|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlünün önüne
geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah
işitendir, bilendir.
Ayette belirtilen, önüne geçmeme hususu,
söylenen söz, yapılan iş ve çıkarılan
hükümlerde, Hz. Peygamber’e aykırı
davranmama, edebi koruma ve O’na uyma
şeklinde yorumlanmıştır.
2.
Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in
sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize
bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle
bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan
amelleriniz boşa gidiverir.
Resulullah’ın huzurunda yüksek sesle
konuşmak yasaklanmıştır. Bundan maksat Hz.
Peygamber’in huzurunda münasebetsizce
bağırıp çağırmayı ve sesi yükseltmeyi
önlemektedir. Sahabeden Sabit b. Kays’ın
durumu ayetin anlamına açıklık
getirmektedir. Şöyle ki: Bu zat, ayet
inince, yüksek sesli olduğundan, Hz.
Peygamber’in huzurunda konuşursa amelinin
boşa gideceği endişesi ile huzur-ı risalete
gitmemeye başlamıştı. Hz. Peygamber onu
çağırtarak teselli etmiş, ona hayır haberi
ve cennet müjdesi vermiştir.
3.
Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini
kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takvâ
ile imtihan ettiği kimselerdir. Onlara
mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.
4.
(Resûlüm!) Sana odaların arka tarafından
bağıranların çoğu aklı ermez kimselerdir.
Rivayet edildiğine göre, Uyeyne b. Hısn
ile Akra’b. Habis, Temim oğullarından yetmiş
kişilik bir heyetle öğle vakti Allah’ın
elçisine gelmişlerdi. Resulullah, odasında
uyuyordu. “Ya Muhammed! Dışarı çık, yanımıza
gel!” diye bağırmışlardı. Ayet bu tür
davranışın uygunsuzluğuna dikkat
çekmektedir.
5.
Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar
sabretselerdi, elbette kendileri için daha
iyi olurdu. Allah çok bağışlayan, çok
esirgeyendir.
6.
Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir
haber getirirse onun doğruluğunu araştırın.
Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük
edersiniz de sonra yaptığınıza pişman
olursunuz.
Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber,
Velid b. Ukbe’yi Beni Müstalik kabilesine
zekat memuru olarak göndermişti: Velid,
bunlarla arasında önceden var olan bir
husumetten dolayı, korkuya kapılmış, yoldan
dönmüş, üstelik Hz. Peygamber’e gelerek
onların irtidat edip, zekat vermediklerini
duyurmuştu. Bunun üzerine Hz. Peygamber
onlara öfkelenmiş, savaşmayı bile
tasarlamış, aynı zamanda Halid b. Velid’i de
durumu incelemek üzere göndermişti. Halid,
incelemeleri sonunda Beni Mustalik’in ezan
okuyup, namaz kıldıklarını ve zekatlarını da
teslim ettiklerini Hz. Peygamber’e
bildirmişti. Ayetin nüzul sebebinin bu olay
olduğu değişik rivayetlerde yer almıştır.
7.
Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi
vardır. Şayet o, birçok işlerde size
uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah
size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize
sindirmiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size
çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda
olanlar bunlardır.
8.
Bu, Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah
alîmdir, hakîmdir.
9.
Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle
vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri
ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna
dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın.
Eğer dönerse artık aralarını adaletle
düzeltin ve (her işte) adaletli davranın.
Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.
10.
Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse
kardeşlerinizin arasını düzeltin ve
Allah'tan korkun ki esirgenesiniz.
11.
Ey müminler! Bir topluluk diğer bir
topluluğu alaya almasın. Belki de onlar,
kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da
kadınları alaya almasınlar. Belki onlar
kendilerinden daha iyidirler. Kendi
kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü
lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra
fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe
etmezse işte onlar zalimlerdir.
Erkeklerin ve kadınların birbirleriyle
ayal etmeleri, birbirlerini ayıplamamaları
ve kötü lakap takmamaları istenmekte,
bunları yapmanın yoldan çıkma anlamına gelen
fasıklık olduğu hatırlatılmaktadır.
12.
Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının.
Çünkü zannın bir kısmı günahtır.
Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz
diğerinizi arkasından çekiştirmesin.
Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten
hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O
halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah,
tevbeyi çok kabul edendir, çok
esirgeyicidir.
Zandan kaçınmamız, kusur araştırıp
ayıpları deşmememiz ve gıybet etmememiz
istenmiştir. Çekiştirilen kimsede, anlatılan
kusur bulunsa bile, bunun anlatılmasının
caiz olmadığı Hz. Peygamber tarafından
açıklanmıştır.
13.
Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle
bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle
tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere
ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en
değerli olanınız, O'ndan en çok
korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her
şeyden haberdardır.
Hz. Adem ve Havva’dan çoğalan insanlar,
yeryüzünde çeşitli renk ve dilde küçüklü
büyüklü topluluklar oluşturmuşlardır.
Küçükten büyüğe, kabileden milletlere
varıncaya kadar farklılık gösteren bu
oluşumun temel sebebinin kitlelerin
birbirini tanıyıp, anlaşmak ve kaynaşmak
olduğu anlaşılmaktadır. Yani soy-sopla
övünmek yerine, birleşip bütünleşmek
öngörülmüştür.
14.
Bedevîler "İnandık" dediler. De ki: Siz iman
etmediniz, ama "Boyun eğdik" deyin. Henüz
iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a
ve elçisine itaat ederseniz, Allah
işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü
Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Esed oğullarından bir topluluk, bir
kıtlık senesinde Medine’ye gelerek iman
ettiklerini söylemişler ve Hz. Peygamber’e
“Sana yüklerimiz ve ailelerimizle geldik.
Seninle falan kabile gibi savaşmadık”
demişler, sadaka istemişlerdi. Ayet onların
bu durumunu tahlil ederek, onların kalpten
tasdik etmediklerini, sadece dilden
teslimiyetlerini belirttiklerini ifade
etmektedir.
15.
Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman
eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen,
Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.
16.
De ki: Siz dininizi Allah'a mı
öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde olanları
da bilir, yerde olanları da. Allah her şeyi
hakkıyla bilendir.
17.
Onlar İslâm'a girdikleri için seni minnet
altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı
benim başıma kakmayın. Eğer doğru
kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana
erdirdiği için asıl Allah size lütufta
bulunmuştur.
18.
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin
gizliliklerini bilir. Allah yaptıklarınızı
görendir.

Adı:
Adını, 4. âyetteki "odalar" anlamına gelen "hucurât"
kelimesinden alır. Bu sûrede müminlere bazı
görgü kuralları, Peygamber'e ve birbirlerine
karşı nasıl davranacakları öğretilmektedir.
Medine'de inmiştir. 18 âyettir.
Nüzul Zamanı: Surenin,
muhtelif zamanlarda nazil olan fakat konu
beraberliği ve benzerliği bakımından
biraraya toplanmış olan ilahi
emir ve hükümleri içine aldığı, hem
rivayetlerden, hem de surenin konularından
anlaşılmaktadır. Bununla birlikte surenin
içindeki emir ve hükümlerin Medine döneminin
son zamanlarında nazil olduğu de belli
olmaktadır. Mesela 4. ayetle ilgili olarak
bütün müfessirler; "Temim kabilesinden gelen
heyetin adamlarının, Peygamberimizin mübarek
hanımlarının bulunduğu odaların arkasından
Peygamberimizi yüksek sesle çağırmaları
üzerine nazil olmuştur", demektedirler.
Bütün siyer ve İslam tarihi kitapları da bu
heyetin gelişini H.9. sene olarak haber
vermektedirler. Ve yine surenin 6. ayetinde;
Peygamberimiz tarafından zekatlarını
toplamak üzere Mustalik oğullarına
gönderilen Velid b. Ukbe hakkında indiği
birçok hadis rivayetlerinden
anlaşılmaktadır. Velid b. Ukbe'nin de
Mekke'nin fethi olayında müslüman olduğu
kesin olarak bilinmektedir.
Konu: Surenin konusu;
müslümanlara iman sahiplerinin şanına ve
adına layık olan edep ve terbiyenin
öğretilmesidir. İlk beş ayette;
müslümanların Allah ve Peygamberi hakkında
gözönünde bulundurmaları gereken edep ve
saygı anlatılmaktadır.
Daha sonra her haberin araştırılması, gerçek
olup olmadığının soruşturulması, bu
yapılmadan harekete geçilmesinin uygun
olmayacağı ihtar edilmekte, bir kişi, millet
veya kabile hakkında bir haber alınmış ise
haber kaynağının sağlam olup delilleriyle
incelenmesi gerektiğinin, haber kaynağı olan
kişi güvenilir değilse, harekete geçmeden
önce haberin kendisinin doğru olup
olmadığının iyice incelenmesi gerektiği
tavsiye edilmektedir.
Daha sonra, müslümanlardan iki grubun
savaşması halinde diğer müslümanların bu
konuda tutumlarının nasıl olması gerektiği
açıklanmaktadır. Arkasından sosyal hayatı
berbat eden ve müslümanlar arasındaki
ilişkileri bozup zedeleyen kötülüklerden
müslümanların sakınması gerektiğini ısrarla
ve te'kitle vurgulayan emirler
buyurulmaktadır.
Bir kişiyle alay etmenin, birbirini
kötülemenin, birbirine kötü lakablar
takmanın, kötü zanlarda bulunmanın,
başkalarının durumunu ve hayatlarının gizli
yönlerini araştırıp soruşturmanın, insanları
arkasından çekiştirmenin -ki bunlar bizatihi
günah olan ve toplum düzenini bozan
şeylerdir- haram olduğunu teker teker
sayarak belirtmektedir.
Bunun ardından; bütün insanlığı felakete
sürükleyen, dünya çapında huzursuzluğa sebep
olan ırk ve soy imtiyazlarına darbe
indirmekte; millet, kabile ve ailelerin şan
ve şöhretleriyle öğünmeleri, başkalarını
kendilerinden aşağıda görmeleri, kendi
üstünlüklerini devam ettirebilmek için
diğerlerini çiğnemeleri, dünyayı zulüm ve
haksızlıkla dolduran ana sebepler olarak
zikrediliyor.
Allah Teala küçücük bir ayette bütün
insanların bir tek asıldan yaratıldığını,
millet ve kabilelere ayrılmalarının
övünmeleri için değil tanınmaları için
olduğunu bildirerek ırkçılık pisliğinin
kökünü kazımıştır. İnsanın insana ahlak
değerleri (takva) dışında bir üstünlüğünün
olamayacağını, aksi bir iddianın sağlam bir
temeli olmayacağını insan mantığına
yerleştirmiştir.
Ve nihayet insanlığa, önemli olanın iman
davasının dilde olmayıp, kalblerinde Allah
ve Rasûlü'ne sağlam bir iman taşıyarak,
ameli olarak Allah'ın emirlerini uygulamaya
devam etmek, ihlas ve samimiyetle Allah
yolunda canla, malla mücadele etmek olduğu
bildirilmekte ve hakiki mü'minlerin bu yolu
seçenler olduğu anlatılmaktadır.
Kalble tasdik etmeyip sadece dilleriyle
müslüman olduklarını iddia eden, bundan
sonra sanki müslüman olmakla başkalarına
iyilik yapıp, minnet altında bırakmış gibi
davranan insanlara gelince; bu insanlar
dünya hayatında müslüman sayılabilir ve
toplum düzeni içinde kendilerine müslamanca
davranılabilir. Fakat Allah katında onlar
asla müslüman değillerdir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|