|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah
katından indirilmiştir.
2.
(Resûlüm!) Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak
olarak indirdik. O halde sen de dini Allah'a
has kılarak (ihlâs ile) kulluk et.
3.
Dikkat et, hâlis din yalnız Allah'ındır.
O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar
edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a
yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz,
derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri
şeylerde aralarında hüküm verecektir.
Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi
doğru yola iletmez.
Araplar, putları vasıtasıyla Allah’a
yaklaşacaklarına inanıyorlardı. İslam dini
Allah’tan başka hiçbir şeye kulluk
edilemeyeceğini, onların bu tutumlarının
Allah’a ortak koşmak olduğunu bildirdi ve
bunu kesinlikle yasakladı.
4.
Eğer Allah bir evlât edinmek isteseydi,
elbette yarattıklarından dilediğini seçerdi.
O yücedir. O, tek ve kahhâr olan Allah'tır.
5.
Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı.
Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de
gecenin üzerine sarıyor. Güneşi ve ayı emri
altına almıştır. Her biri belli bir süreye
kadar akıp gider. Dikkat et! O, azîzdir, ve
çok bağışlayandır.
Gece ve gündüzün birbirine örtülüp
sarılmasıyla, sürelerinin uzayıp kısaldığına
yerin yuvarlaklığına, hem kendi hem de güneş
etrafında döndüğüne işaret edilmiştir.
Zikredilen ayetler, tevhid inancını ve bu
inancı güçlendiren delilleri açıklamaktadır.
6.
Allah sizi bir tek nefisten (Âdem'den)
yarattı, sonra ondan da eşini yarattı. Sizin
için hayvanlardan sekiz eş meydana getirdi.
Sizi de annelerinizin karınlarında üç katlı
karanlık içinde çeşitli safhalardan
geçirerek yaratıyor. İşte bu yaratıcı,
Rabbiniz Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan
başka tanrı yoktur. Öyleyken nasıl oluyor da
(O'na kulluktan) çevriliyorsunuz?
Yaratılan “sekiz eş”, erkeği ve dişisiyle
birlikte, deve, sığır, koyun ve keçidir. “Üç
karanlık” karın, döl yatağı ve çocuk
kesesidir. “Çeşitli safhalar”la çocuğun ana
rahmine düşmesinden doğumuna kadar geçirdiği
dönemler ve gelişme kasdedilmektedir.
7.
Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah, size
muhtaç değildir. Bununla beraber O,
kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer
şükrederseniz sizden bunu kabul eder. Hiçbir
günahkâr diğerinin günahını çekmez. Nihayet
hepinizin dönüp gidişi, Rabbinizedir.
Yaptıklarınızı O size haber verir. Çünkü O,
kalplerde olan herşeyi hakkıyla bilendir.
8.
İnsanın başına bir sıkıntı gelince, Rabbine
yönelerek O'na yalvarır. Sonra Allah
kendisinden ona bir nimet verince, önceden
yalvarmış olduğunu unutur. Allah'ın yolundan
saptırmak için O'na eşler koşar. (Ey
Muhammed!) De ki: Küfrünle biraz eğlenedur;
çünkü sen, muhakkak cehennem ehlindensin!
9.
Yoksa geceleyin secde ederek ve kıyamda
durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve
Rabbinin rahmetini dileyen kimse (o inkarcı
gibi) midir? (Resûlüm!) De ki: Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu
ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla
düşünür.
10.
(Resûlüm!) Söyle: Ey inanan kullarım!
Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu
dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır.
Allah'ın (yarattığı) yeryüzü geniştir.
Yalnız sabredenlere, mükâfatları hesapsız
ödenecektir.
İyi davrananlara haber verilen iyilik,
cennet, sıhhat ve afiyettir. “Allah’ın yeri
geniştir” cümlesinden, kafirler arasında
Allah’a karşı ibadet ve ittatını yapamayan
kimselerin, inancını yaşayacakları yere
hicret edebilecekleri anlamı çıkarılmıştır.
Aşağıdaki ayetlerde, ibadetle ihlasın
yanısıra, Allah’ın dışındakilere ve Tağut’a
tapmaktan kaçınmanın gereği açıklanmıştır:
11.
De ki: Bana, dini Allah'a hâlis kılarak O'na
kulluk etmem emrolundu.
12.
Bana müslümanların ilki olmam emrolundu.
13.
De ki: Rabbime karşı gelirsem, doğrusu büyük
günün azabından korkarım.
14.
De ki: Ben dinimde ihlâs ile ancak Allah'a
ibadet ederim.
15.
(Ey Allah'a eş koşanlar!): Siz de O'ndan
başka dilediğinize tapın! De ki: Gerçekten
hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem
kendilerini, hem de ailelerini ziyana
sokanlardır. Bilesiniz ki, bu apaçık
hüsrandır.
16.
Onların üstlerinde ateşten tabakalar,
altlarında da (öyle) tabakalar var. İşte
Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey
kullarım! Yalnızca benden korkun.
17.
Tâğut'a kulluk etmekten kaçınıp, Allah'a
yönelenlere müjde vardır. Kullarımı müjdele:
18.
O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler,sonra
da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın
doğru yola ilettiği kimselerdir. Gerçek akıl
sahipleri de onlardır.
Tağut’un açıklaması için Nisa 4/60.
Ayetin notuna bak. Vasıfları anlatılan
kimselerin dinledikleri söz, Allah kelamı,
Hz. Peygamber’in sözleri veya selefin
görüşleri olarak yorumlanmıştır. Sözün en
güzeli kuşkusuz Kur’andır.
19.
(Resûlüm!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş
kimseyi ve ateşte olanı sen mi
kurtaracaksın!
20.
Fakat Rablerinden sakınanlara, üstüste
yapılmış, altlarından ırmaklar akan köşkler
vardır. Bu, Allah'ın verdiği sözdür. Allah,
verdiği sözden caymaz.
21.
Görmedin mi? Allah gökten bir su indirdi,
onu yerdeki kaynaklara yerleştirdi, sonra
onunla türlü türlü renklerde ekinler
yetiştiriyor. Sonra onlar kurur da sapsarı
olduklarını görürsün. Sonra da onu kuru bir
kırıntı yapar. Şüphesiz bunlarda akıl
sahipleri için bir öğüt vardır.
22.
Allah kimin gönlünü İslâm'a açmışsa o,
Rabbinden bir nûr üzerinde değil midir?
Allah'ı anmak hususunda kalpleri katılaşmış
olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık
bir sapıklık içindedirler.
23.
Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu
ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap
olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu
Kitab'ın etkisinden tüyleri ürperir, derken
hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah'ın
zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap,
Allah'ın, dilediğini kendisiyle doğru yola
ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de
saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.
Ayette zikredilen “Kitaben müteşabihen”
ifadelerinden, ayetlerin birbirini
pekiştirdiği anlamı çıkarılmıştır. Kur’an,
23 senede muhtelif zaman ve şartlarda inmiş
olmasına rağmen ayetlerinin hiçbiri diğeri
ile çatışmaz. Bilakis birbirini teyit ve
tefsir eder.
“Okunmaya doyulmayan” şeklinde tercüme
edilen “mesaniye” kelimesi “çeşitli
üsluplarda tekrarlanan” şeklinde
anlaşılmıştır.
24.
Kıyamet gününde yüzünü azabın şiddetinden
korumaya çalışan kimse (kendini ondan emin
kılan gibi) midir? Zalimlere "Kazandığınızı
tadın!" denilir.
25.
Onlardan öncekiler (peygamberleri)
yalanladılar da farkına varmadıkları bir
yerden onlara azap çattı.
26.
Bu suretle Allah, dünya hayatında onlara
rezilliği tattırdı. Ahiret azabı daha
büyüktür. Keşke bunu bilselerdi!
27.
Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu
Kur'an'da insanlara. her türlü misali
verdik.
28.
Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an
indirdik.
29.
Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip
olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye
bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu
ikisi eşit midir? Hamd Allah'a mahsustur.
Fakat onların çoğu bilmezler.
30.
Muhakkak sen de öleceksin, onlar da
ölecekler.
Ayet, kafirlerin, Resulullah’ın
irtihalini temenni etmeleri ve bunu
beklemeleri üzerine nazil olmuştur.
31.
Sonra şüphesiz, siz de kıyamet günü,
Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.
32.
Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen
gerçeği (Kur'an'ı) yalan sayandan daha zalim
kimdir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi?
33.
Doğruyu getiren ve onu tasdik edenler var ya,
işte kötülükten sakınanlar onlardır.
“Doğru” kelimesiyle ifade edilmek
istenen, tevhid inancı ve Kur’an’dır.
Doğruyu getiren Hz. Muhammed ve diğer
peygamberlerdir. Onu tasdik edenler de
peygamberlerin ümmetleridir.
34.
Onlar için Rableri yanında diledikleri her
şey vardır. İşte bu, iyilik edenlerin
mükâfatıdır.
35.
Böylece Allah, onların geçmişte yaptıkları
en kötü hareketleri bile örtecek ve
yaptıklarının en güzeline denk olarak
mükâfatlarını verecektir.
36.
Allah kuluna kâfi değil midir? Seni O'ndan
başkalarıyla korkutuyorlar. Allah, kimi
saptırırsa artık onun yolunu doğrultacak
biri yoktur.
Müşrikler, Hz. Peygamber’e “Tanrılarımızı
kötüleme, sonra onlar seni çarpar!”
diyorlardı. Hz. Peygamber, Halid b. Velid’i
Uzza adlı putu kırmak için gönderildiğinde
putun bekçileri Halid’e:”Bak, o öfkelidir,
sakın başına bir şey gelmesin!” demişlerdi.
Halid gidip putun burnunu kırmış,
korkutmalarının da bir sonuç vermediğini
böylece ortaya çıkmıştır.
37.
Allah kime de hidayet ederse, artık onu
saptıracak yoktur. Allah, mutlak güç sahibi
ve intikam alıcı değil midir?
38.
Andolsun ki onlara: Gökleri ve yeri kim
yarattı? diye sorsan, elbette "Allah'tır"
derler. De ki: Öyleyse bana söyler misiniz?
Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah'ı
bırakıp da taptıklarınız, O'nun verdiği
zararı giderebilir mi? Yahut Allah, bana bir
rahmet dilerse, onlar O'nun bu rahmetini
önleyebilirler mi? De ki: Bana Allah yeter.
Tevekkül edenler, ancak O'na güvenip
dayanırlar.
39.
De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın;
doğrusu ben de yapacağım! Artık yakında
bileceksiniz!".
40.
"Kendisini rezil edecek azap kime
geleceğini, ve sürekli bir azabın kimin
üzerine konacaını."
Müşrikleri rezil edecek azap, Bedir
mağlubiyetiyle gelmiştir. Cehennem azabı da
sürekli olarak üzerlerine çöküp binecektir.
41.
(Resûlüm)! Şüphesiz biz bu Kitab'ı sana,
insanlar için hak olarak indirdik. Artık kim
doğru yolu seçerse kendi lehinedir; kim de
saparsa ancak kendi aleyhine sapmış olur.
Sen onların üzerinde vekil değilsin.
Ayete göre Hz. Peygamber, dalalete
sapanları zorla hidayete sevkeden veya
onlara bekçilik yapan kimse değildir.
42.
Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin
de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne
hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir
vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi
düşünecek bir kavim için ibretler vardır.
43.
Yoksa onlar Allah'tan başkasını şefaatçılar
mı edindiler? De ki: Onlar hiçbir şeye güç
yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (Şefaatçı
edineceksiniz)?
44.
De ki: Bütün şefâat Allah'ındır. Göklerin ve
yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na
döndürüleceksiniz.
45.
Allah, tek olarak anıldığı zaman, ahirete
inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama
Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen
yüzleri güler.
46.
De ki: Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi
de aşikârı da bilen Allah! Kullarının
arasında, ayrılığa düştükleri şeyin hükmünü
ancak sen vereceksin.
47.
Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte
bir misli daha o zulmedenlerin olsaydı,
kıyamet gününde azabın fenalığından
(kurtulmak için) elbette bunları fedâ
ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Âllah
tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler
ortaya çıkmıştır.
Zulmedenlerin karşılarına çıkacak olan
şeyler, ilahi gazap ve azaptır. Çünkü
bunlara hiç ihtimal vermiyor ve hatırlarına
getirmiyorlardı.
48.
Onların kazandıkları kötülükler (o gün)
açığa çıkmış, alaya aldıkları şey,
kendilerini sarmıştır.
49.
İnsana bir zarar dokunduğu zaman bize
yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir
nimet verdiğimiz vakit, "Bu bana ancak
bilgimden dolayı verilmiştir" der. Hayır o,
bir imtihandır, fakat çokları bilmezler.
50.
Bunu onlardan öncekiler de söylemişti; ama
kazandıkları şeyler onlara fayda vermedi.
51.
Bunun için yaptıkları kötülüklerin vebali
onları yakaladı. Bunlardan da zulmedenlerin
işledikleri kötülükler, başlarına
gelecektir. Bu hususta Allah'ı âciz
bırakamazlar.
52.
Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine
bol bol verir, dilediğinden de kısar.
Şüphesiz bunda inanan bir kavim için
ibretler vardır.
53.
De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi
aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit
kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları
bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok
esirgeyendir.
Bu ayet-i kerimede Allah’ın rahmet ve
muhabbetinin sonsuzluğu ifade edilmektedir.
O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır, her
insan bu ilahi rahmetten istifade edebilir.
Ancak şu hususa dikkat etmek gerekir ki
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” demek,
günah işlemeye devam edin, demek değildir.
Bundan maksat, en günahkar insanların bile
tevbelerinin kabul edileceğini bildirmek,
dolayısıyla bir an evvel kötülükten vazgeçip
Allah’a dönmelerini teşvik etmektir.
54.
Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize
dönün, O'na teslim olun, sonra size yardım
edilmez.
55.
Siz farkında olmadan, ansızın başınıza azap
gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin
en güzeline (Kur'an'a) tâbi olun.
56.
Kişinin: Allah'a karşı aşırı gitmemden
dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben
alay edenlerdendim (diyeceği günden
sakının)!
57.
Yahut şöyle diyecektir:" Allah bana hidayet
verseydi, elbette sakınanlardan olurdum".
58.
Veya azabı gördüğünde: Keşke benim için bir
kez (dönmeye) imkân bulunsa da iyilerden
olsam!" demesinden.
59.
Hayır (dönemeyeceksin)! Âyetlerim sana
gelmişti de sen onları yalanlamış, büyüklük
taslamış ve inkârcılardan olmuştun.
60.
Kıyamet gününde Allah hakkında yalan
söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu
görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer
cehennemde değil midir?
Müşriklerin Allah hakkında uydurdukları
yalanların başında O’na ortak koşmaları,
evlat nisbet etmeleri ve sıfatlarını inkar
etmeleridir.
61.
Allah, takvâ sahiplerini kurtuluşa erdirir.
Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun
da olmazlar.
62.
Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye
vekîldir.
63.
Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak
hükümranlığı) O'nundur. Allah'ın âyetlerini
inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana
uğrayanlardır.
64.
De ki: Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına
kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?
65.
(Resûlüm!) Şüphesiz sana da senden
öncekilere de şöyle vahyolunmuştur ki:
Andolsun (bilfarz) Allah'a ortak koşarsan,
işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda
|