|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1. Hâ. Mîm. (bkz. 2/1)
2. Apaçık olan Kitab'a
andolsun ki,
3. Biz onu (Kur'an'ı) mübarek
bir gecede indirdik. Kuşkusuz biz
uyarıcıyızdır.
Bu ayette geçen “mübarek gece”den
maksadın Kadir gecesi veya Berat gecesi
olduğunu dair rivayetler vardır. Ancak
Kur’an-ı Kerim’in Hz. Peygamber’e Kadir
gecesinde indirilmiş olduğunu bildiren ayeti
göz önüne alan İslam alimlerinin çoğunluğu
burada Kadir gecesine işaret edildiği
rivayetini daha kuvvetli bulmuşlardır.
Ayrıca bak. Bakara 2/182’nin açıklaması ve
Kadir 97/1.
4. Her hikmetli işe o gecede
hükmedilir.
5.(Yani) katımızdan (verilen
her) emir. Çünkü biz, peygamberler
göndermekteyiz.
6. Senin Rabb'inin acıması
gereği olarak (gönderdiyimiz elçilere o gece
emirlerimizi bir bir açıklar,vahiylerimizi
bildiririz) .Doğrusu o işitendir ,bilendir.
7. Eğer kesin olarak
inanıyorsanız (bilin ki Allah), göklerin,
yerin ve ikisi arasında bulunanların
Rabbidir.
8. O'ndan başka ilâh yoktur.
(Her şeyi O) diriltir ve öldürür. Sizin de
Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.
9. Fakat onlar, şüphe içinde
eğlenip duruyorlar.
10. Şimdi sen, göğün, açık bir
duman çıkaracağı günü gözetle.
11. Duman insanları
bürüyecektir. Bu, elem verici bir azaptır.
12. (İşte o zaman insanlar:)
Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz
artık inanıyoruz (derler).
Bu duman hakkında başlıca iki farklı
yorum yapılmıştır: 1.Duman, kıtlık ve
kuraklıktır. Nitekim Arabistan’da büyük bir
kıtlık olmuş, kaldırılması için Kureyş, Hz.
Peygamber’e başvurmuştur. 2.Bu duman,
kıyamet alametlerinden olan ve göğü
kaplayacak bulunan dumandır.
Peygamberimizden rivayet edildiğine göre,
kıyamet alametlerinden biri de, doğu ile
batı arasını kaplayacak olan duman olayıdır.
13. Nerede onlarda öğüt almak?
Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi
gelmişti.
14. Sonra ondan yüz çevirdiler
ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler.
15. Biz azabı birazcık
kaldıracağız,ama siz yine (eski halinize)
döneceksiniz.
Hz. Peygamber’in duasıyla kıtlık
kaldırıldıktan sonra, inkarlarına
dönmüşlerdir. Başka bir yoruma göre de,
kıyamet kopmadan önce etrafını kaplayan
dumanı kafirler görünce, Allah’a sığınıp dua
edecekler, Allah kısa bir süre için dumanı
kaldıracak, fakat onlar buna rağmen tekrar
küfre döneceklerdir.
16. Fakat biz büyük bir
şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle
intikamımızı alırız.
17. Andolsun, kendilerinden
önce biz, Firavun'un kavmini de imtihan
etmiştik. Onlara şerefli bir elçi
geldi.(Şöyle diyerek)
18. "Allah'ın kulları! Bana
gelin! Çünkü ben size (gönderilmiş)
güvenilir bir resûlüm"
19. Allah'a karşı ululuk
taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil
getiriyorum.
Apaçık delil, Hz. Musa’nın gösterdiği
mucizelerdir.
20. Ben, beni taşlamanızdan,
benim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a
sığındım.
Ayet, taşa gömerek öldürecekleri
tehdidini savuranlara karşı Hz. Musa’nın,
işkenceye, hakarete ve ölüme aldırmayıp,
Allah’a sığınacağını beyan ettiğine dikkat
çekmektedir.
21. Eğer bana inanmazsanız,
hiç değilse yanımdan uzaklaşın.
22. Bunun üzerine Musa: Bunlar
suç işleyen bir toplumdur, diye Rabbine
arzetti.
23. Allah, O halde kullarımı
geceleyin yola çıkar. Çünkü takip
edileceksiniz, buyurdu.
Gerçekten Firavun ve ordusu, şehirden
çıktıklarını öğrendikleri Hz. Musa’yı ve
İsrailoğullarını takip etmişlerdi.
24. Denizi açık halde bırak.
Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.
Başka ayetlerde yer aldığına göre Hz.
Musa, karşılaştığı denize asasını vurarak
suyun açılmasını sağlamış, kavmi rahatça
karşıya geçmiş, takip eden Firavun ve ordusu
ise aynı su içinde boğularak helak olmuştur.
25. Onlar geride nice şeyler
bıraktılar; bahçeler,çeimeler,
26. Ekinler, güzel konaklar,
27. Ve zevkü sefa sürdükleri
nice nimetler!
28. İşte böylece biz de onları
başka bir topluma miras bıraktık.
29. Gök ve yer onların
ardından ağlamadı; onlara mühlet de
verilmedi.
30. Andolsun biz,
İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan
kurtardık.
31. Yani Firavun'dan. Çünkü o
bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.
Başka ayetlerde bildirildiği gibi
Firavun, İsrailoğullarını kendine kul ve
köle yapıyor, oğullarını öldürüyordu. Bu,
İsrailoğullarını küçültücü bir durumdu.
32. Andolsun biz
İsrailoğullarına, bilerek, (kendi
zamanlarında) âlemlerin üstünde bir imtiyaz
verdik.
33. Onlara, içinde açık bir
imtihan bulunan işaretler verdik.
Bu işaretler, denizin yarılması, bulutun
gölge yapması, kudret helvası ve bıldırcın
kebabı gibi lütuflar şeklinde sayılabilir.
34. Onlar (müşrikler) diyorlar
ki:
35. "İlk ölümümüzden sonra bir
şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."
36. " Doğru söylüyorsanız,
atalarımızı getirin."
37. Bunlar mı daha hayırlı,
yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler
mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu
idiler.
Tübba’, Yemen hükümdarlarına verilen
isimdir. Peygamberimizden rivayet edildiğine
göre, bu hükümdar iyi bir insandı, fakat
kavmi yoldan çıkmıştı. Ayette, Tübba’ ve
diğer kavimlere göre Kureyş’in, güç, kuvvet
ve sayı itibariyle daha zayıf olduğu
hatırlatılmıştır.
38. Biz gökleri, yeri ve
bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence
olsun diye yaratmadık.
39. Onları sadece gerçek bir
sebeple yarattık. Fakat onların çoğu
bilmiyorlar.
40. Şüphesiz (hakkı bâtıldan
ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada
buluşacağı gündür.
Kıyamet günü hak batıldan, halkı
haksızdan ayırt edilecektir. Veya kişiler,
yakınlarından ve dostlarından ayrılacaktır.
Bu durum ayetteki “fasl” kelimesiyle ifade
edilmiştir.
41.
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz,
kendilerine yardım da edilmez.
42.
Ancak Allah'ın merhamet ettiği kimseler
böyle değildir. Şüphesiz O, üstündür,
merhametlidir.
43.
Şüphesiz zakkum ağacı,
44.
Günahkârların yemeğidir.
45.
O, karınlarda maden eriyiği kaynar.
46.
Sıcak suyun kaynaması gibi .
47.
(Allah zebânilere emreder): Tutun onu!
Cehennemin ortasına sürükleyin!
48.
Sonra başına azap olarak kaynar su dökün!
49.
(Ve deyin ki:) Tat bakalım. Hani sen
kendince üstündün, şerefliydin!
50.
İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir.
51.
Müttakîler ise hakikaten güvenilir bir
makamdadırlar.
52.
Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
53.
İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek
karşılıklı otururlar.
54.
İşte böyle. Bunun yanısıra biz onları, iri
gözlü hûrilerle evlendiririz.
55.
Orada, güven içinde (canlarının çektiği) her
meyveyi isterler.
56.
İlk tattıkları ölüm dışında, orada artık
ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem
azabından korumuştur (sürekli hayata
kavuşmuşlardır).
57.
(Bunlar) Rabbinden bir lütuf olarak
(verilmiştir). İşte büyük kurtuluş budur.
58.
Biz onu (Kur'an'ı), öğüt alalar diye senin
dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını
sağladık.
59.
(Yine de inanmayanların başlarına
gelecekleri) bekle; onlar da
beklemektedirler.

Adı: Sure, adını 10. ayette
geçen
ve duman manasına gelen "Duhan" kelimesinden
almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul
zamanıyla ilgili herhangi bir rivayet
olmamasına rağmen muhtevasından surenin,
Zuhruf ve ondan önceki birkaç surenin nazil
olduğu dönemlerde, ancak onlardan sonra
indiği anlaşılmaktadır. Tarihsel arka planı
şudur: Mekke'de kafirlerin muhalefeti
oldukça şiddetlenmişti ve her geçen gün de
artmaktaydı. Bu sıralarda Rasulullah (s.a)
şöyle duada bulundu: "Ya Rabbi! Yusuf'a
kıtlık göndermek suretiyle nasıl yardım
ettiysen, aynı şekilde Arabistan'a da kıtlık
göndererek bana yardım et." Böyle dua
etmekle Hz. Peygamber (s.a) kıtlık gelince
kafirlerin Allah'ı hatırlayacaklarını ve
kalplerinin yumuşayıp nasihata kulak
vereceklerini ummuştu. Sonuçta Allah,
elçisinin duasını kabul etti ve bölgede
şiddetli bir kıtlık hüküm sürmeye başladı.
Bunun üzerine Kureyş'in bazı ileri gelenleri
(İbn Mesud'un rivayetine göre Ebu Süfyan) ,
Hz. Peygamber'e (s.a) gelip, "Kavmine
merhamet et ve Allah'a bizim için yalvar"
diye rica ettiler. İşte bu sure tam o
dönemlerde nazil olmuştur.
Konu: Sure, Mekke'deki
kafirlere bir uyarı ve açıklama niteliğinde
birkaç hususla başlamaktadır:
1) "Sizlerin, bu kitabı Muhammed uydurdu"
şeklindeki düşünceleriniz yanlıştır.
Kur'an'ın bizzat kendisi, "Bu kitabın beşer
sözü olmadığına, bizzat Allah gibi yüce bir
zat tarafından nazil olduğuna şehadet
etmektedir."
2) "Sizler bu Kitab'ın değerini takdir
edemiyor ve onun kendiniz için bir musibet
olduğunu zannediyorsunuz. Oysa, Allah'ın
elçisini göndererek, O'na yüce bir Kitab
indirmesinin sizler için çok mübarek bir
hadise olduğu apaçık bir gerçektir."
3) "Şayet sizler, bu yüce peygamberi ve
mübarek Kitab'ı yenilgiye uğratacağınızı
sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Elçimizi ve
mübarek Kitab'ı göndermeye karar verdiğimiz
o an, mübarek bir andır. Dolayısıyla
Allah'ın kararı kesindir ve hiç kimsenin
O'nun kararını değiştirmeye gücü yetmez.
Ayrıca O'nun kararlarında bir eksiklik veya
yanlışlık ihtimali sözkonusu bile değildir.
O, kainatın efendisidir. Herşeyi duyan,
bilen ve hikmet sahibidir. Binaenaleyh, O'na
karşı çıkmak kolay bir iş değildir."
4) "Sizlerin de bildiği ve kabul ettiği
gibi, yerin, göğün ve kainatın içindeki
herşeyin mülkü Allah'ın elindedir. Can veren
ve alan O'dur. Fakat sizler tüm bu
gerçekleri bilmenize rağmen, Allah'tan başka
tanrılara kullukta ısrar ediyorsunuz. Ancak,
atalarınızın da o tanrılara tapmış
olmasından başka elinizde bir delil
bulunmamaktadır. Oysa, şuurlu bir şekilde
Allah'ın herşeyi yarattığına ve canı verenin
de alanın da O olduğuna inanan bir kimse,
Allah'tan başka ma'bud olmayacağını kabul
eder. Atalarınız dalâlet içinde yaşadı diye
sizlerin de onları taklit ederek dalâlet
içinde yaşamanız gerekmez. Sizleri yaratan
Allah, onları da yarattı. Onlar da bir tek
ilaha kulluk etmeliydi, sizler de bir tek
ilaha kulluk etmelisiniz."
5) "Allah'ın "Rab" ve "Rahim" olmasının
anlamı, O'nun sadece sizi rızıklarla
beslemesi demek değildir. O, bunların
yanısıra, hidayeti vasıtasıyla doğru yolu
bulabilmeniz için, sizlere elçisini
göndermiş ve bu kitabı indirmiştir."
Böyle bir girişten sonra Arabistan'daki
yaygın kıtlık olayı ele alınmıştır. Yukarıda
da açıklandığı gibi, bu kıtlık Rasulullah'ın
(s.a) duası sonucunda vuku bulmuştur.
Rasulullah, kıtlığın tesiriyle Kureyşlilerin
kibirinin azalacağını ve Allah'ın gönderdiği
mesaja kulak vereceklerini düşünüyordu.
Nitekim birçok Kureyşli, Allah'a "Eğer bizi
bu musibetten kurtaracak olursan, sana halis
olarak kulluk edeceğiz" diye yalvarmaya
başlamışlardı. Bunun üzerine Allah,
Peygamberine "Bunların ders alacağını sanma.
Onlar sana karşı geldiler. Senin ahlâkından,
hayat içerisindeki her davranışından hak
peygamber olduğunun anlaşılmasına rağmen,
onlar yine de sana inanmadılar. Dolayısıyla
bu kıtlıktan bir ders almayacakları da
bellidir." diye nasihat etmiştir.
Diğer yandan kafirlere hitaben de "Sizler
yalan söylüyorsunuz. Biz sizin üzerinizden
bu musibeti defetsek bile, sizler yine
bundan ders almazsınız. Aslında sizler daha
büyük bir musibet istiyorsunuz."
denilmiştir.
Aynı konu işlenmeye devam edilerek, Firavun
ve kavminden bahsedilmiş ve şöyle denmiştir:
"Biz, Firavun ve kavmini de tıpkı Kureyş'i
ve ileri gelenlerini imtihan ettiğimiz gibi
imtihan etmiş ve onlara şerefli bir elçi
göndermiştik. Ancak onlar, o elçinin apaçık
mucizelerini gördükleri halde, hak
peygamberi yalanlamışlar ve inatlarında
ısrar ederek onu öldürmeye bile
kalkışmışlardı. Oysa onun, Allah'ın bir
elçisi olduğunu biliyorlardı. Biz de onları,
sonradan geleceklere ibret olacak bir azab
ile yakaladık.
Daha sonra Mekkeli müşriklerin inkar
ettikleri ahiret konusuna değinilmiştir.
Çünkü onlar, "Ölümden sonra diriltilmiş
herhangi bir kimse görmedik, şayet doğru
söylüyorsan bizim ölmüş atalarımızı bir
dirilt bakalım" diyorlardı. Ahiret ile
ilgili olmak üzere iki delil öne
sürülmüştür:
1) Ahiret akidesini inkar etmek, beraberinde
her zaman ahlâkî bir çöküntüyü de
getirmiştir.
2) Bu kainata dikkatlice bakıldığında,
kainatın bir oyun ve onu yaratanın da
eğlence arayan biri olmadığı açıkça
görülecektir. Bu, hikmet üzere kurulmuş bir
nizamdır, onu yaratan ve sahibi olan Allah
hikmet sahibidir. O, anlamsız hiçbir şey
yaratmaz. Kafirlerin "Eğer hak peygambersen
ve ölümden sonra diriliş mümkün ise, bizim
ölmüş atalarımızı dirilterek bu iddianı
ispatla" şeklindeki sorularına gelince, bu
soruya da şöyle cevap verilmiştir: "Bu,
hiçkimsenin keyfine göre yapılmaz. Bunun
için belli bir vakit tayin edilmiştir. O
vakit geldiğinde tüm insanlar diriltilecek
ve Allah'ın huzuruna getirilerek hesaba
çekileceklerdir. O vakti bir düşünün. Şayet
kurtulmak istiyorsanız, davranışlarınızı ona
göre ayarlayın. O gün hiç kimse kendi
gücüyle kurtulmayacağı gibi, kimsenin de
birbaşkasını kurtarma gücü yoktur."
Kıyamet gününde kurulacak olan mahkemeden
bahsedilerek, suçluların feci akibeti ve
salih amel işleyenlerin görecekleri mükafat
hakkında açıklamalar yapılmıştır. Ve en
sonunda da "Bu Kur'an, sizlerin kendi
dilinde ve anlaşılır bir uslupla nazil
olmuştur. Fakat sizler yine de anlamamakta
diretiyorsanız, o takdirde başınıza gelecek
olan akibeti bekleyin. Nitekim peygamberler
de beklemektedir. Vakti gelince hep birlikte
olacakları görürsünüz." denilerek sureye son
verilmiştir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|