|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Sâd. Öğüt veren Kur'an'a yemin ederim ki,
2.
Kafirler, (iddia ettiklerinin) aksine,
bir gurur ve tefrika içindedirler.
3.
Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O
zaman feryat ettiler. Halbuki artık kurtulma
zamanı değildi.
Aşağıdaki ayetlerde kafirlerin bazı
iddialarına yer verilerek durumları şöyle
anlatılmıştır:
4.
Aralarından kendilerine bir uyarıcının
gelmesine şaştılar ve kâfirler: Bu pek
yalancı bir sihirbazdır!
5.
Tanrıları, tek tanrı mı yaptı? Doğrusu bu
tuhaf bir şeydir! dediler.
Kureyşliler, bu sözleriyle Hz. Muhammed’i
tanımayıp inkar ediyorlardı. Hz. Peygamber
Kelime-i Tevhidi tavsiye ettiği zaman
müşrikler: “Tek tanrı bütün yaratıkları
nasıl idare edebilir?” demişler ve Allah’ı
birlemeye yanaşmamışlardı.
6.
Onlardan ileri gelenler: Yürüyün,
tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden
istenen şüphesiz budur.
7.
Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir
uydurmadır.
8.
Kur'an aramızdan Muhammed'e mi indirildi?
diyerek kalkıp yürüdüler. Belki, bunlar
Kur'an'ım hakkında şüphe içine düştüler.
Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.
Yukarıda geçen ayetlerde, Hz.
Peygamber’in de davet edildiği Ebu Talib’in
evindeki toplantı ve onun neticesi haber
verilmektedir. Kur’an-ı Kerim’i inkar
edenler, babalarının dinlerinde böyle bir
şey duymadıklarını iddia ediyorlardı.
9.
Yoksa azîz ve lütufkâr olan Rabbinin rahmet
hazineleri onların yanında mıdır!
10.
Yahut göklerin, yerin ve ikisi arasında
bulunanların hükümranlığı onların elinde
midir? Öyleyse (göklerin) yollarında
yükselsinler (görelim)!
11.
Onlar, çeşitli guruplardan oluşmuş bir
ordudur; işte şurada bozguna
uğratılacaklardır.
Bozguna uğratılacakları yerin, Bedir,
Hendek ve Mekke olduğu söylenmiştir.
12.
Onlardan önce Nuh kavmi, Âd kavmi, kazıklar
sahibi Firavun da, yalanladılar.
13.
Semûd, Lût kavmi ve Eyke halkı da
(peygamberleri) yalanladılar. İşte bunlar da
(peygamberlere karşı) birleşen
topluluklardır.
Ayette, Firavun için “kazıklar sahibi”
denmesi, onun saray ve saltanat sahibi
olmasını belirtmesinin yanısıra, gazap
ettiği kimselerin ellerini, ayaklarını dört
kazığa bağlayarak işkence ettiğini de ifade
etmektedir.
14.
Onların her biri gönderilen peygamberleri
yalanladılar da bu yüzden (kendilerine)
azabım hak oldu.
15.
Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan
korkunç bir ses beklemektedirler.
16.
Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce
ver, dediler.
Mekke kafirleri, “Amel defterleri sağ
yanından verilenlere gelince...” ayeti nazil
olduğu zaman, ayette belirtilen alaylı
ifadeyi sarfetmişlerdi.
Aşağıdaki ayetlerde, Hz. Davud ve onun
geçirdiği imtihan anlatılmaktadır.
17.
(Resûlüm!) Onların söylediklerine sabret,
kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı
hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.
Rivayete göre Hz. Davud’un güçlülüğü,
ibadete olan tahammülü idi. Bir gün oruç
tutar, bir gün yerdi. Gecenin ancak üçte
birini uyur, kalan saatlerini hep ibadetle
geçirirdi.
18.
Biz, dağları onun emrine vermiştik.Akşam
sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.
19.
Kuşları da toplu halde onun emri altına
vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve
tesbih ederlerdi.
İbn Abbas, kuşluk namazının bu ayete göre
kılındığını anlatmıştır. Rivayete göre Cenab-ı
Hak, Davud (a.s.)’a güzel ve gür bir ses
ihsan etmişti. O Zebur’u okurken bütün vahşi
hayvanlar etrafında toplanırlar ve onu
dinlerlerdi.
20.
Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona
hikmet ve güzel konuşma vermiştik.
Hz. Davud, heybetli olmak, Allah
tarafından yardıma uğramak ve kendisine
birçok muhafız verilmek, büyük ordulara
kumanda etmek gibi payelerle güçlendirilmiş,
ayrıca peygamberlik, isabetli görüş, kitap,
şeriat, yüksek ilim, amel, güzel konuşma ve
hikmete sahip olmuştu.
21.
(Ey Muhammed!), Sana davacıların haberi
ulaştı mı? Mâbedin duvarına tırmanmışlardı.
22.
Davud'un yanına girmişlerdi de Dâvud
onlardan korkmuştu. "Korkma! Biz birbirine
hasım iki davacıyız, aramızda adaletle
hükmet, haksızlık etme; bize doğru yolu
göster" dediler.
Davud (a.s.), mescidde ibadet ettiği
için, mufafızlar gelenlerin girmesine izin
vermiyorlardı. Sözü edilen iki davacı, Hz.
Davud’a suikastta bulunmak isteyen iki
düşmandı. Çevrelerinde Hz. Davud’un
muhafızlarını görüp, maksatlarına
erişemeyeceklerini anlayınca bu yapmacık
davayı uydurmuşlardı.
23.
(Onlardan biri şöyle dedi:) Bu, kardeşimdir.
Onun doksan dokuz koyunu var. Benimse bir
tek koyunum var. Böyle iken "Onu da bana
ver" dedi ve tartışmada beni yendi.
24.
Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi
koyunlarına katmak istemekle sana
haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu
ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına
tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi
işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar
az! dedi. Davud, kendisini denediğimizi
sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip
secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.
25.
Sonra bu tutumundan dolayı onu bağışladık.
Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı ve
güzel bir geleceği vardır.
26.
Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık.
O halde insanlar arasında adaletle hükmet.
Hevâ ve hevese uyma, sonra bu seni Allah'ın
yolundan saptırır. Doğrusu Allah'ın yolundan
sapanlara, hesap gününü unutmalarına
karşılık çetin bir azap vardır.
27.
Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş
yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin
zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki
haline!
28.
Yoksa biz, iman edip de iyi işler yapanları,
yeryüzünde bozgunculuk yapanlar gibi mi
tutacağız? Veya (Allah'tan) korkanları
yoldan çıkanlar gibi mi sayacağız?
29.
(Resûlüm!) Sana bu mübarek Kitab'ı,
âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt
alsınlar diye indirdik.
Bundan sonra Hz. Süleyman’ın kıssasına
yer verilir:
30.
Biz Davud'a Süleyman'ı verdik. Süleyman ne
güzel bir kuldu! Doğrusu o, daima Allah'a
yönelirdi.
31.
Akşama doğru kendisine, üç ayağının üzerine
durup bir ayağını tırnağının üzerine diken
çalımlı ve safkan koşu atları sunulmuştu.
32.
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini,
Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet
güneş battı. (O zaman:) Onları (atları)
tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve
boyunlarını sıvazlamaya başladı.
33.
Süleyman: Gerçekten ben mal sevgisini,
Rabbimi anmak için istedim, dedi. Nihayet
güneş battı. (O zaman:) Onları (atları)
tekrar bana getirin, dedi. Bacaklarını ve
boyunlarını sıvazlamaya başladı.
Ayet, muharebe için at beslemenin öteden
beri yürütülegelen güzel bir adet olduğunu
ortaya koymaktadır. Hz. Süleyman, savaş
ihtiyacı belirince, atların hazırlanmasını
ve idman için koşturulmasını emrederek, “Ben
bunları dünyada nefsimin hazzı için değil,
Allah’ın emrinden ve onun dinini takviye
etmek arzusundan dolayı seviyorum” demişti.
34.
Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik.
Tahtının üstüne bir ceset bırakıverdik,
sonra o, yine eski haline döndü.
Süleyman (a.s.), şiddetli bir hastalığa
yakalanmak suretiyle imtihan edilmiş,
hastalığı sırasında, “cansız ceset” denecek
kadar zayıflamış, sonra tekrar sağlığına
kavuşmuştu.
35.
Süleyman: Rabbim! Beni bağışla; bana, benden
sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık
ver. Şüphesiz sen, daima bağışta bulunansın,
dedi.
36.
Bunun üzerine biz rüzgarı onun emrine
verdik.Onun emriyle istediği yere yumuşacık
akardı.
37.
Dalgıç ve yapı ustası şeytanları da.
38.
Ve daha diğerlerini de zincirlerde bağlı
olarak (Onun emrine verdik.)
39.
"İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver,
ister (elinde) tut; hesapsızdır" dedik.
40.
Doğrusu onun, bizim katımızda büyük bir
değeri ve güzel bir yeri vardır.
41.
(Resûlüm!) Kulumuz Eyyub'u da an. O,
Rabbine: Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk
ve eziyet verdi, diye seslenmişti.
42.
Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek
soğuk bir su (dedik).
Rahatsızlanan Eyyub (a.s.), bu su ile
yıkanmış, mucize olarak iç ve dış
hastalıklarının hepsinden bu sayede
kurtulmuştu.
43.
Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri
için de bir ibret olmak üzere ona hem
ailesini hem de onlarla beraber bir mislini
bağışladık.
Hz. Eyyub ve ailesi darmadağın halde iken
bir araya toplanmış, sayıları eskisinden bir
kat daha artmış, kayıplar fazlasıyla telafi
edilmiştir.
44.
Eline bir demet sap al da onunla vur,
yeminini böyle yerine getir. Gerçekten biz
Eyyub'u sabırlı (bir kul) bulmuştuk. O, ne
iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi.
Rivayete göre Eyyüb (a.s.) hanımının bir
hatasından ötürü sıhhate kavuşunca ona yüz
değnek vurmaya yemin etmişti. Halbuki
karısının, ona karşı hizmetleri,
fedakarlıkları büyüktü. Onun için Cenab-ı
Hak, yüz tane ekin sapından oluşan bir
demetle bir kere vurulmasını kafi görmüştü.
Aşağıdaki ayetlerde, peygamberlerin
kıssalarından bölümler hatırlatılır:
45.
(Ey Muhammed!), Kuvvetli ve basiretli
kullarımız İbrahim, İshak ve Ya'kub'u da an.
46.
Biz onları özellikle ahiret yurdunu düşünen
ihlâslı kimseler kıldık.
47.
Doğrusu onlar bizim katımızda seçkin iyi
kimselerdendir.
48.
İsmail'i, Elyesa'yı, Zülkifl'i de an. Hepsi
de iyilerdendir.
Bu ayetler, peygamberlerin günahtan masum
olduklarına delalet etmektedir. Çünkü Cenab-ı
Hak mutlak olarak hepsinin “iyiler”den
olduğuna hükmetmiştir. Buna mukabil mümin
ile münkirin akıbeti de şöyle anlatılmıştır:
49.
İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah'a
karşı gelmekten sakınanlara güzel bir
gelecek vardır.
50.
Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn
cennetleri vardır.
51.
Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada
bir çok meyveler ve içecekler isterler.
52.
Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan,
kendilerine yaşıt güzeller vardır.
53.
İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler
bunlardır.
54.
Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona
bitmek ve tükenmek yoktur.
55.
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek
vardır.
56.
Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü
bir kalma yeridir.
57.
İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar
58.
Buna benzer daha türlü türlü başkaları da
vardır.
59.
(İnkârcıların liderlerine:) İşte bu sizinle
beraber cehenneme girecek topluluktur
(denildiğin de, liderler:) Onlar rahat yüzü
görmesin (derler) Onlar mutlaka ateşe
gireceklerdir.
60
. (Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz
rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz!
Ne kötü bir yerdir! derler.
61.
Yine onlar: Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim
getirdiyse onun ateşteki azabını iki kat
artır! derler.
62.
(İnkârcılar) derler ki: Kendilerini dünyada
iken kötülerden saydığımız kimseleri burada
niçin görmüyoruz?
63.
Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa
(buradalar da) onları gözden mi kaçırdık?
64.
İşte bu, cehennem ehlinin tartışması,
şüphesiz bir gerçektir.
Mekke kafirlerinin alay ettiği kişiler,
Ammar, Bilal ve Suheyb (r.a.) gibi fakir
müminlerdi.
65.
(Resûlüm!) De ki: Ben sadece bir uyarıcıyım.
Tek ve kahhâr olan Allah'tan başka bir tanrı
yoktur.
66.
Göklerin, yerin ve ikisi arasında
bulunanların Rabbi (olan Allah) üstündür,
çok bağışlayıcıdır.
67.
De ki: "Bu büyük bir haberdir."
68.
"Ama siz ondan yüz çeviriyorsunuz."
69.
Onlar orada tartışırken benim mele-i a'lâ
hakkında hiçbir bilgim yoktu.
Tefsirlere göre mele-i a’la’dan maksat,
Allah’ın konuşmak üzere melekleri topladığı
yüce meclistir.
70.
Ben ancak apaçık bir uyarıcı olduğum için
bana vahyolunuyor.
71.
Rabbin meleklere demişti ki: Ben muhakkak
çamurdan bir insan yaratacağım.
72.
Onu tamamlayıp, içine de ruhumdan üfürdüğüm
zaman, derhal ona secdeye kapanın!
73.
Bütün melekler toptan secde ettiler.
74.
Yalnız İblis secde etmedi. O büyüklük
tasladı ve kâfirlerden oldu.
75.
Allah! Ey İblis! İki elimle yarattığıma
secde etmekten seni meneden nedir?
Böbürlendin mi, yoksa yücelerden misin?
dedi.
76.
İblis: Ben ondan hayırlıyım! Beni ateşten
yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.
|