
tesiri olamayacağından dolayı, İslâm'ın
yayılışına fazla katkısı olmaz" şeklinde
düşünüyordu. İşte bu nedenlerden ötürü
Rasûlullah (s.a) Mekke'nin ileri gelenlerini
ikna edebilmek için daha çok gayret
gösteriyordu. Ancak bu, hâşâ Rasûlullah'ın
(s.a) zenginlere daha fazla hürmet ve
tazimde bulunduğu, fakir ve özürlü kimseleri
ise hor gördüğü anlamına gelmez. Allah (c.c)
daha vahyin ilk nazil olduğu dönemlerde,
Rasûlü'nü bu tür bir tebliğ tarzının yanlış
olduğu konusunda uyarmıştır.
Dolayısıyla İslâm için önemli olan o
kimselerin Hakk'a susamışlığıdır, fakir ya
da özürlü olmaları değil. Hak'tan yüzçeviren
bir kimse ne kadar değerli, tahsilli olursa
olsun ve topluma tesiri ne kadar çok olursa
olsun onun İslâm nazarında hiçbir değeri
yoktur. İşte bundan ötürü, fark
gözetmeksizin herkese İslâm'ı tebliğ et ve o
kimselerin Hakk'ı kabul etmelerinin daha
önemli olduğunu aslâ unutma! Senin gibi yüce
bir makamda bulunan bir davetçiye böyle bir
tavır yakışmaz. Sen o kafirlere bu kadar çok
önem verirsen, büyüklenirler ve onlar sana
değil sen onlara muhtaçsın zannederler.
Surenin 10. ayetine kadar bu konu üzerinde
durulmuştur. 17. ayetle birlikte ise,
Rasûlullah'ın (s.a) davetine karşı koyan
Mekkeli müşriklere doğrudan doğruya hitap
edilmektedir. Ayetler onları, kendilerini
yaratan ve rızk veren Allah'a (c.c) karşı
geldikleri ve O'nun elçisini yalanladıkları
için kınıyor. Surenin sonunda da, bu
davranışlarından ötürü kıyamet gününde
dehşetli bir sonla karşılaşacakları
hatırlatılarak tehdit ediliyor.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|