|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir;
2.
Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
3.
Onlar ki, boş ve yararsız şeylerle
ilgilenmezler;
4.
Onlar ki, zekâtı verirler;
5.
Ve onlar ki, iffetlerini (namuslarını) korurlar;
6.
Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu
(câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden
dolayı) kınanmış değillerdir.
7.
Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse,
işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
8.
Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve
ahidlerine riayet ederler;
9.
Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10.
İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
11.
(Evet) Firdevs'e vâris olan bu kimseler,
orada ebedî kalıcıdırlar.
12.
Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp
çıkarılmış) bir özden yarattık.
13.
Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline
getirdik.
14.
Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta)
yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et
haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere
(iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle
kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla
insan haline getirdik. Yapıpyaratanların en
güzeli olan Allah pek yücedir.
15.
Sonra, muhakkak ki siz, bunun ardından elbet
öleceksiniz.
16.
Sonra da şüphesiz, sizler kıyamet gününde
tekrar diriltileceksiniz.
17.
Andolsun biz, sizin üstünüzde yedi yol
yarattık. Biz yaratmaktan habersiz değiliz.
Müfessirlerin çoğu, ayetteki “yedi yol”u,
yedi gök olarak yorumlamışlardır. Müfessir
Hamdi Yazır ise, bu yedi yoldan, insanın
yedi irdak yolunu anladığını, bunların da
görme, işitme, tatma, koklama ve dokunmadan
ibaret beş duyu ile akıl ve vahiy yolları
olduğunu ileri sürüyor.
18.
Gökten uygun bir ölçüde yağmur indirip onu
arzda durdurduk. Bizim onu gidermeye de
elbet gücümüz yeter.
Yağmurun arzda durması canlılar için
büyük bir nimettir. Şayet arz, yağmur suyunu
tutmayıp olduğu gibi dibe indirir veya bu
sular sel halinde büsbütün akıp giderse,
canlılar yağmurun hayati faydalarından
mahrum kaldığı gibi, -erezyon hadisesinde
görüldüğü üzere- yağmur bazen zararlı bile
olabilir. “Yağmur suyunun arzda
durması”ndan, suyun yer altında birikmesi de
kasdedilmiş olabilir ki, bu da canlılar için
Allah’ın bir lütfudur. Çünkü yer altı
suları, gerek tabii olarak kaynamak, gerekse
insan emeği ile yüzeye çıkarılmak suretiyle
faydalı hale gelir. Ayette de ifade
buyurulduğu gibi Allah Teala, canlılar için
bu kadar yararlı olan yağmuru gidermeye,
yani yağdırmamaya veya, yağdırsa bile
faydasız kılmaya kadirdir. Bu ise, gerek
insan, gerekse diğer canlılar için en büyük
kayıptır. Nitekim uzayda şimdiye kadar
bilinenler içinde yağmur hadisesinin cereyan
ettiği tek gezegen, dünyamızdır. Bir an
dünyamızda bir yağmur nimetinin ortadan
kaldırıldığını düşünürsek -ki ayette de
belirtildiği gibi Yüce Allah buna kadirdir-
o zaman dünyanın bütün değerini ve anlamını
yitirdiğini anlarız. Çünkü dünyaya değer ve
anlam kazandıran şey, hayattır. Su ise
aşağıdaki ayetlerden anlaşılacağı üzere
hayatın kaynağıdır.
19.
Böylece onun (yağmurun) sayesinde sizin
yararınıza hurma bahçeleri ve üzüm bağları
meydana getirdik. Bunlarda sizin için birçok
meyveler vardır ve siz onlardan yersiniz.
20.
Tûr-i Sînâ'da da yetişen bir ağaç daha
meydana getirdik ki, bu ağaç hem yağ hem de
yiyenlerin ekmeğine katık edecekleri
(zeytin) verir.
21.
Hayvanlarda sizin için elbette ibretler
vardır. Onların karınlarındakinden
(sütlerinden) size içiririz. Onlarda sizin
için birçok faydalar daha vardır; etlerinden
de yersiniz.
22.
Onların üzerinde ve gemilerde taşınırsınız.
23.
Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik ve o:
Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için
O'ndan başka bir tanrı yoktur. Hâla sakınmaz
mısınız? dedi.
24.
Bunun üzerine, kavminin inkarcı ileri
gelenleri şöyle dediler: "Bu, tıpkı sizin
gibi bir beşer olmaktan başka bir şey
değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor.
Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi,
muhakkak ki melekler gönderirdi. Biz
geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey
duymadık."
25.
"Bu, yalnızca kendisinde delilik bulunan bir
kimsedir. Öyle ise, bir süreye kadar ona
katlanıp bekleyin bakalım."
26.
(Nuh), Rabbim! dedi, beni yalanlamalarına
karşı bana yardım et!
27.
Bunun üzerine ona şöyle vahyettik:
Gözlerimizin önünde (muhafazamız altında) ve
bildirdiğimiz şekilde gemiyi yap. Bizim
emrimiz gelip de sular coşup yükselmeye
başlayınca her cinsten eşler halinde iki
tane ve bir de, içlerinden, daha önce
kendisi aleyhinde hüküm verilmiş olanların
dışındaki aileni gemiye al. Zulmetmiş
olanlar konusunda bana hiç yalvarma! Zira
onlar kesinlikle boğulacaklardır.
28.
Sen, yanındakilerle birlikte gemiye
yerleştiğinde: "Bizi zalimler topluluğundan
kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
29.
Ve de ki: Rabbim! Beni bereketli bir yere
indir. Sen, iskân edenlerin en hayırlısısın.
30.
Şüphesiz bunda (Nuh ve kavminin başından
geçenlerde) birtakım ibretler vardır.
Hakikaten biz (kullarımızı böyle) deneriz.
31.
Sonra onların ardından bir başka nesil
meydana getirdik.
32.
Onlar arasından kendilerine: "Allah'a kulluk
edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız
yoktur. Hâla Allah'tan korkmaz mısınız?"
(mesajını ileten) bir peygamber gönderdik.
Bu ayette kendisinin ve kavminin adı
verilmeyen bu peygamber, bazı tefsircilere
göre, Hud (a.s.) veya Salih (a.s.)tir.
33.
Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı
inkâr eden ve dünya hayatında kendilerine
refah verdiğimiz varlıklı kişiler: "Bu,
dediler, sadece sizin gibi bir insandır;
sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden
içer."
34.
"Gerçekten, sizin gibi bir beşere itaat
ederseniz, herhalde ziyan edersiniz."
35.
"Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını
haline geldiğinizde, mutlak surette sizin
(kabirden) çıkarılacağınızı mı vâdediyor?"
36.
"Bu size vâdedilen (öldükten sonra yeniden
dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!"
37.
"Hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir.
(Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir
daha diriltilecek de değiliz."
38.
"Bu adam, sadece Allah hakkında yalan
uyduran bir kimsedir; biz ona inanmıyoruz."
39.
O peygamber: Rabbim! dedi, beni
yalanlamalarına karşılık bana yardımcı ol!
40.
Allah şöyle buyurdu: Pek yakında onlar
mutlaka pişman olacaklar!
41.
Nitekim, vukuu kaçınılmaz olan korkunç bir
ses yakalayıverdi onları! Kendilerini hemen
sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler
topluluğunun canı cehenneme!
42.
Sonra onların ardından başka nesiller
getirdik.
43.
Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de
erteleyebilir.
44.
Sonra biz peyderpey peygamberlerimizi
gönderdik. Herhangi bir ümmete
peygamberlerinin geldiği her defasında,
onlar bu peygamberi yalanladılar; biz de
onları birbiri ardından yok ettik ve onları
ibret hikâyelerine dönüştürdük. Artık iman
etmeyen kavmin canı cehenneme!
45.
Sonra âyetlerimizle ve apaçık bir fermanla
Musa ve kardeşi Harun'u gönderdik.
46.
Firavun'a ve ileri gelenlerine
de(gönderdik). Onlar ise kibire kapıldılar
ve ululuk taslayan bir kavim oldular.
47.
Bu yüzden dediler ki: Kavimleri bize kölelik
ederken, bizim gibi olan bu iki adama inanır
mıyız?
48.
Böylece onları yalanladılar ve bu sebeple
helâk edilenlerden oldular.
47. ayet, inkarcıların umumiyetle içine
düştükleri bir hatayı ortaya koymaktadır:
Gerçekten onlar insana, yalnızca bu
dünyadaki mevkiine, toplum içindeki
pozisyonuna göre değer verirler. Onların
insan hakkında başta gelen değer ölçüleri
makam ve mansıptır. Böylece onlar, bizatihi
insana, onun düşüncesinin ve inancının
kalitesine, sahip olduğu ahlaki ve insani
vasıflarına değer vermezler. 48. Ayet bize
gösteriyor ki, inkarcıların bu yanlış değer
ölçülerine dayanarak peygamber hakkında
vardıkları hüküm, kaçınılmaz olarak
kendilerini felakete götürür.
49.
Andolsun biz Musa'ya, belki onlar yola
gelirler diye, Kitab'ı verdik.
Müfessir Zemahşeri’ye göre, ayette
“onlar” zamiri ile kasdedilenler, Firavun ve
eşraf takımı olmayıp, Hz. Musa ile
Filistin’den Mısır’a göçen İsrailoğullarıdır.
Zira Kitap, yani Tevrat, Firavun ve
adamlarının boğulmalarından sonra
vahyedilmiştir.
50.
Meryem oğlunu ve annesini de (kudretimize)
bir alâmet kıldık; onları, yerleşmeye
elverişli, suyu bulunan bir tepeye
yerleştirdik.
51.
"Ey Peygamber! Temiz olan şeylerden yeyin;
güzel işler yapın. Ben sizin yaptıklarınızı
hakkıyle bilmekteyim."
Peygamberlere ve onların sonuncusu olan
Hz. Muhammed’e yöneltilen bu hitaptan,
inkarcıların kanaatlerinin aksine,
peygamberlerin de birer beşer olduğu ve
onlar için, Allah’ın lütfu olan güzel ve
helal rızıklardan yararlanmanın bir kusur
olmadığı, asıl önemli olan ve onlara yaraşan
şeyin, iyi davranışlarda bulunmak, Allah’a
en güzel şekilde kulluk etmek olduğu
anlaşılmaktadır.
52.
"Şüphesiz bu (insanlar) bir tek ümmet olarak
sizin ümmetinizdir; ben de sizin Rabbinizim.
Öyle ise benden sakının" (denildi).
53.
Ne var ki insanlar kendi aralarındaki
işlerini parça parça böldüler. Her gurup
kendilerinde bulunan (fikir ve davranış) ile
sevinip böbürlenmektedirler.
54.
Şimdi sen onları bir zamana kadar gaflet ve
sapıklıkları ile başbaşa bırak!
55.
Sanıyorlar mı ki, onlara verdiğimiz servet
ve oğullar ile.
56.
Kendilerine faydalar sağlamak için can
atıyoruz? Hayır, onlar işin farkına
varamıyorlar.
57.
Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten
sakınanlar;
58.
Rablerinin âyetlerine inananlar;
59.
Rablerine ortak tanımayanlar;
60.
Ve Rablerine dönecekleri için yapmakta
oldukları işleri kalpleri çarparak yapanlar;
61.
İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik
için yarışırlar.
62.
Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden başkası
ile yükümlü kılmayız. Nezdimizde hakkı
söyleyen bir kitap vardır ve onlar
haksızlığa uğratılmazlar.
63.
Hayır, onların (o inkârcıların) kalpleri bu
hususta cehâlet içindedir. Ayrıca onların
bundan (bu şirk ve inkârcılıklarından) öte
birtakım (kötü) işleri vardır ki, onlar bu
işleri yapar dururlar.
64.
En nihayet, refah ve bolluk içinde
olanlarını sıkıntıya (veya azaba)
uğrattığımızda, bakarsın ki onlar feryadı
basarlar.
65.
Boşuna sızlanmayın bugün! Zira bizden yardım
göremeyeceksiniz!
66.
Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, buna
karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin
(Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar
savururdunuz.
67.
Çünkü âyetlerim size okunurdu da, siz, buna
karşı kibirlenerek arkanızı döner, geceleyin
(Kâbe'nin etrafında toplanarak) hezeyanlar
savururdunuz.
68.
Onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler
mi? Yoksa kendilerine, daha önce geçmişteki
atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
69.
Yoksa Peygamberlerini henüz tanımadılar da
bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
70.
Yoksa onda bir cinnet olduğunu mu
söylüyorlar? Hayır; o, kendilerine hakkı
getirmiştir. Onların çoğu ise haktan
hoşlanmamaktadırlar.
Bu ayetler gösteriyor ki inkarcıların
Kur’an’a sırt çevirmeleri ve Hz. Muhammed’in
peygamberliğini kabul etmemeleri hiçbir
haklı sebebe dayanmamaktadır. Zira onlar
Kur’an üzerinde yeterince düşünmüşlerdi; ya
da en azından, yeterince düşünmek fırsatını
bulmuşlardı. Ayrıca, Hz. Muhammed (s.a.)in
tebliği, mesela ataları Hz. İsmail’in
tebliğinin bir devamı idi; yani onlar, Hak
Dini büsbütün tanımaz değillerdi.
Resulullah’ın dürüst ve güvenilir bir insan
olduğunu pek ala bilirlerdi; akıllı ve zeki
olduğundan şüpheleri yoktu. Bununla beraber
yine de inanmıyorlardı, çünkü haktan, yani
doğruluktan, gerçekten ve dürüstlükten
hoşlanmıyorlardı. Kendileri hakka uyacakları
yerde, hakkı kendi arzu ve isteklerine
uydurmaya kalkışıyorlardı.
71.
Eğer hak, onların kötü arzu ve isteklerine
uysaydı, mutlaka gökler ve yer ile bunlarda
bulunanlar bozulur giderdi. Hayır, biz
onlara şan ve şereflerini getirdik; fakat
onlar kendi şereflerine sırt çevirdiIer.
Müfessirlerin çoğunluğuna göre ayetteki
şan ve şereften maksat, buna vesile olan
Kur’an’dır. Nitekim, İslam’dan önce
Arapların hakimiyetleri Yarımada’nın
sınırlarını aşmazken, Kur’an-ı Kerim ve bu
yüce Kitab’ın kendisine indiği Hz. Muhammed,
bu milletin ismini ebedileştirmekle
kalmamış, ayrıca Kur’an yoluna koyulan pek
çok milletleri de cihanın en büyük
ümmetlerinden biri olmak şerefine
ulaştırmıştır.
72.
(Resûlüm!) Yoksa sen onlardan bir karşılık
mı istiyorsun? Rabbinin vereceği daha
hayırlıdır. O, rızık verenlerin en
hayırlısıdır.
73.
Gerçek şu ki sen onları doğru bir yola
çağırıyorsun.
74.
Ahirete inanmayanlar ise, ısrarla yoldan
çıkmaktadırlar.
75.
Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları
sıkıntıyı giderseydik, iyice körleşerek
azgınlıklarında direnirlerdi.
76.
Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de
yine Rablerine boyun eğmediler, tazarru ve
niyazda da bulunmuyorlar.
77.
En nihayet üzerlerine, azabı çok şiddetli
bir kapı açtığımız zaman, bir de bakarsın ki
onlar orada şaşkın ve ümitsiz kalmışlardır!
78.
O, sizin için kulakları, gözleri ve
gönülleri yaratandır. Ne de az
şükrediyorsunuz!
79 |