|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
İnkâr edenlerin ve Allah yolundan
alıkoyanların işlerini Allah boşa
çıkarmıştır.
Mekke halkı, İslam’a girmekten çekiniyor,
üstelik İslam’a girenleri de çevirmeye,
alıkoymaya uğraşıyordu. Ayet, böyle inkar
içinde bulunan bir topluluğun, fakirlere
yemek yedirmek, sıla-i rahim yapmak,
esirleri azat etmek, Mescid-i Haram’ın
imarına çalışmak gibi amellerinin boşa
gideceğini belirterek, bu davranışlarının
dünyada faydasını görseler bile, ahirette
sevaptan mahrum kalacaklarını
açıklamaktadır.
2.
İman edip yararlı işler yapanların, Rableri
tarafından hak olarak Muhammed'e indirilene
inananların günahlarını Allah örtmüş ve
hallerini düzeltmiştir.
3.
Bunun sebebi, inkâr edenlerin bâtıla
uymaları, inananların da Rablerinden gelen
hakka uymuş olmalarıdır. İşte böylece Allah,
insanlara kendilerinden misallerini anlatır.
4.
(Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız
zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara
iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın
(esir alın). Savaş sona erince de artık ya
karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin.
Durum şu ki, Allah dileseydi, onlardan
intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle
denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere
gelince, Allah onların yaptıklarını boşa
çıkarmaz.
Savaşta, öncelikle, zafere ulaşmak için
gereken yapılır. Düşman mağlup olunca sağ
kalanlar esir alınır. Esirler ya
bağışlanarak veya fidye alınarak serbest
bırakılır. Fidye alma, mal veya esir
mübadelesi şeklinde olabilir. Savaş ulvi bir
gaye için emredilmiştir; bu gayeyi
gerçekleştirerek imtihan verenlerin
amellerinin boşa çıkarılmayacağı da ayrıca
belirtilmiştir.
5.
Allah onları muratlarına erdirecek,
gönüllerini şâdedecek .
6.
Onları, kendilerine tanıttığı cennete
sokacaktır.
7.
Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a (Allah'ın
dinine) yardım ederseniz O da size yardım
eder, ayaklarınızı kaydırmaz.
8.
İnkâr edenlere gelince, onların hakkı
yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa
çıkarmıştır.
9.
Bunun sebebi, Allah'ın indirdiğini
beğenmemeleridir. Allah da onların
amellerini boşa çıkarmıştır.
10.
Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin
sonlarının nasıl olduğunu görmezler mi?
Allah onları yere batırmıştır. Kâfirlere de
onların benzeri vardır.
Ayette hususi bir tevcihle, Mekke
kafirlerine önceki milletlerin evlat ve
mallarının tümünün yok edildiği
hatırlatılmış, öncekilere benzer sonuçların
ve helakın onların da başlarına geleceği
beyan edilmiştir. Genel anlamda ise
inkarcıların için bu tür bir örnek her an
geçerlidir.
11.
Bu, Allah'ın, inananların yardımcısı
olmasından dolayıdır. Kâfirlere gelince,
onların yardımcıları yoktur.
12.
Muhakkak ki Allah, inanıp iyi işler
yapanları, altlarından ırmaklar akan
cennetlere koyar; inkâr edenler ise
(dünyadan) faydalanırlar, hayvanların yediği
gibi yerler. Onların yeri ateştir.
Ayet, inkar edenleri, ahireti tanımayan,
başlarına gelecekten habersiz, bütün
imkanlarını midelerine ve şehvetlerine
harcayan muhteris yaratıklar şeklinde
tanımlamaktadır.
13.
Senin şehrinden -ki ora (halkı) seni çıkardı
daha kuvvetli nice şehirleri yok ettik;
onlara bir yardım eden de çıkmadı.
Burada Resulullah’ın hicrete zorlanıp
çıkarıldığı Mekke şehrine işaret edilmiştir.
14.
Rabbinden apaçık bir delil üzerinde bulunan
kimse, kötü işi kendisine güzel görünen ve
heveslerine uyan kimse gibi olur mu?
15.
Müttakîlere vâdolunan cennetin durumu
şöyledir: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar,
tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere
lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme
baldan ırmaklar vardır. Orada meyvelerin her
çeşidi onlarındır. Rablerinden de bağışlama
vardır. Hiç bu, ateşte ebedî kalan ve
bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su
içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
16.
Onların arasında, seni dinleyenler vardır.
Fakat senin yanından çıkınca kendilerine
bilgi verilmiş olanlara "Az önce ne
demişti?" diye sorarlar. Bunlar, Allah'ın
kalplerini mühürlediği, hevâ ve heveslerine
uyan kimselerdir.
Kafirlerin iki yüzlü tipini teşkil eden
münafıklar, Hz. Peygamber’in huzurunda veya
hutbede dinlediklerini, sonradan sırf alaya
almak ve maskaralık etmek için, İbn Mes’ud
ve İbn Abbas gibi alim sahabilere yanaşarak
Hz. Peygamber’in az önce neler söylediğini
sormaya yelteniyorlardı. Ayet, onların bu
tutumunu açıklayarak davranışlarını
kötülemektedir.
17.
Doğru yolu bulanlara gelince, Allah onların
hidayetlerini arttırır ve sakınmalarını
sağlar.
18.
Onlar, kıyamet gününün ansızın gelip
çatmasını mı bekliyorlar? Şüphesiz onun
alâmetleri belirmiştir. Kendilerine gelip
çatınca ibret almaları neye yarar!
Mekke kafirlerinin kıyametin kopmasını
beklemelerini kınayan ayet, kıyametin
alametlerinin geldiğini hatırlatmaktadır. Hz.
Peygamber’in gönderilmesi, ayın ikiye
ayrılması gibi olaylar bu cümledendir.
19.
Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. (Habibim!)
Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve
mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını
dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de
duracağınız yeri de bilir.
“Dolaşılan yer” gündüzleri gidip gelinen
yer veya dünya, “durulan yer” ise geceleri
ikamet edilip barınılan yer veya ahiret
şeklinde yorumlanmıştır.
20.
İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir
sûre indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü
açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz
edilince, kalplerinde hastalık olanların,
ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi
sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan
da budur!
“Hükmü açık sure”, muhkem olan,müteşabih
olmayan sure demektir. Böylece muharebenin
hükmü muhkem ayetlerle kesin olarak ortaya
konmuştur. Zaten savaşın zikredildiği her
surenin muhkem olduğu ve üzerinde nesh varit
olmadığı belirtilmiştir.
21.
(Onların vazifesi) itaat ve güzel sözdür. İş
ciddiye bindiği zaman Allah'a sadakat
gösterselerdi, elbette kendileri için daha
hayırlı olurdu.
Ayetin ifade ettiğine göre, vazifeleri
itaat ve güzel söz söyleme durumunda
olanlar, savaş isteklerinde de sadık olmalı,
savaşa karar verilince korkup
vazgeçmemelidirler.
22.
Geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk
yapmaya ve akrabalık bağlarını kesmeye
dönmüş olmaz mısınız?
Ayet, Allah’a verdikleri söze sadakat
göstermeyenleri suçlarken, onların iman ve
İslam’dan yüz çevirdikleri zaman cahiliye
devrinin adetlerine döneceklerini, yağma,
tlan, akraba arasında çekişme ve kız
çocuklarını diri diri toprağa gömme gibi
taşkınlıkları yapabileceklerini haber
vermektedir.
23.
İşte bunlar, Allah'ın kendilerini
lânetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör
ettiği kimselerdir.
24.
Onlar Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa
kalpleri kilitli mi?
25.
Şüphesiz ki, kendilerine doğru yol belli
olduktan sonra, arkalarına dönenleri, şeytan
sürüklemiş ve kendilerine ümit vermiştir.
Burada, açık delil ve mucizeleri
gördükten sonra, küfre veya iki yüzlülüğe
dönenlerin, şeytana uyduklarına, şeytanın da
böylelerine uzum ömür telkin ederek
emellerini arttırdığına dikkat çekilmiştir.
26.
Bunun sebebi; onların, Allah'ın
indirdiğinden hoşlanmayanlara: Bazı
hususlarda size itaat edeceğiz, demeleridir.
Oysa Allah, onların gizlediklerini biliyor.
Ayette münafıkların, Allah Resulüne
düşmanlık yapacaklarına ve onunla birlikte
müslümanların savaşmalarını önleyeceklerine
dair yahudi ve müşriklere vaadde bulunmuş
olduklarına işaret edilmiştir.
27.
Ya melekler onların yüzlerine ve sırtlarına
vurarak canlarını alırken durumları nasıl
olacak!
28.
Bunun sebebi, onların Allah'ı gazaplandıran
şeylerin ardınca gitmeleri ve O'nu razı
edecek şeylerden hoşlanmamalarıdır. Bu
yüzden Allah onların işlerini boşa
çıkarmıştır.
29.
Kalplerinde hastalık olanlar, yoksa
Allah'ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını
mı sandılar?
Hem Hz. Peygamber’e, hem de müminlere kin
besleyen münafıklar, kafirlere yardım
ediyor, buna karşılık iman ve cihad gibi
ilahi hoşnutluğa sebep olacak davranışlara
yönelmiyorlardı. Bu yüzden görünürdeki
amellerinin boşa gittiği geçen ayetlerde
belirtilmiştir.
30.
Biz dileseydik onları sana gösterirdik de,
sen onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki
sen onları konuşma tarzlarından tanırsın.
Allah işlediklerinizi bilir.
Rivayet edildiğine göre, bu ayetin
nüzulünden sonra Hz. Peygamber’e hiçbir
münafık gizli kalmıyor, hepsini simalarından
tanıyordu. Münafıkların tanınan bir başka
yönleri de konuşmalarıydı. Çünkü onlar
Resulullah’ın huzurunda konuşurlarken
müslümanlar hakkında üstü kapalı incitici
konuşmalar yaparlardı.
31.
Andolsun ki içinizden cihad edenlerle
sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi
açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.
Ayet, müminlerin cihadla ve güçlüğü lan
diğer yükümlülüklerle imtihan
edileceklerini, ayrıca itaat veya
isyanlarının açıklanacağını haber
vermektedir.
32.
İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve
kendilerine doğru yol belli olduktan sonra
Peygamber'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir
zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını
boşa çıkaracaktır.
Hz. Peygamber’e karşı gelenlerin, Kureyş
müşrikleriyle onları destekleyen yahudiler
olduğu bilinmektedir. Bunların Hz.
Peygamber’e düşmanlık adına yaptıkları boşa
gittiği gibi sadaka ve benzeri amellerinin
de boşa çıkacağı kesindir.
33.
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin,
Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa
çıkarmayın.
34.
İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanları ve
sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla
bağışlamaz.
35.
Üstün durumda iken gevşeyip barışa
çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O
amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
Buna göre müslümanlar düşman karşısında
üstün durumda iken, sulh isteğinde
bulunamazlar. Aslolan düşman karşısında
gevşemek, eziklik hissederek paniğe
kapılmamaktır.
36.
Doğrusu dünya hayatı ancak bir oyun ve
eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız
Allah size mükâfatınızı verir. Ve sizden
mallarınızı (tamamen sarfetmenizi) istemez.
Sarfedilmesi istenen, sadece zekat ve
sadaka gibi cüz’i bir miktardır.
37.
Eğer onları (tamamını) isteseydi ve sizi
zorlasaydı, cimrilik ederdiniz ve bu da
sizin kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
Ayet, malların tümünün istenmesi halinde
belirecek cimrilik duygusunun, İslam’a ve Hz.
Peygamber’e kin besleme ölçüsüne kadar
varacağına temas ederek, insanın mal
karşısındaki psikolojik durumunu tahlil
etmektedir.
38.
İşte sizler, Allah yolunda harcamaya
çağırılıyorsunuz. İçinizden kiminiz cimrilik
ediyor. Ama kim cimrilik ederse, ancak
kendisine cimrilik etmiş olur. Allah
zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer O'ndan
yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir
toplum getirir, artık onlar sizin gibi de
olmazlar.
Ayete göre, insanlar farz olan harcamayı
yapmak zorundadırlar. Eğer bunu yerine
getirmezlerse helaki hak eden bir toplum
olurlar.

Adı: Sure adını, ikinci
ayetinde geçen Hz. Peygamber'in (s.a.)
adından almaktadır. Bu adın yanında surenin
meşhur olmuş ikinci bir adı da "Kıtal"dir.
Bu isim de surenin kıtalden (savaş) söz eden
yirminci ayetinden alınmıştır.
Nüzul Zamanı: İhtiva ettiği
konular, bu surenin Hicret'ten sonra
Medine'de savaşa izin verildiği, fakat henüz
fiili olarak savaşa girilmediği bir zamanda
nazil olduğunu gösteriyor. Bu, surenin
sekizinci açıklama notunda deliller
gösterilerek ayrıntılı biçimde
açıklanacaktır.
Tarihsel Arkaplan: Bu surenin
nazil olduğu zamanda Arabistan genelinde,
özellikle de Mekke'de müslümanlar işkence ve
zulmün hedefi kılınmışlar ve onlar için
hayat çekilmez bir duruma getirilmişti. Bu
nedenle müslümanlar dört bir taraftan "Daru'l-Eman"
(Güvenlik Yurdu) olan Medine'ye gelerek
toplanıyorlardı. Ama Kureyş müşrikleri
onları burada da rahat bırakmayacaklardı.
Kafirler küçük bir şehir olan Medine'yi her
yandan kuşatma altına almışlar, müslümanları
yok etmek için fırsat kolluyorlardı.
Müslümanlar için yalnızca iki seçenek vardı:
Ya Hak dine davet ve onu tebliğ bir yana,
ona bağlı kalmaktan bile vazgeçerek cahiliye
hayatını seçecekler veya bir ölüm-kalım
savaşına girişeceklerdi. Bu, aynı zamanda
Arabistan'da cahiliye düzeninin devamı veya
İslam'ın hakim kılınması yolunda alınmış
kesin bir karar anlamı taşıyordu.
Bu durum karşısında Allah, mü'minlerin
seçebileceği tek yol olan gayret ve
kararlılık yolunu göstererek müslümanlara bu
yolu seçmelerini emretti. Daha önce, Hacc
Suresi'nin 39. ayetinde savaş izni verilmiş,
sonra Bakara Suresi'nin 190. ayetinde savaş
emredilmişti. O zaman her insan, bu durumda
savaşın ne anlama geldiğini gayet iyi
biliyordu. Medine'de küçük bir topluluk olan
mü'minler, hepsi savaşabilecek güçte bin
kişiden oluşan bir kuvvet ortaya çıkaracak
bir durumda bile değildi. İşte bu durumdaki
insanlara cahiliye düzenine bağlı bütün
Araplar'a karşı yalın kılıç kıyam edilmesi
emrediliyordu. Evsiz barksız yüzlerce
muhacirin henüz tam olarak yerleşemediği,
dört bir yandan kuşatan cahiliye
Araplar'ının ekonomik boykotlarıyla beli
kırılmış bir şehirden savaş için gereken
malzeme nasıl temin edilebilirdi?
Konu: Genel durumu böyle olan
bir dönemde nazil olan sure, mü'minleri
savaşa hazırlatmakta ve onlara savaş
konusundaki ilk emirleri vermektir. Bu
nedenle adına "Kıtal" (Savaş) Suresi de
denilmektedir. Surede sırasıyla aşağıdaki
konular işlenmiştir:
Surenin baş taraflarında şu anda, taraflar
arasında bir karşılaşma olduğu
belirtilmektedir. Taraflardan biri Hakk'a
inanmayı reddetmekte ve Allah'ın Hak
Dini'nin yayılmasını engellemektedir. Diğer
taraf ise, Allah kulu Hz. Muhammed'e (s.a)
indirilen Hak Dini kabul etmekte ve onun
yayılmasına çalışmaktadır. Allah'ın kesin
kararı şöyle tecelli etmiştir: Birinci
tarafın bütün gayret ve didinmeleri boşa
çıkmış, ikinci tarafın durumu da
düzelmiştir.
Bundan sonra müslümanlara savaşın öncelikli
yolları gösterilmiş, Allah'ın yardım ve
kesin desteğinin kendilerinden yana olacağı
anlatılmıştır. Allah yolunda fedakarlıklar
yaptıkları takdirde kendilerine en iyi
mükafatlar verileceği vaat edilmiş, Hak
yolundaki çabalarının boşa gitmeyeceği
hususunda gönülleri tatmin edilmiş, hatta
sadece ahirette değil, dünyada da bu
gayretlerinin en güzel meyvelirini
toplayacakları bildirilmiştir.
Daha sonra, kafirlerin Allah'ın desteğinden
mahrum oldukları, tedbirlerinin mü'minler
karşısında hiçbir değer taşımayacağı,
dünyada olduğu gibi ahirette de çok kötü bir
sonuca ulaşacakları anlatılmıştır. Kafirler
Allah'ın Peygamberi'ni Mekke'den çıkarmakla
büyük bir başarı elde etmiş olduklarını
zannetmişlerdi. Oysa onlar bu hareketleriyle
kendi kendilerinin mahvolmalarını
hazırlamışlar, kendi felaketlerini kendileri
davet etmişlerdi.
Bundan sonra da hitap münafıklara
yöneltilmektedir. Çünkü onlar, savaş emri
gelmeden önce kendilerini seviyeli
müslümanlar olarak gösteriyorlardı.
Fakat savaş emri geldikten sonra neye
uğradıklarını şaşırdılar, rahat ve
emniyetlerini korumak için kafirlerle
gizlice görüşmelere başladılar. Bu nedenle
onlara açık bir şekilde, Allah ve dini
konusunda münafıklık yapanların hiçbir
amellerinin kabul edilmeyeceği haber
verilmiştir. Buradaki ana sorun iman
iddiasında bulunanların sınanmasıdır. Kişi
Hakk'ın mı yanındadır, batılın mı
yanındadır? İlgisi, İslam ve müslümanlarla
mıdır, küfür ve kafirlerle midir? Kendi
kişisel çıkarlarını mı üstün tutmaktadır,
yoksa iman ettiğini iddia ettiği Hak yolunun
gerektirdiklerini mi üstün tutmaktadır? Bu
sınamada fire veren kişi mü'min değildir. O
halde onun namazı, orucu, zekatı Allah
katında nasıl kabul görebilir?
Ayrıca müslümanlara, malzeme bakımından
yetersizliklerine, sayılarının az oluşuna,
düşmanlarının çokluğuna ve malzemelerinin
bolluğuna bakarak yılmamaları anlatılmış,
onlara barış teklifleri götürerek zayıflık
göstermemeleri istenmiştir. Çünkü böyle bir
durumda kafirler İslam ve müslümanlara karşı
daha fazla cesaret kazanır ve azgınlıkları
daha bir artar. Müslümanlar Allah'a
güvenerek bu küfür dağına karşı
koymalıdırlar. Müslümanlar mutlaka üstün
gelecek ve bu küfür dağı onlara çarparak
parça parça olacaktır. Çünkü Allah
müslümanlarla beraberdir.
Surenin son bölümünde ise müslümanlardan
mallarını Allah yolunda harcamaları
istenmektedir. Oysa o dönemde müslümanların
mali durumları çok kötü idi. Ancak konu
müslümanların varlığı-yokluğu sorunu idi.
Sorunun önemi, müslümanların kendilerini ve
dinlerini küfrün tasalludundan korumaları ve
Allah'ın dininin üstün gelmesi yolunda can
ve mallarıyla çalışmalarını gerektiriyordu.
Bu gereklilikleri yerine getirmek konusunda
cimrilik gösterenlerin Allah'a en küçük bir
zarar veremeyecekleri, ama kendilerini yok
olma tehlikesiyle karşı karşıya
bırakacakları anlatılmaktadır. Allah
insanlara muhtaç değildir. Dini uğruna
fedekarlıklardan kaçınan topluluğu saf dışı
|