|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Yâ-sîn, (bkz. 2/1)
2.
Hikmet dolu Kur'an hakkı için,
3.
Sen şüphesiz peygamberlerdensin.
4.
Doğru yol üzerindesin.
5.
(Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah
tarafından indirilmiştir.
6.
Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de
gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman
için indirilmiştir.
7.
Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin
cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman
etmiyorlar.
8.
Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik.
O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu
yüzden kafaları yukarı kalkıktır.
Ayet, iman etmedikleri için ceza görecek
olan kafirlerin durumunun temsili bir
ifadesidir.
9.
Önlerinden bir set ve arkalarından bir set
çektik de onları kapattık, artık göremezler.
İman yolları, kendilerine kapalı olduğu
için hakkı göremezler.
10.
Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için
birdir, inanmazlar.
11.
Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden
Rahmân'dan korkan kimseyi uyarabilirsin.
İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir
mükâfatla müjdele.
12.
Şüphesiz ölüleri ancak biz diriltiriz.
Onların yaptıkları her işi, bıraktıkları her
izi yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir
kitapta (levh-i mahfuz'da) sayıp
yazmışızdır.
Ölüleri diriltmek tabiri, cahilleri
hidayete erdirmek, müşrikleri şirkten imana
döndürmek şeklinde de tefsir edilmiştir.
13.
Onlara, şu şehir halkını misal getir: Hani
onlara elçiler gelmişti.
Bu şehrin Antakya olduğu söylenmiştir.
14.
İşte o zaman biz, onlara iki elçi
göndermiştik. Onları yalanladılar. Bunun
üzerine üçüncü bir elçi gönderdik. Onlar:
Biz size gönderilmiş Allah elçileriyiz!
dediler.
15.
Elçilere dediler ki: Siz de ancak bizim gibi
birer insansınız. Rahmân, herhangi bir şey
indirmedi. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.
16.
(Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz
gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
17.
"Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın
buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir
şey değildir" dediler.
18.
(Bunun üzerine onlar:) Doğrusu siz bize
uğursuz geldiniz. Eğer bu işten
vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve
bizden size mutlaka fena bir kötülük
dokunur, dediler.
19.
Elçiler şöyle cevap verdi: Sizin
uğursuzluğunuz sizinle beraberdir. Size
nasihat ediliyorsa bu uğursuzluk mudur?
Bilakis, siz aşırı giden bir milletsiniz.
20.
Derken şehrin öbür ucundan bir adam koşarak
geldi. "Ey kavmim! dedi, bu elçilere
uyunuz!"
21.
"Sizden herhangi bir ücret istemeyen bu
kimselere tâbi olun, çünkü onlar hidayete
ermiş kimselerdir."
Bu tavsiyeden ötürü adama dönerek “Vay,
sen de mi onların dinindensin” dediler.
Bunun üzerine adam şöyle dedi:
22.
"Bana ne olmuş ki, beni yaratana ibadet
etmeyecekmişim! Halbuki, hepiniz O'na
döndürüleceksiniz."
23.
"O'ndan başka tanrılar mı edineyim? O çok
esirgeyici Allah, eğer bana bir zarar
dilerse onların (putların) şefâati bana
hiçbir fayda vermez, beni kurtaramazlar."
24.
"İşte o zaman ben apaçık bir sapıklığın
içine gömülmüş olurum."
25.
"Şüphesiz ben, Rabbinize inandım, beni
dinleyin."
Azgınlar bu sözleri dinlemeyip, o zatı
taş yağmuruna tuttular. Tam öleceği esnada
ona:
26.
Ona: Cennete gir" denilince. "Keşke, dedi,
kavmim bilseydi!"
27.
"Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama
mazhar olanlardan kıldığını !"
28.
Biz ondan sonra, onun milletini helâk etmek
için üzerlerine gökten herhangi bir ordu
indirmedik ve indirecek de değildik.
29.
(Onları helâk eden) korkunç sesten başka bir
şey değildi. Birdenbire sönüverdiler.
30.
Ne yazık şu kullara! Onlara bir peygamber
gelmeyegörsün, ille de onunla alay etmeye
kalkışırlar.
31.
Müşrikler görmüyorlar mı ki, onlardan önce
nice kavimler helâk ettik. Onlar tekrar
dönüp de bunlara gelmezler.
32.
Elbette onların hepsi (kıyamet gününde)
karşımızda hazır bulunacaklar.
33.
(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir
delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve
ondan dane çıkardık. İşte onlar bundan
yerler.
34.
Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri,
üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok
pınarlar fışkırttık.
35.
Ta ki, onların meyvelerinden ve elleriyle
bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hâla
şükretmeyecekler mi?
36.
Yerin bitirdiklerinden, insanların
kendilerinden ve henüz mahiyetini
bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri
yaratan Allah'ı tesbih ve takdis ederim.
37.
Gece de onlar için bir ibret alâmetidir. Biz
ondan gündüzü sıyırıp çekeriz de onlar
karanlıklara gömülürler.
38.
Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar
(döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah'ın
takdiridir.
39.
Ay için de birtakım menziller (yörüngeler)
tayin ettik. Nihayet o, eğri hurma dalı gibi
(hilâl) olur da geri döner.
40.
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü
geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzerler.
41.
Onların zürriyetlerini dopdolu bir gemide
taşımamız da onlar için büyük bir ibrettir.
42.
Onlar için, bunun gibi binecekleri başka
şeyler de yarattık.
43.
Dilesek onları suda boğarız. O zaman ne
onların imdadına koşan olur, ne de onlar
kurtarılırlar.
44.
Ancak bizim tarafımızdan bir rahmet ve belli
bir zamana kadar dünyadan faydalandırmamız
müstesnadır.
Yüce Allah 32. Ayette kıyamet gününde
bütün insanların kendi huzurunda
toplanacaklarını bildirmiş ve daha sonraki
ayetlerde de buna muktedir olduğuna dair
birçok delil getirmiştir. Bu cümleden olarak
ölmüş toprağın diriltilmesi ve bundan
çeşitli bitki ve meyvelerin elde edilmesi,
çift varlıkların yaratılması, gece ve
gündünüzn birbirini takip etmesi, güneşle
ayın kendi yörüngelerinde dönmeleri,
gemilerin denizde yüzmeleri ve diğer binek
vasıtaların yaratılması gibi deliller
zikretmiştir. Dilendiği takdirde insanları
denizde boğabileceğini, rahmeti ve
takdirinin gereği olarak belli bir süre
insanları yaşatacağını da bildirmiştir.
45.
Onlara yapmakta olduğunuz ve yapıp arkada
bıraktığınız işlerde Allah'tan korkun;
umulur ki size merhamet olunur denildiğinde
(aldırmazlar).
46.
Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet
gelmeyedursun, ille de ondan yüz
çevirmişlerdir.
47.
Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden
hayra sarfediniz, denildiğinde, kâfirler
müminlere dediler ki: Allah'ın dilediği
takdirde doyuracağı kimseleri biz mi
doyuracağız? Siz gerçekten apaçık bir
sapıklık içindesiniz.
48.
Onlar: Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız,
bu tehdit ne zaman gerçekleşecektir? derler.
49.
Onlar, birbirleriyle çekişip dururken
kendilerini ansızın yakalayacak korkunç bir
sesi bekliyorlar.
50.
İşte o anda onlar ne bir vasiyyette
bulunabilirler, ne de ailelerine
dönebilirler.
51.
Nihayet Sûr'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki
onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine
giderler.
52.
(İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi
kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmân'ın
vâdettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru
söylemişler! derler.
53.
Olan müthiş bir sesten ibarettir. Bunun
üzerine onların hepsi hemen huzurumuzda
hazır bulunurlar.
54.
O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa
uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın
karşılığını alırsınız.
55.
O gün cennetlikler, gerçekten nimetler
içinde safa sürerler.
56.
Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara
kurulurlar.
57.
Orada onlar için her çeşit meyve vardır.
Bütün arzuları yerine getirilir.
58.
Onlara merhametli Rabb'in söylediği selam
vardır.
59.
"Ayrılın bir tarafa bugün, ey günahkârlar!"
60.
"Ey Adem oğulları! Size şeytana tapmayın,
çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır"
demedim mi?
61.
"Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur"
demedim mi?
62.
Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp
saptırdı. Hâla akıl erdiremiyor musunuz?
63.
İşte, bu size vâdedilen cehennemdir.
64.
İnkârınız sebebiyle bugün oraya girin!
65.
O gün onların ağızlarını mühürleriz;
yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları
da şahitlik eder.
66.
Dilesek onların gözlerini büsbütün kör
ederdik. O zaman doğru yolu bulmaya
koşuşurlar, ama nasıl göreceklerdi?
67.
Eğer dilesek oldukları yerde onların
şekillerini değiştirirdik de ne ileriye
gitmeye güçleri yeterdi ne de geri gelmeye!
68.
Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini
tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı?
69.
Biz ona (Peygamber'e) şiir öğretmedik. Zaten
ona yaraşmazdı da. Onun söyledikleri, ancak
Allah'tan gelmiş bir öğüt ve apaçık bir
Kur'an'dır.
70.
Diri olanları uyarsın ve kâfirler cezayı hak
etsinler diye.
71.
Görmüyorlar mı ki, biz kudretimizin eseri
olmak üzere onlar için birçok hayvan
yarattık. Bu sayede onlar bunlara sahip
olmuşlardır.
72.
Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların
bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını
besin olarak yerler.
73.
Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar ve
içilecek sütler vardır. Hâla şükretmezler
mi?
74.
Onlar, yardım göreceklerini umarak Allah'tan
başka ilâhlar edindiler.
75.
Halbuki ilâhların onlara yardım etmeye
güçleri yetmez. Aksine kendileri bunlar için
yardıma hazır askerlerdir.
76.
(Resûlüm!) O halde onların sözleri sakın
seni üzmesin. Kuşkusuz biz, onların
gizlemekte olduklarını da, açığa
vurduklarını da biliyoruz.
Öldükten sonra dirilmeyi inkar eden Übey
b. Halef çürümüş bir kemik alıp elinde
ufaladıktan sonra Resulullah’a dönerek:
“Allah’ın, bu çürümüş kemikleri tekrar
dirilteceğine mi inanıyorsun?” dedi.
Resulullah(s.a.), “Evet, seni diriltecek ve
cehenneme sokacak” diye cevap verdi. Bunun
üzerine 77. ve 78. ayetler nazil oldu.
77.
İnsan görmez mi ki, biz onu meniden
yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık
düşman kesilmiş.
78.
Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal
getirmeye kalkışıyor ve: "Şu çürümüş
kemikleri kim diriltecek?" diyor.
79.
De ki: Onları ilk defa yaratmış olan
diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı
gayet iyi bilir.
80.
Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur.
İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz.
Bedeviler ağaçları birbirine sürterek ve
yakarak ateş elde ederlerdi. Yemyeşil
ağaçtan ateş çıkarmaya muktedir olan Allah
çürümüş kemikleri diriltmeye de kadirdir.
Ayette buna işaret edilmektedir.
81.
Gökleri ve yeri yaratan, onların
benzerlerini yaratmaya kadir değil midir?
Evet! Elbette kadirdir. O, her şeyi hakkıyla
bilen yaratıcıdır.
82.
Bir şey yaratmak istediği zaman Onun yaptığı
"Ol" demekten ibarettir. Hemen oluverir.
83.
Her şeyin mülkü kendi elinde olan Allah her
türlü noksanlıktan uzaktır, O'nun şanı ne
kadar yücedir! Siz de O'na
döndürüleceksiniz.

Adı:
Birinci ayette geçen "Yasin" kelimesi
surenin adı olmuştur. Sûreye isim olarak
verilen "yâsîn"in, genellikle "Ey insan!"
manasına geldiği kabul edilir.
Yâsîn sûresi Kur'an'ın kalbi kabul edilmiş
ve müslümanlar arasında ayrı bir önem
kazanmıştır.
Nüzul Zamanı: Bu surenin
muhtevasından, Mekke döneminin ortalarında
veya sonlarına doğru nazil olduğu
anlaşılmaktadır.
Konu: Kısaca bu surede, Hz.
Muhammed'in (s.a) peygamberliğini inkar
etmenin, alay ve zulüm ile karşı koymanın
korkunç sonuçlarıyla Kureyşli müşrikler
korkutulmaktadır. Her ne kadar deliller öne
sürülerek açıklamalar yapılıyorsa da bu
surede "İnzar" esastır ve ağır basmaktadır.
Üç hususta deliller öne sürülmüştür.
1) Tevhid hakkında delil olarak, kâinatta
cerayan eden hadiselere işaret edilerek,
insanın aklına hitab edilmiştir.
2) Ahiret hakkında ise, kâinat, insan yapısı
ve her akıl sahibinin düşünebileceği
hususlar delil olarak ileri sürülmüştür.
3) Risalet hakkında şunlar delil olarak
verilmiştir: Hz. Peygamber (s.a) İslam'ın
tebliği dolayısıyla çektiği meşakkatlerden
ötürü, sizlerden hiçbir surette ücret
istemez. Çünkü, o bunları karşılıksız
yapmaktadır. Ayrıca Rasûlullah'ın (s.a)
tebliğ ettiği mesaj akla uygundur ve bu
mesajı kabul etmek sizlerin yararınadır.
Burada, kalplerdeki kilitlerin kırılması ve
kalbinde az çok duygu bulunan hiçbir
|