|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a
şikâyette bulunan kadının sözünü Allah
işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir.
Çünkü Allah işitendir, bilendir.
2.
İçinizden zıhâr yapanların kadınları,
onların anaları değildir. Onların anaları
ancak kendilerini doğuran kadınlardır.
Şüphesiz onlar çirkin bir laf ve yalan
söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedicidir,
bağışlayıcıdır.
3.
Kadınlardan zıhâr ile ayrılmak isteyip de
sonra söylediklerinden dönenlerin
karılarıyla temas etmeden önce bir köleyi
hürriyete kavuşturmaları gerekir. Size
öğütlenen budur. Allah, yaptıklarınızdan
haberi olandır.
4.
(Buna imkân) bulamayan kimse, hanımıyla
temas etmeden önce ardarda iki ay oruç
tutar. Buna da gücü yetmeyen, altmış fakiri
doyurur. Bu (hafifletme), Allah'a ve
Resûlüne inanmanızdan dolayıdır. Bunlar
Allah'ın hükümleridir. Kâfirler için acı bir
azap vardır.
5.
Allah'a ve Resûlüne karşı gelenler,
kendilerinden öncekilerin alçaltıldığı gibi
alçaltılacaklardır. Biz apaçık âyetler
indirmişizdir. Kâfirler için küçük düşürücü
bir azap vardır.
6.
O gün Allah onların hepsini diriltecek ve
yaptıklarını kendilerine haber verecektir.
Allah onları bir bir saymıştır. Onlar ise
unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir.
7.
Göklerde ve yerde olanları Allah'ın
bildiğini görmüyor musun? Üç kişinin gizli
konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O'dur.
Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı
mutlaka O'dur. Bunlardan az veya çok
olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar
mutlaka O, onlarla beraberdir. Sonra kıyamet
günü onlara yaptıklarını haber verecektir.
Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.
8.
Gizli konuşmaktan menedildikten sonra yine o
yasaklananı yapmaya kalkışarak günah,
düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelmek
hususunda gizlice konuşanları görmedin mi?
Onlar sana geldikleri zaman seni, Allah'ın
selamlamadığı bir şekilde selamlıyorlar.
Kendi içlerinden de: Bu söylediklerimiz
yüzünden Allah'ın bize azap etmesi gerekmez
miydi? derler. Cehennem onlara yeter. Oraya
gireceklerdir. Ne kötü dönüş yeridir orası!
9.
Ey iman edenler! Aranızda gizli
konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve
Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın.
İyilik ve takvâyı konuşun. Huzuruna
toplanacağınız Allah'tan korkun.
10.
Gizli konuşmalar şeytandandır. Bu, iman
edenleri üzmek içindir. Oysa şeytan,
Allah'ın izni olmadıkça, müminlere hiçbir
zarar veremez. Müminler Allah'a dayanıp
güvensinler.
11.
Ey iman edenler! Size "Meclislerde yer açın"
denilince yer açın ki Allah da size genişlik
versin. Size "Kalkın" denilince de kalkın ki
Allah sizden inananları ve kendilerine ilim
verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah
yaptıklarınızdan haberdardır.
12.
Ey iman edenler! Peygamber ile gizli bir şey
konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce
bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha
hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey
bulamazsanız, bilin ki Allah bağışlayandır,
esirgeyendir.
13.
Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar
vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza
ve Allah da sizi affettiğine göre artık
namazı kılın, zekâtı verin Allah'a ve
Resûlüne itaat edin. Allah yaptıklarınızdan
haberdardır.
14.
Allah'ın kendilerine gazap ettiği bir
topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar
ne sizdendirler ne de onlardan. Bilerek
yalan yere yemin ediyorlar.
15.
Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır.
Gerçekten onların yaptıkları şey çok
kötüdür!
16.
Onlar yeminlerini kalkan yapıp Allah'ın
yolundan alıkoydular. Bu yüzden onlara küçük
düşürücü bir azap vardır.
17.
Onların malları da oğulları da Allah'a karşı
kendilerine bir fayda vermez. Onlar cehennem
ehlidirler. Orada ebedî kalacaklardır.
18.
O gün Allah onların hepsini yeniden
diriltecek, onlar da dünyada size yemin
ettikleri gibi, O'na yemin edeceklerdir.
Kendilerinin bir şey (hakikat) üzerinde
olduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar
gerçekten yalancıdırlar.
19.
Şeytan onları etkisi altına aldı da
kendilerine Allah'ı anmayı unutturdu. İşte
onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki
şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.
20.
Allah'a ve Peygamberine düşman olanlar, işte
onlar en aşağıların arasındadırlar.
21.
Allah: Elbette ben ve elçilerim galip
geleceğiz, diye yazmıştır. Şüphesiz Allah
güçlüdür, galiptir.
22.
Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun
-babaları, oğulları, kardeşleri, yahut
akrabaları da olsa- Allah'a ve Resûlüne
düşman olanlarla dostluk ettiğini
göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman
yazmış ve katından bir ruh ile onları
desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar
akan cennetlere sokacak, orada ebedî
kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş,
onlar da Allah'tan hoşnut olmuşlardır. İşte
onlar, Allah'ın tarafında olanlardır. İyi
bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece
Allah'ın tarafında olanlardır.

Adı: Bu surenin adı "Mücadele"
veya "Mücadile" olarak bilinir. Bu ad,
surenin ilk ayetinde geçen "tucâdiluke"
fiilinden alınmıştır. Çünkü surenin
girişinde beyan edilen bir olayı, yani bir
kadının Hz. Peygamber'den (s.a) kocasıyla
arasındaki "zıhar" meselesine çözüm
bulmasını, böylelikle kendisini ve
çocuklarını mahvolmaktan kurtarması için
sürekli ve ısrarlı taleplerini, Allahu Teâlâ,
"Mücadele" olarak nitelemiştir. Dolayısıyla
surenin adı da "Mücadele" olmuştur. Ancak bu
kelimeyi "Mücadile" şeklinde ism-i fail
olarak okumak da mümkündür ki o zaman, söz
konusu meselede ısrar eden kadına atıf
yapılmış olur.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul
zamanı ile ilgili kesin bir rivayet
bulunmamaktadır. Ancak sure içinde mevcut
bir karineden hareketle, bu surenin 5. hicri
yılın Şevval ayında yapılan Ahzab
Gazvesi'nden sonra nazil olduğu
anlaşılmaktadır. Çünkü Ahzab Suresi'nde,
evlatlık edinilen çocukların, gerçek evladın
yerini almasının mümkün olmadığı beyan
edilirken, kendilerine zihar yapılan
kadınların da, hiç bir surette kocalarının
anneleri konumuna geçemeyeceği
vurgulanmıştır. Mesele, sadece bu kadar kısa
bir değini ile geçiştirilmiş ve zıharın,
günah veya bir suç olduğu şeklinde bir tanım
yapılmayıp, hadise bir hükme de
bağlanmamıştır. Fakat bu surede zıhar
olayının ayrıntılarına inilerek, bir hükme
bağlanması, sözkonusu ayrıntıların Ahzab
Suresi'nden sonra nazil olduğunu ortaya
koyuyor.
Konu: Bu surede Müslümanlara
kendileri ile ilgili birtakım meselelerde
çözüm yolları gösterilmiştir.
Surenin girişinden 6. ayete kadar zıhar
olayının şer'i hükümleri açıklanmıştır. Aynı
zamanda Müslümanlar şiddetle ikaz edilerek
kendilerine Müslüman olduktan sonra
cahiliyyenin örf ve adetlerine bağlı
kalmanın, Allah'ın koyduğu sınırları aşmak
ve O'nun kurallarına karşı çıkmak anlamına
geleceği anlatılmıştır. Böyle bir davranış
ise, yani insanın kendi keyfince kurallar
vazetmesi kesin surette iman ile çelişir,
sonuçta insanı dünyada hüsrana götürür ve
ahirette de insan bu yüzden hesaba çekilir.
7. ve 10. ayetlerde münafıklar, kendi
aralarında yaptıkları dedikodular ve gizli
gizli fısıldaşmalarından ötürü ikaz
edilmişlerdir. Çünkü onlar bu şekilde
bozgunculuk çıkarmak için gizli planlar
kuruyorlar ve kalplerindeki kin ve buğz
nedeniyle, tıpkı Yahudiler gibi Hz.
Peygamber'e (s.a.) selam veriyorlardı. Fakat
söyledikleri sözler bedduadan başka bir şey
değildi. Ayrıca bu ayetlerde Müslümanlara,
onların yaptıkları gizli planların
kendilerine hiç bir zarar veremeyeceği,
Allah'a tevekkül edip, O'nun yolunda sabırla
yürümeleri gerektiği anlatılarak, teselli
verilmiştir.
Ayrıca ihlaslı müminlerin kendi aralarında
günah, zulüm ve Hz. Peygamber'e (s.a.) karşı
çıkmak hakkında konuşmayacakları ve onların
sadece iyilik ile takva üzere bir araya
gelecekleri vurgulanarak ahlâkî dersler
vazedilmiştir.
11. ve 13. ayetlerde ise, Müslümanlara
birtakım sosyal kurallar tebliğ edilmiştir.
Çünkü kendilerinde (o dönemde) bazı sosyal
zaaflar bulunmaktaydı. Nitekim günümüz
Müslümanlarında da aynı zaaflar hâlâ vardır.
Sözgelimi, bir meclise dışarıdan biri
geldiğinde, orada oturanlar yeni gelen
kardeşlerine yer vermek için, kendilerini
toplamak gibi bir zahmete katlanmazlar.
Tabii ki bu durumda yeni gelen şahıs ayakta
kalır ve zorunlu olarak kapının önünde
oturur veya geri döner ya da oturanların
üzerlerinden atlayarak kendisine yer bulmak
için içeri dalar. Bu tür durumlar Hz.
Peygamber'in (s.a.) meclisinde de vuku
bulduğu için bu surede Müslümanlara bencil
ve katı davranmayıp, başkalarına karşı daha
hoşgörülü olmaları ve böyle durumlarda yeni
gelen kimselere yer vererek, cömertliklerini
sergilemeleri emredilmiştir.
Ayrıca insanlarda bir başka zaaf daha vardır
ki o da, bir kimseyi ziyaret ettiklerinde
(özellikle önemli bir kimseyi) o şahsın
yanında oldukça fazla kalmaları ve uzun bir
süre oturmakla ziyaretine gittikleri şahsa
ne kadar eziyet verdiklerini ve ayrıca
önemli işlerden o şahsı alıkoyduklarını
düşünmemeleridir.
Şayet ev sahibi kendilerine gitmelerini
söyleyecek olsa, hemen gücenirler.
Kendilerini bırakıp, oradan ayrılsa, onu
ahlâksızca davranmakla suçlarlar. Keza ima
yoluyla, başka işleri olduğunu söylemeye
çalışsa, bu sefer hiç dikkate almazlar. İşte
Hz. Peygamber (s.a) de bu tür problemlerle
karşı karşıyaydı. Öyle ki bazı kimseler,
sırf Rasulullah'ın (s.a) sohbetinin
lezzetinden dolayı, kendisini önemli bir
takım işlerden alıkoyduklarını hiç
düşünmüyorlardı. Bu nedenlerden ötürü,
surede Müslümanlara, kendilerine sohbetin
sona erdiği bildirilince, hemen dağılmaları
söylenmiştir.
Yine bir başka zaaf da, gerekli gereksiz
herkesin Hz. Peygamber (s.a) ile özel
görüşme konusundaki ısrarlı talepleriydi.
Nitekim bu kimseler Hz. Peygamber'le (s.a)
meclis içinde fısıltılı konuşuyorlardı ki bu
da hem Hz. Peygamber'i hem de bu meclisde
bulunanları rahatsız ediyordu. Bu sebep
dolayısıyla, Allah Teâlâ, Hz. Peygamber
(s.a) ile bu şekilde görüşmek isteyenlerin,
görüşme öncesinde sadaka vermeleri şartını
koydu. Böylelikle, bu davranışın kötü bir
adet olup, terk edilmesi gerektiği hususunda
Müslümanların uyarılması amaçlanmıştı.
Gerçekten de, Müslümanlar bu kötü adeti terk
ettikleri için, bu şart bir süre sonra
yürürlükten kaldırılmıştır.
14. Ayetten surenin sonuna kadar, içinde
ihlaslı müminlerin, münafıkların ve
mütereddid kimselerin bulunduğu İslâm
toplumuna, açıkça ihlasın ölçüsünün ne
olduğu bildirilmiştir. Çünkü bir kısım
Müslümanlar, kafirlerle dostluklarını
sürdürüyorlar, İslâm'a zarar verse de, sırf
çıkarları için bir tavır almaktan
kaçınıyorlardı.
Bu yüzden çevrede İslâm hakkında kuşkular
oluşuyor ve bazı mütereddid kimseler
Müslüman olmaktan kaçınıyorlardı.
Müslümanların saflarında görülen çıkarcı
kimseler ikiyüzlülükleri dolayısıyla ceza
almaktan da korunuyorlardı, ama ihlaslı
müminler böyle değildi. Onlar değil
başkalarını; analarını, babalarını,
çocuklarını, kabilelerini bile İslâm'ın
çıkarları söz konusu olduğunda
savunmuyorlardı. Çünkü kalplerinde Allah ve
Rasulünün düşmanlarına yer yoktu. Allah
Teâlâ açıkça, birinci grupdaki Müslümanların
da gerçek müminler olup, Allah'ın hizbine
dahil bulunduklarını beyan etmiştir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|