|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Hâ. Mîm. (bkz. 2/1)
2.
Kitap, azîz ve hakîm olan Allah tarafından
indirilmiştir.
3.
Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için
birçok âyetler vardır.
Bu ayetler Allah’ın varlığını, birliğini
ve kudretini gösteren deliller ve
işaretlerdir.
4.
Sizin yaratılışınızda ve (Allah'ın)
yeryüzünde yaydığı canlılarda, kesin olarak
inanan bir toplum için ibret verici
işaretler vardır.
Bu ibret verici işaretlerin en belirgin
örneği insanın ana rahmine düşmesinden,
insan suretine dönüşmesine kadar
yaratılışının her safhasında görülen ilginç
gelişmelerdir. Benzeri örnekler, her canlıda
mevcuttur.
5.
Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah'ın
gökten indirmiş olduğu rızıkta (yağmurda) ve
ölümünden sonra yeri onunla diriltmesinde,
rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde,
aklını kullanan toplum için dersler vardır.
6.
İşte sana gerçek olarak okuduğumuz bunlar
Allah'ın âyetleridir. Artık Allah'tan ve
O'nun âyetlerinden sonra hangi söze
inanacaklar?
7.
Vay haline, her yalancı ve günahkâr kişinin!
8.
O, Allah'ın kendisine okunan âyetlerini
işitir de sonra büyüklük taslayarak sanki
hiç onları duymamış gibi (küfründe) direnir.
İşte onu acı bir azap ile müjdele!
9.
(O) âyetlerimizden bir şey öğrendiği zaman
onlarla alay eder. Onlar için alçaltıcı bir
azap vardır!
10.
Ötelerinde de cehennem vardır. Kazandıkları
şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri
dostlar da onlara hiçbir fayda vermez. Büyük
azap onlaradır.
Ayetten anlaşıldığına göre, dünyadaki
malları, evlatları ve işleriyle taptıkları
putlar onlara bir fayda sağlamayacak,
azaplarını savamayacaktır.
11.
İşte bu Kur'an bir hidayettir. Rablerinin
âyetlerini inkâr edenlere gelince, onlara en
kötüsünden, elem verici bir azap vardır.
12.
Allah o (yüce) varlıktır ki, emri gereğince
içinde gemilerin yüzmesi ve lütfedip verdiği
rızkı aramanız için ve de şükredesiniz diye
denizi size hazır hale getirmiştir.
13.
O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi
katından (bir lütfu olmak üzere) size boyun
eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir
toplum için ibretler vardır.
14.
İman edenlere söyle: Allah'ın (ceza)
günlerinin geleceğini ummayanları
bağışlasınlar. Çünkü Allah her toplumu,
yaptığına göre cezalandıracaktır.
Bu ayeti, cihad hükmünden önce nazil
oluşuyla açıklayan müfessirlerin yanısıra
burada esas maksatın, müminlerin ferdi
çekişmelerden uzak durmalarını telkin etme
olduğu da belirtilmiştir.
15.
Kim iyi iş yaparsa faydası kendinedir, kim
de kötülük yaparsa zararı yine kendinedir.
Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
16.
Andolsun ki biz, İsrailoğullarına Kitap,
hüküm ve peygamberlik verdik. Onları güzel
rızıklarla besledik ve onları dünyalara
üstün kıldık.
Gerçekten İsrailoğullarına Tevrat
indirilmiş, hüküm ve hakimiyetleri
sağlanmış, Musa ve Harun (a.s.) gibi
peygamberler gönderilmiş, böylece
zamanlarının seçkin toplumu olmuşlardı.
17.
Din konusunda onlara açık deliller verdik.
Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra,
aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa
düştüler. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa
düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü
aralarında hüküm verecektir.
18.
Sonra da seni din konusunda bir şeriat
sahibi kıldık. Sen ona uy; bilmeyenlerin
isteklerine uyma.
Kureyş ileri gelenleri Hz. Peygamber’i
devamlı olarak atalarının dinine dönmeye
çağırıyor ve bunda ısrar ediyorlardı. Ayet-i
kerime uyulacak dinin İslam olduğunu ve
başka isteklere kapılmamak gerektiğini
hatırlatmaktadır.
19.
Çünkü onlar, Allah'a karşı sana hiçbir fayda
vermezler. Doğrusu zalimler birbirlerinin
dostlarıdır; Allah da takvâ sahiplerinin
dostudur.
20.
Bu (Kur'an), insanlar için basiret nurları,
kesin olarak inanan bir toplum için hidayet
ve rahmettir.
21.
Yoksa kötülük işleyenler ölümlerinde ve
sağlıklarında kendilerini, inanıp iyi
ameller işleyen kimseler ile bir mi
tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm
veriyorlar!
Buna göre, kafirler dünyadaki refahlarına
rağmen, ahirette azaba uğrayacaklar,
müminler de iyi davranışlarının karşılığında
saadete ereceklerdir.
22.
Allah, gökleri ve yeri yerli yerince
yaratmıştır. Böylece herkes kazancına göre
karşılık görür. Onlara haksızlık edilmez.
23.
Hevâ ve hevesini tanrı edinen ve Allah'ın
(kendi katındaki) bir bilgiye göre
saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği,
gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi
gördün mü? Şimdi onu Allah'tan başka kim
doğru yola eriştirebilir? Hâla ibret
almayacak mısınız?
24.
Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada
yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi
ancak zaman helâk eder. Bu hususta onların
hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna
göre hüküm veriyorlar.
Dirilmeyi ve ahiret hayatını inkar eden
dehriler (metaryalistler), ölümü “dehr”
denen sürekli zamana veya tabiata
bağlayarak, onun dışında ve üstündeki hakiki
müessiri, Allah’ı tanımadıklarını ifade
ederler. Bunlara göre ölümü, gece ve gündüz,
yani zaman hazırlar. Ruhları alan bir ölüm
meleği yoktur. Bütün olaylar zamana
dayandırılır. Ama onlar bu inancı beslerken
zandan başka hiçbir delile sahip
değillerdir.
25.
Onlara açıkça âyetlerimiz okunduğu zaman:
Doğru sözlü iseniz atalarımızı getirin,
demelerinden başka delilleri yoktur.
26.
De ki: Allah sizi diriltir, sonra öldürür.
Sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde
biraraya toplar. Fakat insanların çoğu
bilmezler.
27.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.
Kıyametin kopacağı gün var ya, işte o gün
bâtıla sapanlar hüsrana uğrayacaklardır.
28.
O gün her ümmeti, diz çökmüş görürsün. Her
ümmet kendi kitabına çağırılır, (onlara
şöyle denilir:) "Bu gün, yaptıklarınızla
cezalandırılacaksınız!"
Ayette belirtildiği gibi her dinin
bağlıları, Allah’ın huzuruna toplanacak ve
davranışlarının yazıldığı “amel defterleri”
verilmek üzere çağrılacak, ayrıca
yaptıklarının karşılığı da kendilerine
verilecektir.
29.
"Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen
kitabımızdır. Çünkü biz, yaptıklarınızı
kaydediyorduk."
Amel defterini yazan melekler insan
davranışlarını baştan sona kaydederler.
Ayette, yazılan bu amellerin, insanın
aleyhine şehadet edecekleri haber
verilmektedir.
30.
İnanıp iyi işler yapanlara gelince, Rableri
onları rahmetine kabul eder. İşte apaçık
kurtuluş budur.
31.
Ama inkâr edenlere gelince onlara: Âyetlerim
size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir
toplum olmuştunuz, değil mi? denilir.
32.
"Allah'ın vâdi gerçektir, kıyamet gününde
şüphe yoktur" dendiği zaman: Kıyametin ne
olduğunu bilmiyoruz onun bir tahminden
ibaret olduğunu sanıyoruz, (onun hakkında)
kesin bir bilgi elde etmiş değiliz,
demiştiniz.
Ayette geçen vaad tabiri, ölümden sonra
dirilme gerçeği ile ilgili olarak Allah’ın
verdiği söz biçiminde yorumlanmıştır.
33.
Yaptıklarının kötülükleri onlara görünmüş,
alay edip durdukları şey onları kuşatmıştır.
Ayet, kafirlerin işlediklerinin ahirette
açığa çıkacağını ve alaya aldıkları azap
gerçeğinin kendilerini kuşatıp mahvedeceğini
haber vermektedir.
34.
Denilir ki: Bu güne kavuşacağınızı
unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz.
Yeriniz ateştir, yardımcılarınız da yoktur!
35.
Bunun böyle olmasının sebebi şudur: Siz
Allah'ın âyetlerini alaya aldınız, dünya
hayatı sizi aldattı. Artık bugün ateşten
çıkarılmayacaklardır ve onların (Allah'ı)
hoşnut etmeleri de istenmeyecektir.
Ayetten anlaşıldığına göre azabı hak
edenler, Kur’an-ı Kerim’i alaya alanlar ve
ahiret hayatını kabul etmeyenlerdir. Artık
bu durumda bunları o günde tevbe ve
itaatlarının faydası dokunmayacaktır.
36.
Hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi bütün
âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
37.
Göklerde ve yerde azamet yalnız O'nundur. O,
azîzdir, hakîmdir.

Adı: Adını, 28. âyette geçen
ve kıyamette diz üstü çökenleri anlatan "câsiye"den almıştır. Bu sûreye
şerîat ve dehr sûresi de denilmiştir.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul
zamanıyla ilgili kesin bir rivayet
olmamasına rağmen, muhtevasından, Duhan
Suresi'nden kısa bir süre sonra nazil olduğu
anlaşılmaktadır. Çünkü
bu iki surenin muhtevaları birbirlerini
tamamlayıcı niteliktedir.
Konu: Bu surede kafirlerin
tevhid ve ahiret hakkındaki kuşkuları
cevaplandırılmakla birlikte, onlar, Kur'an
karşısında takındıkları tavır dolayısıyla
ikaz edilmişlerdir.
Sureye tevhid hakkında deliller öne sürülmek
suretiyle bir giriş yapılmıştır. Bu konuda
insanın yaratılışı, yer, gök ve kainattaki
harikulade nizam şahit gösterilerek şöyle
buyurulmuştur: "Nereye bakarsanız bakın
herşeyin tevhidi ispatladığını göreceksiniz.
Çeşit çeşit canlılar, gece ve gündüzün
deveranı, yağmurun yağması ve bitkilerin
çıkması, rüzgarların esmesi ve hatta insanın
doğuşu ile ilgili vakıalar üzerinde
önyargıya sahip olmayan bir kafayla
düşünülecek olursa, muhakkak surette, kainat
nizamının kendi kendine meydana gelmediği
veya birkaç ilahın eseri olmadığı sonucuna
varılır. Çünkü kainatı bir tek Allah idare
etmektedir. Ancak bu gerçeğe inanmayan,
önceden karar vermiş bir insana, elbette
iman nasip olmaz."
Sonraki ayetlerde ise şunlar
anlatılmaktadır: "Kainatta emriniz altına
verilen bunca sayısız varlık ve kuvvet,
kendi kendine mi oluşmuştur?
Ya da sizin ilahlarınız mı onları
yaratmıştır? Onları yaratan ve hizmetinize
veren tek olan Allah'dır. Dolayısıyla akıl
sahibi her insan, hamd ve şükre ancak
bunları yaratan Allah'ın layık olduğu
sonucuna varır."
Bundan sonra, Kur'an davetiyle alay
etmelerinden dolayı kafirler ikaz
edilmektedir: "Bu Kur'an, İsrailoğullarına
verilen nimeti sizlere getirmektedir. Onlar
nankörlük ettikleri ve aralarında "din"
dolayısıyla ihtilafa düştükleri için
kendilerine verilen bu nimetten mahrum
olmuşlardır. Aynı nimet şimdi sizlere
verilmiştir. Bu sizleri dinin anayollarına
ileten bir yol göstericidir. Ona tabi
olmayanlar sadece kendi kötü akibetlerini
hazırlamaktadırlar. Fakat Allah'ın rahmet ve
yardımına layık olanlar ise, sadece bu yol
göstericiye tabi olan takva sahipleridir.
Rasulullah'ın ashabına ise, "Bu Allah'tan
korkmayan kimselerin, sizlerle alay
etmelerine, küstahlıklarına, sabır ve
tahammülle karşı koyun. Allah en sonunda
onları hesaba çekecek ve sizleri
gösterdiğiniz sabırdan dolayı
mükafatlandıracaktır" diye nasihat
edilmiştir. Daha sonraysa kafirlerin
cahiliyye inançları ele alınmıştır.
Kafirlerin, "Bu hayatın sonunda başka bir
hayat daha yoktur. Bizi sadece zaman
öldürür. Tıpkı bir saatin belli bir süre
sonra durması gibi. İşte insanoğlu da tıpkı
saat gibi, hayatın sonunda, yani ölümden
sonra toz toprak olur gider. Zaten "ruh"
diye birşey yok ki kabzedilebilsin ve tekrar
kendisine üflenerek can verilebilsin. Fakat
gerçek senin dediğin gibiyse eğer ölmüş
atalarımızı bir dirilt bakalım" şeklindeki
sözlerine peşisıra aşağıdaki cevaplar
verilmiştir:
a) Bu iddianız bir ilme dayanmamaktadır ve
başka bir hayatın olmayacağı şeklindeki
düşünceniz sadece bir zandır. Sizler ölümden
sonra başka bir hayatın olmayacağını,
ruhların kabzedilip yok olacağını gerçekten
biliyor musunuz?
b) Sizler, ölümden sonra diriltilmiş bir
kimseyi görmemiş olmanızı en kuvvetli bir
deliliniz sayıyorsunuz. Oysa bu delil ahiret
hayatını inkar etmek için yeterli midir?
Sizler tecrübe ve müşahedeye dayanmayan her
düşüncenin olamayacağına hükmeder ve onu
imkansız mı kabul edersiniz?
c) Salih ve fasık insanların, itaat eden ve
isyan eden kimselerin, zalimlerin ve
mazlumların sonlarının aynı olacağı
şeklindeki bir düşünce akla ve mantığa
tamamen ters düşmektedir. İyilerin
sonlarının iyi, kötülerinkinin ise kötü
olmazsa ve yine mazlumlar adalet, zalimler
ceza görmezse, kısaca herkes aynı sonuçla
karşılaşırsa, bu akla uygun mu olur? Bir
kimse bunun akla uygun olacağına gerçekten
inanıyorsa eğer, çok yanlış düşünmektedir.
Ancak zalim ve fasık kimseler böyle
düşünürler. Çünkü onlar amellerinin
sonucunda kötü şeylerle karşılaşmak
istemezler. Fakat bu kainatı yaratan Allah
adildir. Zalimle salih kimseleri birbirinden
ayırıp, onlara yaptıklarına göre ceza veya
mükafat vermesi, O'nun adaletinin gereğidir
ve bundan daha tabii ne olabilir?
d) Ahireti inkar, ahlaki çöküşü getirir ve
onu ancak nefislerinin kölesi olan kimseler
inkar ederler. Bu insanların bu gibi
düşüncelere sarılmasının nedeni, arzu
ettikleri her kötülüğü dilediğince
yapabilmeleri dolayısıyladır. Nitekim bir
insan böylesine sapık bir yola girdikten
sonra, artık battıkça batar ve hatta öyle
bir noktaya girer ki, tüm ahlaki hassasiyeti
yok olur, sonunda ise hidayeti kabul etme
yeteneğinden tamamen yoksun olur. İşte böyle
bir kimse için artık hidayetin tüm kapıları
kapanmış demektir.
Bu deliller sırasıyla serdedildikten sonra,
kesin bir uslup kullanılarak, kafirlere
şöyle denilmiştir: "Sizler nasıl Allah'ın
izniyle yaşıyorsanız, yine Allah'ın izniyle
hayatınız son bulur ve sonuçta O'nun
huzurunda toplanırsınız. Cehaletiniz
nedeniyle inanmıyorsanız yine inanmayın ama
şunu iyice belleyin ki vakit gelince
kendinizi Allah'ın huzurunda bulacak ve tüm
amellerinizin kayıtlı olduğu defterler
önünüze getirilecektir. İşte o zaman ahireti
inkar etmek ve onunla eğlenmek sizlere neye
mal olmuştur öğrenirsiniz.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|