|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı
tesbih etmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.
2.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O,
diriltir, öldürür. O, her şeye gücü
yetendir.
3.
O ilktir, sondur, zahirdir, batındır. O, her
şeyi bilendir.
4.
O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra
Arş'ın üzerine istivâ edendir (bkz. A'raf
54.) Yere gireni
ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya
yükseleni bilir. Nerede olsanız, O sizinle
beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.
5.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün
işler ancak O'na döndürülür.
6.
Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye
katar. O, kalplerde olanı bilir.
7.
Allah'a ve Resûlü'ne iman edin. Sizi,
üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı şeylerden
harcayın. Sizden iman edip de (Allah rızası
için) harcayan kimselere büyük mükâfat
vardır.
8.
Peygamber sizi, Rabbinize iman etmeye
çağırdığı halde niçin Allah'a
inanmıyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin söz
de almıştı. Eğer inanırsanız.
9.
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için
kuluna apaçık âyetler indiren O'dur.
Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok
merhametlidir.
10.
Ne oluyor size ki, Allah yolunda
harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin
mirası Allah'ındır. Elbette içinizden,
fetihten önce harcayan ve savaşanlar, daha
sonra harcayıp savaşanlara eşit değildir.
Onların derecesi, sonradan infak eden ve
savaşanlardan daha yüksektir. Bununla
beraber Allah hepsine de en güzel olanı
vâdetmiştir. Allah'ın yaptıklarınızdan
haberi vardır.
11.
Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa,
Allah da onun karşılığını kat kat verir ve
ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da
vardır.
12.
Mümin erkeklerle mümin kadınları, önlerinden
ve sağlarından, (amellerinin) nurları
aydınlatıp giderken gördüğün günde,
(onlara): Bugün müjdeniz, zemininden
ırmaklar akan ve içlerinde ebedî kalacağınız
cennetlerdir, denilir. İşte büyük kurtuluş
budur.
13.
Münafık erkeklerle münafık kadınların,
müminlere: Bizi bekleyin, nurunuzdan bir
parça ışık alalım, diyeceği günde
kendilerine: Arkanıza dönün de bir ışık
arayın! denilir. Nihayet onların arasına,
içinde rahmet, dışında azap bulunan kapılı
bir sur çekilir.
14.
Münafıklar onlara: Biz sizinle beraber değil
miydik? diye seslenirler. (Müminler de)
derler ki: Evet ama, siz kendi başınızı
belaya soktunuz; fırsat beklediniz; şüpheye
düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok
aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile
aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı!
15.
Bugün artık ne sizden ne de inkâr edenlerden
bedel kabul edilir, varacağınız yer ateştir.
Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş
yeridir!
16.
İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen
Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi
zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce
kendilerine kitap verilenler gibi
olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman
geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir
çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
17.
Bilin ki Allah, ölümünden sonra yeryüzünü
canlandırıyor. Düşünesiniz diye gerçekten,
size âyetleri açıkladık.
18.
Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren
kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç
verenlere, verdiklerinin karşılığı kat kat
ödenir ve onlara değerli bir mükâfat vardır.
19.
Allah'a ve peygamberlerine iman edenler,
(evet) işte onlar, Rableri yanında sözü özü
doğru olanlar ve şehitlik mertebesine
erenlerdir. Onların mükâfatları ve nûrları
vardır. İnkâr edip de âyetlerimizi
yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin
adamlarıdır.
20.
Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun,
eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve
daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden
ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki,
bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra
kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün;
sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin
bir azap vardır. Yine orada Allah'ın
mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı
aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey
değildir.
21.
Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve
peygamberlerine inananlar için hazırlanmış
olup genişliği gökle yerin genişliği kadar
olan cennete koşuşun. İşte bu, Allah'ın
lütfudur ki onu dilediğine verir. Allah
büyük lütuf sahibidir.
22.
Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza
gelen herhangi bir musibet yoktur ki, biz
onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış
olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
23.
(Allah bunu) elinizden çıkana üzülmeyesiniz
ve Allah'ın size verdiği nimetlerle
şımarmayasınız diye açıklamaktadır. Çünkü
Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri
sevmez.
24.
Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği
emrederler. Kim yüz çevirirse şüphesiz ki
Allah zengindir, hamde lâyıktır.
25.
Andolsun biz peygamberlerimizi açık
delillerle gönderdik ve insanların adaleti
yerine getirmeleri için beraberlerinde
kitabı ve mizanı indirdik. Biz demiri de
indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve
insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın,
dinine ve peygamberlerine gayba inanarak
yardım edenleri belirlemesi içindir.
Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
26.
Andolsun ki biz, Nuh'u ve İbrahim'i
gönderdik, peygamberliği de kitabı da
onların soyuna verdik. Onlardan
(insanlardan) kimi doğru yoldadır;
içlerinden birçoğu da yoldan çıkmışlardır.
27.
Sonra bunların izinden ardarda
peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu
İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona
İncil'i verdik; ona uyanların kalplerine
şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları
ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat
kendileri Allah rızasını kazanmak için
yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar.
Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını
verdik. İçlerinden çoğu da yoldan
çıkmışlardır.
28.
Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve
Peygamberine inanın ki O, size rahmetinden
iki kat versin ve size ışığında
yürüyeceğiniz bir nûr lütfetsin; sizi
bağışlasın. Allah, çok bağışlayan, çok
esirgeyendir.
29.
Böylece kitap ehli, Allah'ın lütfundan
hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilsinler.
Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu
dilediğine bahşeder. Allah, büyük lütuf
sahibidir.

Adı: Adını 25. ayetinden
almıştır.
Arapça'da demir anlamına gelen "hadid"
kelimesiyle isimlenmiş ve demirin önemine
işaret ettiği için bu adı almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin
"Medeni" olduğuna dair görüş birliği vardır.
Nitekim muhtevasından, surenin Uhud Savaşı
ile Hudeybiye Antlaşması arasında bir
dönemde nazil olduğu anlaşılmaktadır.
Civardaki tüm kafirlerin tehdidi altında
bulunan Medine'deki küçük İslâm toplumu,
zayıf olmasına rağmen çevresindeki müşrik
Arap güçlerine karşı sürekli teyakkuz
halindeydi. İşte böyle bir ortamda İslâm,
kendi davetine icabet edenlerden canları ve
malları konusunda fedakarlıklar
istemektedir. Bu yüzdendir ki, surede
müminlerden canları ve malları konusunda
yapacakları fedakarlıklar teşvik ve talep
edilmektedir. Nitekim 10. ayette de teyid
edildiği gibi Allah müminlere seslenerek
"Zaferden sonra İslâm'ı yayma yolunda
mallarını sarfedip, canlarıyla savaşanlar
elbette zaferden önce mal ve canlarıyla
savaşanlarla bir değildir." buyurulmaktadır.
Hz. Enes 6. ayetin açıklamasını yaparken "Kur'an'ın
nazil oluşundan itibaren geçen 17 sene
içerisinde ilk kez müminlere böylesine
şiddetli bir ikazda bulunulmuştur"
demektedir. (İbn Merduye) . Bu rivayete
dayanarak Hadid Suresi'nin hicretin 4. ve 5.
yıllarında nazil olduğu söylenebilir.
Konu: Bu sure, Allah yolunda
infak (sarfetmek-harcamak) konusunda yapılan
telkin ve teşvikleri ihtiva eder. İslâm
tarihinin, İslâm ile cahiliyenin kıyasıya
birbirleriyle ölüm kalım savaşı yaptığı o
nazik dönemde, bu sure müminleri mâlî
fedakarlıklar yapmaları hususunda teşvik
etmiştir.
Ayrıca İslâm'ın, sadece bir şahsın Müslüman
olduğunu iddia etmesi, bir takım sathî ve
zahirî ibadetlerde bulunması olmadığı
belirtilerek Allah'a iman etmede ihlasın
önemi vurgulanmıştır. Ki zaten bu da
İslâm'ın gerçek ruhudur. Şayet bir kimse
imanında ihlas sahibi değilse, can, mal ve
çıkarlarına Allah'ın dininden daha çok önem
veriyorsa bu kimsenin müminlik iddiası
yalandır ve Allah indinde hiç bir değeri
yoktur.
Bu sebepten ötürü öncelikle, muhatapların
kendilerine seslenen yaratıcı beyan edilmiş
ve daha sonra aşağıda zikredilen konular
işlenmiştir.
Allah yolunda infak etmekten kaçınmamak
İslâm davasının ve imanın gereğidir. Aksine
davranmak sadece iman olgusuna değil,
gerçeğe de ters düşer. Çünkü mal, insana
Allah tarafından geçici olarak verilmiş bir
nimettir. "Sizlerin bu gün sahip olduğunuz
mal ve mülk yarın elinizden alınıp bir
başkasına verilebilir; zira onun asıl sahibi
Allah'tır. O Allah ki, kainattaki her şey
O'nun emri altındadır. Allah'ın,
tasarrufunuz altına vermiş olduğu mal ve
mülkü kendi isteğiniz ile Allah rızası için
kullandığınızda ancak bir yarar sağlamış
olursunuz."
Allah yolunda bir kimsenin canını ve malını
ortaya koyması her ne kadar hüsn-ü kabul
görürse de, bu davranışın kıymeti, can ve
maldan geçildiği şartlar nazarı dikkate
alınarak değerlendirilecektir. Sözgelimi
İslâm'ın tehlikede olduğu ve her an
kafirlerin gücü karşısında yenilme
ihtimalinin bulunduğu bir zamanda, canlarını
ve mallarını verenler ile; İslâm'ın
muzaffer, Müslümanların güçlü olduğu bir
zamanda canlarını ve mallarını verenler
arasında, elbette derece itibariyle bir
farklılık olacaktır. Hak yolunda infak
edilen bir mal Allah'a "Karzı-Hasen" (güzel
bir borç) vermek gibidir, Allah bu karz-ı
hasenin karşılığını kat kat verecektir.
Ahirette Allah'ın nuru ancak Allah yolunda
mallarını ve canlarını sarfedenlere nasip
olacaktır. Dünyada hakkın veya batılın hüküm
süreceğine aldırış bile etmeyen münafıklar,
burada her ne kadar Müslümanların saflarında
gözüküyorlarsa da, ahirette Müslümanlardan
ayrılarak Allah'ın nurundan mahrum kalacak
ve mahşer meydanında kafirlerle birlikte
olacaklardır.
Müslümanlar, hayatlarını dünyanın peşinden
koşarak tüketmiş ve gaflet dolayısıyla
kalpleri katılaşmış Ehli Kitap gibi
olmamalıdırlar. Onlar (Ehli Kitap) nasıl
mümin olabilirler ki, Allah'ın zikrini
işittiklerinde kalpleri yumuşamaz ve
Allah'ın indirdiği hakka boyun eğmezler?
Allah indindeki şehid ve sıddıklar, ancak
Allah yolunda mallarını ve canlarını hiç
gösteriş yapmadan feda eden müminlerdir.
Dünya hayatı, geçici ve aldatıcı bir zevkten
başka bir şey değildir. Elinizdeki zinetler,
aranızdaki övünme, mal ve evlat yarışı hepsi
de geçicidir. Bu, tıpkı yemyeşil bir
tarlanın misaline benzer: Önce sararır,
sonra kurur ve çürür, sonunda da yok olup
gider. Asıl kalıcı olan Cennet hayatıdır. O
halde ne yapacaksanız, Cennet hayatı için
yapın. Dünyada sıkıntı veya ferahlık,
Allah'ın takdirine bağlıdır. Müminler, bir
musibetle karşılaştıklarında meyus olmayan,
zenginlik ve refah elde ettiğinde
kibirlenmeyen bir karaktere sahip
olmalıdırlar. Çünkü kafir ve münafıklar,
Allah kendilerine nimet verdikçe kibirlenip
şımaran, Allah'ın bağışladığı nimeti O'nun
rızası için sarfetmeyen ve hatta başkalarını
da sarfetmekten alıkoyan bir özelliğe
sahiptirler.
Allah, peygamberlerini apaçık işaretlerle
göndererek, adaleti tesis etmeleri için
beraberlerinde Kitap ve Mizan'ı indirmiş ve
hakkı ikame edip batıl güçleri ezmeleri için
de, bunlarla birlikte Demir'i yaratmıştır.
Böylece Allah, kimlerin dinini ikâme
edeceğini ve kendine yardımda bulunacağını
görecektir. "Bu imtihan ilerlemeniz ve bir
üst makama yükselmeniz içindir. Yoksa Allah
kendi dinini ikâme etmek için sizlere muhtaç
değildir."
Daha önce de Allah tarafından peygamberler
gönderilmiştir. Onların davetine icabet
edenler olduğu gibi, tekrar fıska dalanlar
da oldu. Hz. İsa peygamber olarak
gönderildiğinde, bir çoğu iyiliğin yoluna
girmişlerdi ama, ondan sonra ümmeti,
ruhbanlık bid'atine saplanıverdi. Şimdi ise
Hz. Muhammed (s.a) , Allah tarafından
peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun
peygamberliğine iman edip Allah'tan korkarak
hayatlarını sürdürenler, Allah'ın
rahmetinden iki kat hak alırlar ve bu
dünyada hak ve batılı açıkça görebilmeleri
için kendilerine basiret bahşedilir. Ehl-i
Kitap, Allah'ın lütfunu kendi tekellerinde
sanmaktadırlar, sanmaya da devam etsinler.
Allah'ın fazl ve rahmeti kendi elindedir ve
bunu dilediğine verir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|