|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Ha. Mîm. (bkz. 2/1)
2.
Bu Kitap aziz ve hakîm olan Allah tarafından
indirilmiştir.
3.
Gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları
biz, şüphesiz yerli yerince ve belli bir
süre için yarattık. İnkâr edenler,
uyarıldıkları şeylerden yüz
çevirmektedirler.
Ayet, yaratılanların, Allah’ın kudret ve
birliğine delalet ettiklerini, bunların
kıyamete kadar varlıklarını devam
ettireceklerini, ama inkarcıların kıyameti
ve dehşetini kabule yanaşmadıklarını haber
vermektedir.
4.
De ki: Söylesenize! Allah'ı bırakıp
taptığınız şeyler yeryüzünde ne yaratmışlar;
göstersenize bana! Yoksa onların göklere
ortaklıkları mı vardır? Eğer doğru
söyleyenlerden iseniz, bundan evvel (size
indirilmiş) bir kitap yahut bir bilgi
kalıntısı varsa onu bana getirin.
5.
Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar
kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan
daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar,
bunların tapmalarından habersizdirler.
6.
İnsanlar bir araya toplandıkları zaman
(müşrikler) onlara (tapındıklarına) düşman
kesilirler ve onlara kulluk ettiklerini
inkâr ederler.
Mealde esas alınan yorumun yanısıra
ayete, kendilerine tapınılan varlıkların
müşrikler aleyhine şahitlik yapacakları
yönünde mana da verilmiştir.
7.
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman
hakikat kendilerine geldiğinde onu inkâr
edenler: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
8.
Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: Eğer
ben onu uydurmuşsam, Allah tarafından bana
gelecek şeyi savmaya gücünüz yetmez. O,
sizin Kur'an hakkında yaptığınız
taşkınlıkları çok daha iyi bilir. Benimle
sizin aranızda şahit olarak O yeter. O,
bağışlayan, esirgeyendir.
9.
De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana
ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben
sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece
apaçık bir uyarıcıyım.
Ayetten anlaşıldığına göre, Hz.
Peygamber, kendisinden önce birçok peygamber
gelip geçtiğini hatırlamış, kendisinin ve
kavminin dünyadaki durumunun ne olacağını
bilmediğini belirtmiş, dikkatlerini eski
peygamberler ve ümmetlere çekerek onları
uyarmıştır.
10.
De ki: Hiç düşündünüz mü; şayet bu, Allah
katından ise ve siz onu inkâr etmişseniz,
İsrailoğullarından bir şahit de bunun
benzerini görüp inandığı halde siz yine de
büyüklük taslamışsanız (haksızlık etmiş
olmaz mısınız)? Şüphesiz Allah, zalimler
topluluğunu doğru yola iletmez.
Ayette dikkat çekilen husus, Kur’an’ın
Allah tarafından gönderilmiş olduğunun teyit
edilmesidir. Bunun İsrailoğullarından olan
şahidi de bir rivayete göre Hz. Musa’dır,
diğer bir rivayete göre ise Abdullah b.
Selam’dır. Tefsirlerde, surenin tamamının
Mekki sayılması halinde, yahudi iken
Medine’de müslümanlığı kabul eden bu zata
işaretin gayb haberi olarak niteleneceği
belirtilir. Öte yandan, surenin sadece bu
ayetinin Medine’de indiği görüşü de vardır.
11.
İnkâr edenler, iman edenler hakkında dediler
ki: "Bu iş bir hayır olsaydı, onlar bizi
geçemezlerdi." Fakat onlar bununla doğru
yola girmek arzusunda olmadıkları için "Bu
eski bir yalandır" diyecekler.
İlk önce köleler ve fakirler müslüman
olunca, Kureyş ileri gelenleri, iman ve
İslam’ın hayır getirmediğini, bunun, bu dine
ilk girenlerin seviyelerinden belli olduğunu
söylemişler, Kitab’a da dil uzatmışlardı.
Ayet inkarcıların bu tutumlarını sergileyip
kınamaktadır.
12.
Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak
Musa'nın kitabı vardır. Bu (Kur'an) da,
zulmedenleri uyarmak ve iyilik yapanlara
müjde olmak üzere Arap lisanıyla indirilmiş,
doğrulayıcı bir kitaptır.
Ayet, Kur’an’dan önce Tevrat’ın var
olduğunu, Kur’an’ın, kendinden önceki
kitapları ve Tevrat’ı doğrulayıp tasdik
ettiğini ifade etmektedir.
13.
"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru
yaşayanlara korku yoktur ve onlar
üzülmeyeceklerdir.
14.
Onlar cennet ehlidirler. Yapmakta
olduklarına karşılık orada ebedî
kalacaklardır.
15.
Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini
tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve
zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten
kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan,
güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der
ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin
nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı
iş yapmamı temin et. Benim için de
zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben
sana döndüm. Ve elbette ki ben
müslümanlardanım.
Tevhid’e yönelmek ve İslam’a girmek en
büyük nimettir. Allah’ın hoşnut olacağı
davranışları yapmaya çabalamak, mesela Hz.
Ebubekir’in yaptığı gibi kafirlerin
işkencesi altında kıvranan müminlerin
kurtuluşunu sağlamak, yapılması gereken
yararlı işlerdendir. Ayrıca bütün neslinin
salih müslümanlardan olmasını istemek de,
insanın yapacağı dualar arasında olmalıdır.
16.
İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz
ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler
cennetlikler arasındadırlar. Bu, kendilerine
verilen doğru bir sözdür.
Bu ayet, yukarıdaki duayı eden Hz.
Ebubekir ve diğer müminlerin itaatlarının
karşılığını, sevap ve mükafatla
göreceklerine işaret etmektedir.
17.
Ana ve babasına: Öf be size! Benden önce
nice nesiller gelip geçmişken, beni mi
tekrar dirilmekle tehdit ediyorsunuz? diyen
kimseye, ana ve babası Allah'ın yardımına
sığınarak: Yazıklar olsun sana! İman et.
Allah'ın vâdi gerçektir, dedikleri halde o:
Bu, eskilerin masallarından başka bir şey
değildir, der.
18.
İşte onlar, kendilerinden önce cinlerden ve
insanlardan gelip geçmiş topluluklar içinde,
haklarında azabın gerçekleştiği kimselerdir.
Gerçekten onlar ziyana uğrayanlardır.
19.
Herkesin yaptıklarına göre dereceleri
vardır. Allah, onlara yaptıklarının
karşılığını verir, asla kendilerine
haksızlık yapılmaz.
Ayet, müminlerin ve kafirlerin
yaptıklarının karşılığına göre derece
aldıklarını bildirmekte; iman edenlerin
cennette, inkar edenlerin de aşağıların
aşağı olan cehennemde olacaklarına işaret
etmektedir.
20.
İnkâr edenler ateşe arzolunacakları gün
(onlara şöyle denir): Dünyadaki hayatınızda
bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların
zevkini sürdünüz. Bugün ise yeryüzünde
haksız yere büyüklük taslamanızdan ve yoldan
çıkmanızdan dolayı alçaltıcı bir azap
göreceksiniz!
21.
Ad kavminin kardeşini (Hûd'u) an. Zira o,
kendinden önce ve sonra uyarıcıların da
gelip geçtiği Ahkaf bölgesindeki kavmine:
Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben
sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan
korkuyorum, demişti.
Ayette geçen “ahkaf” uzun ve yüksek kum
yığını manasına gelen “hıkf”ın çoğuludur.
Hud’un kavmi olan Ad. Yemen’de denize nazır
kum tepeleri arasında oturduğundan bu
bölgeye “ahkaf” denmiştir.
22.
"Sen bizi tanrılarımızdan çevirmek için mi
bize geldin? Hadi, doğru söyleyenlerden
isen, bizi tehdit ettiğin şeyi başımıza
getir" dediler.
23.
Hûd da! Bilgi ancak Allah'ın katındadır. Ben
size, bana gönderilen şeyi duyuruyorum.
Fakat sizin cahil bir kavim olduğunuzu
görüyorum, dedi.
Hud (a.s.) bu sözüyle, başlarına gelecek
azabın zamanını Allah’ın bildiğini
açıklamıştır.
24.
Nihayet onu, vâdilerine doğru yayılan bir
bulut şeklinde görünce: Bu bize yağmur
yağdıracak yaygın bir buluttur, dediler.
Hayır! O, sizin acele gelmesini istediğiniz
şeydir. İçinde acı azap bulunan bir
rüzgârdır!
25.
O (rüzgâr), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar,
mahveder. Nitekim (o kasırga gelince)
onların evlerinden başka bir şey görülmez
oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle
cezalandırırız.
Rivayet edildiğine göre bu müthiş
kasırga, erkeklerini, kadınlarını,
çocuklarını ve mallarını yerle gök arasında
savurarak parçalamış ve helak etmiştir.
Sadece Hz. Hud ve ona iman edenler
kurtulmuşlardır.
26.
Andolsun ki, onlara da size vermediğimiz
kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine
kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat
kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine
bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın
âyetlerini inkâr ediyorlardı. Alay edip
durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi.
Ayetin belirttiğine göre, Hud kavmi,
mekke kafirlerinden daha büyük kudret ve
imkanlara sahip olmuştu. Üstelik kendilerine
verilen göz, kulak ve kalple ilahi nimetin
kadrini bilecek ve Allah’a inanacaklardı.
Fakat hüccetlere rağmen inkarda direnince,
azap, onları helak etti.
27.
Andolsun biz, çevrenizdeki memleketleri de
yok ettik. Belki doğru yola dönerler diye
âyetleri tekrar tekrar açıkladık.
Çevredeki helak edilen memleketlerin,
Semud, Ad ve benzeri kavimlerin ülkeleri
olduğu belirtilmiştir.
28.
Allah'tan başka kendilerine yakınlık
sağlamak için tanrı edindikleri şeyler,
kendilerine yardım etselerdi ya! Hayır,
onları bırakıp gittiler. Bu onların yalanı
ve uydurup durdukları şeydir.
Ayet, Hud kavminin, Allah’a yaklaştırıcı
nesneler olarak inandığı düzmece tanrıların
hiçbirinin azabı uzaklaştırmada tesirli
olamadıklarını haber verirken ayrıca putları
Allah’a yakınlığa vesile saymanın da, boş ve
manasız bir kuruntu olduğuna dikkat
çekmektedir.
29.
Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı
dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı
dinlemeye hazır olunca (birbirlerine)
"Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince
uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
Rivayetlere göre, Hz. Peygamber Taif
seferinde Nahl vadisinde sabah namazı
kıldırıyorken, yedi yahut dokuz kişiden
teşekkül eden cinler gurubu, Peygamberimizin
okuduğu Kur’an’ı dinlemeye gelmişlerdi.
Kur’an’ı dinleyip kavimlerine döndüklerinde:
30.
Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz Musa'dan
sonra indirilen, kendinden öncekini
doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir
kitap dinledik.
31.
Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine uyun. Ona
iman edin ki Allah da sizin günahlarınızı
kısmen bağışlasın ve sizi acı bir azaptan
korusun..
Ayetin belirttiğine göre cinler, Allah
yolunun davetçisi olan Hz. Muhammed’e
kavimlerinin uymalarını isterken Allah’ın,
günahlarının bir kısmını bağışlayacağını
beyan etmişlerdir. Çünkü kul hakkıyla ilgili
günahlar, hak sahibinin rızası olmadıkça
bağışlanmaz.
32.
Allah'ın dâvetçisine uymayan kimse
yeryüzünde Allah'ı âciz bırakacak değildir.
Kendisi için Allah'tan başka dostlar da
bulunmaz. İşte onlar, apaçık bir sapıklık
içindedirler.
33.
Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla
yorulmayan Allah'ın, ölüleri diriltmeye de
gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O,
her şeye kadirdir.
34.
İnkâr edenlere, ateşe sunulacakları gün:
Nasıl, bu gerçek değil miymiş? denildiğinde:
Evet, Rabbimize andolsun ki gerçekmiş,
derler. Allah: Öyleyse inkâr etmenizden
dolayı azabı tadın! der.
35.
O halde (Resûlum), peygamberlerden azim
sahibi olanların sabrettiği gibi sen de
sabret. Onlar hakkında acele etme, onlar
vâdedildikleri azabı gördükleri gün sanki
dünyada sadece gündüzün bir saati kadar
kaldıklarını sanırlar. Bu, bir tebliğdir.
Yoldan çıkmış topluluklardan başkası helâk
edilir.
Ayette geçen “ülü’l-azm” (azim sahibi
peygamberler) Hz. Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve
Muhammed (a.s.)dır. (bak. Ahzab 33/7)
Gerçekten azim sahibi peygamberler,
şeriatlarının tebliğ ve tesisinde büyük
gayret sarfetmiş, ortaya çıkan güçlüklere ve
düşmanlıklara göğüs germişlerdir. Ayette, Hz.
Peygamber’e bu büyük peygamberlerin
vasıfları hatırlatılırken sabırlı olması
istenmiş, inkarcıların azap karşısında durum
ve tutumları da tasvir edilmiştir.

Adı:
Âd kavminin yaşadığı bölgede rüzgârlar, "ahkaf"
denen kum tepeleri meydana getiriyordu.
İçinde bu kavmin yaşadığı bölge ve kum
yığınlarından söz edildiğinden sûre Ahkaf
adını almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul
zamanı 29-32. ayetler arasında anlatılmakta
olan bir tarihi vakıadan tespit
olunmaktadır. Bu ayetlerde, cinlerin Kur'an-ı
Kerim'i dinleyerek topluluklarına geri
dönmeleri açıklanır. Bu hadise hakkında
hadis ve siyer kitaplarındaki ittifak edilen
rivayete göre, Allah Rasulü Taif'ten
Mekke'ye geri dönerken yolda Nahle denilen
yerde konaklamıştı. Ve bütün güvenilir tarihi
rivayetlere göre Allah Rasulü'nün Taif'e
gitme olayı hicretten üç sene önce meydana
gelmiştir. Dolayısıyla o zaman bu sure
nübüvvetin 10. senesinin sonu ile 11.
senesinin başlarında nazil olmuştur.
Tarihsel Arkaplan: Nübüvvetin
10. yılı Allah Rasulü'nün hayatındaki en zor
ve çetin yıldı. Tam üç seneden beri
Kureyş'in bütün kabileleri Haşimoğulları'na
ve müslümanlara boykot uyguluyorlardı. Allah
Rasulü, kabilesi ve diğer arkadaşlarıyla
beraber Şi'bi Ebi Talip <Şi'bi-Ebi talib:
Mekke'nin bir mahallesinin ismidir. Burada
Haşimoğulları oturmaktaydı. Şi'bi Arapça'da
"iki dağın arasındaki vadi" demektir. Bu
mahelle Ebu Kureyş Dağı'ndadır. Ebu Talip
ise Haşimoğulları'nın reisiydi. Bu yüzden bu
yere Şi'bi Ebu Talip adı verilmiştir. Bugün
Mekke'de Allahrasulü'nün doğduğu yer olarak
bilinen mevkiye yakındır. Şimdi ise Şi'bi-Ali
veya Şi'bi Beni Haşim olarak anılmaktadır.>
denilen yerde mahsur idiler.
Kureyşliler bu mahalleyi tamamıyla kuşatma
altında tutuyorlar ve kimse de bu ablukayı
yararak müslümanlarla irtibata geçemiyor ve
alışveriş yapamıyordu. Ancak Hac sırasında
müslümanlar dışarı çıkarak alış-veriş
yapabiliyorlardı. Fakat o zaman bile eğer
Ebu Leheb bir kimseyi pazarda gelen ticaret
kervanlarından bir şey satın almak isterken
görürse hemen satıcıya "Bunlara en yüksek
fiyatı söyle ki alamasınlar, daha sonra ben
o malı senden alırım, bir zararın olmaz"
demekteydi. Peşpeşe üç senelik bu kuşatma
müslümanların, Haşimoğulları'nın belini
iyice bükmüştü. O kadar zor günler
geçirdiler ki bazen ot bazen de ağaç
yaprakları yemeye mecbur kaldılar.
Üç sene sonra bu kuşatma kalkacaktı ama bu
sefer de bir müddet sonra, on küsür yıldır
Kureyşlilere karşı Allah Rasulü'nü korumakta
olan amcası Ebu Talip vefat edecek ve bu
hadiseden bir ay bile geçmeden de,
nübüvvetin başlangıcından bu güne kadar
Allah Rasulü'nün en büyük destekcisi ve
teselli edicisi olan hanımı Hz. Hatice vefat
edecekti. Peşisıra gelen bu darbeler
yüzünden Allah Rasulü bu seneyi "Hüzün Yılı"
olarak adlandırmıştı.
Ebu Talib'in ve Hz. Hatice'nin vefatlarından
sonra Mekkeli kafirler, Allah Rasulü'ne
karşı daha bir cüretlenmişler ve ona
eskisinden daha fazla eziyet etmeye
başlamışlardı. Hatta Allah Rasulü evinden
dışarı bile çok zor çıkabiliyordu. Ve İbn
Hişam'ın rivayetine göre gene bu dönemde
Kureyşli serserilerden biri Allah Rasulü
geçerken onun yüzüne toprak atmıştı.
Daha sonra Allah Rasulü, Beni Sakîfe'yi
İslam'a davet etmek veya hiç olmazsa orada
kalmasına izin verirler belki diye Taif'e
gitti. O zaman Allah Rasulü'nün bir binek
almaya bile maddi gücü yoktu. Taif'e kadar
bütün yolu yaya olarak gitti. Bazı
rivayetlere göre giderken yalnız başınaydı.
Bazı rivayetler ise yanında Hz. Zeyd bin
Harise'nin olduğunu söylemektedir. Orada
birkaç gün kaldı. Beni Sakîf'in ileri
gelenleri ile tek tek görüştü. Fakat
hiçbirisi ona kulak asmadılar. Üstelik acele
şehri terk etmesini istediler. Çünkü Allah
Rasulü'nün davetinin gençleri ifsad
edeceğinden endişeliydiler. Sonunda Taif'i
terk etmeye mecbur kaldı. Allah Rasulü şehri
terk ederken beni Sakif'in ileri gelenleri
bazı serserileri peşinden gönderdiler.
Bunlar yolun iki tarafına geçerek Allah
Rasulü'ne hem küfür ediyorlar hem de taş
atıyorlardı. Allah Rasulü (s.a) yaralandı,
ayakları kan içerisinde kaldı. Bu halde
Taif'in dışarılarında bir bahçenin duvarının
gölgesine yaslanarak Allah'a şöyle nidada
bulundu. "Ey Allahım! Senin huzurunda
çaresizliğimi ve halkın nazarında
kıymetsizliğimi şikayet ediyorum. Ey
merhametlilerin en merhametlisi, Sen
mustazafların Rabbisin.
Benim Rabbim Sensin. Beni kimlerin eline
bırakıyorsun? Bana bu kadar sert davranan
insanların eline bırakıyorsun, üzerime
çullanan bir düşmana bırakıyorsun. Eğer sen
benden dargın değilsen, ben bu musibetlere
aldırmam. Fakat eğer tarafından bana bir
afiyet nasib olursa daha rahatlayacağım.
Sana sığınırım. Senin Nurun bu zulmeti
aydınlatır. Dünya ve ahiret işlerini
düzeltir. Beni, senin gazabının üzerime
gelmesinden ya da ikabına müstehak olmamdan
koru. Benden hoşnut olacağın şekilde senin
rızana uyayım. Senin kuvvetinden başka
kuvvet yoktur." (İbn Hişam C. 2, Sayfa: 62.)
Allah Rasulü üzgün bir vaziyette geriye
dönerken Karnel-Menazil'e yaklaştığında
havada bir bulut sezdi. Yukarı bakınca da
Cebrail'i (a.s) gördü. Cebrail ona "Senin
kavmin sana nasıl bir karşılıkta
bulunmaktaysa Allah (c.c) onu duymuştur.
Dağların idaresinden sorumlu meleği
gönderdi. Şimdi ne istiyorsan emret" dedi.
Bunun üzerine bu melek Allah Rasulü'ne selam
vererek şöyle dedi: "Emret, bu iki dağı
bunların kafasına geçireyim" Allah Rasulü
ise "Hayır" dedi. "Ben ümid ederim ki,
Rabbim onların zürriyetinden, bir Allah'a
ibadet eden ve O'na eş koşmayanlar
çıkaracaktır." (Buhari; Yaratılışın
Başlangıcı, Meleklerin Zikri. Müslim:
Kitabu'l-Meğazi. Nesai: Baas.)
Allah Rasulü bu olaydan sonra bir kaç gün
daha Nahle denilen mevkide konakladı. "Taif'te
olup bitenler büyük ihtimalle Mekke'ye
ulaşmıştı, şimdi nasıl Mekke'ye geri
döneceğim? Kafirler bundan da cesaret alarak
daha şedidleşecekler" diye düşünüyordu.
Ayrıca bu günlerde bir gün Allah Rasulü
namazda Kur'an okuyorken cinlerden bir taife
oradan geçmekteydi. Onun Kur'an okuyuşunu
duymuştular. Ve ona iman etmişler, kendi
topluluklarına geri dönerek İslam'ı tebliğ
etmeye başlamışlardı. Bunun üzerine Allah
(c.c) "İnsanlar senin davetinden yüz
çevirmelerine rağmen, bu cinler sana iman
ettiler ve kendi topluluklarına onu tebliğ
etmekteler," diyerek onu müjdelemişti.
Konu: İşte bu şartlar altında
Allah Rasulü'ne bu sure nazil olmuştur. O
şartları göz önünde bulundurarak bu sureyi
mütalaa edecek herkesin, bu kelamın
gerçekten Muhammed'in sözü olmadığına, bunu
nazil edenin kuvvet ve hikmet sahibi Allah
olduğuna dair hiçbir şüphesi kalmayacaktır.
Surenin başından sonuna kadar hiçbir yerinde
yukarıda anlattığımız bu gibi zor şartların
altından henüz |