|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
İnsanların hesaba çekilecekleri (gün)
yaklaştı. Hal böyle iken onlar, hala gaflet
içinde yüz çeviriyorlar. (aldırmıyorlar)
2.
Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir
ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak
dinlerler.
3.
Kalpleri hep eğlencede(gaflette),hem o
zalimler şu gizli fısıltıyı yaptılar: Bu
(Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan
başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre
büyüye mi kapılıyorsunuz?
4.
(Peygamber) dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte
(söylenmiş) her sözü bilir. O, hakkıyla
işiten ve bilendir.
5.
"Hayır, dediler, (bunlar) saçma sapan
rüyalardır; bilakis onu kendisi uydurmuştur;
belki de o, şairdir. (Eğer öyle değilse)
bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri
bir âyet getirsin."
6.
Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir belde
iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman
edecekler?
7.
Biz, senden önce de, kendilerine vahiy
verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber
olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız
bilenlerden sorunuz.
Bu ayette geçen “ehlü’z-zikr” yani
“bilenler”den maksat, müfessirlere göre,
Tevrat ve İncil hakkında doğru ve yeterli
bilgisi olan ehl-i kitap alimleridir.
8.
Biz onları (peygamberleri), yemek yemez
birer (cansız) ceset olarak yaratmadık.
Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.
9.
Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine
getirdik; böylece, hem onları hem de
dilediğimiz (başka) kimseleri kurtuluşa
erdirdik; müsrifleri de helâk ettik.
Burada müsriflerden maksat, iman ve
hidayete ermek için kendilerine sunulan
fırsatları değerlendirmeyen, peygamberleri
yalanlamakta ısrar eden kafirlerdir.
10.
Andolsun, size içinde sizin için öğüt
bulunan bir kitap indirdik. Hâla akıllanmaz
mısınız?
11.
Zalim olan nice beldeyi kırıp geçirdik;
arkasından da nice başka topluluklar vücuda
getirdik.
12.
Azabımızı hissettiklerinde bir de bakarsın
ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar!
13.
"Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve
yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular
sorulacak!"
14.
"Vay başımıza gelenlere! dediler; gerçekten
biz zalim insanlarmışız."
15.
Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine,
sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu feryatları
sürüp gider.
16.
Biz, göğü, yeri ve bunlar arasındakileri,
oyuncular (işi, eğlencesi) olarak
yaratmadık.
17.
Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu
kendi tarafımızdan edinirdik. (Bu irademizin
eseri olurdu. Ama) biz (bunu) yapanlardan
değiliz.
18.
Bilakis biz, hakkı bâtılın tepesine
bindiririz de o, bâtılın işini bitirir. Bir
de bakarsınız ki, bâtıl yok olup gitmiştir.
(Allah'a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı
yazıklar olsun size!
19.
Göklerde ve yerde kimler varsa O'na aittir.
O'nun huzurunda bulunanlar, O'na ibadet
hususunda kibirlenmezler ve yorulmazlar.
20.
Onlar, bıkıp usanmaksızın gece gündüz
(Allah'ı) tesbih ederler.
21.
Yoksa (o müşrikler), yerden birtakım
tanrılar edindiler de, (ölüleri) onlar mı
diriltecekler?
22.
Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka tanrılar
bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı)
kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş'ın
Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları
sıfatlardan münezzehtir.
Bu ayet, Allah’ın birliğini gösteren en
güçlü delillerden birini ortaya koymaktadır.
Bu delil, alemin nizamıdır. Gerçekten, eğer
birden fazla ilah olsaydı, bunlar ya birbiri
ile anlaşır veya anlaşamazlardı. Birbiri ile
anlaştıkları, beraberce aynı şeyi
yaptıkları, yarattıkları, aleme beraberce
nizam verdikleri takdirde, ya biri diğerine
muhtaç olurdu ki, muhtaç olan ilah olamaz;
veya yardıma muhtaç olamazdı; bu durumda da
diğerlerinin varlığı gereksiz olurdu. Şu
halde Allah birdir. Öte yandan, eğer bu
ilahlar birbirleri ile anlaşamazlar, birinin
yaptığına, yarattığına diğeri karşı çıkarsa,
o zaman da alemde nizamdan eser kalmaz;
ayette de buyurulduğu gibi “Yer ve gök
bozulup giderdi.” Halbuki alemde eşsiz bir
nizam mevcuttur. Şu halde Allah vardır ve
birdir.
23.
Allah, yaptığından sorumlu tutulamaz; onlar
ise sorguya çekileceklerdir.
24.
Yoksa O'ndan başka birtakım tanrılar mı
edindiler? De ki: Haydi delillerinizi
getirin! İşte benimle beraber olanların
Kitab'ı ve benden öncekilerin Kitab'ı.
Hayır, onların çoğu hakkı bilmezler; bu
yüzden de yüz çevirirler.
25.
Senden önce hiçbir resûl göndermedik ki ona:
"Benden başka İlâh yoktur; şu halde bana
kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım.
26.
Rahmân (olan Allah, melekleri) evlât edindi,
dediler. Hâşâ! O, bundan münezzehtir.
Bilakis (melekler), lütuf ve ihsana mazhar
olmuş kullardır.
27.
O'ndan (emir almazdan) önce konuşmazlar;
onlar, sadece O'nun emri ile hareket
ederler.
28.
Allah, onların önlerindekini de,
arkalarındakini de (yaptıklarını da,
yapacaklarını da) bilir. Allah rızasına
ulaşmış olanlardan başkasına şefaat
etmezler. Onlar, Allah korkusundan
titrerler!
29.
Onlardan her kim: "Tanrı O değil, benim!"
derse, biz onu cehennemle cezalandırırız.
İşte biz, zalimlere böyle ceza veririz!
30.
İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir
halde iken bizim, onları birbirinden
kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan
yarattığımızı görüp düşünmediler mi? Yine de
inanmazlar mı?
Tabiat ilimlerindeki gelişmeler, bu
ayetin daha iyi anlaşılmasına yardımcı
olmuştur. Nitekim, bazı ilim adamlarına göre
uzaydaki cisimler, vaktiyle bir gaz kütlesi
halinde idi. Zamanla, bu gaz kütlesinden
küreler halinde parçalar kopmuş ve uzay
boşluğuna fırlamıştır. Aynı şekilde,
dünyamız da, bir gaz kütlesi olan güneşten
kopmuş ve zaman içinde soğuyarak kabuk
bağlamıştır. Bu arada, dünyamızdan yükselen
gazlar ve buharlar, yoğunlaşarak yağmur
şeklinde tekrar dünyaya dökülmüş ve böylece
denizler ve okyanuslar meydana gelmiş, suda
yosunlaşma ile başlayan canlılar, ilahi
kanunlara göre gelişmiştir. Allah en
mükemmel canlı türü olarak da yine içinde
suyun bulunduğu özel bir çamurdan insanı
yaratmıştır.
31.
Onları sarsmasın diye yeryüzünde bir takım
dağlar diktik. Orada geniş geniş yollar
açtık; ta ki maksatlarına ulaşsınlar.
32.
Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi
yaptık. Onlar ise, gökyüzünün âyetlerinden
yüz çevirirler.
“Korunmuş tavan” bir benzetmedir. Dünyayı
saran atmosfer ve onun ötesindeki gök
cisimleri akıllara hayret verecek bir düzen
ve denge içinde yaratılmıştır ve bu düzen
korunmaktadır.
Müfessirlere göre, burada, inkarcıların yüz
çevirdikleri ifade buyurulan “gök yüzünün
ayetleri”nden maksat; her biri, Allah’ın
varlığının ve kudretinin birer delili olan
ay, güneş ve diğer gök cisimleridir.
33.
O, geceyi, gündüzü, güneşi, ayı...
yaratandır. Her biri bir yörüngede
yüzmektedirler.
34.
Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedîlik
vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar
ebedî mi kalacaklar?
35.
Her canlı, ölümü tadar. Bir deneme olarak
sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz. Ve
siz, ancak bize döndürüleceksiniz.
36.
(Resûlüm!) Kâfirler seni gördükleri zaman:
"Sizin ilâhlarınızı diline dolayan bu mu?"
diyerek seni hep alaya alırlar. Halbuki
onlar, çok esirgeyici Allah'ın Kitabını
inkâr edenlerin ta kendileridir.
37.
İnsan, aceleci (bir tabiatta) yaratılmıştır.
Size âyetlerimi göstereceğim; benden acele
istemeyin.
38.
"Eğer, diyorlar, doğru iseniz, ne zaman
(gerçekleşecek) bu tehdit?"
39.
İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından
(saran) ateşi savamayacakları, kendilerine
yardım dahi edilmeyeceği zamanı bir
bilselerdi!
40.
Bilâkis kendilerine o (kıyamet) öyle âni
gelir ki, onları şaşırtır. Artık, ne
reddedebilirler onu, ne de kendilerine
mühlet verilir.
41.
Andolsun, senden önceki peygamberlerle de
alay edildi; ama onları alaya alanları, o
alay konusu ettikleri şey kuşatıverdi.
42.
De ki: Allah'a karşı sizi gece gündüz kim
koruyacak? Buna rağmen onlar Rablerini
anmaktan yüz çevirirler.
43.
Yoksa kendilerini bize karşı savunacak
birtakım ilâhları mı var? (O ilâh dedikleri
şeyler) kendilerine bile yardım edecek güçte
değildirler. Onlar bizden de alâka ve destek
görmezler.
44.
Evet, onları da, atalarını da barındırdık.
Nihayet ömür kendilerine (hiç bitmeyecek
gibi) uzun geldi. Oysa onlar, bizim gelip
(kâfirlere ait) araziyi çevresinden
eksilteceğimizi görmezler mi? Şu halde,
üstün gelen onlar mı?
Müfessirlerin yorumuna göre ayette,
Allah’ın, çevresinden eksilteceğini haber
verdiği arazi, müşriklerin o zaman üzerinde
yaşadıkları topraklardır. Bu ayet Mekke’de
indiğine göre, Allah Teala’nın Resulüne,
müşriklerin yaşadığı toprakların, bir zaman
sonra müslümanların eline geçeceğini
müjdelemesi, Kur’an’ın bir mucizesidir. Bazı
müfessirlere göre ise sure Mekki olmakla
beraber bu ayet Medine’de nazil olmuştur.
Buna göre meal: “...çevresinden eksiltmekle
olduğumuzu” şeklinde olacaktır. Araziyi
eksiltmekten maksat, müşriklerin toprak
kaybetmeleridir ki bu da müslümanların
fetihleri ile gerçekleşmiştir.
45.
De ki: Ben, sadece, vahiy ile sizi ikaz
ediyorum. Fakat, sağır olanlar, ikaz
edildikleri zaman bu çağrıyı duymazlar.
46.
Andolsun, onlara Rabbinin azabından ufak bir
esinti dokunsa, hiç şüphesiz, "Vah bize!
Hakikaten biz zalim kimselermişiz!" derler.
47.
Biz, kıyamet günü için adalet terazileri
kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde
haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal
tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet
terazisine) getiririz. Hesap gören olarak
biz (herkese) yeteriz.
48.
Andolsun biz, Musa ve Harun'a, takvâ
sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve
Furkan'ı verdik.
Ayetteki “Furkan” kelimesinin, terim
olarak anlamı, hakkı batıldan, yani iyi ve
doğru olanı, kötü ve yanlış olandan ayıran,
bunun için ölçüler getiren şey demektir ki,
Kur’an-ı Kerim’de bu kelime, daha ziyade
semavi kitaplar için kullanılmıştır. Nitekim
Kur’an’ın bir adı da Furkan’dır.
49.
(O takvâ sahipleri ki) onlar, görmedikleri
halde Rablerine candan saygı gösterirler.
Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir.
50.
İşte bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz
hayırlı ve faydalı bir öğüttür. Şimdi onu
inkâr mı ediyorsunuz?
51.
Andolsun biz İbrahim'e daha önce rüşdünü
vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.
Tefsirlerde, ayetteki “rüşd” kelimesinin
peygamberlik anlamına, yahut Hz. İbrahim’in
risaletten önce de sahip olduğu hidayet ve
doğruluk manasına geldiği belirtilmiştir.
52.
O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip
tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?
demişti.
53.
Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar
kimseler bulduk.
54.
Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir
sapıklık içindesiniz, dedi.
55.
Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa
sen oyunbazlardan biri misin?
56.
Hayır, dedi, sizin Rabbiniz, yarattığı
göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna
şahitlik edenlerdenim.
57.
Allah'a yemin ederim ki, siz ayrılıp
gittikten sonra putlarınıza bir oyun
oynayacağım!
Hz.İbrahim’in bu sözü gizli olarak
söylediği ve kendisini sadece bir kişinin
duyduğu rivayeti de vardır.
58.
Sonunda İbrahim onları paramparça etti.
Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona
müracaat ederler diye.
Tefsirlerde nakledildiğine göre Hz.İbrahim,
putları kırdıktan sonra baltayı, sağlam
bıraktığı büyük putun boynuna asmıştı. Bir
bayram şenliğine giden halk, dönüşte
putların kırılmış olduğunu gördüler.
59.
Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o,
zalimlerden biridir, dediler.
60.
(Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç
duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş,
dediler.
61.
O halde, dediler, onu hemen insanların gözü
önüne getirin. Belki şahitlik ederler.
62.
Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?
dediler.
63.
Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi
onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi.
64.
Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp
(kendi kendilerine) "Zalimler sizlersiniz,
sizler!" dediler.
Ayet şu şekilde de anlaşılmıştır: Sonra
birbirlerine dönerek “(Putları yalnız ve
savunmasız bıraktığımız için) asıl siz
zalimsiniz” diyerek birbirlerini suçladılar.
65.
Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına
döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ
biliyorsun, dediler.
66.
İbrahim: Öyleyse, dedi, Allah'ı bırakıp da,
size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye
hâla tapacak mısınız?
67.
Size de, Allah'ı bırakıp tapmakta olduğunuz
şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz
mısınız?
68.
(Bir kısmı:) Eğer iş yapacaksanız, yakın onu
da tanrılarınıza yardım edin! dediler.
Hz.İbrahim’in kavmi, bu teklifi kabul
ederek onu yakmak için büyük bir ateş
hazırladılar ve eli kolu bağlı olarak ateşe
attılar. İbrahim (a.s.) ise, “Bana Allah’ın
sahip çıkması yeter; O ne güzel bir sahip!”
diyerek Allah’a sığınıyordu.
69.
"Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik
ol!" dedik.
70.
Böylece ona bir tuzak kurmak istediler;
fakat biz onları, daha çok hüsrana
uğrayanlar durumuna soktuk.
71.
Biz, onu ve Lût'u kurtararak, içinde cümle
âleme bereketler verdiğimiz ülkeye
ulaştırdık.
Hz. İbrahim, eşi Sare ve yeğeni veya
amcazedesi Lut, putperestlerin elinden
kurtarılmış, irşadlarını yayacakları bir
ülkeye ulaştırılmışlardı.
Müfessirlere göre bu bereketli ülke, Şam ve
Filistin yöreleridir. Bu yörelerin cümle
alem için bereketli olması ise,
peygamberlerin pek çoğunun oralarda
yetişmesi ve dinlerini oralardan
yaymalarından ileri gelmektedir.
|