|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1. Tozdurup savuranlara,
2. Yükünü yüklenenlere,
3. Kolayca süzülenlere,
4. İşleri ayıranlara andolsun
ki,
5. Size vâdedilen, kesinlikle
doğrudur.
6. Ve ceza mutlaka vuku
bulacaktır.
Burada kendilerine yemin edilenler,
rüzgarlar, bulutlar, gemiler veya
meleklerdir.
7. İçinde yörüngeleri olan
göğe andolsun ki,
8. Siz çelişkili sözler
söylüyorsunuz.
9. Ondan (Kur'an'dan veya
imandan) dönen döndürülür (engellenmez).
Gerçekten Kureyş, Hz. Peygamber ve Kur’an
hakkında farklı şeyler söylüyorlardı.
Peygamber ve Kur’an hakkında, sahir ve
sihir, şair ve şiir, kahin ve kehanet
iddiasında bulunmuşlardı.
10. Kahrolsun o koyu
yalancılar!
11. Onlar koyu bir cehalet
içerisinde kalmış gafillerdir.
12. Ceza gününün ne zaman
olduğunu sorarlar.
13. O gün onlar ateşe
sokulacaklardır.
14. Azabınızı tadın! Acele
gelmesini beklediğiniz şey budur işte!
(denir.)
15. Şüphesiz ki Allah'a
isyandan sakınanlar, cennetlerde ve pınar
başlarında bulunacaklar.
16. Rablerinin kendilerine
verdiğini alarak . Kuşkusuz onlar, bundan
önce dünyada güzel davrananlardı.
17. Geceleri pek az uyurlardı.
18. Seher vakitlerinde de
istiğfar ederlerdi.
19. Mallarında, muhtaç ve
yoksullar için bir hak vardı.
20. Kesin olarak inananlar
için yeryüzünde âyetler vardır.
Yeryüzünün dağlarında, denizlerinde,
ağaçlarında, bitkilerinde, madenlerinde ve
canlılarında Cenab-ı Hakk’ın kudret, irade
ve birliğine delalet eden alametler açıkça
sergilenmektedir.
21. Kendi nefislerinizde de
öyle. Görmüyor musunuz?
22. Semada da rızkınız ve size
vâdedilen başka şeyler vardır.
23. Göğün ve yerin Rabbine
andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi
kesin ve gerçektir.
Buna göre insan kendi konuşmasının
kendisine ait olmasından nasıl şüphe
etmezse, Allah’ın bildirdiği şeylerden de
öylece şüphe etmemelidir.
24. İbrahim'in ağırlanan
misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar
meleklerdi.)
25. Onlar İbrahim'in yanına
girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de
selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar"
demişti.
26. Hemen ailesinin yanına
giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
27. Onların önüne koyup "Yemez
misiniz?" demişti.
28. Derken onlardan korkmaya
başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir
oğlan çocuğu müjdelediler.
Bu, İshak (a.s.)dı.
29. Karısı çığlık atarak
geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir
kocakarıyım!" dedi.
30. Onlar: "Bu böyledir.
Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir,
bilendir" dediler.
Hz.İbrahim’in yaşlı karısı Sare, ayette
belirtildiği gibi çocuk haberini alınca,
şaşkınlık içinde elini yüzüne vurarak,
yaşlılığını ifade etmişti.
31. (İbrahim:) O halde işiniz
nedir, ey elçiler? dedi.
32. "Biz, dediler, suçlu bir
kavme gönderildik."
33. "Üzerlerine çamurdan taş
yağdırmaya (geldik)."
34. (Bu taşlar,) aşırı
gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş
(taşlardır).
35. Bunun üzerine orada
bulunan müminleri çıkardık.
36. Zaten orada müslümanlardan,
bir ev halkından başka kimse bulmadık.
37. Acı azaptan korkanlar için
orada bir işaret bıraktık.
38. Musa'da da (ibretler
vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a
göndermiştik.
39. Firavun ordusuyla birlikte
yüz çevirmiş: "O, bir büyücüdür veya bir
delidir" demişti.
40. Nihayet onu da ordularını
da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini
kınayıp duruyordu.
Firavun, inkar ve inadında, peygamberi
yalanlamasından ve tanrılık davasına
kalkışmasından dolayı kendini kınıyordu.
41. Ad kavminde de (ibretler
vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı
göndermiştik.
42. Üzerinden geçtiği şeyi
canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.
43. Semûd kavminde de
(ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar
faydalanın, denmişti.
44. Rablerinin emrine karşı
geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken
onları yıldırım çarpıverdi.
45. Ayağa kalkacak güçleri
kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.
46. Bunlardan önce de Nuh
kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan
çıkmış bir toplum idiler.
47. Göğü kendi ellerimizle biz
kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.
Galaksilerin ve bir galakside bulunan
yıldızların devamlı birbirinden
uzaklaşmasını ifade eden “genişleme
teorisi”ne işaret vardır.
48. Yeri de döşedik. (Bak) ne
güzel döşeyiciyiz!
49. Her şeyden de çift çift
yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.
50. O halde Allah'a koşun.
Çünkü ben, size O'nun katından (gelmiş) açık
bir uyarıcıyım.
51. Allah ile beraber başka
bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun
tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.
52. İşte böylece, onlardan
öncekilere her hangi bir peygamber
geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya
delidir, dediler.
53. Bunu (nesilden nesile)
birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu
onlar azgın bir topluluktur.
54. Artık onlara aldırma.
(Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak
değilsin.
Çünkü Hz. Peygamber sürekli olarak hakka
davet etmiş ve bu yolda her çabayı
göstermiştir.
55.
Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere
fayda verir.
56.
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk
etsinler diye yarattım.
57.
Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni
doyurmalarını da istemiyorum.
58.
Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi
olan ancak Allah'tır.
Rızkı veren ve besleyen Allah’tır. Durum
böyle olunca, Allah’ın insanlara ve cinlere
ihtiyacı yoktur. Üstelik kendilerinin de,
başkalarının da rızıklarını o
karşılamaktadır.
59.
Muhakkak ki bu zulmedenlerin de,
geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir
payları vardır! O halde acele etmesinler!
Mekkeliler gibi küfür ve inkara saparak Hz.
Peygamber’i yalanlayanlara, önceden yok
edilen kavimlerin başına gelen azap
gelecektir. Öncekiler azaptan nasiplerini
aldıkları gibi bunlar da alacaklardır.
60.
Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı
vay o kâfirlerin haline!

Adı:
İlk âyette geçen ve "rüzgârlar" anlamına
gelen "zâriyât"
kelimesi, sûrenin adı olmuştur.
Nüzul Zamanı: Konular ve ifade
tarzından açıkça anlaşılmaktadır ki bu sure,
Hz. Peygamber'in (s.a) İslam'a daveti
karşısında yalanlama, alaya alma
ithamlarının büyük boyutlara
ulaştığı, zulüm ve işkence değirmeninin
henüz dönmeye başladığı bir dönemde nazil
olmuştur. Bu bakımdan bu surenin de Kaf
Suresi'nin nazil olduğu dönemde indiği
anlaşılmaktadır.
Konu: Büyük bölümü Ahiret
konusundadır. Sonunda Tevhid inancına çağrı
yapılmaktadır. Bununla birlikte Hz.
Peygamber'in (s.a.) sözlerine inanmamanın ve
kendi cahilce (ahmakça) düşüncelerinde ısrar
etmenin bu tutumu benimseyen kavimlerin
nasıl mahvolduğu insanlara
hatırlatılmaktadır.
Ahiret hakkında bu surenin küçük fakat son
derece anlamlı ayetlerinde anlatılanlar
şunlardır: "İnsan hayatının sonu hakkında
insanların çeşitli inançları kendiliğinden
açık bir şekilde görüşler getirememekte,
aksine hiçbir ilmi dayanakları olmaksızın
tahminle ve benzetmelerle bir takım görüş ve
nazariyelere dayandığını ispat etmektedir."
Biri, öldükten sonra hayat yoktur demekte,
diğeri ölümden sonra hayata inanmakta fakat
bunun tenasüh (öldükten sonra ruhun başka
bir varlığa geçerek yaşamaya devam etmesi)
şeklinde olduğunu iddia etmekte, bir diğeri
ahiret hayatını, ceza ve mükafatı kabul
etmekte fakat amellerin (davranışların)
cezasından kurtulmak için binbir çeşit
kurtarıcılar araya sokmaktadır. Böyle büyük
ve çok önemli bir konuda insanın, kanaat,
görüş ve akidesinin yanlış olması bütün
hayatını yanlış yola itecek ve geleceğini de
mahvedecektir. İlmi gerçeklere dayanmadan
sadece tahmin ve kıyaslara dayanan bir inanç
kurmak çok büyük bir ahmaklıktır. Bu durum,
bir kimsenin çok büyük bir yanlış anlayış
sonucu bütün ömrünü kör bir gaflet içinde
geçirip öldükten sonra aniden hiç hazırlıklı
olmadığı bir olayla karşılaşması demektir.
Böyle konular hakkında doğru kanaat elde
etmenin tek bir yolu vardır. O da insanların
ahiret hakkında Allah'tan vahiy yoluyla elde
ettikleri bilgiyi dikkatle incelemeleridir.
Yeryüzü ve gök düzenine hatta kendi
varlığına dikkatle bakarak bunları basiretle
incelediği takdirde, bu bilginin doğru
olduğunu ispat eden delilleri her yerde
görecektir. Bu arada rüzgar ve yağmur
düzeni, yeryüzünün yaratılışı ve oradaki
diğer (bütün) mahlukları, insanın kendi
varlığını, gökyüzünün yaratılışı ve dünyanın
bütün çift olarak yaratılan varlıkları,
ahiretin birer ispatı olarak öne
sürülmüşlerdir. Ve insanlık tarihi de kainat
düzeninde yapılan herşeyin bir karşılığı
olduğunu gösteren örneklerle doludur.
Kur'an'da bunlar seçilerek belirtilmiştir.
Daha sonra insanlar tek Allah'a inanmaya
çağrılarak kısa bir ifade ile buyurulmuştur
ki: Allah sizi başkalarına kulluk için
değil, ancak kendisine kulluk etmeniz için
yaratmıştır. O, gıdasını sizden alan ve
yardımınız olmadan ilahlığını sürdüremeyen
uydurma mabutlarınız (putlar) gibi değildir.
O, herkese rızık veren ilahtır, hiç kimseden
rızık istemeye muhtaç değildir. O'nun
ilahlığı kendi gücüyle kaimdir.
Bunlar arasında şu da belirtilmiştir ki;
peygamberlere her ne zaman karşı konulmuşsa
akla uygun delillerle değil ancak inat,
aksilik ve ahmakça bir gurura dayanarak
karşı konulmuştur. İşte bu gün Hz.
Muhammed'e (s.a) reva görülen muamelenin
itici sebebi serkeşlik ve azgınlıktan başka
bir şey değildir. Bundan sonra Hz.
Muhammed'in (s.a) bu serkeşlere önem
vermemesi, kendi davet ve uyarılarına devam
etmesi bildiriliyor. Çünkü Hz. Peygamber'in
(s.a) daveti o serkeşlere tesir etmese de
iman edenlere faydalıdır.
Serkeşlikte ısrar eden zalimlere gelince,
bunlardan önce bu yolda yürüyenler hak
ettikleri azabı bulmuşlardır. Bunların hak
ettikleri azab da hazırdır.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|