|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Mîm. (bkz. 2/1)
2.
Rumlar, yenildi.
3.
Arapların bulunduğu bölgeye en yakın bir
yerde onlar, halbuki onlar, bu
yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde
galip geleceklerdir.
4.
Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da
emir Allah'ındır. O gün müminler de Allah'ın
yardımıyla sevineceklerdir.
5.
Allah, dilediğine yardım eder,galip kılar.
O, mutlak güç sahibidir, çok esirgeyicidir.
-Ehl-i kitap olan
Bizanslılar, mecusi İranlılar tarafından
mağlup edilmişti. Mekke müşrikleri bu sonuca
çok sevindiler ve müslümanlara: “Eğer Allah,
sizin dediğiniz gibi yegane galip olsaydı,
ehl-i kitaptan olan Bizanslıları üstün
getirirdi” gibi şımarıkça sözler söylemeye
başladılar. Bunun üzerine Kur’an, bir mucize
olarak, gelecekteki bir sonucu haber verdi.
3 ila 9 yıl içinde, Bizanslılar İranlılara
galebe çalacak ve müminler sevineceklerdi.
Nitekim 624 yılında Bizanslılar İran’a
girdiler. Bundan başka, aynı yıl müslümanlar
Bedir’de önemli zaferler elde ettiler.
6.
(Bu) Allah'ın vâdettiğidir. Allah vâdinden
caymaz; fakat insanların çoğu bilmezler.
7.
Onlar, dünya hayatının görünen yüzünü
bilirler. Ahiretten ise, onlar tamamen
gafildirler.
8.
Kendi kendilerine, Allah'ın, gökleri, yeri
ve ikisinin arasında bulunanları ancak hak
olarak ve muayyen bir süre için yarattığını
hiç düşünmediler mi? İnsanların birçoğu,
Rablerine kavuşmayı gerçekten inkâr,
etmektedirler.
9.
Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden
öncekilerin âkıbetlerinin nice olduğuna
bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha
güçlü idiler; yeryüzünü kazıp altüst
etmişler, onu bunların imar ettiklerinden
daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri,
onlara da nice açık deliller getirmişlerdi.
Zaten Allah onlara zulmedecek değildi; fakat
onlar kendi kendilerine zulmetmekteydiler.
Ayette, su ve maden çıkarmak ya da ekip
dikmek için toprağı işleyen ve bayındır
beldeler meydana getiren, sonra da,
inkarcılıkları yüzünden Allah’ın gazabına
uğrayan Ad ve Semud gibi, eski kavimlere
işaret edilmekte ve onların kalıntılarına
bakılıp ibret alınması öğütlenmektedir.
10.
Sonunda, Allah'ın âyetlerini yalan sayarak
ve onları alaya alarak kötülük yapanların
âkıbetleri pek fena oldu.
11.
Allah, ilkin mahlûkunu yaratır, (ölümden)
sonra da bunu (yaratmayı), tekrarlar.
Sonunda hep O'na döndürüleceksiniz.
12.
Kıyametin kopacağı gün, günahkârlar
(ümitsizlik içinde) susacaklardır.
13.
(Allah'a koştukları) ortaklarından
kendilerine hiçbir şefaatçı çıkmayacaktır.
Zaten onlar, ortaklarını da inkâr
edeceklerdir.
14.
Kıyamet kopacağı gün, işte o gün (müminlerle
inkârcılar) birbirlerinden ayrılacaklardır.
15.
İman edip iyi işler yapanlara gelince,
onlar, cennette nimetlere ve sevince mazhar
olacaklardır.
16.
İnkâr edenler, âyetlerimizi ve ahiret
buluşmasını yalan sayanlar ise, işte onlar
azapla yüzyüze bırakılacaklardır.
17.
Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve
yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda,
gündüzün sonunda ve öğle vaktine
eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz
kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na
mahsustur.
18.
Haydi siz, akşama ulaştığınızda (akşam ve
yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda,
gündüzün sonunda ve öğle vaktine
eriştiğinizde Allah'ı tesbih edin (namaz
kılın), ki göklerde ve yerde hamd O'na
mahsustur.
Abdullah b. Abbas (r.a.)’dan gelen
rivayete göre, bu ayet, beş vakit namazı
içine almaktadır. Bu sebeple ekseri alimler
beş vakit namazın Mekke’de farz kılındığı
kanaatindedir. Hz. Peygamber (s.a.), bir
hadis-i şerifte, büyük sevap kazanmak
isteyenlere bu ayeti okumalarını tavsiye
etmiştir.
19.
Ölüden diriyi, diriden de ölüyü O çıkarıyor;
yeryüzünü ölümünün ardından O canlandırıyor.
İşte siz de (kabirlerinizden) böyle
çıkarılacaksınız.
Ayette, öldükten sonra dirilmenin hiç de
öyle akıl almaz bir şey olmadığı,
yeryüzündeki sürekli yenilenme olaylarına
işaretle özlü bir şekilde anlatılmış
olmaktadır. Gerçekten, kupkuru topraktan ve
ağaçlardan, yemyeşil bitkiler ve yapraklar,
rengarenk çiçekler ve meyveler çıkarın ilahi
kudret için, yoktan var ettiği insanı tekrar
diriltmesinin zor olacağı düşünülemez.
Sayısız “ba’s ba’de’l-mevt” (öldükten sonra
dirilme) olayına sahne olan yeryüzüne bir
kez ibret gözüyle bakıvermek bile, Allah’ın
kudretini kavramak için yetecektir.
20.
Sizi topraktan yaratması, O'nun (varlığının)
delillerindendir. Sonra siz, (her tarafa)
yayılan insanlar oluverdiniz.
21.
Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden
eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet
peydâ etmesi de O'nun (varlığının)
delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen
bir kavim için ibretler vardır.
22.
O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri
yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin
değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler
için (alınacak) dersler vardır.
İnsanların bir erkek ve bir kadından
yaratılmakla beraber farklı özelliklere
sahip topluluklara ayrılmış olmaları
konusunda Hucurat Suresi 13. Ayetin
açıklamasına bakınız.
23.
Gece olsun gündüz olsun, uyumanız ve
Allah'ın lütfundan (nasibinizi) aramanız da
O'nun (varlığının) delillerindendir.
Gerçekten bunda, işiten bir kavim için
ibretler vardır.
Ayet, “Geceleyin uyumanız ve gündüzün
Allah’ın lütfundan (nasibinizi) aramanız...”
şeklinde de manalandırılmıştır. Ancak, her
iki zamanın her iki işe elverişli olduğu
anlamı daha kuvvetli bulunmaktadır.
24.
Yine O'nun delillerindendir ki, size korku
ve ümit vermek üzere şimşeği gösteriyor,
gökten su indirip ölümünün ardından arzı
onunla diriltiyor. Doğrusu bunda, aklını
kullanan bir kavim için (alınacak) dersler
vardır.
25.
Göğün ve yerin O'nun buyruğu ile durması da
O'nun (varlığının) delillerindendir. Sonra
sizi topraktan bir çağırdı mı hemen
(kabirlerinizden) çıkıverirsiniz.
26.
Göklerde ve yerde olanlar hep O'nundur.
Hepsi O'na boyun eğmiştir.
27.
İlkin mahlûkunu yaratıp (ölümden) sonra bunu
(yaratmayı) tekrarlayan O'dur, ki bu, O'nun
için pek kolaydır. Göklerde ve yerde
(tecelli eden) en yüce sıfat O'nundur. O,
mutlak güç ve hikmet sahibidir.
28.
Allah size kendinizden bir temsil
getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan
köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda
-birbirinizden çekindiğiniz gibi
kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle
eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı?
İşte biz âyetlerimizi, aklını kullanacak bir
kavim için böylece açıklıyoruz.
Ayette, insanların, kendi cinslerinden ve
aynı yaratılış evsafına sahip olan
kölelerini bile kendilerine denk tutmaya,
geçici dünya mülklerine ortak etmeye rıza
göstermedikleri gerçeğine işaret edilerek;
eşi ve benzeri olmayan Yüce Allah’a şirk
koşmanın, O’nun mutlak mülkiyetine ortaklık
atfetmenin ne kadar akıl almaz bir iş olduğu
temsil yoluyla anlatılmakta ve kölenin
efendisine ortak olamayacağı
vurgulanmaktadır. Ayrıca Kur’an ayetlerinin,
düşünen kafalara hitap ettiği de özellikle
belirtilmektedir.
29.
Gel gör ki haksızlık edenler, bilgisizce
kötü arzularına uydular. Allah'ın
saptırdığını kim doğru yola eriştirebilir?
Onlar için herhangi bir yardımcı yoktur.
30.
(Resûlüm!) Sen yüzünü hanîf olarak dine,
Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış
ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme
yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat
insanların çoğu bilmezler.
“Hanif” eğriliğe sapmaksızın doğru yoldan
giden demektir. Terim olarak, İbrahim
Peygamber’in tevhid, yani “Allah’ı bir
tanıma dini” manasında kullanılır. Bir
Allah’a inanan kimseye de “hanif” denir.
Buhari’nin Ebu Hüreyre’den rivayet ettiği
bir hadise göre, her çocuk, fıtrat üzere
(tevhide meyilli) doğar; sonra ana-babası
onu yahudi, hıristiyan veya mecusi yapar.
İşte ayette zikredilen “fıtrat”, Allah’ın
insanları doğuştan, “tek Allah inancı” na
yatkın yarattığını ifade etmektedir.
31.
Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten
sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.
32.
Dinlerini parçalayan ve bölük bölük
olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka,
kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.
33.
İnsanların başına bir sıkıntı gelince,
Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra
Allah, katından onlara bir rahmet (nimet ve
bolluk) tattırınca, bakarsınız ki onlardan
bir gurup yine Rablerine ortak koşuyorlar.
34.
Kendilerine verdiklerimize nankörlük
etsinler bakalım! Haydi sefa sürün; ama
yakında bileceksiniz!
35.
Yoksa onlara bir kesin delil indirdik de, o
delil, müşrik olmalarını mı söylüyor?
36.
İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda ona
sevinirler. Şayet yaptıklarından ötürü
başlarına bir fenalık gelse hemen
ümitsizlige düşüverirler.
37.
Görmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol
bol vermekte, dilediğininkini de
daraltmaktadır. Şüphesiz imanlı bir kavim
için bunda ibretler vardır.
38.
O halde sen, akrabaya, yoksula, yolda
kalmışa hakkını ver. Allah'ın rızasını
isteyenler için bu, en iyisidir. İşte onlar
kurtuluşa erenlerdir.
Ayetteki “hakkını ver” diye
ifadelendirilen emir, sıla-i rahimde
bulunma, zekat verme, iyilik etme gibi
manalarla tefsir edilmektedir.
39.
İnsanların mallarında artış olsun diye
verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında
artmaz. Allah'ın rızasını isteyerek
verdiğiniz zekâta gelince, işte zekât veren
o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve
mallarını) kat kat arttıranlardır.
Ayetin ilk cümlesindeki “riba”, başlıca
şu şekillerde tefsir edilmiştir: Verilen
faizin kendisi, karşılığında maddi menfaat
umulan herhangi bir bağış, faize verilen mal
veya para. Son mana esas alındığında,
ayetin, “insanların malları arasında
nemalansın, artsın diye verdiğiniz...”
şeklinde tercümesi uygun olur. Ayette,
müslümanları, ileride kesin olarak hükme
bağlanacak olan riba yasağına hazırlayıcı
bir ifade kullanılmıştır.
40.
Allah, (o yüce varlıktır) ki sizi yaratmış,
sonra rızıklandırmıştır; sonra O, hayatınızı
sona erdirecek, daha sonra da sizi (tekrar)
diriltecektir. Peki sizin (Allah'a eş
tuttuğunuz) ortaklarınız içinde bunlardan
birini yapabilecek var mı? Allah onların
ortak koştuklarından münezzehtir ve yücedir.
41.
İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden
karada ve denizde düzen bozuldu, ki Allah
yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın;
belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.
Ayette, kötü fiillere, ibret olsun diye
dünyada iken verilen karşılıklar için “bir
kısmı” denmekte ve asıl cezanın ahirette
olduğuna işaret edilmektedir.
42.
(Resûlüm!) De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın
da, daha öncekilerin âkıbetleri nice oldu,
görün. Onların çoğu müşrik idi.
43.
Allah katından, dönüşü olmayan bir gün
(kıyamet günü) gelmeden önce yönünü o gerçek
dine çevir! O gün (insanlar) bölük bölük
ayrılacaklardır.
44.
Kim inkâr ederse, inkârı kendi aleyhine
olur. İyi işler yapanlara gelince, onlar da
kendileri için (cennetteki yerlerini)
hazırlamış olurlar.
45.
Zira Allah, iman edip iyi işler yapanlara
kendi lütfundan karşılık verecektir.
Şüphesiz O, kâfirleri sevmez.
46.
Size rahmetinden tattırsın, emriyle gemiler
yüzsün, fazlından (nasibinizi) arayasınız ve
şükredesiniz diye (hayat ve bereket)
müjdecileri olarak rüzgârları göndermesi de
Allah'ın (varlık ve kudretinin)
delillerindendir.
Kainatı yaratan da yöneten de Allah’tır.
Yaratmayı nasıl bir sıra ve düzen (kanun)
içinde yapmışsa, yönetmeyi de aynı şekilde
kanunlarıyla icra etmektedir. Sebep-sonuç
ilişkisi ilahi bir kanundur. Yağmurun
oluşumu da bir dizi sebep-sonuç ilişkisine
bağlıdır. Gafiller yalnızca sebep ve sonucu
görürler, müminler ise sebeplerin
yaratıcısını (müsebbibül’L-esbabı) da görür
ve O’na şükrederler.
47.
Andolsun ki, biz senden önce kendi
kavimlerine nice peygamberler gönderdik de
onlara açık deliller getirdiler. (Onları
dinlemeyip) günaha dalanların ise cezalarını
hakkıyla vermişizdir. Müminlere yardım etmek
de bize düşer.
48.
Allah O'dur ki, rüzgârları gönderir, bunlar
da bulutu kaldırır. Derken, Allah onu gökte
dilediği gibi yayar ve parça parça eder;
nihayet arasından yağmurun çıktığını
görürsün. Allah dilediği kullarına yağmuru
nasip edince, onlar seviniverirler.
49.
0ysa onlar, daha önce,
üzerlerine yağmur yağdırılmasından iyice
ümitlerini kesmişlerdi.
50.
Allah'ın rahmetinin eserlerine bir bak:
Arzı, ölümünün ardından nasıl diriltiyor!
Şüphesiz O, ölüleri de mutlaka
diriltecektir. O, her şeye kadirdir.
51.
Andolsun ki, bir rüzgâr göndersek de onu
(ekini) sararmış görseler, ardından muhakkak
nankörlüğe başlarlar.
Ayetteki “onu sararmış görseler” diye
meali verilen cümlede yer alan “onu”
manasındaki zamir, şu şekillerde tefsir
edilmiştir:
a)
Maksat, Allah’ın rahmetinin yani yağmurun
eseri olan ekin ve yeşilliktir.
b)
Maksat, buluttur; sararınca yağmur yağmaz.
52.
(Resûlüm!) Elbette sen ölülere duyuramazsın;
arkalarını dönüp giderlerken sağırlara o
daveti işittiremezsin.
53.
Körleri de sapıklıklarından (vazgeçirip)
doğru yola iletemezsin. Ancak teslimiyet
göstererek âyetlerimize iman edenlere
duyurabilirsin.
Bu iki ayette geçen ölü, sağır ve kör
kelimeleri, kalpleri ölmüş, hakka kulak
tıkamış ve kalp gözü kör olup hakikati
göremeyen manasında tefsir edilmektedir.
54.
Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlügün
ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin
ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren,
Allah'tır. O, dilediğini yaratır. O,
hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.
İnsan cenin ve çocukluk döneminde zayıf
ve çaresizdir. Sonra gelişip güçlenir, daha
sonra ise ihtiyarlayıp yine güçsüz hale
gelir. Ayette, insan hayatının bu
devrelerine ve hepsinin Allah’ın kudretinin
eseri olduğuna işaret edilerek, insanın
yalnız Allah’a kulluk etmesi gereği
hatırlatılmış olmaktadır.
55.
Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada)
ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin
ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan)
böyle döndürülüyorlardı.
Ayette, bir yoruma göre, günahkarların bu
yemininin gerçekle bağdaşmadığına; diğer bir
yoruma göre ise, kendilerine, kulluk
edebilmek için yeterli süre verilmediği
şeklinde yanlış bir iddiada bulunacaklarına
işaret olunmaktadır.
56.
Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle
derler: Andolsun ki siz, Allah'ın yazısında
(hükmedildiği gibi) yeniden dirilme gününe
kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme
günüdür; fakat siz onu tanımıyordunuz.
57.
Artık o gün, zulmedenlerin (beyan
edecekleri) mazeretleri fayda vermeyeceği
gibi, onlardan Allah'ı hoşnut etmeye
çalışmaları da istenmez.
Kıyamet günü, artış iş işten geçmiş
olacak, ileri sürülecek mazeretler bir fayda
sağlamayacağı gibi, yapılanlardan pişmanlık
duyma, tevbe etme v.b. yollarla Allah’ı
hoşnut etmeye çalışmaları da bu zalimlerden
istenmeyecektir. |