|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Mîm. (bkz. 2/1)
2.
Bu Kitab'ın, âlemlerin Rabbi tarafından
indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur.
3.
"Onu Peygamber kendisi uydurdu" diyorlar
öyle mi? Hayır! O, senden önce kendilerine
hiçbir uyarıcı (peygamber) gelmemiş bir
kavmi uyarman için -doğru yolu bulsunlar diye-
Rabbinden gönderilen hak (Kitap) tır.
4.
Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri
altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa
istivâ eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir
dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık
düşünüp öğüt almaz mısınız?
“Altı gün”, “arş” ve “istiva” hakkında
A’raf suresinin 54. Ayetindeki ve Hud
suresi’nin 7. Ayetindeki açıklamalara
bakınız.
5.
Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip
yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin
sayageldiklerinize göre bin yıl tutan bir
günde O'nun nezdine çıkar.
“Birgün” diye belirtilen zarfın, mealde
verildiği şekilde sadece ikinci cümleye
bağlanması mümkün olduğu gibi, bunun, ayette
geçen her iki yüklemle “yönetir” ve “çıkar”
fiilleriyle alakalı olduğu görüşü de vardır.
Bazı müfessirlere göre, Allah’ın katında bir
günün insanların sayageldikleriyle ne kadar
bir süreye karşılık olduğu, sabit bir husus
değildir; nitekim Mearic suresinde (70/4) bu
sürenin elli bin yıl olduğu belirtilmiştir.
Bazı müfessirlere göre ise, “bin yıl”, “elli
bin yıl” gibi ifadeler kinaye türündendir,
yani sürenin uzunluğunu anlatmak içindir.
6.
İşte, görülmeyeni de görüleni de bilen,
mutlak galip ve merhamet sahibi O'dur.
7.
O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel
yapmış ve ilk başta insanı çamurdan
yaratmıştır.
8.
Sonra onun zürryetini, dayanıksız bir suyun
özünden üretmiştir.
9.
Sonra onu tamamlayıp şekillendirmiş, ona
kendi ruhundan üflemiştir. Ve sizin için
kulaklar, gözler, kalpler yaratmıştır. Ne
kadar az şükrediyorsunuz!
10.
"Toprağın içinde kaybolduğumuz zaman,
gerçekten (o vakit) biz mi yeniden
yaratılacağız?" derler. Doğrusu onlar
Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.
11.
De ki: Size vekil kılınan (bu konuda
görevlendirilen) ölüm meleği canınızı
alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
12.
O günahkârların, Rableri huzurunda başlarını
öne eğecekleri, "Rabbimiz! Gördük duyduk,
şimdi bizi (dünyaya) geri gönder de, iyi
işler yapalım, artık kesin olarak inandık"
diyecekleri zamanı bir görsen!
13.
Biz dilesek, elbette herkese hidayetini
verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden
hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım"
diye benden kesin söz çıkmıştır.
Allah Teala insanları ve cinleri cebren
cennet veya cehenneme sevketseydi, kulun
hürriyet ve iradesinin, bunlara bağlı
imtihanın manası olmazdı. Mükellefler, kendi
iradeleriyle hidayet ve cennet, yahut
dalalet ve cehennem yolunu seçeceklerdir.
14.
(O gün onlara şöyle diyeceğiz:) Bu güne
kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın
bakalım! Doğrusu biz de sizi unuttuk;
yaptıklarınızdan ötürü ebedî azabı tadın!
15.
Bizim âyetlerimize ancak o kimseler
inanırlar ki, bunlarla kendilerine öğüt
verildiğinde, büyüklük taslamadan secdeye
kapanırlar ve Rablerini hamd ile tesbih
ederler.
Bu ayet secde ayetidir. Bu konuda Ebu
Hüreyre (r.a.)in rivayet ettiği bir hadis-i
şerifin meali şöyledir: İnsanoğlu secde
(ayetini) okuyup secde ettiği zaman, şeytan
ağlayarak çekilir ve “Eyvahlar olsun!
Ademoğlu secde ile emrolundu, secde etti ve
cenneti kazandı; ben ise secde ile
emredilince direndim ve sonum ateş oldu”
der.
16.
Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere
(ibadet ettikleri için), vücutları
yataklardan uzak kalır ve kendilerine
verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.
17.
Yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne
mutluluklar saklandığını hiç kimse bilemez.
Allah’ın sevgili kullarına hazırlamış
olduğu cennet nimetlerinin dünya ölçüleri
içinde tarif edilemezliği, bu ayette çok
özlü bir şekilde belirtilmiş olmaktadır. Bu
nimetleri, dünya hayatının nimetleri gibi
nitelendirilen sözler, esasen bizim
anlayışımıza hitap edebilmek içindir.
Nitekim Hz. Peygamber (s.a.), Cenab-ı Allah
tarafından, sevgili kulları için, hiçbir
gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve
hiçbir insanın aklına gelmeyen nimetler
hazırlanmış olduğunu ifade etmiştir.
18.
Öyle ya, mümin olan, yoldan çıkmış kimse
gibi midir? Bunlar elbette bir olamazlar.
19.
İman edip de, iyi işler yapanlara gelince,
onlar için yaptıklarına karşılık olarak
varıp kalacakları cennet konakları vardır.
20.
Yoldan çıkanlar ise, onların varacakları yer
ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde
geri çevrilirler ve kendilerine: Yalandır
deyip durduğunuz cehennem azabını tadın!
denir.
21.
En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en
yakın azaptan tattıracağız; olur ki (imana)
dönerler.
En büyük azap “ahiret azabı” şeklinde,
yakın azap ise, dünyadaki kıtlık, esaret ve
benzeri sıkıntılar şeklinde tefsir
edilmektedir.
22.
Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan
sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim
olabilir! Muhakkak ki biz, günahkârlara,
lâyık oldukları cezayı veririz.
23.
Andolsun biz Musa'ya Kitap verdik,
-(Resûlüm!) sen ona kavuşacağından şüphe
etme- ve onu İsrailoğullarına hidayet
rehberi kıldık.
Bu manaya göre, Hz. Peygamber’in, Mirac
gecesinde Hz. Musa ile karşılaşacağına
işaret vardır. Ayrıca, “sakın Musa’nın
Kitab’a kavuşması, Kitab’ı alması hakkında
şüpheye düşme” ve “sakın sen ona, yani
Kitab’a kavuşacağından şüpheye düşme!”
manalarıda verilerek; kendisinden önce hiç
şüphesiz Hz. Musa’ya da Kitap verilmiş
olduğu veya Hz. Musa’ya verildiği gibi
kendisine de Kitap verileceğinde şüphe
etmemesi konusunda Resulullah’a hitap
edildiği yorumları yapılmıştır.
24.
Sabrettikleri ve âyetlerimize kesinlikle
inandıkları zaman, onların içinden,
buyruğumuzla doğru yola ileten rehberler
tayin etmiştik.
25.
Muhakkak ki Rabbin, ihtilâf etmekte
oldukları şeyler hakkında kıyamet günü
onların aralarında hükmedecektir.
26.
Halen yurtlarında gezip dolaştıkları
kendilerinden önceki nice nesilleri helâk
edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi?
Bunlarda elbette ibretler vardır. Hâla kulak
vermezler mi?
27.
Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla
gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin
yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu
da görmediler mi? Hâla da göremeyecekler mi?
28.
Eğer doğru söylüyorsanız, bu fetih (ve
hüküm) günü hani ne zaman? derler.
29.
De ki: Fetih (ve hüküm) gününde inkârcılara
(o gün ettikleri) imanları fayda vermeyecek
ve kendilerine mühlet de tanınmayacaktır!
30.
Artık sen onları bırak ve bekle. Zaten onlar
da beklemektedirler.
Tefsirlerde, ayette, kefirlerin de, Hz.
Peygamber’in ölmesini veya öldürülmesini
beklediklerine işaret olunduğu
belirtilmektedir.

Adı:
Sure, 15. ayette ifadesini bulan secde
(teslimiyet ve acziyet ifadesi olarak yere
kapanmak) teması münasebetiyle bu ismi
almıştır.
Nüzul Zamanı: Sure'nin
üslûbundan, onun Mekke döneminin
ortalarında, daha da tahsis edilirse, bu
dönemin başlangıç safhasında nazil olduğu
açıkça anlaşılmaktadır; zira okuyucu sonraki
safhalarda nazil olan surelerde ifadesini
bulan şiddetli baskı ve zulme bu surenin
arka plânında rastlamamaktadır.
Konu: Surenin ana fikri
insanların tevhid, ahiret ve risaletle
ilgili şüphelerini gidermek ve onları bu üç
hakikate davet etmektir. Mekke müşrikleri
Rasûlullah'la (s.a.) özel olarak görüştükten
sonra birbirlerine şöyle diyorlardı: "Bu
adam acaip şeyler uyduruyor. Bazen ölümden
sonrasına ait haberler veriyor ve şöyle
diyor: "Toprak olduktan sonra hesab vermeye
çağrılacaksınız, Cennet olacak, cehennem
olacak..." Bazen şöyle diyor: "Yalnızca bir
olan Allah ilahtır." Bazen de şunları
söylüyor: "Size okuduğum bu sözler kendi
sözlerim değil. Allah'ın kelamıdır. İşte
ortaya attığı hep böyle acaip şeyler." Bu
şüphe ve endişelere verilen cevap Sure'nin
ana fikir ve temel konusunu oluşturmaktadır.
Bu bağlamda müşriklere şu söylenmektedir:
"Kesinlikle bu Allah kelâmıdır; risaletin
rahmet ve bereketinden mahrum kalmış gaflet
içine gömülmüş insanları uyandırmak için
inzal edilmiştir. Allah'tan geldiği apaçık
ve âşikar iken ona nasıl uydurma
diyebiliyorsunuz?"
Sonra onlara şöyle sorulmaktadır: "Akl-ı
seliminizi kullanın, Kur'an'la gelen
şeylerin acaip, işitilmedik şeyler olup
olmadığına kendiniz karar verin. Göklerin ve
yerin yönetimine bakın, kendi bünye ve
hilkatiniz üzerine düşünün. Bu şeyler
Rasûl'ün Kur'an'da size sunduğu öğretiye
tanıklık etmiyor mu? Kâinattaki nizam
tevhid'e mi, yoksa şirke mi delâlet ediyor?
Tüm bu nizamı ve kendi yaradılışınızı
düşündüğünüzde, size şimdi varoluşu bahşeden
bir varlığın sizi tekrar yaratamayacağına
aklınız hükmediyor mu?"
Sonra ahiretten bir sahne tasvir ediliyor,
imanın semeresi ve küfrün kötü sonuçları
sergileniyor ve insanlar azap günleriyle
karşılaşmadan önce küfürden vazgeçmeye,
ahirette kendilerinin yararına olacak Kur'an
öğretisini kabule teşvik ediliyorlar.
Sonra kendilerine şunlar söyleniyor: "Sonsuz
rahmetinden ötürü Allah, insanları
hatalarından dolayı tek ve nihaî bir kararla
hemen cezalandırmaz; onları ufak tefek
problem, zorluk, felaket, kayıp ve ters
durumlara maruz bırakarak belki kendilerine
gelip öğüt dinlerler diye, önceden uyarır."
Daha sonra şu söylenir: "Bu, Allah'tan
insana gönderilen, kendi türünde ilk kez
görülüp duyulmuş bir kitap değildir.
Hepinizin bildiği gibi, önce Musa'ya da
kitap gönderilmişti. Bunda garipsenecek
hiçbir şey yok. Emin olun ki, bu kitap
Allah'tan nazil olmuştur ve iyi bilin ki,
bir zamanlar Musa zamanında olanlar şimdi de
vuku bulacaktır. Liderlik şimdi de İlahi
Kitab'ı kabullenenlere bahşedilecek,
reddedenlerse helâk olacaktır."
Akâbinde Mekke müşriklerine şu tavsiyede
bulunulmaktadır: "Ticarî seyahatleriniz
esnasında harabelerinin yanından geçip
durduğunuz helâk olmuş eski kavimlerin
akibetlerine bakın. Siz de aynı akibete
uğramak ister misiniz? Dış görünüşe ve
yüzeyde olana bakıp aldanmayın. Bugün
hiçkimsenin birkaç genç adam, bazı köleler
ve zavallılar dışında Muhammed'i (s.a)
dinlemediğini ve O'nun her taraftan
kendisine yönelen çirkin davranışların ve
sövgülerin hedefi olduğunu görmektesiniz.
Sonra bundan, O'nun risaletinin yürümeyeceği
gibi yanlış bir izlenime kapılıyorsunuz.
Fakat bu, gözlerinizin bir yanıltmacası
sadece. Oysa günlük hayatınızda yaşadığınız
şeydir! Önce çıplak olan toprak, bir yağmur
çiselemesiyle üzeri bitki örtüsüyle
yeşermeye başlayıverir.
Daha önce toprağın altında bulunan şeylerin
böyle bir yeşillik ve bitki zenginliğini
gizlediği hiç kimsenin aklından bile
geçmiyordu."
Sonuç bölümünde, Rasûlulah'ın şuna dikkati
çekiliyor! "Bu insanlar söylediğin şeyleri,
bu kesin zafere ulaşacağın haberini alaya
alıyorlar. Onlara de ki: "Sizin ve bizim
hakkımızda son hüküm geldiğinde, artık size
hiç yararı olmayacak. İnanacaksanız, şimdi
inanın, yok eğer son hükmü bekleyecekseniz,
bekleyin bakalım dilediğiniz gibi!.."
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|