|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun.
2.
Aralarından bir uyarıcının gelmesine
şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: "Bu
şaşılacak bir şeydir."
Ayetin belirttiği ve inkar edenlerin
şaşılacak şey saydıkları husus dirilme ve
cehennem azabının haber verilmesidir.
3.
"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı
(dirileceğiz)? Bu, akla uzak bir dönüştür."
4.
Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini
kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda o
bilgileri koruyan bir kitap vardır.
Gerçekten ayette belirtildiği gibi
toprağın cesetleri eksiltip bitirmesi,
dirilme olmayacağı anlamına gelmez. Üstelik
toprak, dünya hayatının kaynağı ve
mayasıdır.
5.
Bilakis onlar, hak kendilerine gelince
yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir
haldedirler.
Kur’an veya Peygamber gelince, müşrikler
bunlar hakkında çelişkili görüşler
belirterek “büyü, büyücü, şiir, şair,
kehanet, kahin” gibi ifadeler
kullanmışlardı. Ayet yalanlayanların bu
tutumlarına işaret etmektedir.
6.
Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl
bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir
çatlak da yok.
7.
Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar
koyduk. Orada gönül açan her türden
(bitkiler) yetiştirdik.
8.
Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak
ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).
9.
Gökten bereketli bir su indirdik, onunla
bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik.
10.
Kullara rızık olması için birbirine girmiş,
küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma
ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü
toprağa can verdik. İşte hayata yeniden
çıkış da böyledir.
11.
Kullara rızık olması için birbirine girmiş,
küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma
ağaçları yetiştirdik. Ve o su ile ölü
toprağa can verdik. İşte hayata yeniden
çıkış da böyledir.
Su ile, ölen toprak canlanıyor; ağaçlara
taze bir hayat geliyor, bitkiler bir yerden
çıkıyor. İşte insanlar da kabirlerinden öyle
çıkacaklardır.
12.
Onlardan önce Nuh kavmi, Res halkı ve Semûd
da yalanlamıştı.
13.
Ad ve Firavun ile Lût'un kardeşleri de
(yalanladılar).
14.
Eyke halkı ve Tübba' kavmi de. Bütün bunlar
peygamberleri yalanladılar da tehdidim
gerçekleşti!
Ayetlerde geçen Semud Hz. Salih’in, Ad Hz.
Hud’un, Eyke Hz. Şuayb’ın kavimleri idiler.
Burada önceki inkarcı milletlere gelen azap
hatırlatılarak, Kureyş’in durumundan üzülen
Hz. Peygamber teselli edilmektedir.
15.
İlk yaratmada âcizlik mi gösterdik? Hayır,
onlar yeni bir yaratma hususunda şüphe
içindedirler.
Allah ilk yaratışta acz göstermediğine
göre, yeniden yaratmaktan asla aciz
değildir.
16.
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin
kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz
ona şah damarından daha yakınız.
17.
İki melek (insanın) sağında ve solunda
oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar.
18.
İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında
gözetleyen yazmaya hazır bir melek
bulunmasın.
19.
Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir de: İşte (ey
insan) bu, senin öteden beri kaçtığın
şeydir, denir.
20.
Sûr'a üfürülür; işte bu, geleceği vâdedilen
gündür.
21.
Herkes, yanında bir sürücü ve bir de şahitle
beraber gelir.
Ayette geçen “sürücü” ve “şahitler”in iki
melek oldukları, birinin mahşere sevketme,
diğerinin de amellere şahitlik etme görevini
yerine getirdikleri söylenmiş; ayrıca,
“şahit” hafaza meleklerinden sayılmıştır.
Bir yoruma göre de “sürücü” kötülüğü yazan
melek, “şahit” de iyiliği yazan melektir.
22.
Andolsun sen bundan gaflette idin; derhal
biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık
gözün keskindir (denir).
23.
Yanındaki arkadaşı: "İşte yanımdaki hazır"
dedi.
24.
(İki meleğe şu emir verilir:) "Haydi ikiniz
her inatçı kâfiri, cehenneme atın!"
25.
"Hayra bütün gücüyle engel olanı, azgın
şüpheciyi"
26.
"O ki Allah ile beraber başka ilâh
edindi,bundan dolayı onu şiddetli azaba
birlikte atın!"
27.
Müşrikin arkadaşı (şeytan) der ki: Rabbimiz!
Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir
sapıklık içindeydi.
28.
O esnada (Allah) buyurur: Huzurumda
çekişmeyin! Ben size daha önce uyarı
göndermiştim!
29.
Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben
kullara asla zulmedici değilim.
30.
O gün cehenneme "Doldun mu?" deriz. O da
"Daha var mı?" der.
31.
Cennet de takvâ sahiplerine yaklaştırılır;
(onlardan) uzakta olmayacaktır.
32.
İşte size vâdedilen cennet! Ki o, daima
Allah'a yönelen,(O'nun buyruklarını)koruyan,
33.
Görmeden Rahmân'a saygı gösteren ve(Allah'a)
dönük bir kalp getiren herkesin (mükâfatı
budur).
34.
Oraya selâmetle girin. İşte bu, ebedî
yaşamanın başladığı gündür
35.
Orada kendileri için diledikleri her şey
vardır. Katımızda dahası da vardır.
Son cümlede işaret edilen nimetten
maksadın, “Allah’ı görme” olduğu alimlerin
çoğunluğunca ifade edilmiştir. Ayrıca bu
ziyadelik, gözlerin görmediği, kulakların
işitmediği, hiçbir insanın hatırına
gelemeyecek sonsuz nimetler şeklinde de
yorumlanmıştır.
36.
Biz, onlardan önce kendilerinden daha güçlü
olan, diyar diyar dolaşan nice nesilleri
helâk etmişizdir. Kurtuluş var mı!
37.
Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır
bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt
vardır.
38.
Andolsun biz, gökleri, yeri ve ikisi
arasında bulunanları altı günde yarattık.
Bize hiçbir yorgunluk çökmedi.
39.
(Resûlüm!) Onların dediklerine sabret.
Güneşin doğuşundan önce de, batışından önce
de Rabbini hamd ile tesbih et.
40.
Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından
da O'nu tesbih et.
41.
Seslenenin yakın bir yerden sesleneceği güne
kulak ver.
42.
O gün insanlar bu sesi gerçekten
işiteceklerdir. İşte bu, çıkış günüdür.
43.
Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de
ancak bizedir.
44.
O gün yer yarılır, onların üzerinden süratle
yarılıp açılır. Bu, bize göre kolay olan bir
haşirdir.
45.
Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen
onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin.
Tehdidimden korkanlara Kur'an'la öğüt ver.

Adı: Başlangıç harfi olan "Kâf"dan
alınmıştır. Anlamı, Kâf harfi ile başlayan
sure, demektir.
Nüzul Zamanı: Kesin ne zaman
nazil olduğu hakkında sağlam rivayetlerle
bilgi edinilememiştir. Fakat konular
ilerledikçe bu surenin nüzul zamanı, Mekke-i
Muazzama'nın ikinci dönemi olan
peygamberliğin üçüncü senesinden başlayarak
beşinci seneye kadar devam eden zaman içinde
olduğu anlaşılmaktadır.
Bu dönemin özelliklerini En'am Suresi'nin
giriş kısmında açkıladık. Bu özellikleri göz
önüne alarak bu surenin, kafirlerin
muhalefetinin bayağı şiddet kazandığı, ama
henüz eziyet ve işkencenin başlamadığı
beşinci senede nazil olduğu kıyaslamalarla
tahmin edilmektedir.
Konu: Muteber rivayetlerde,
Peygamberimiz'in (s.a) çok kere bayram
namazlarında bu sureyi okuduğunu
öğrenmekteyiz. Peygamberimiz'in komşusu olan
Ümmü Hişam bin Harise adındaki bir kadın,
"Bu sureyi ben cuma hutbelerinde çok kere
Peygamberimiz'in mübarek ağzından işittim de
ezberledim" diyor. Diğer bazı rivayetlerde:
Sabah namazında da Peygamberimiz'in çok kere
bu sureyi okuduğu rivayet ediliyor. Bundan
Hz. Peygamber'in (s.a.) nazarında çok önemli
bir sure olduğu açığa çıkmaktadır. Bu
sebeple, çok çok okumak suretiyle,
inananların bu surenin konusunu daha iyi
anlamalarına dikkat buyurdukları
görülmektedir. Bu ihtimam içerisinde sure
dikkatli okunursa kolaylıkla anlaşılabilir.
Baştan sona bütün surenin konusu ahiret ile
ilgilidir.
Hz. Peygamber'in (s.a) , Mekke'de risaletini
açıklayıp insanları İslam'a davet ettiği
sıralarda bu insanlar en çok; öldükten sonra
tekrar dirilip, yaptıkları işlerin ve her
çeşit amellerinin hesabını vereceklerine bir
türlü akıl erdiremiyor, hayret ediyorlardı.
"Bu olmayacak bir iş, olabileceğini de akıl
kabul etmez, her zerremiz toprakta
darmadağın olduktan ve bu dağınık parçaların
binlerce yıl geçtikten sonra, tekrar bir
araya getirilerek vücudumuzun yeni baştan
düzenlenip-diriltilip ayağa kaldırılması
olabilecek şey midir?" diyorlardı. Buna
cevap olarak Allah Teala tarafından işte bu
ifadeler nazil buyuruldu.
Bu sure içinde çok kısa yoldan, küçük küçük
ifadeler içinde, bir taraftan ahiretin
mümkün olduğu ve onun meydana geleceğine
dair deliller, ispatlar verilmiş, diğer
taraftan; "İsterseniz hayret ediniz, yahut
akıldan uzak kabul ediniz veya yalanlayınız,
her halükarda bunlarla hakikat değişmez"
diye bilgi verilmektedir. Hakikat şudur ki:
Toprakta darmadağın olan vücudumuzun her
parçasının nereye gidip, nerede kaldığını,
ne durumda olup hangi yerde bulunduğunu
Allah bilmektedir. Bütün bu dağınık
parçaların yeniden bir araya gelmesi ve sizi
eskiden olduğunuz gibi tekrar yaratıp ayağa
kaldırması için Allah Teala'nın bir işareti
kafidir, yularsız develer gibi salıverilip
yaptığınız işlerin hiç kimseye hesabını
vermeyeceğiniz konusundaki bu tip ham
hayalleriniz, çürük bir anlayıştan başka bir
şey değildir.
Gerçek olan O; bizatihi Allah Teala,
doğrudan doğruya her söz ve hareketinizi
hatta kalbinizden geçen düşünce ve
tasavvurlarınıza kadar her şeyi bilmektedir.
Her şahsın yanına tayin edilmiş melekleri de
bütün hareketleri ve davranışları kayda
almaktadır. Vakti gelince bir nida üzerine
hepiniz, yağmur zerreleri yeryüzüne iner
inmez otların fışkırıp çıktığı gibi ayağa
kalkacaksınız. İşte o zaman, bugün aklınızın
önüne gerilmiş olan perde açılacak ve bugün
inkar ettiğiniz o şeylerin hepsini
gözlerinizle göreceksiniz. O zaman siz,
dünyada sorumsuz ve başıbozuk
bırakılmadığınızı, aksine sorumlu olup
hesaba çekileceğinizi öğreneceksiniz. Bugün
tuhaf efsaneler zannettiğiniz azap ve
mükafat, günah ve sevap, cennet ve cehennem,
o zaman bunların hepsi gözlerinizle
gördüğünüz, karşınıza dikilip kendilerini
müşahede ettiğiniz birer hakikat
olacaklardır. Hak ve Hakikate direnmenizin
karşılığında, akıldan uzak kabul ettiğiniz
cehenneme atılacaksınız ve Allah'tan korkup
doğru yola gelenlerin, gözlerinizin önünde
bugün adını duyduğunuz zaman hayret edip
dudak büktüğünüz o cennete girdiklerini
göreceksiniz.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|