|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Hâ. Mîm. (bkz. 2/1)
2.
Ayn. Sîn. Kaf.
3.Azîz ve hakîm olan Allah, sana ve senden
öncekilere işte böyle vahyeder.
Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de açıkladığı
hususların özünü daha önceki kitaplarda da
bildirmiştir. Özellikle Ha, Mim ve Ayn, Sin,
Kaf gibi kesik harfler rumuz ve sır olarak
bütün peygamberlere vahyedilmiştir.
4.
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O
yücedir, uludur.
5.
Neredeyse gökler üstlerinden çatlayacak!
Melekler Rablerini hamd ile tesbih
ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret
diliyorlar. İyi bilin ki Allah çok
bağışlayan, çok esirgeyendir.
“Göklerin üstlerinden çatlaması”,
Allah’ın azametinden ve şanının yüceliğinden
dolayıdır.
6.
Allah'tan başka dostlar edinenleri Allah
daima gözetlemektedir. Sen onlara vekil
değilsin.
Ayette Hz. Peygamber’in vazifesinin
sadece tebliğ olduğu ifade edilmiştir.
7.
Şehirlerin anası (olan Mekke'de) ve onun
çevresinde bulunanları uyarman ve asla şüphe
olmayan toplanma günüyle onları korkutman
için, sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik.
(İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü
de çılgın alevli cehennemdedir.
Kur’an Mekke halkına ve yeryüzündeki
bütün insanlara indirilmiştir. Mekke, içinde
Kabe ve Makam-ı İbrahim bulunduğu için, şanı
büyük bir şehirdir. Ayette kıyametin korkunç
durumu ve insanların cennetlikler ve
cehennemlikler olarak ikiye ayrılacakları
açıklanmıştır.
8.
Allah dileseydi onları bir tek millet
yapardı. Fakat O, dilediğini rahmetine
kavuşturur; zalimlerin ise hiçbir dostu ve
yardımcısı yoktur.
Ayrı dinlerdeki bütün insanlar İslam
dinine girebilirlerdi. Ama hidayet ve
dalalet ilahi iradeye bağlıdır. Bununla
birlikte inkarla kendilerine zulmedenler
azaptan hiçbir şekilde kurtulamayacaklardır.
9.
Yoksa onlar Allah'tan başka dostlar mı
edindiler? Halbuki dost yalnız Allah'tır. O
ölüleri diriltir, her şeye kadirdir.
10.
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm
vermek, Allah'a mahsustur. İşte, bu Allah,
benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na
yönelirim.
11.
O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size
kendinizden eşler, hayvanlardan da
(kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle
çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri
hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.
12.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur.
Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de
kısar. O, her şeyi bilendir.
13.
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa
düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana
vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya
tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı.
Fakat kendilerini çağırdığın bu (din),
Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah
dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve
kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
14.
Onlar kendilerine ilim geldikten sonra,
sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden
ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye
kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş
olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi.
Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da
onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Ayrılığa düşenlere gelen ilim tabiri,
azap haberinin bildirilmesi, Hz.
Peygamber’in gönderileceği haberi,
peygamberlerin ve kitapların bildirdikleri
hususlar şeklinde özetlenebilir. Bu bilgiye
rağmen ihtilafa düşülmüş, inanan ve
inanmayanlar çıkmıştır. İnanmayanlara ceza
olarak hemen azap verilmemesi ve kıyamet
gününe ertelenmesi, Allah’ın bu konuda
verdiği bir sözden dolayıdır.
15.
İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve
emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların
heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın
indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda
adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah
bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir.
Bizim işlediklerimiz bize, sizin
işledikleriniz de sizedir. Aramızda
tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah
hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır.
(Âyette Hz. Peygamber in insanları davet
edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı
esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre
davete devam edilecek, inanma yanların
teklifve ısrarları dinlenmeyecektir.)
Ayette Hz. Peygamber’in insanları davet
edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı
esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre
davete devam edilecek, inanmayanların teklif
ve ısrarları dinlenmeyecektir.
16.
Daveti kabul edildikten sonra, Allah
hakkında tartışmaya girenlerin delilleri,
Rableri katında boştur. Onlar için bir
gazap, yine onlar için çetin bir azap
vardır.
Ayette, açıkca gösterilen mucizelere veya
kitaplara inandıktan sonra tartışmaya giren
yahudilerin durumuna işaret edilerek,
delillerinin geçersiz olduğu beyan
edilmiştir.
17.
Kitab'ı ve mizanı hak olarak indiren
Allah'tır. Ne biliyorsun, belki de kıyamet
saati yakındır!
18.
Ona inanmayanlar, onun çabuk kopmasını
isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve
onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki,
kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir
sapıklık içindedirler.
19.
Allah kullarına lütufkârdır, dilediğini
rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.
Burada Allah’ın, kullarının iyisine de
kötüsüne de lütufta bulunduğu
anlaşılmaktadır. O, kötüleri bile suçları
sebebiyle aç bırakmamıştır.
20.
Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun
kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını
istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler
veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi
olmaz.
Ayette ahiret kazancı, iyi niyet ve
davranışlar karşılığında alınan sevaplar
olarak belirtilmiştir. Allah, sevabı ekine
benzetmiştir. Çünkü sevap, salih amelle
kazanılan bir faydadır. Bu yüzden “Dünya,
ahiretin tarlasıdır” denilmiştir. Kazancın
arttırılmasına gelince bu, sevabın bire
karşı ona, yedi yüze ve daha fazlasına
çıkarılması ve bu artışın dünya işlerine de
yansıması demektir.
21.
Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği bir
dini getiren ortakları mı var? Eğer erteleme
sözü olmasaydı, derhal aralarında hüküm
verilirdi. Şüphesiz zalimlere can yakıcı bir
azap vardır.
Ayette, kafirlere Allah’a ortak koşmak,
dirilmeyi inkar etmek ve dünyaya tapmak gibi
sakat düşünceleri telkin eden şeytanlara ve
Allah’tan başka din koyanlara uymalarının
sebebi sorulmakta ve bu ortaklara uymanın
sonuçlarına dikkat çekilmektedir.
22.
Yaptıkları şeyler başlarına gelirken
zalimlerin, korkudan titrediklerini
göreceksin. İman edip iyi işler yapanlar da
cennet bahçelerindedirler. Rablerinin
yanında onlara diledikleri her şey vardır.
İşte büyük lütuf budur.
23.
İşte Allah'ın, iman eden ve iyi işler yapan
kullarına müjdelediği nimet budur. Deki: Ben
buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden
başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik
işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz.
Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün
karşılığını verendir.
Ayette geçen akrabalık sevgisi “Sizden
akrabamı sevmenizi istiyorum” veya
“Akrabanız olarak beni sevip desteklemenizi
istiyorum” şeklinde açıklanmıştır.
24.
Yoksa onlar, (senin için) Allah'a karşı
yalan uydurdu mu derler? Allah dilerse senin
kalbini de mühürler. Ve Allah bâtılı yok
eder; sözleriyle hakkı ortaya koyar.
Şüphesiz O, kalplerde olanları bilendir.
Hz. Peygamber’in Kur’an-ı Kerim’i Cenab-ı
Hakk’a nisbet etmesine inanmayanlar
Peygamberimizi Allah karşısında iftiracı
duruma düşürmeye cür’et etmişlerdi. Ama
Allah, Resulünün yalan uydurmaktan uzak
olduğunu, bilfarz böyle birşeye cür’et etse,
onun kalbinin mühürleneceğini beyan
etmektedir.
25.
O, kullarının tevbesini kabul eden,
kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı
bilendir.
Günahlara tevbe etmek gerekir. Kul
hakkının dışında Allah’a karşı işlenmiş
günahın tevbesi üç şarta bağlıdır: 1-
Günahtan tamamen vazgeçmek. 2- Yaptığına
pişman olmak. 3- Bir daha ona dönmemek. Eğer
kişi, kul hakkıyla ilgili bir kötülük
işlemişse, hak sahibinin hakkını ödemek,
onun rızasını almak tevbenin kabul
şartlarındandır.
26.
Allah, iman edip iyi işler yapanların
tevbesini kabul eder, lütfundan onlara,
fazlasını verir. Kâfirlere gelince, onlara
da çetin bir azap vardır.
27.
Allah kullarına rızkı bol bol verseydi,
yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı)
dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının
haberini alandır, onları görendir.
28.
O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra,
yağmuru indiren, rahmetini her tarafa
yayandır. O, hakiki dosttur, övülmeye lâyık
olandır.
29.
Gökleri, yeri ve bunların içine yayıp
ürettiği canlıları yaratması da O'nun
delillerindendir. O dilediği zaman bunları
biraraya toplamaya da kadirdir.
30.
Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi
ellerinizle işledikleriniz yüzündendir.
(Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.
Ayette hitap edilenler, günahkar
müminlerdir. Günahı olmayan müminlerin
başına gelen musibetlerin sebebleri
başkadır. Mesela onların sabretmeleri
ecirlerini arttıracak sebeblerden biri
olarak sayılabilir.
31.
Yeryüzünde (O'nu) âciz bırakamazsınız.
Allah'tan başka bir dostunuz ve bir
yardımcınız da yoktur.
32.
Denizde dağlar gibi akıp gidenler (gemiler)
de O'nun (varlığının) delillerindendir.
33.
Dilerse O, rüzgârı durdurur,da onun
(denizin) üstünde kalakalırlar. Elbette
bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için
ibretler vardır.
34.
Yahut yaptıkları yüzünden onları helâk eder.
Birçoğunu da affeder (kurtarır).
35.
Böylece âyetlerimiz üzerinde tartışanlar,
kendilerine kaçacak bir yer olmadığını
bilsinler.
36.
Size verilen şey, yalnızca dünya hayatının
geçimliğidir. Allah'ın yanında bulunanlar
ise daha iyi ve daha süreklidir. Bu mükâfat
iman edenler ve Rablerine dayanıp güvenenler
içindir.
Dünyada insanlara verilen maddi imkan ve
bolluk sadece bir geçim vasıtasıdır.
Allah’ın yanındaki sevap ise kalıcı ve daha
faydalıdır. Ayet-i kerime, Hz. Ebu Bekir
bütün malını Allah yoluna harcadığı zaman,
bir topluluğun onu kınaması üzerine nazil
olmuştur. Oysa bu davranışıyla Hz. Ebu
Bekir, Allah’a dayanıp güvenmenin en güzel
örneğini vermiştir.
37.
Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan
kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları
bağışlarlar.
38.
Yine onlar, Rablerinin davetine icabet
ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri,
aralarında danışma iledir. Kendilerine
verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
Bu ayet, İslami idare şeklinin,
müslümanların kendi aralarından seçecekleri
şuranın kararlarına dayandığına delil olarak
gösterilmiştir.
39.
Bir haksızlığa uğradıkları zaman,
yardımlaşırlar.
40.
Bir kötülüğün cezası, ona denk bir
kötülüktür. Kim bağışlar ve barışı sağlarsa,
onun mükâfatı Allah'a aittir. Doğrusu O,
zalimleri sevmez.
41.
Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa,
artık onlara yapılacak bir şey yoktur.
42.
Ancak insanlara zulmedenlere ve yeryüzünde
haksız yere taşkınlık edenlere ceza vardır.
İşte acıklı azap bunlaradır.
43.
Kim sabreder ve affederse şüphesiz bu
hareketi, yapılmaya değer işlerdendir.
Kötülük karşısında sabreden ve onu
bağışlayan kimse, mert ve azimli insanların
yaptığı işi yapmıştır. Dinin istediği de
budur.
44.
Allah kimi saptırırsa, bundan sonra artık
onun hiçbir dostu yoktur. Azabı
gördüklerinde zalimlerin: Dönecek bir yol
var mı? dediklerini görürsün.
45.
Ateşe arz olunurlarken onların, zilletten
başlarını öne eğerek göz ucuyla gizli gizli
baktıklarını göreceksin. İnananlar da: İşte
asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü
kendilerini ve ailelerini ziyana
sokanlardır, diyecekler. Kesinlikle biliniz
ki, zalimler, sürekli bir azap içindedirler.
Kıyamette ziyana uğrama, cehennemde ebedi
kalma ve cennette hazırlanan nimetlerden
mahrum bırakılma şeklinde açıklanmıştır.
46.
Onların Allah'tan başka kendilerine yardım
edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi
saptırırsa artık onun kurtuluşa çıkan bir
yolu yoktur.
47.
Allah'tan, geri çevrilmesi imkânsız bir gün
gelmezden önce, Rabbinize uyun. Çünkü o gün,
hiçbiriniz sığınacak yer bulamazsınız,
itiraz da edemezsiniz.
48.
Eğer yüz çevirirlerse, bilesin ki biz seni
onların üzerine bekçi göndermedik. Sana
düşen sadece duyurmaktır. Biz insana
katımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman
ona sevinir. Ama elleriyle yaptıkları
yüzünden başlarına bir kötülük gelirse, işte
o zaman insan pek nankördür!
Ayette, inkar edenlerin durumuna Hz.
Peygamber’in üzülmememi istenmiş, ayrıca
insanların zenginlik ve sıhhat gibi nimetler
karşısındaki tutumları ile işledikleri
günahlardan dolayı uğradıkları sıkıntılar
karşısındaki olumsuz tavırlarına dikkat
çekilmiştir.
49.
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.
Dilediğini yaratır; dilediğine kız
çocukları, dilediğine de erkek çocukları
bahşeder.
50.
Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları
olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır
kılar. O, her şeyi bilendir, her şeye gücü
yetendir.
51.
Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya
perde arkasından konuşur, yahut bir elçi
gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O
yücedir, hakîmdir.
Vahyin geliş şekillerinin belirtildiği bu
ayete göre vahiy, kalbe ilham ve Cenab-ı
Hakk’ı görmeksizin perde arkasından konuşma
ya da vahiy meleği (Cebrail) aracılığıyla
kelam işitmek suretiyle de
gerçekleşmektedir.
52.
İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı
vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir
bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan
dilediğimizi kendisiyle doğru yola
eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki
sen doğru bir yolu göstermektesin.
Kur’an diye tercüme edilen “ruh”
kelimesinin ayrıca Cebrail’de ifade ettiği
belirtilmiştir. Bu ayette risalet ve kitabın
önemi belirtilmiş, Hz. Peygamberin kendisine
gelen vahiyle, doğru yol rehberi olduğu
açıklanmıştır.
53.
(O yol) göklerin ve yerin sahibi olan
Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler
sonunda Allah'a döner.
Müminlere müjdenin, günahkarlara da
tehdidin bulunduğu bu ayette, artık
karşılıklı sebep ve ilişkilerin ortadan
kalktığı, her şeyin Allah’a döndüğü gün
hatırlatılmıştır.

Adı:
Adını 38. âyette geçen ve müslümanların, işlerini aralarında danışma
ile yapmalarının gereğini bildiren "Şurâ"
kelimesinden almıştır.
Nüzul Zamanı: Nüzul zamanıyla
ilgili kesin kayıt bulunmamasına rağmen bu
sure muhtemelen "Fussilet Suresi"nden hemen
sonra nazil olmuştur.
Çünkü bu surenin muhtevası, "Fussilet
Suresi"nin adeta bir devamı niteliğindedir.
Fussilet Suresi'ni dikkatle mutalâa eden bir
okuyucu; Mekke ve civarındaki her hassas
insanın açıkça müşahede edebilmesi için,
Kureyş'in ileri gelenlerinin ne kadar
haksızca muhalefet yaptıklarını, buna
mukabil Hz. Peygamber'in (s.a) davasının ne
kadar ciddi ve mantıklı, kendisinin ne kadar
şerefli bir insan olduğunun anlatıldığını
görecektir. Bu hususun tam akabinde, İslâm
davası öylesine net bir şekilde ortaya
konmuştur ki, hakikate saygı gösteren bir
kimsenin, artık Kur'an'ı reddetmesi mümkün
değildir. Ancak dalâlet içinde olanlar
müstesna. Çünkü o |