|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Hâ. Mîm. (bkz. 2/1)
2.
Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, lütuf
sahibi Allah tarafından indirilmiştir.
3.
O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden,
azabı çetin, lütuf sahibi Allah'tandır ki;
O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur, ve dönüş ancak
O'nadır!
4.
İnkâr edenler müstesna, hiç kimse Allah'ın
âyetleri hakkında tartışmaz. Onların
şehirlerde (rahatlıkla) gezip dolaşması seni
aldatmasın.
İnkarcıların dolaşmaları, ticaret ve
karlı kazançlar için korkusuz ve
tehlikesizce seyahat etmeleri, dünyada
sağladıkları üstünlük ve buna karşı Cenab-ı
Hakk’ın kendilerine mühlet vermesi şeklinde
tefsir edilmiştir.
5.
Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki
topluluklar da (peygamberlerini)
engellemeye, her ümmet kendi peygamberini
yakalamaya azmetmişti. Bâtılı hakkın yerine
koymak için mücadele etmişlerdi. Bunun
üzerine ben onları kıskıvrak yakaladım.
İşte, cezalandırmamın nasıl olduğunu gör!
Ayette, Mekke kafirlerinden önce gelen,
Ad, Semud ve Lut kavimleri gibi birtakım
milletlerin inkarlarına, peygamberlerini
yakalayıp öldürme çabalarına, buna karşılık
da Cenab-ı Hakk’ın inkarcıları helak
edişinin, görünür örneklerine işaret
edilmektedir. Çünkü inkarcıların harap
yurtları ve feci akıbetleri bunu
göstermektedir.
6.
İnkâr edenlerin cehennem ehli olduklarına
dair Rabbinin sözü böylece gerçekleşti.
7.
Arş'ı yüklenen ve bir de onun çevresinde
bulunanlar (melekler), Rablerini hamd ile
tesbih ederler, O'na iman ederler.
Müminlerin de bağışlanmasını isterler: Ey
Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi
kuşatmıştır. O halde tevbe eden ve senin
yoluna gidenleri bağışla, onları cehennem
azabından koru! (derler).
Arşı taşıyanlar, “Hamele-i arş” denilen
meleklerdir. Rivayete göre sayıları dörttür.
Ancak, Hakka suresinde (69/17) kıyamette
bunların sayısının sekiz olacağı
bildirilmiştir. Arşın korunma ve tedbirine
memur oldukları için, bu isim kendilerine
mecazen verilmiştir. Arşın çevresindeki
melekler, arşı tavaf eden meleklerdir.
Devamlı şöyle derler:
8.
Rabbimiz! Onları da, onların atalarından,
zevcelerinden, nesillerinden iyi olanları da
kendilerine vâdettiğin Adn cennetlerine koy.
Şüphesiz azîz ve hakîm olan sensin!
9.
Bir de onları, her türlü kötülüklerden koru.
O gün sen kimi kötülüklerden korursan
muhakkak ki onu rahmetine mazhar etmiş
olursun. Bu en büyük kurtuluştur.
10.
İnkâr edenlere şöyle seslenilir: Allah'ın
gazabı, sizin kendinize olan kötülüğünüzden
elbette daha büyüktür. Zira siz imana davet
ediliyorsunuz, fakat inkâr ediyorsunuz.
11.
Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki
defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf
ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var
mıdır? derler.
Birinci ölüm, dünya hayatının sonunda,
ikinci ölüm ise kabirde ilk sorgulama
yapıldıktan sonra vuku bulacaktır. Buna göre
birinci dirilme kabirde sorgulama için,
ikinci dirilme ise kıyametten sonraki ebedi
hayat içindir. İnkarcıların ateşten çıkmak
için sordukları yol ise, er veya geç
cehennemden çıkış, Allah’a itaat ediş veya
tekrar dünyaya dönüş çarelerini aramaları
şeklinde yorumlanmıştır.
12.
(Onlara denir ki:) İşte bunun sebebi şudur:
Tek Allah'a ibadete çağrıldığı zaman inkâr
edersiniz. O'na ortak koşulunca (bunu)
tasdik edersiniz. Artık hüküm, yücelerin
yücesi Allah'ındır.
13.
Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten
rızık indiren O'dur. Allah'a yönelenden
başkası ibret almaz.
Gösterilen “ayetler” ilahi kudrete
delalet eden harika eserler ve kemal
yollarını gösteren şeylerle; indirilen
“rızık” da, rızkın sebebi olan yağmur, güneş
ve hava ile izah edilmiştir.
14.
Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah'a,
Allah için dindar ve ihlâslı olarak dua
edin!
15.
Dereceleri yükselten, Arş'ın sahibi Allah,
kavuşma günüyle korkutmak için kullarından
dilediğine iradesiyle ilgili vahyi indirir.
“Dereceleri yükselten” tabiri, gökleri
birbiri üstüne kurup yükselten, dünyada
kullarına yüce mertebeler veren, cennetteki
yerlerini yücelten, meleklerin, Arş’a veya
göklere yükselmelerini temin eden,
müminlerin sevap derecelerini yükselten
şeklinde açıklanmıştır. Ayette geçen
“ruh”tan maksat Allah’ın, kullarından
dilediğine ihsan ettiği ilahi vahiydir.
“Kavuşma günü” kıyamet günüdür. Çünkü o
günde göklerde ve yerdekiler, öncekiler ve
sonrakiler, abidle mabud, zalimle mazlum,
hep orada buluşacaklardır.
16.
O gün onlar (kabirlerinden) meydana
çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli
kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhâr
olan tek Allah'ındır.
Soran da cevabını veren de Allah’tır.
17.
Bugün herkese kazandığının karşılığı
verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz
Allah, hesabı çarçabuk görendir.
18.
Yaklaşan gün hususunda onları uyar! Çünkü o
onda dehşet içinde yutkunurken yürekleri
ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin ne dostu ne
de sözü dinlenir şefaatçısı vardır.
19.
Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin
gizlediğini bilir.
20.
Allah, adaletle hükmeder. O'nu bırakıp
taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler.
Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.
21.
Onlar, yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki,
kendilerinden öncekilerin âkıbetinin nasıl
olduğunu görsünler! Onlar, kuvvet ve
yeryüzündeki eserleri yönünden bunlardan
daha da üstündüler. Böyleyken Allah onları
günahları yüzünden yakaladı. Onları Allah'ın
gazabından koruyan da olmadı.
22.
Bunun sebebi, peygamberleri kendilerine
apaçık mucizeler getirdikleri halde, inkâr
etmeleri idi. Allah da kendilerini tutup
yakalayıverdi. Doğrusu O, kuvvetlidir; azabı
da pek çetindir.
23.
Andolsun ki biz Musa'yı mucizelerimiz ve
apaçık hüccetle, gönderdik.
24.
Firavun'a,Hâmân'a ve Karun'a da onlar: "Bu,
çok yalancı bir sihirbazdır! "dediler.
25.
İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine
hakkı getirince: Onunla beraber iman
edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ
bırakın! dediler. Ama kâfirlerin tuzağı
elbette boşa çıkar.
Bu üç kişiden Firavun ve Haman,
Kıptilerin ileri gelenlerinden Karun da
İsrailğullarındandır. Daha sonraki
ayetlerden de anlaşılacağı gibi Onunla
beraber iman edenlerin oğullarını öldürün,
kadınlarını sağ bırakın diyen Firavun’dur.
Ona bu fikri verenin de Haman olduğu rivayet
edilmektedir.
26.
Firavun: Bırakın beni, dedi. Musa'yı
öldüreyim; (Kurtarabilirse) Rabbine
yalvarsın! Çünkü ben onun, dininizi
değiştireceğinden, yahut yeryüzünde fesat
çıkaracağından korkuyorum.
Firavun’un, bırakın beni, Musa’yı
öldüreyim diye konuşması, onun öldürmekten
alıkonduğunu göstermektedir. Çünkü Firavun’a
Musa için bu senin korkacağın bir kimse
değildir. Eğer onu öldürürsen, halkın
kalbine bir şüphe sokmuş olursun. Herkes
senin açık delille tartışmaktan aciz
olduğuna hükmeder demişlerdi. Bununla
beraber Firavun’un zikredilen ifadesi,
kendisinin Musa (a.s.)’dan ne derece
korktuğunu da göstermektedir.
27.
Musa da: Ben, hesap gününe inanmayan her
kibirliden, benim de Rabbim, sizin de
Rabbinize sığındım, dedi.
28.
Firavun ailesinden olup, imanını gizleyen
bir mümin adam şöyle dedi: Siz bir adamı
"Rabbim Allah'tır" diyor diye öldürecek
misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık
mucizeler getirmiştir. Eğer o yalancı ise
yalanı kendisinedir. Eğer doğru söylüyorsa
sizi tehdit ettiğinin (azâbın), bir kısmı
olsun gelip size çatar. Şüphesiz Allah,
haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola
eriştirmez.
Firavun’un ailesinden imanını gizleyen bu
kişinin, Firavun’un amcazadesi olduğu
söylenmiş, ismi hakkında da ihtilaf
edilmiştir. Firavun ailesinden inanmış kişi
sözlerine şöyle devam etti:
29.
Ey kavmim! Bugün, yeryüzüne hakim kimseler
olarak hükümranlık sizindir. Ama Allah'ın
azabı bize gelip çatarsa, kim bize yardım
eder? Firavun: Ben size kendi görüşümü
söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu
gösteriyorum dedi.
30.
İman etmiş olan dedi ki : "Ey kavmim!
Doğrusu ben ben üzerinize önceki
toplulukların günü gibi, bir günün
gelmesinden korkuyorum."
31.
"Nuh kavminin, Âd, Semud ve onlardan sonra
gelenlerin durumu gibi, Allah, kullarına bir
zulüm dileyecek değildir."
32.
"Ey kavmim! Gerçekten sizin için o bağrışıp
çağrışma gününden, korkuyorum.
33.
"O gün arkanıza dönüp kaçacaksınız.Fakat
sizi Allah'tan (O'nun azabından) kurtaracak
kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık
onu doğru yola iletecek de yoktur."
34.
Andolsun ki, (Musa'dan) önce Yusuf da size
açık deliller getirmişti ve onun size
getirdiği şeyler hakkında şüphe edip
durmuştunuz. Nihayet o vefat edince "Allah
ondan sonra peygamber göndermez" dediniz.
İşte Allah o aşırı giden şüphecileri böyle
saptırır.
Bazı müfessirler “Buradaki Yusuf’tan
maksat, Hz. Yusuf’un torunu Yusuf b.
Efraim’dir” demişlerse de Yusuf b.
Ya’kup’dur diyen rivayet daha kuvvetli
görülmektedir.
35.
Kendilerine gelmiş hiçbir delil olmadığı
halde Allah'ın âyetleri hakkında mücadele
edenler gerek Allah yanında, gerekse iman
edenler yanında büyük bir nefretle
karşılanır. Allah, büyüklük taslayan her
zorbanın kalbini işte böyle mühürler.
36.
Firavun:" Ey Hâmân, bana yüksek bir kule
yap; belki yollara erişirim."
37."Göklerin
yollarına erişirim de Musa'nın Tanrısı'nı
görürüm! Doğrusu ben onu, yalancı sanıyorum,
dedi. Böylece Firavun'a, yaptığı kötü iş
süslü gösterildi ve yoldan saptırıldı.
Firavun'un tuzağı tamamen boşa çıktı.
38.
O iman eden kimse: Ey kavmim! dedi, siz bana
uyun, sizi doğru yola götüreceğim.
39.
Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı, geçici
bir eğlencedir. Ama ahiret, gerçekten
kalınacak yurttur.
40.
Kim bir kötülük işlerse, onun kadar ceza
görür. Kim de kadın veya erkek, mümin olarak
faydalı bir iş yaparsa işte onlar, cennete
girecekler, orada onlara hesapsız rızık
verilecektir.
41.
Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa
çağırıyorum, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.
42.
Siz beni, Allah'ı inkâr etmeye ve hiç
tanımadığım nesneleri O'na ortak koşmaya
çağırıyorsunuz. Ben ise sizi, azîz ve çok
bağışlayan Allah'a davet ediyorum.
43.
Gerçek şu ki, sizin beni davet ettiğiniz
şeyin dünyada da ahirette de davete değer
bir tarafı yoktur. Dönüşümüz Allah'adır,
aşırı gidenler de ateş ehlinin kendileridir.
44.
Size söylediklerimi yakında
hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale
ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını çok iyi
görendir.
45.
Nihayet Allah, onların kurdukları tuzakların
kötülüklerinden bu zatı korudu, Firavun'un
kavmini ise kötü azap kuşatıverdi.
46.
Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar.
Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini
azabın en çetinine sokun (denilecek)!
Kabir azabının gerçek olduğuna bu ayetle
de istidlal edilmiştir.
47.
(Kâfirler) ateşin içinde birbirleriyle
çekişirlerken zayıf olanlar, o büyüklük
taslayanlara: Biz size uymuştuk. Şimdi
ateşin birazını bizden savabilir misiniz?
derler.
48.
O büyüklük taslayanlar ise: Doğrusu hepimiz
bunun içindeyiz. Şüphe yok ki Allah kulları
arasında vereceği hükmü verdi, derler.
Allah’ın vereceği hüküm, müminleri
cennete, kafirleri de cehenneme sokmasıyla
ilgili hükümdür.
49.
Ateşte bulunanlar cehennem bekçilerine:
Rabbinize dua edin, bizden, bir gün olsun
azabı hafifletsin! diyecekler
50.
(Bekçiler:) Size peygamberleriniz açık açık
deliller getirmediler mi? derler. Onlar da:
Getirdiler, cevabını verirler. (Bekçiler
ise): O halde kendiniz yalvarın, derler.
Halbuki kâfirlerin yalvarması boşunadır.
Bekçiler, “Kendiniz yalvarın derken”
kafirlere şefaat etmeyeceklerini ifade
etmektedirler.
51.
Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere,
hem dünya hayatında, hem şahitlerin şahitlik
edecekleri günde yardım ederiz.
Şahitler, meleklerdir. Çünkü melekler,
peygamberlerin ahkamı tebliğ ettiklerine,
kafirlerin ise bunları yalanladıklarına
şahitlik edeceklerdir. Ayrıca insanlara
şehadet edecek olan melekler, peygamberler
ve müminler, şahitlerden sayılmışlardır.
52.
O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir
fayda sağlamaz. Artık lânet de onlarındır,
kötü yurt da onlarındır!
53.
Andolsun ki biz Musa'ya hidayeti verdik ve
İsrailoğullarına, o Kitab'ı miras bıraktık.
54.
O, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk
rehberidir.
55.
(Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın
vâdi gerçektir. Günahının bağışlanmasını
iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ile tesbîh
et.
Allah’ın vadi dostlarını muzaffer kılması
biçiminde yorumlanmıştır. Firavun’un
karşısında Musa’nın durumu bunun delilidir.
Hz. Peygamber’in sabah-akşam hamd ve tesbihi,
aynı zamanda ümmete bırakılan bir sünnettir.
Rivayet edildiğine göre bir takım yahudiler
Resulullah (s.a.)’a gelerek “Ahir zamanda
Deccal bizim içimizden gelecek ve olacaklar
işte o zaman olacak!” dediler. Bunun üzerine
aşağıdaki ayet nazil oldu.
56.
Kendilerine gelmiş kesin bir delil
olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında
münakaşa edenler var ya, hiç şüphe yok ki,
onların kalplerinde, asla yetişemeyecekleri
bir büyüklük hevesinden başka bir şey
yoktur. Sen Allah'a sığın. Kuşkusuz O,
işiten ve görendir.
57.
Elbette göklerin ve yerin yaratılması,
insanların yaratılmasından daha büyük bir
şeydir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
58.
Körle gören, inanıp iyi amellerde bulunanla
kötülük yapan bir olmaz. Ne kadar az
düşünüyorsunuz!
59.
Kıyamet günü mutlaka gelecektir, bunda hiç
şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna
inanmazlar.
Dünya insanlar için bir imtihan yeri
olduğuna, insanlar da birtakım görevlerle
yükümlü tutulduğuna göre bunun muhakeme ve
muhasebesi için ikinci bir hayat zorunlu
görünmektedir. Üstelik şu evrenin bir
başlangıcı olduğu gibi elbette bir de sonu
vardır. Ölüm gerçeği karşısında dünyanın,
insanlara ait asıl karargah olmadığı da
gözler önündedir. Yaratılış ve ölüm her an
tekrarlanarak gerçekleştiği gibi kıyamet ve
ahiret de mutlaka gerçekleşecektir. Kıyamet
bu hayatın sona ermesi, ahiret de ikinci
hayatın ismidir.
60.
Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul
edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük
taslayanlar aşağılanarak cehenneme
gireceklerdir.
61.
İçinde dinlenesiniz diye geceyi, görmeniz
için de gündüzü yaratan Allah'tır. Şüphesiz
Allah, insanlara karşı lütufkârdır. Fakat
insanların çoğu şükretmezler.
62.
İşte O, her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz
Allah'dır. O'ndan başka tanrı yoktur. O
halde nasıl olup da döndürülüyorsunuz!
|