|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Tûr'a, andolsun ki,
2.
Satır satır yazılmış Kitab'a,
3.
Yayılmış ince deri üzerine,
4.
Beyt-i Ma'mûr'a,
5.
Yükseltilmiş tavana (göğe),
6.
Kaynatılmış denize (bunlara andolsun ki),
7.
Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır.
8.
Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
Yemin edilen Tur; Medyen’de Hz. Musa’nın
ilahi hitaba mazhar olduğu dağdır. Kitaptan
maksat, Kur’an veya levh-i
mahfuzdur. Beyt-i Ma’mur ise Kabe veya
semada meleklerin tavaf ettiği makamdır.
9.
O gün gök sallanıp çalkalanır.
10.
Dağlar yürüdükçe yürür.
11.
Yalanlayanların vay haline o gün!
12.
Ki onlar daldıkları bâtıl içinde oyalanıp
duranlardır.
13.
O gün cehennem ateşine itilip atılırlar :
14.
"İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!"
denilir.
15.
Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz?
16.
Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de
artık sizin için birdir. Siz ancak
yaptıklarınızın karşılığına
çarptırılacaksınız.
17.
Şüphesiz (kötülüklerden) korunanlar
cennetlerde ve nimet içindedirler.
18.
Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefâ
sürerler, (Zira) Rableri onları, cehennem
azabından korumuştur.
19.
Onlara: Yaptıklarınıza karşılık âfiyetle
yeyin, için (denilir).
20.
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Onları, ceylan gözlü hûrilerle
evlendirmişizdir:
21.
İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda
kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz,
onların nesillerini de kendilerine kattık.
Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik.
Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
Böylece imanlı baba ve onun imanlı
zürriyeti, cennete birlikte girer. Bu
Allah’ın ona, çocuklarıyla birlikte cennette
yaşaması için verdiği bir lütuftur. Ahirette
herkes, hayır ve şer ne yapmışsa karşılığını
alacaktır. Kişi yaptığına ipotek edildiğine
göre, iyi amelle gelen ipoteği çözer. Aksini
yaparsa cezaya çarptırılır.
22.
Onlara canlarının istediği meyve ve etten
bol bol verdik.
23.
Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama
burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır
ne de günaha girme.
Dünyada, ilk bakışta çekici gözüken içki
alemlerinin sonunda saçmalıklar, günahlar ve
suçlar vardır. Cennet şarabı ise sarhoşluk
değil, sürur ve mutluluk veren ilahi bir
ikramdır.
24.
Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı
inci gibi gençler etraflarında dönüp
dolaşırlar.
25.
Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar:
26.
Derler ki: "Daha önce biz, aile çevremiz
içinde bile (ilâhî azaptan) korkardık."
27.
"Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine
işleyen azaptan korudu."
28.
"Gerçekten biz bundan önce O'na
yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen
ancak O'dur."
Müfessirler, 24. Ayette geçen “gılman”
kelimesiyle ifaden edilen ve hizmet için
dolaşan gençlerin, kendilerinden önce gelen
çocukları olduğu görüşüne yer vermişlerdir.
Ayetlerden anlaşıldığına göre, cennet ehli
birbirlerine durumlarını ve yaptıklarını
sorarlar. Durumlarını anlatırken, dünyada
akıbetlerinden korku duyduklarını ve bu
duygu içinde yaşadıklarını söylerler.
Vücudun içine işleyen sıcak yel anlamına
gelen “semum”dan yani cehennem azabından
kurtulduklarını ifade ederler. Çünkü bunlar,
Allah’ı birleyerek ibadetlerine devam eden
müminlerdir.
29.
(Resûlüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla
sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.
30.
Yoksa onlar: (O,) bir şairdir; onun, zamanın
felâketlerine uğramasını bekliyoruz mu
diyorlar?
31.
De ki: Bekleyin. Ben de sizinle beraber
bekleyenlerdenim.
32.
Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa
onlar, azgın bir topluluk mudur?
33.
Yahut "Onu kendisi uydurdu!" mu diyorlar?
Hayır, onlar iman etmezler.
34.
Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz
getirsinler.
35.
Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı
yaratıldılar? Yoksa kendileri mi
yaratıcıdırlar?
36.
Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar?
Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar.
37.
Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında
mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri
midir?
38.
Yoksa onların, üzerine çıkıp gizli sırları
dinledikleri bir merdivenleri mi var?
Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil
getirsinler.
İnkarcılara, meleklerin sözlerini ve
onlara vahyedileni dinlemek için bir
merdivene mi sahip oldukları sorularak bunu
cevabını vermeleri istenmektedir.
39.
Yoksa kızlar O'nun, oğullar da sizin mi?
40.
Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun
da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında
eziliyorlar mı?
41.
Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında
da, onlar mı yazıyorlar?
42.
Yahut bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl
tuzağa düşecek olanlar, inkâr edenlerdir.
43.
Veya onların Allah'tan başka bir tanrısı mı
var? Allah, onların ortak koştukları
şeylerden uzaktır.
44.
Gökten düşen bir kütle görseler "Üst üste
yığılmış bulutlardır" derler.
45.
Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya
kadar onları kendi hallerine bırak.
Çarpılacakları gün, ölüm veya birinci
Sur’un üfürülüşüdür.
46.
O gün planları kendilerine hiçbir fayda
vermez ve yardım da görmezler.
47.
Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap
vardır. Fakat çokları bilmezler.
Bu, ölümlerinden önce veya kabirde
görecekleri azaptır. Nitekim dünyada
kıtlıkla, savaşlarda mağlubiyetle ve benzeri
şeylerle azabı tatmışlardır.
48.
Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen
gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da
Rabbini hamd ile tesbih et.
49.
Gecenin bir kısmında ve yıldızların
batışından sonra da O'nu tesbih et.

Adı: Adını, birinci âyette
geçen ve üzerinde Hz. Musa'ya
Tevrat'ın indiği, böylece onun ilâhi hitaba
mazhar olduğu Tûr dağından almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin de
Zariyat Suresi'nin nazil olduğu Mekke
döneminde nazil olduğu, konuların içinde
geçen bilgilerin verdiği ip uçlarından
tahmin edilmektedir. Bu sureyi okurken,
nazil olduğu günlerde Hz. Peygamber'e karşı
koyuşlar, iftira
ve itirazların yapıldığı, fakat işkence ve
eziyet çarkının bütün gücü ile henüz dönmeye
başlamadığı kat'i olarak hissedilmektedir.
Konu: İlk bölümün konusu
ahirettir. Zariyat Suresi'nde, ahiretin
mümkün olduğu ve mutlaka meydana geleceğine
ve ahiretin olmasının gerekliliğine deliller
gösterilmişti... O bakımdan burada o
deliller tekrarlanmamıştır. Fakat ahireti
ispat eden birkaç gerçeğe ve işaretlere
yemin edilerek bütün açıklığıyla şöyle
buyurulmuştur: Hiç tereddüt ve şüphe olmasın
ki, birgün kıyamet gözler önüne serilecek ve
kimsede bu kopmayı önleme gücü
olmayacaktır.Daha sonra da kıyamet kopunca
onu yalanlıyanların akıbetlerinin ne
olacağı, ona inanıp takva yolunu seçenlerin
Allah tarafından nasıl
mükafatlandırılacakları anlatılmaktadır.
Bunu müteakip ikinci bölümde Hz.
Peygamber'in (s.a) daveti karşısında Kureyş
liderlerinin hareket tarzları tenkid
edilmekte, kınanmaktadır. Onlar
Peygamberimiz'e bazan sihirbaz, bazan deli
bazan da şairdir diyerek halk tabakasını,
getirdiği mesaja, yaptığı davete gönülden
ilgi duymasınlar diye aleyhine
kışkırtıyorlardı.
Kureyş ileri gelenleri Peygamberimiz'in
şahsını kendi haklarında ansızın gelmiş bir
bela kabul ediyorlar ve açık açık ona bir
felâket gelse de peşimizi bıraksa
diyorlardı. "Bu Kur'ân'ı kendisi düzenliyor
da Allah'tan geldi diyerek bize gösteriyor.
Bu (hâşâ) bir hiledir, ve (hâşâ) bu
kendisinin düzenlediği bir oyundur." diyerek
Peygamber'e iftira ediyorlardı. Onlar
sürekli, "Allah'ın Peygamberliği buna mı
kaldı?" diye alay ediyorlardı. Onlar, Hz.
Peygamber'in (s.a.) davet ve tebliğinden o
kadar yılmışlardı ki, sanki peygamber
onlardan birşey istemek için peşlerine
takılmış da onlar kendilerini kurtarmak için
yüzlerini örterek dolaşan insanlar
gibiydiler. Aralarında toplanarak, "O'na
karşı ne yapalım da, iddiasından
vazgeçirelim, davetine son verelim" diye
görüşüyorlardı.
Bütün bunları yaparken ne kadar ahmakça
inançlar içinde olduklarını, o batıl
inanışların karanlıklarından insanları
çıkarmak için Hz. Muhammed'in (s.a) tamamen
fedakârane hayatını harcadığını
düşünmüyorlar, anlamıyorlardı. Allah Teala
onların bu tutumunu tenkid ederken arasıra
bazı sorular sormaktadır. Bunlardan herbir
soru ya onların itirazına bir cevaptır ya da
onların beyinsizliklerinden birine
işarettir. Daha sonra şöyle buyurulmuştur:
Peygamberliğine inandırmak için bu insanlara
herhangi bir mucize göstermenin hiçbir
faydası yoktur. Çünkü bunlar öyle iz'ansız,
vicdansız insanlardır ki, ne gösterilirse
gösterilsin onun bir tevil yolunu bularak
iman etmekten kaçınacaklardır. Bu bölümün
baş tarafında Hz. Peygamber'e: "Bu
inatçıların ve karşı çıkanların baskılarına,
itirazlarına kulak asmadan sürekli davet ve
tebliğini yürüt" emri verilmektedir.
Son kısımda da, Allah Teala'nın hükmü
gelinceye kadar bu meşakkatlere karşı
koyması pekiştirilerek zikredilmiş, bununla
beraber Allah'ın kendisini Hak düşmanlarının
karşısında kimsesiz bırakmadığı, bilakis
devamlı muhafazası altında bulundurduğunu
bildirerek teskin etmiştir.
"Allah'ın emrinin, hükmünün saati gelinceye
kadar sen her şeye tahammül etmeye devam et
ve Rabbine hamd ve tesbih ederek böyle
durumlarda Allah yolunda çalışanların
ihtiyaç duyduğu kuvveti elde et" diye de
tavsiyede bulunulmaktadır.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|