|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Ey Peygamber! Allah'tan kork, kâfirlere ve
münafıklara boyun eğme. Elbette Allah her
şeyi bilmekte ve yerli yerince yapmaktadır.
2.
Rabbinden sana vahy edilene uy. Şüphesiz
Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
3.
Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.
4.
Allah, bir kişinin içinde iki kalb
yaratmadı. Ve eşlerinizi, anneleriniz gibi
kendinize haram saymanız için yaratmamıştır.
Evladlıklarınızı da öz oğullarınız
kılmamıştır. Bunlar, dillerinize doladığınız
sözlerinizdir. Allah ise hakkı söyler. Ve O,
yolu doğrultur.
5.
Onları (evlât edindiklerinizi) babalarına
nisbet ederek çağırın. Allah yanında en
doğrusu budur. Eğer babalarının kim olduğunu
bilmiyorsanız, bu takdirde onları din
kardeşleriniz ve görüp gözettiğiniz kimseler
olarak kabul edin. Yanılarak yaptıklarınızda
size vebal yok; fakat kalplerinizin bile
bile yöneldiğinde günah vardır. Allah
bağışlayandır, esirgeyendir.
6.
Peygamber, müminlere kendi canlarından daha
yakındır. Eşleri, onların analarıdır. Akraba
olanlar, Allah'ın Kitabına göre, (mirasçılık
bakımından) birbirlerine diğer müminlerden
ve muhacirlerden daha yakındırlar; ancak,
dostlarınıza uygun bir vasiyet yapmanız
müstesnadır. Bunlar Kitap'ta yazılı
bulunmaktadır.
Önceleri, müminler, bir aile gibi
birbirlerine mirasçı olurlarken; bu ayetle,
mirasçılıkta akrabalığa öncelik verilmiştir.
7.
Hani biz peygamberlerden söz almıştık;
senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve
Meryem oğlu İsa'dan da. (Evet) biz onlardan
pek sağlam bir söz aldık.
8.
Allah bu sözü doğruları doğruluklarıyla
sorumlu kılmak için aldı. Kâfirler için de
çok acıklı bir azap hazırladı.
Hicretin beşinci yılında Kureyş ve
Gatafan kabileleri topluca Medine üzerine
yürümüşler; müslümanlarla ittifakı bulunan
Medine’deki Beni Kureyza kabilesi de, ihanet
ederek onlarla birleşmişti. Böylece düşman
ordusunun sayısı 12.000 kişiye varıyordu. Hz.
Peygamber, istişare ederek Araplarda adet
olmayan bir savaş taktiği uyguladı: Medine
çevresine hendek kazdırdı ve askerlerini,
hendekten çıkan toprakların ardına
mevzilendirdi. Düşman hendeği aşamadı. Bir
ay kadar süren kuşatma sırasında yardım
alamayan müslümanlar bunaldılar. İşte bu
durumda bir mucize meydana geldi: Birden
ortaya çıkan soğuk bir fırtına, düşman
çadırlarını söküyor, ateşlerini söndürüyor,
atlarını ürkütüyor, düşmanı toza boğuyordu.
Müslüman askerlerin etrafında sahipleri
görünmeyen seslerden tekbirler işitiyordu.
Sonunda düşman perişan oldu, çekip gitti.
Daha sonra Beni Kureyza kabilesinden de bu
ihanetlerinin hesabı soruldu. İşte aşağıdaki
ayetlerin, bu olay hakkında nazil olduğu
rivayet edilmektedir.
9.
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini
hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı
da, biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin
görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah ne
yaptığınızı çok iyi görmekteydi.
10.
Onlar hem yukarınızdan hem aşağı
tarafınızdan (vâdinin üstünden ve alt
yanından) üzerinize yürüdükleri zaman;
gözler yıldığı, yürekler gırtlağa geldiği ve
siz Allah hakkında türlü türlü şeyler
düşündüğünüz zaman;
11.
İşte orada iman sahipleri imtihandan
geçirilmiş ve şiddetli bir sarsıntıya
uğratılmışlardı.
12.
Ve o zaman, münafıklar ile kalplerinde
hastalık (iman zayıflığı) bulunanlar: Meğer
Allah ve Resûlü bize sadece kuru vaadlerde
bulunmuşlar! diyorlardı.
Rivayete göre, onlardan biri, “Muhammed
hem bize İran ve Bizans’ın fethini vadediyor,
hem de biz korkumuzdan meydana çıkamayıp
hendek kazıyoruz” demişti.
13.
Onlardan bir gurup da demişti ki: Ey
Yesribliler (Medineliler)! Artık sizin için
durmanın sırası değil, haydi dönün!
İçlerinden bir kısmı ise: Gerçekten
evlerimiz emniyette değil, diyerek
Peygamber'den izin istiyordu; oysa evleri
tehlikede değildi, sadece kaçmayı
arzuluyorlardı.
14.
Medine'nin her yanından üzerlerine
saldırılsaydı da, o zaman savaşmaları
istenseydi, şüphesiz hemen savaşa katılırlar
ve evlerinde pek eğlenmezlerdi.
Ayet, “...Şayet fitne çıkarmaları (dinden
dönmeleri) istenseydi, bunu hemen
yaparlardı” şeklinde de manalandırılmaktadır.
15.
Andolsun ki daha önce onlar, sırt çevirip
kaçmayacaklarına dair Allah'a söz
vermişlerdi. Allah'a verilen söz mesuliyeti
gerektirir!
16.
(Resûlüm!) De ki: Eğer ölümden veya
öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmanın size
asla faydası olmaz! (Eceliniz gelmemiş ise)
o takdirde de, yaşatılacağınız süre çok
değildir.
17.
De ki: Allah size bir kötülük dilerse, O'na
karşı sizi kim korur; ya da size rahmet
dilerse (size kim zarar verebilir)? Onlar,
kendilerine Allah'tan başka ne bir dost
bulurlar ne de bir yardımcı.
18.
Allah, içinizden (savaştan) alıkoyanları ve
yandaşlarına: "Bize katılın" diyenleri
gerçekten biliyor. Zaten bunların pek azı
savaşa gelir.
19.
(Gelseler de) size karşı pek hasistirler.
Hele korku gelip çattı mı, üzerine ölüm
baygınlığı çökmüş gibi gözleri dönerek sana
baktıklarını görürsün. Korku gidince ise,
mala düşkünlük göstererek sizi sivri dilleri
ile incitirler. Onlar iman etmiş
değillerdir; bunun için Allah onların
yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu, Allah'a
göre kolaydır.
“Korku gidince ise...” diye başlayan
cümle, aşağıdaki şekillerde de
manalandırılmıştır:
“...hayra pek düşkün adamlar
tavrıyla sizi keskin dilleri ile
incitirler.”
“...mal düşkünlüğünden, ince
sözlerle size sokulurlar.”
20.
Bunlar, düşman birliklerinin bozulup
gitmedikleri evhamı içindedirler.
Müttefikler ordusu yine gelecek olsa,
isterler ki, çölde göçebe Araplar içinde
bulunsunlar da, sizin haberlerinizi
(uzaktan) sorsunlar. Zaten içinizde
bulunsalardı dahi pek savaşacak değillerdi.
21.
Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a
ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve
Allah'ı çok zikredenler için güzel bir
örnektir.
Ayette, Hz.Peygamber’in, Allah’ın
hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda
bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı
bir örmek, en büyük fazilet nümunesi olduğu
anlatılmaktadır. Böylece, Resulullah’ın,
hislerine mağlup insanları memnun etmek ve
onlara pratik değerden mahrum birtakım
nazari kaideler öğretmekle görevli olmayıp,
onun hedefinin, insanlığa ameli kaideler
öğretmek ve bu kaideleri kendi yaşayışıyla
izah ve tarif etmek olduğu anlaşılmış
olmaktadır. Binaenaleyh, onun hayatı ve
sireti incelenirken bu nokta asla gözden
uzak tutulmamalıdır.
22.
Müminler ise, düşman birliklerini
gördüklerinde: İşte Allah ve Resûlü'nün bize
vâdettiği! Allah ve Resûlü doğru
söylemiştir, dediler. Bu (orduların gelişi),
onların ancak imanlarını ve Allah'a
bağlılıklarını arttırdı.
Allah, biraz güçlük ve sıkıntıya
katlandıktan sonra zaferin müminlere ait
olacağını müjdelemiş; Hz. Peygamber de
müttefik orduların kısa bir süre sonra
geleceğini, biraz sıkıntıdan sonra, sonucun
müminler lehine olacağını haber vermişti.
İşte burada bu vaadlere candan inanan
müminlerin teslimiyetine işaret
olunmaktadır.
23.
Müminler içinde Allah'a verdikleri sözde
duran nice erler var. İşte onlardan kimi,
sözünü yerine getirip o yolda canını
vermiştir; kimi de (şehitliği)
beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde
(sözlerini) değiştirmemişlerdir.
24.
Çünkü Allah sadâkat gösterenleri sadâkatları
sebebiyle mükâfatlandıracak, münafıklara
-dilerse- azap edecek yahut da (tevbe
ederlerse) tevbelerini kabul edecektir.
Şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
25.
Allah, o inkâr edenleri hiçbir fayda elde
edemeden öfkeleri ile geri çevirdi. Allah (ın
yardımı) savaşta müminlere yetti. Allah
güçlüdür, mutlak galiptir.
26.
Allah, ehl-i kitaptan, onlara (müşrik
ordularına) yardım edenleri kalelerinden
indirdi ve kalplerine korku düşürdü; bir
kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir
alıyordunuz.
Müşrik kabileler gittikten sonra, gelen
vahiy üzerine Hz. Peygamber, müslümanlarla
olan ittifaklarını bozup hainlik eden Beni
Kureyza adlı yahudi kabilesi üzerine yürüdü.
Müslümanlar, 25 gün kadar bir süre
Kureyza’lıların kalesini kuşattılar. Sonunda
kale müslümanların eline geçti.
27.
Allah, onların yerlerine, yurtlarına,
mallarına ve ayak basmadığınız topraklara
sizi mirasçı yaptı. Allah'ın her şeye gücü
yeter.
28.
Ey Peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer
dünya dirliğini ve süsünü (refahını)
istiyorsanız, gelin size boşanma
bedellerinizi vereyim de, sizi güzellikle
salıvereyim.
Ayetin nazil olduğu sıralarda, artık Hz.
Peygamber, aşağı yukarı bütün Arabistan’a
hakim durumda idi. İctimai hayatta büyük
değişiklikler meydana gelmişti. Artık
fakirlik yerine, refah ortalığı
kaplamaktaydı. Bu şartlar altında Hz.
Peygamber’in hanımları da, umumi refahtan
pay almayı arzulayarak, Resulullah’tan bazı
zinet eşyaları ve daha iyi bir geçim
istemişlerdi. İşte bu sırada gelen vahiy, Hz.
Peygamber’e, yine eskisi gibi, sadelikten
ayrılmamasını emretti. Böyle bir emir, dünya
hayatına düşkün, her geçen gün gücüne güç,
servetine servet katmak için çırpınan
maddeperest bir insan tarafından tebliğ
edilmiş olmazdı. Şayet Resulullah,
zevcelerine de bu umumi refahı sağlamış olsa
idi, en küçük bir itirazla karşılaşmazlardı.
Ne var ki Resul-i Ekrem, yaşantısını ve
yaşantısının sadeliğini asla
değiştirmeyecekti. Cemiyetin yaşantısında ne
kadar değişiklik olursa olsun, dünyanın
geçici zinetleri Resulullah’ın evinde yer
almayacak, nübüvvet harimi, dünya
alayişinden uzak kalacak, iktidar
sahiplerine örnek olacaktı.
Hz.Peygamber’in hanımlarından gelen istekler
üzerine nazil olan bu ayete “tahyir”
(serbest bırakma) ayeti denir. Neticede,
hanımları, refah ve zinet yerine Hz.
Peygamber’i tercih etmişlerdir.
29.
Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu
diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden
güzel davrananlar için büyük bir mükâfat
hazırlamıştır.
30.
Ey peygamber hanımları! Sizden kim açık bir
hayâsızlık yaparsa, onun azabı iki katına
çıkarılır. Bu, Allah'a göre kolaydır.
31.
Sizden kim, Allah'a ve Resûlüne itaat eder
ve yararlı iş yaparsa ona mükâfatını iki kat
veririz. Ve ona (cennette) bol rızık
hazırlamışızdır.
32.
Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan
herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer
(Allah'tan) korkuyorsanız, (yabancı
erkeklere karşı) çekici bir eda ile
konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan
kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.
Ayette geçen emir, her ne kadar
Resulullah (s.a.)ın hanımları için
buyurulmuş ve onların özel durumları
vurgulanmış ise de, hüküm, bütün müslüman
hanımlara şamildir.
33.
Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde
olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın,
zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat
edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece
günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak
istiyor.
Ayette hitabedilen Ehl-i Beyt,
Resulullah’ın ev halkıdır: Ehl-i Beyt
hususunda en uygun görüş şudur: Allah
Resulü’nün evlatları, eşleri, torunları olan
Hasan ve Hüseyin ve damadı Hz. Ali, Elh-i
Beyt’i teşkil ederler.
34.
Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve
hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her
şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden
haberi olandır.
35.
Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar,
mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata
devam eden erkekler ve taata devam eden
kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar,
sabreden erkekler ve sabreden kadınlar,
mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar,
sadaka veren erkekler ve sadaka veren
kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan
kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve
(ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok
zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var
ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve
büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
36.
Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman,
inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi
isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim
Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir
sapıklığa düşmüş olur.
37.
(Resûlüm!) Hani Allah'ın nimet verdiği,
senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye:
Eşini yanında tut, Allah'tan kork! diyordun.
Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan
çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl
korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o
kadından ilişiğini kesince biz onu sana
nikâhladık ki evlâtlıkları, karılarıyla
ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla
evlenmek isterlerse) müminlere bir güçlük
olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Bu ayette zikredilen ve Kur'an’da adı
geçen tek sahabi olan zat, Zeyd b.
Harise’dir. Çocukluğunda esir düşmüş, Hz.
Hatice onu köle olarak satın almıştır. Hz.
Hatice’nin kendisine hediye ettiği bu
çocuğu, Peygamberimiz azad edip evlat
edinmişti. Resulullah, Zeyd’i çok severdi,
ona halasının kızı Zeyneb binti Cahş’ı
nikahlamıştı. Fakat Zeyneb, Zeyd ile
geçinemedi. Zeyneb, asil bir aileden geldiği
için bir köle azadlısı ile evlenmek
istememiş, ancak bu yönde vahiy gelince
onunla evlenmişti. Zeyd’e bir türlü
ısınamamış, bu yüzden ona karşı asaletiyle
övünmekten geri durmamıştı. Zeyd, bir süre
daha buna sabretti ise de sonunda Allah’ın
Resulüne varıp Zeyneb’den ayrılmak
istediğini söyledi. Bunun üzerine Resulullah
hoşnutsuzluğun sona ermesi için
ayrılmalarını uygun bulduysada bunu Zeyd’in
yüzüne söyleyemedi, ona sadece “karını
yanında tut” dedi.
Hz. Peygamber’in içinde gizlediği şey,
Zeyneb’in sonradan kendisine zevce olacağını
bildiği halde bunu açıklamamasıdır. Bu
konuda uydurulan birtakım isnatların aslı
yoktur. Peygamberimiz, Zeyneb’in güzelliğine
hayran kaldığı için onunla evlenmiş
değildir. Zeyneb onun halasının kızı idi ve
Peygamber onu her zaman görüyordu. İsteseydi
onunla Zeyd’den önce kendisi evlenebilirdi.
38.
Allah'ın, kendisine helâl kıldığı şeyde
Peygamber'e herhangi bir vebâl yoktur. Önce
gelip geçenler arasında da Allah'ın âdeti
böyle idi. Allah'ın emri mutlaka yerine
gelecek, yazılmış bir kaderdir.
39.
O peygamberler ki Allah'ın gönderdiği
emirleri duyururlar, Allah'tan korkarlar ve
O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap
görücü olarak Allah (herkese) yeter.
40.
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin
babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve
peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi
hakkıyla bilendir.
41.
Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin.
42.
Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin.
Sabah-akşam bütün vakitleri içine
almaktadır. Tesbih ve zikir, öncelikle “Sübhanellah”,
“Elhamdülillah”, “La ilahe illallah”,
“Allahüekber” ve “La havle vela kuvvete illa
billahi’l-aliyyi’l-azim” ifadeleriyle
yapılır.
43.
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için
üzerinize rahmetini gönderen O'dur.
Melekleri de size istiğfar eder. Allah,
müminlere karşı çok merhametlidir.
44.
Kendisine kavuştukları gün, Allah'ın onlara
iltifatı, "selâm" dır. Allah onlara çok
değerli mükâfat hazırlamıştır.
45.
Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit,
bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak
gönderdik.
46.
Allah'ın izniyle, bir davetçi ve nûr saçan
bir kandil olarak (gönderdik).
47.
Allah'tan büyük bir lütfa ereceklerini
müminlere müjdele.
48.
Kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların
eziyetlerine aldırma. Allah'a güvenip dayan,
vekîl ve destek olarak Allah yeter.
49.
Ey iman edenler! Mümin kadınları nikâhlayıp
da, henüz zifafa girmeden onları boşarsanız,
onları sayacağınız bir iddet süresince
bekletme hakkınız yoktur. O halde onları
(bir bağışla) memnun edin ve onları güzel
bir şekilde serbest bırakın.
Zifaftan önce boşanan kadına, önceden
tayin edilmiş bir mehir varsa onun yarısı
verilir. Yoksa bağış yapılır. Bu bağışın
belli bir miktarı yoktur. Bu şekilde
boşanmış kadın iddet beklemeden evlenebilir.
50.
Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin
hanımlarını, Allah'ın sana ganimet olarak
verdiği ve elinin altında bulunan
cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve
|