|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1. Hâ. Mîm. (bkz. 2/1)
2. Apaçık Kitab'a andolsun ki
,
3. Biz, anlayıp düşünmeniz
için onu Arapça bir Kur'an kıldık.
4. O, katımızda bulunan Ana
Kitap'ta (levh-i mahfuzda) mevcut, yüce ve
hikmetle dolu bir kitaptır.
Şanı yüce olan Kur’an, i’caz vasfıyla
diğer kitaplardan daha yücedir. Çünkü
belagatı en üstün mertebeye ulaştırmış,
ayrıca bütün geçmiş kitapların hükümlerini
ortadan kaldırmıştır.
5. Siz, haddi aşan kimseler
oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz
mı geçelim?
6. Daha önceki milletlere nice
peygamberler göndermiştik.
7. Onlar, kendilerine gelen
her peygamberi mutlaka alaya alırlardı.
8. Biz bunlardan daha zorba
olanları da helâk ettik. Nitekim öncekilerde
örneği geçmiştir.
9. Andolsun ki, onlara gökleri
ve yeri kim yarattı? diye sorsan; "Onları
şüphesiz güçlü olan, her şeyi bilen Allah
yarattı" derler.
10. O, size yeri beşik kılmış
ve doğru gidesiniz diye yeryüzünde size
yollar yaratmıştır.
11. Gökten bir ölçüye göre
suyu indiren O'dur. Biz onunla (kupkuru),
ölü memlekete hayat veririz. İşte siz de
böylece (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız.
Ayette, ihtiyaca ve belli ölçüye göre
yağmurun yağdırıldığı onunla toprağa hayat
verildiği bildirilen bu durumun dirilmenin
açık örneği olduğu kaydedilmiştir.
12. Bütün çiftleri O
yaratmıştır. Ve size bineceğiniz gemiler ve
hayvanlar vâr etti.
13. Ki,böylece onların sırtına
binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin
ni'metini anarak: Bunu bizim hizmetimize
vereni tesbih ve takdis ederiz, yoksa biz
bunlara güç yetiremezdik, diyesiniz.
Binekler, düşünmeye ve Allah’ı tesbihe
sevkeden varlıklardır. Bu yüzden sahabe-i
kiram hayvanlarına bindiklerinde, ahireti ve
tabutla başlayacak yolculuğu düşünürlerdi.
Resulullah, yolculuğa çıkarken bu ayetleri
okurdu.
14. Biz şüphesiz Rabbimize
döneceğiz (demelisiniz).
15. Ama onlar, kullarından bir
kısmını, O'nun bir cüzü kıldılar. Gerçekten
insan apaçık bir nankördür.
Burada yahudilerden bir bölümünün Uzeyr’i
hıristiyanların da İsa’yı Allah’ın oğlu
saydıklarına, müşriklerin ise melekleri,
Allah’ın kızları kabul ettiklerine işaret
edilmiştir.
16. Yoksa Allah,
yarattıklarından kızları kendisine aldı da
oğulları size mi ayırdı?!
17. Onlardan biri, Rahmân'a
isnat ettiği kız çocuğuyla müjdelenince,
hiddetlenerek yüzü simsiyah kesilir.
Ayette ifade edildiği gibi kızları
Allah’tan, oğulları kendilerinden saydıkları
için, kız çocuğunun doğum haberine üzülür ve
sinirlenirlerdi. Sonra da kızları diri diri
kuma gömerlerdi.
18. Süs içinde yetiştirilip
savaş edemeyecek olanı mı istemiyorlar?
(Onları Allah'ın parçası mı sayıyorlar?)
Ayet, kadınlardaki süslenme
özellikleriyle, mücadeledeki zayıflıklarına
işaret etmektedir.
19. Onlar, Rahmân'ın kulları
olan melekleri de dişi saydılar. Acaba
meleklerin yaratılışlarını mı görmüşler?
Onların bu şahitlikleri yazılacak ve sorguya
çekileceklerdir.
20. Ve dediler ki: Rahmân
dileseydi biz onlara tapmazdık. Onların bu
hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece
yalan söylüyorlar.
21. Yoksa bundan önce onlara
bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar?
22. Hayır! "Sadece, biz
babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de
onların izinde gidiyoruz" derler.
Böylece meleklere tapınmanın, bilgi ve
kitap olarak bir dayanağı bulunmadığı,
sadece körükörüne taklitten ibaret olduğu
ortaya çıkmaktadır.
23. Senden önce de hangi
memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka
oranın varlıklıları: Babalarımızı bir din
üzerinde bulduk, biz de onların izlerine
uyarız, derlerdi.
24. Ben size, babalarınızı
üzerinde bulduğunuz (din)den daha doğrusunu
getirmişsem (yine mi bana uymazsınız)?
deyince, dediler ki: Doğrusu biz sizinle
gönderilen şeyi inkâr ediyoruz.
25. Biz de onlardan intikam
aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?
26. Bir zaman İbrahim,
babasına ve kavmine demişti ki: Ben sizin
taptıklarınızdan uzağım.
27. Ben yalnız beni yaratana
taparım. Çünkü O, beni doğru yola
iletecektir.
28. Bu sözü, ardından
geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak
bıraktı ki, insanlar (onun dinine)
dönsünler.
Hz. İbrahim hakkı kabul etmeyen babasının
yolunu terketmek suretiyle her zaman
ataların taklit edilemeyeceğini göstermiş ve
tevhid kelimesini, ardındakilere miras
olarak bırakmış, bu yüzden de neslinde Bir
Allah’a inananlar eksik olmamıştır.
Mekkeliler içinde de “hanifler” adıyla
tanınan ve Hz. İbrahim’in inancına sadakat
gösteren insanlar vardı.
29. Doğrusu bunları da
atalarını da kendilerine hak ve onu
açıklayan bir peygamber gelinceye kadar
geçindirdim.
30. Fakat kendilerine hak
gelince: Bu bir büyüdür, biz onu
tanımıyoruz, dediler.
31. Ve dediler ki: Bu Kur'an
iki şehirden bir büyük adama indirilse olmaz
mıydı?
Hz. Peygamber’e inanmayanlara göre Kur’an
ya Mekke’nin zenginlerinden Velid b.
Muğire’ye veya Taif’in zenginlerinden Urve
es Sakafi’ye indirilmeliydi. Velid b. Muğire
şöyle denmişti: Kureyş’in büyüğü ve efendisi
olan ben, yahut Sakif’in ulusu Ebu Amr b.
Umeyr es-Sakafi dururken Kur’an Muhammed’e
mi inecek?
Halbuki Allah nazarında yükseklik,
zenginlik veya soylulukla değil, takva
iledir. Kaldı ki Hz. Muhammed, soy
itibariyle de onların en şereflisi idi.
Yalnız anneden ve babadan yetim kalmıştı,
zengin de değildi.
32. Rabbinin rahmetini onlar
mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların
geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık.
Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini
ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin
rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden
daha hayırlıdır.
33. Şayet insanların küfürde
birleşmiş bir tek ümmet olması (tehlikesi)
bulunmasaydı, Rahmân'ı inkâr edenlerin
evlerinin tavanlarını ve çıkacakları
merdivenleri gümüşten yapardık.
34. Evlerinin kapılarını ve
üzerine yaslanacakları koltukları da (hep
gümüşten yapardık).
35. Ve onları zinetlere
boğardık. Bütün bunlar sadece dünya
hayatının geçimliğidir. Ahiret ise, Rabbinin
katında, Allah'ın azabından sakınıp
rahmetine sığınanlara mahsustur.
36. Kim Rahmân'ı zikretmekten
gafil olursa, yanından ayrılmayan bir
şeytanı ona musallat ederiz.
37. Şüphesiz bu şeytanlar
onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar,
kendilerinin doğru yolda olduklarını
sanırlar.
38. O şeytan dostu kimse, en
sonunda bize gelince arkadaşına: Keşke
benimle senin aranda doğu ile batı arası
kadar uzaklık olsaydı, ne kötü
arkadaşmışsın! der.
Ayetten, kıyamet gününde yoldan çıkan ve
şeytana arkadaş olan kimsenin, kötü
arkadaşıyla kendisi arasında uzak bir mesafe
olmasını dileyerek görüşmek istemeyeceği
anlaşılmaktadır.
39. Zulmettiğiniz için bugün
(nedâmet) size hiçbir fayda vermeyecektir.
Çünkü siz, azapta ortaksınız.
40. (Resûlüm!) Sağırlara sen
mi işittireceksin; yahut körleri ve apaçık
sapıklıkta olanları doğru yola sen mi
ileteceksin?
41. Biz seni onlardan alıp
götürsek de yine onlardan intikam alırız.
Sen görsen de görmesen de onlara hak
ettikleri cezayı vereceğiz.
42. Yahut onlara vâdettiğimiz
azabı, sana gösteririz. Çünkü bizim onlara
gücümüz yeter.
43. Sen, sana vahyedilene
sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen, dosdoğru
yoldasın.
44. Doğrusu Kur'an, sana ve
kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu
tutulacaksınız.
45. Senden önce gönderdiğimiz
elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahmân'dan
başka tapılacak tanrılar (edinin diye)
emretmiş miyiz?
Öteki peygamberlerin getirdiği dinler
incelendiği zaman anlaşılır ki, hiçbir
peygamberin dininde puta tapıcılık yoktur.
Bütün peygamberler tevhid inancında
birleşmişlerdir.
46. Andolsun biz Musa'yı
âyetlerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen
adamlarına göndermiştik de Musa: Ben
âlemlerin Rabbinin elçisiyim, demişti.
47. Onlara âyetlerimizi
getirince, bunlara gülüvermişlerdi.
48. Onlara gösterdiğimiz her
bir âyet (mucize) diğerinden daha büyüktü.
Doğru yola dönsünler diye onları azaba
uğrattık.
49. Bunun üzerine dediler ki:
Ey büyücü! Sana verdiği ahde göre bizim için
Rabbine dua et; çünkü biz artık doğru yola
gireceğiz.
Ayet, Hz. Musa’nın kavminin azabı
görünce, kurtulmak için inanacaklarını
bildirdiklerine, böylece azabın
kaldırılacağına dair verilen sözü de
hatırlattıklarına işaret etmektedir.
50. Fakat biz onlardan azabı
kaldırınca, sözlerinden dönüverdiler.
51. Firavun kavmine seslendi
ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Mısır mülkü ve
altımdan akıp giden şu ırmaklar benim değil
mi? Hâla görmüyor musunuz?"
Firavun bu sözüyle saraylarını ve
altından akan Nil nehrini kasdederek kudret,
servet ve ihtişamını ortaya koyuyor buna
karşılık Hz. Musa’nın zayıflığını ve
fakirliğini hatırlatıyordu.
52. "Yoksa ben, kendisi zayıf
ve neredeyse söz anlatamayacak durumda
bulunan şu adamdan daha hayırlı değil
miyim?"
53. "Ona altın bilezikler
verilmeli veya yanında ona yardımcı melekler
gelmeli değil miydi?"
54. Firavun kavmini aldattı;
onlar da kendisine boyun eğdiler. Onlar
yoldan çıkmış bir kavimdir.
55. Böylece bizi
öfkelendirince onlardan intikam aldık,
hepsini suda boğduk.
56. Onları, sonradan
gelenlerin geçmişi ve bir ibret örneği
kıldık.
57. Meryem oğlu İsa, bir misal
olarak anlatılınca senin kavmin hemen
bağrışmaya başladılar.
Rivayet edildiğine göre, Hz. İsa ve
annesi Meryem’le ilgili bir meselenin
konuşulduğu toplantıda müşriklerden biri
“Eğer tapılan İsa, Meryem, Uzeyr ve melekler
cehennemdeyse onlarla beraber olmaya
razıyız” demiş, bu söze müşrikler
gülmüşlerdi. Ayet, onların bu şımarık
tavırları hakkında inmiştir.
58. Bizim tanrılarımız mı
hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sana
ancak tartışmak için söylediler. Doğrusu
onlar kavgacı bir toplumdur.
Bu sözleriyle müşriklerin tanrılarını, Hz.
İsa ile karşılaştırmaya yeltendikleri
anlaşılmaktadır.
59. O, sadece kendisine nimet
verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek
kıldığımız bir kuldur.
Ayet, Hz. İsa’nın peygamberlik nimetine
erişen ve babasız doğuşuyla da
İsrailoğullarına ilahi kudretin örneği
olarak getirilen büyük bir zat olduğunu
teyit etmektedir.
60. Eğer dileseydik,
içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek
melekler yaratırdık.
61. Şüphesiz ki o (İsa),
kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir.
Ondan hiç şüphe etmeyin ve bana uyun; çünkü
bu, dosdoğru yoldur.
Bu ayette Hz. İsa’nın kıyamet için bir
bilgi olduğu belirtilerek ahir zamanda onun
tekrar dünyaya döneceğine işaret
edilmektedir. Nitekim ayetteki “ilim”
kelimesi, işaret manasına gelen “alem”
şeklinde de okunmuştur. Bunun yanısıra
ayeti, “Kur’an’da ahiret için yeterli
bilgiler vardır” şeklinde anlayanlar da
olmuştur.
62. Sakın şeytan sizi yoldan
çevirmesin. Çünkü o, sizin için apaçık bir
düşmandır.
63. İsa, açık delillerle
geldiği zaman demişti ki: Ben size hikmet
getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden
bir kısmını size açıklamak için geldim.
Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin.
64. Çünkü Allah, benim de
Rabbim, sizin de Rabbinizdir. O'na ibadet
edin. İşte bu, doğru yoldur.
65. Ama aralarından çıkan
guruplar, bir ihtilâfa düştüler. Acı bir
günün azabı karşısında vay o zulmedenlerin
haline!
Hıristiyan ve yahudilerden bazıları Hz.
İsa için Allah, bazıları Allah’ın oğlu, bir
kısmı da üçün üçüncüsü dediler ve böyle
inandılar. Ayet, onların bu yersiz düşünce
ve inançlarının kıyamet gününde acınacak bir
azaba maruz kalmalarına sebep olacağını
haber vermektedir.
66. Onlar farkında değillerken
kıyamet gününün kendilerine ansızın
gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?
67. O gün, Allah'a karşı
gelmekten sakınanlar dışında, dost olanlar
(bile) birbirlerine düşman kesilirler.
Allah, kendisine karşı gelmekten
sakınanlara şöyle nida eder:
68. Ey kullarım! Bugün size
korku yoktur. Sizler üzülmeyeceksiniz de.
69. Onlar âyetlerimize inanan
ve müslüman olan (kullarım)idiler.
70. Siz ve eşleriniz,
ağırlanmış olarak cennete giriniz!
71. Onlara altın tepsiler ve
kadehler dolaştırılır. Orada canlarının
istediği, gözlerinin hoşlandığı her şey
vardır. Ve siz, orada ebedî kalacaksınız.
72. "İşte yaptıklarınıza
karşılık size miras verilen cennet budur."
73. " Orada sizin için bol bol
meyveler vardır, onlardan yersiniz" denilir.
74. Şüphesiz suçlular cehennem
azabında devamlı kalacaklar.
75. Azapları
hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde
kurtuluştan ümit kesmişlerdir.
Burada suçlulardan maksat, Allah’ı inkar
eden veya şirk koşanlardır.
76. Biz onlara zulmetmedik,
fakat onlar kendileri zalim kimselerdir.
77. Ey Mâlik! Rabbin bizim
işimizi bitirsin! diye seslenirler. Mâlik
de: Siz böyle kalacaksınız! der.
Kafirler, cehennemin bekçisi olan Malik’e
ayette belirtildiği şekilde seslenerek
ölümlerini isterler. Çünkü ölümleri azap
içinde yaşamalarından daha iyidir. Ama
Malik, onlara hiçbir surette buradan
kurtuluş olmadığını bildirir.
78. Andolsun biz size hakkı
getirdik, fakat çoğunuz haktan
hoşlanmıyorsunuz.
Burada Kureyş’in Daru’n-Nedve’de Hz.
Peygamber’e karşı kurdukları tuzağa işaret
edilerek, onların tuzaklarına karşılık
helaklerinin takdir edildiği açıklanmıştır:
Çünkü kafirler, Hz. Muhammed’i ve Kur’an’ı
sevmediklerini söylemekle kalmıyor, karşı
koyma hususunda da kararlar alıyorlardı.
79. Yoksa (müşrikler) bir işe
kesin karar mı verdiler? Doğrusu biz de
kararlıyız!
80. Yoksa onlar, bizim
kendilerinin sırlarını ve gizli
konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar?
Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz
(hafaza melekleri de) yazmaktadırlar.
81. De ki : Eğer Rahmân'ın bir
çocuğu olsaydı, elbette ben (ona) kulluk
edenlerin ilki olurdum!
82. Göklerin ve yerin Rabbi,
Arş'ın da Rabbi olan Allah onların
vasıflandırmalarından yücedir, münezzehtir.
83. Sen bırak onları,
kendilerine söz verilen günlerine
kavuşuncaya kadar bâtıla dalsınlar, oynaya
dursunlar.
84. Gökteki İlâh da, yerdeki
İlâh da O'dur. O, hakîmdir, her şeyi
bilendir.
85. Göklerin, yerin ve ikisi
arasında bulunan her şeyin mülkü kendisine
ait olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini
bilmek de O'na mahsustur. Siz O'na
döndürüleceksiniz.
86. Allah'ı bırakıp da
taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak
bilerek hakka şahitlik edenler bunun
dışındadır.
Ayette ifade edildiği gibi, putlar hiç
kimseye şefaat edemezler ve yardımda
bulunamazlar. Çünkü şefaate yetkileri
yoktur. Ancak İsa ve Uzeyr (a.s.) ile
meleklerin, dilleri ve kalbleriyle hakkı
doğrulayan kişi ve varlıklar oldukları için
inananlara şefaat edecekleri
anlaşılmaktadır.
87.
Andolsun onlara kendilerini kimin
yarattığını sorsan elbette "Allah" derler. O
halde nasıl (Allah'a kulluktan)
çeviriliyorlar?
88.
(Resûlullah'ın:) "Yâ Rabbi! Bunlar, iman
etmeyen bir kavimdir" demesini de( Allah
biliyor)
89.
Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size
selam olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu.

Adı: Surenin
adı, içinde "zuhruf" kelimesi geçen 35.
ayetten almıştır. Zuhruf, altın ve mücevher
anlamına gelir. Sûrede bunlardan söz
edildiği ve Allah'ın insana sahip olduğu
altın ve mücevherle değil, inanç ve
davranışlarına göre değer verdiği
anlatıldığı için sûre bu adla anılmıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin nüzul
zamanı ile ilgili kesin bir kayıt yoktur.
Ancak muhtevasından surenin indiği dönemle,
Fussilet ve Şûrâ Surelerinin indiği dönemin
aynı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü bu
surenin konuları bir zincirin halkaları gibi
birbirine benzemektedirler. Hepsi de
kafirlerin
Hz. Peygamber'in (s.a) hayatına son vermek
için planlar kurmaya başladıkları bir
dönemde nazil olmuştur. Hatta o dönemde
kafirler böyle bir girişimde de
bulunmuşlardır. Nitekim surenin 79-80.
ayetlerinde bu olaya işaret edilmektedir.
Konu: Bu surede, Kureyş'in ve
diğer Arap kabilelerinin cahilce inanç ve
davranışları şiddetle eleştirilerek, onların
bu akidelerinin bir temele dayanmadığı ve
asılsız olduğu ispatlanmaktadır. Ayrıca bu
cahiliye toplumunun bireylerinden aklı
selime sahip olanları "Toplumun hurafelere
yapıştığının ve bu hurafeler yüzünden
batacağının açıkça görülmesi ve kendilerini
kurtarmak için çırpınmasına rağmen Hz.
Muhammed'i (s.a) reddetmelerinin ne kadar
akılsızca olduğunu" düşünmeye
çağırmaktadırlar.
Surenin girişi şu şekildedir: "Siz, aklınız
sıra zorbalık yapmak suretiyle Kitab'ın
nüzulunu önleyeceğinizi sanıyor ve bunun
için çabalıyorsunuz. Ancak hiçbir zaman
kitapların ve peygamberlerin gönderilmesi
şerrin muhalefetinden ötürü durdurulmamış,
bilakis, Allah, peygamberlere ve kitaplara
karşı koyan kafirleri en sonunda helâk
etmiştir.
Şayet sizler de aynı yolda ısrar ederseniz,
akibetiniz onlarınki gibi olacaktır." Aynı
konuya ilerideki ayetlerde (41-42 ve 79-80)
tekrar değinilmiştir. Daha sonra muhatap Hz.
Peygamber (s.a) gibi görünüyorsa da aslında
onun hayatına kastetmek isteyenlere, şöyle
bir ikazda bulunulmuştur: "Sen hayatta
kalsan da, kalmasan da onlar mutlaka hak
ettikleri cezayı göreceklerdir." Bunun
yanısıra kafirler "Sizler, Peygamber'e (s.a)
karşı bir karar aldınız, ancak biz de
sizlere karşı bir karar alacağız" denilerek
tehdit edilmektedirler.
Daha sonra kafirlerin inandıkları "din", Hz.
Peygamber'e (s.a) karşı öne sürdükleri
"deliller", şu şekilde ele alınmaktadır.
Kendileri de kabul etmektedirler ki;
kainatın, Allah'a ortak koştukları ilahların
ve bizzat kendilerinin dahi yaratıcısı
Allah'tır. Yine bilmektedirler ki,
faydalanmakta oldukları dünyadaki tüm
nimetlerin yaratıcısı da Allah'tır. Fakat
buna rağmen onlar, başkalarını Allah'a ortak
koşmakta hâlâ ısrar ediyorlar.
İnsanları Allah'ın çocukları olarak
nitelemekte bir beis görmezlerken, kendileri
için kız çocuğa sahip olmayı zül telakki
ediyorlar.
"Dişi ilahlar" olarak kabul ettikleri
meleklerin heykellerini yapmakta, onlara
kadın elbiseleri giydirip, mücevherler
takmakta ve "Allah'ın kızları" olduklarına
inandıkları için onlardan istekte
bulunmaktadırlar. Oysa ellerinde, bu düşünce
ve davranışlarını doğrulayıcı bir delil de
yoktur.
Onlar, yaptıkları bu hareketleri dolayısıyla
ikaz olunduklarında, "Allah istememiş
olsaydı, bizi böyle davranmaktan alıkoyardı"
demektedirler. Halbuki yeryüzünde bazı
olayların Allah'ın izniyle vuku buluyor
olması, Allah'ın o yapılanları tasvip ettiği
anlamına gelmez. Sözgelimi, dünyada putlara
tapılmakta, hırsızlık, zina, zorbalık,
cinayet vs. gibi cürümler işlenmektedir.
Ancak hiçbirisi de Allah'ın razı olduğu
işlerden değildir. Allah'ın hangi davranışı
tasvip ettiği, hangi davranışı tasvip
etmediği, insanlara yol gösterici olarak
gönderdiği kitaplarda bildirilmiştir.
Dolayısıyla O'nun razı olduğu düşünce ve
davranışları bilebilmek için bu kitaplara
başvurmak gerekir.
Onlara, "Bu düşünce ve davranışlarınızı
hangi delile dayandırıyorsunuz?" diye
sorduğunuz takdirde, şu şekilde cevap
vereceklerdir: "Atalarımız da böyle
yapıyorlardı." Yani onlar bir dinin
haklılığının ölçütü |