|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Mîm. (bkz. 2/1)
2.
İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ın
âyetleridir.
3.
Muhsinler (güzel davrananlar) için bir hidayet rehberi
ve rahmet olmak üzere (indirilmiştir).
4.
O kimseler, namazı kılarlar, zekâtı
verirler; onlar ahirete de kesin olarak iman
ederler.
5.
İşte onlar, Rableri tarafından gösterilmiş
doğru yol üzeredirler ve onlar kurtuluşa
erenlerdir.
6.
İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî
delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak
ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı
satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir
azap vardır.
Bu ayetin, Nadr. b. Haris’in davranışı
üzerine nazil olduğu nakledilir. Rivayete
göre, bu şahıs, Acem masalları ihtiva eden
kitaplar satın alıp getirir ve Mekkelilere
şöyle derdi: “Muhammed size Ad ve Semud
kavimlerinin masallarını anlatıyor; ben de
size Rum ve Acem masallarını söyleyeceğim.”
Böylece bunları okur, müşrikleri eğlendirir
ve insanları Kur’an dinlemekten alıkoymaya
çalışırdı.
7.
Ona âyetlerimiz okunduğu zaman, sanki
bunları işitmemiş, sanki kulaklarında
ağırlık varrmış gibi büyüklük taslayarak yüz
çevirir. Sen de ona acıklı bir azabın
müjdesini ver!
8.
Şüphesiz, iman edip de güzel davranışlarda
bulunanlar için, nimetleri bol cennetler
vardır.
9.
Orada ebedi kalacaklardır. Bu, Allah'ın
verdiği gerçek sözdür. O, mutlak güç ve
hikmet sahibidir.
10.
O, gökleri görebildiğiniz bir direk
olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yere
de ulu dağlar koydu ve orada her çeşit
canlıyı yaydı. Biz gökyüzünden su indirip,
orada her faydalı nebattan çift çift
bitirdik.
Göklerin görülür bir direği olmaksızın
yaratılmasından, gökleri tutup onların
birbirine çarpmasını önleyen görünmez manevi
bir direğin bulunduğu manası çıkarılmakta ve
bu direğin “çekim kanunu” olduğu
belirtilmektedir. Ayetin aynı kısmına, “O,
gökleri, -gördüğünüz üzere- direksiz
yarattı” ve “O, görüp durduğunuz gökleri
direksiz yarattı” manaları da verilmiştir.
Ayetin son kısmında ise, bitkilerin erkekli
dişili yaratıldığı gerçeğine işaret
edilmektedir.
11.
İşte bunlar Allah'ın yarattıklarıdır. Şimdi
(ey kâfirler!) O'ndan başkasının ne
yarattığını bana gösterin! Hayır
(gösteremezler)! Zalimler açık bir sapıklık
içindedirler.
12.
Andolsun biz Lokman'a: Allah'a şükret!
diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak
kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden
de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç
değildir, her türlü övgüye lâyıktır.
Soyu hakkındaki rivayetler, Lokman’ın,
Eyüp Peygamber ile akraba olduğu yönündedir.
İslam alimlerinin ekseriyeti, onun peygamber
değil, hikmet sahibi bir zat olduğu
kanaatindedirler. “Hikmet”in bir anlamı da
nazari ilimleri elde ettikten sonra
kazanılan ruhi olgunluk, söz ve
davranışlarda isabet melekesidir.
Zemahşeri’nin Keşşaf isimli tefsir
kitabında, onun hikmetlerinden bir örnek
olmak üzere şu olay nakledilmektedir:
Bir gün Davud Peygamber, Lokman’dan, bir
koyun kesip en iyi yerinden iki parça et
getirmesini istemiş; Lokman da, ona kestiği
hayvanın dilini ve yüreğini getirmiş. Birkaç
gün geçince Davud aleyhisselam, bu defa
hayvanın en kötü yerinden iki parça et
getirmesini istemiş; o, yine dilini ve
yüreğini getirmiş. Hz. Davud’un, sebebini
sorması üzerine Lokman şöyle demiş: “Bu
ikisi iyi olursa, bunlardan daha iyisi; kötü
olursa, yine bunlardan daha kötüsü olmaz.”
13.
Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum!
Allah'a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir
zulümdür, demişti.
14.
Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını
tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice
sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten
ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte
bunun için) önce bana, sonra da ana-babana
şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş
ancak banadır.
15.
Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir
şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için
zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla
dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna
uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman
size, yapmış olduklarınızı haber veririm.
16.
(Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:)
Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya
kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile
olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde
yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de
Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu
Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve
her şeyden haberdardır.
17.
Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret,
kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına
gelenlere sabret. Doğrusu bunlar,
azmedilmeye değer işlerdir.
18.
Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve
yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah,
kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla
sevmez.
19.
Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma
ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.
20.
Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık
ve imkânları) sizin emrinize verdiğini,
nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca
ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de,
insanlar içinde, -bilgisi, rehberi ve
aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah
hakkında tartışan kimseler vardır.
21.
Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun"
dendiğinde: Hayır, biz babalarımızı üzerinde
bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan;
onları alevli ateşin azabına çağırıyor
idiyse!
22.
İyi davranışlar içinde kendini bütünüyle
Allah'a veren kimse, gerçekten en sağlam
kulpa yapışmıştır. Zaten bütün işlerin sonu
Allah'a varır.
Ayette geçen muhsin, bir hadise göre,
“Allah’a, O’nu görür gibi kulluk edendir.”
Kulluk, yalnızca günlük, vakitli, belli
tapınma şekilleriyle değil, bütün hayatın
Allah rızasına tahsisi ile gerçekleşir.
“Ameller niyetlerine göre” değer kazanır.
Allah rızası için, bu niyetle atılan her
adım, alınan her nefes...ibadettir,
kulluktur, ihsandır.
23.
(Resûlüm!) İnkâr edenin inkârı seni üzmesin.
Onların dönüşü ancak bizedir. İşte o zaman
yaptıklarını kendilerine haber veririz.
Allah kalplerde olanı şüphesiz çok iyi
bilir.
24.
Onları biraz faydalandırır, sonra
kendilerini ağır bir azaba sürükleriz.
25.
Andolsun ki onlara, "Gökleri ve yeri kim
yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah..."
derler. De ki: (Öyleyse) övgü de yalnız
Allah'a mahsustur, ama onların çoğu
bilmezler.
26.
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi
Allah'ındır. Bilinmeli ki, asıl ganî ve
övülmeye lâyık olan Allah'tır.
27.
Şayet yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de
arkasından yedi deniz katılarak (mürekkep
olsa) yine Allah'ın sözleri (yazmakla)
tükenmez. Şüphe yok ki Allah mutlak galip ve
hikmet sahibidir.
28.
(İnsanlar!) Sizin yaratılmanız ve
diriltilmeniz, ancak tek bir kişinin
yaratılması ve diriltilmesi gibidir.
Unutulmasın ki, Allah her şeyi bilen ve
görendir.
29.
Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve
gündüzü geceye katmaktadır. Güneşi ve ayı da
buyruğu altına almıştır. Bunların her biri
belli bir vâdeye kadar hareketine devam
eder. Ve Allah, yaptıklarınızdan tamamen
haberdardır.
30.
Çünkü Allah, hakkın ta kendisidir; O'ndan
başka taptıkları ise hiç şüphesiz bâtıldır.
Gerçekten Allah çok yüce, çok uludur.
31.
Size varlığının delillerini göstermesi için,
Allah'ın lütfuyla gemilerin denizde
yüzdüğünü görrmedin mi? Şüphesiz bunda, çok
sabreden, çok şükreden herkes için ibretler
vardır.
32.
Dağlar gibi dalgalar onları kuşattığı zaman,
dini tamamen Allah'a has kılarak (ihlâsla)
O'na yalvarırlar. Allah onları karaya
çıkararak kurtardığı vakit içlerinden bir
kısmı orta yolu tutar. Zaten bizim
âyetlerimizi, ancak nankör hâinler bilerek
inkâr eder.
Ayetteki “orta yolu tutar” şeklinde
manalandırılan kısım için değişik tefsirler
vardır. Daha çok, hak yol, yani iman üzere
kalma, sıkıntı anında Allah’a verdiği söze
sadakat gösterme şeklinde açıklanmaktadır.
Bu ayetin, Ebu Cehil’in oğlu İkrime hakkında
nazil olduğu rivayet edilmiştir. İkrime,
Mekke’nin fethini takiben, deniz yoluyla
kaçmaya çalışmış, fakat yolda şiddetli bir
fırtınaya tutulmuş ve bu esnada,
yaptıklarından pişmanlık duyarak, kurtulduğu
takdirde Resulullah’a varıp af dileyeceğine
dair söz vermişti. Nitekim, kurtulunca Hz.
Peygamber’in huzuruna varmış, müslüman
olduğunu bildirmiş ve bundan sonra ömrünün
sonuna kadar müslümanların safında cihad
etmiştir.
33.
Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten
sakının. Ne babanın evlâdı, ne evlâdın
babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden
çekinin. Bilin ki, Allah'ın verdiği söz
gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi
aldatmasın ve şeytan, Allah'ın affına
güvendirerek sizi kandırmasın.
Herkesin kendi kaygısına düşeceği kıyamet
gününün ahvali hakkında çok özlü bilgi veren
bu ayet ile, kafir olan babasına ahirette
faydası dokunabileceği ümidi besleyen bazı
müminlere, bu imkanın bulunmadığı da
bildirilmiş olmaktadır.
34.
Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak
Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır,
rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne
kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede
öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi
bilendir, her şeyden haberdardır.
İnsanların bilemediği, yalnızca Allah’ın
bildiği şeylere “gayb, mugayyebat” denir.
Allah’ın bildirmesiyle kulların,
meleklerin...bunların bazılarını bilmesi,
onları gayb olmaktan çıkarmaz.

Adı: Bu sure 12-19.
ayetlerinde, oğluna verdiği tavsiyeleri
zikredilen Lokman el-Hakîm'in kıssasından
bahsedildiği için bu adı almıştır.
Nüzul Zamanı: Konu dikkatle
incelendiğinde görülür ki, bu sure, İslâm'a
daveti önlemek ve bastırmak için zulmün
başladığı ve bu amaçla her türlü entrikanın
devreye sokulduğu ancak şiddetin zirvesine
ulaşmadığı bir dönemde inzal edilmiştir.
Genç mühtedilere, her ne kadar anne-baba
hakkı Allah'a itaatten hemen sonra geliyorsa
da, eğer onlar kendilerini İslâm'ı kabulden
menedip, şirk ve putperestliğe avdet
etmeleri için zorluyorlarsa onları
dinlememeleri gereğinin anlatıldığı 14-15.
ayetlerle bu durum ihsas ettirilmektedir.
Aynı şeyin Ankebut Suresi'nde de
zikredilmesi bu iki surenin aynı dönemde
inzal edilmiş olduğunu gösteriyor. Ancak iki
sure üslup ve konusu bütünüyle
araştırıldığında Lokman Suresi'nin daha önce
indirilmiş olduğu görülür. Çünkü bu surenin
arka planında "şiddet" belirtilen herhangi
bir işaret görülmezken Ankebut Suresi,
vahyedildiği dönemde müslümanlara açıkça
zulmedildiğini, şiddet gösterildiğini iyice
ihsas ettirebilmektedir.
Konu: Bu surede şirkin
anlamsızlık ve saçmalığı, tevhid'in aklîlik
ve gerçekliği anlatılmakta; insanlar
körükörüne atalarını taklitten vazgeçmeye,
Hz. Muhammed'in (s.a) alemlerin Rabbinden
gelen talimatını salim kafayla düşünme ve
âfak enfüste bulunan ve mesajın hakikatına
delâlet eden apaçık ayetlere dikkatle
bakmaya davet edilmektedir.
Bu çerçevede bir başka şeye daha işaret
edilmektedir: Bu, dünyada yahut Arap
ülkesinde ilk kez sunulmuş olan ve
insanların ilk kez duyduğu yeni bir öğreti
değildir. Geçmiş asırların bilgili ve hakim
kimseleri Hz. Muhammed'in (s.a.) öğrettiği
bu şeyin aynısını söylediler, öğrettiler.
Yani, "Ey insanlar kendi ülkenizde Lokman
Hakîm isminde bir adam yaşadı. Onun hikmeti
tarafınızdan gayet iyi bilinmekte, vecize ve
hikmetli sözleri günlük konuşmalarınızda
zikredilmekte, şair ve hatipleriniz
tarafından sık sık iktibas edilmektedir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|