|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Kâf. Hâ. Yâ. Ayn. Sâd.
(bkz.2/1)
2.
(Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin
anılmasıdır.
3.
Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz
etmişti:
4.
Rabbim! dedi, benden (vücudumdan),
kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve
ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde
hiç bedbaht olmadım.
5.
Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan
yakınlarımdan endişe ediyorum. Karım da
kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul)
ver.
6.
Ki o bana vâris olsun; Ya'kub hanedanına da
vâris olsun. Rabbim, onu rızana lâyık kıl!
7.
(Allah şöyle buyurdu:) Ey Zekeriyya! Biz
sana bir oğul müjdeleriz ki, onun adı
Yahya'dır. Daha önce ona kimseyi adaş
yapmadık.
Ayetin son cümlesi “Daha önce hiç kimseyi
onun benzeri kılmadık” şeklinde de
anlaşılmıştır. Zira Hz. Yahya’nın kısır bir
anneden doğması eşsiz bir olay, yani
mucizedir.
8.
Zekeriyya: Rabbim! dedi, karım kısır olduğu,
ben de ihtiyarlığın son sınırına vardığım
halde, benim nasıl oğlum olabilir?
9.
Allah: Öyledir, dedi; Rabbin: O bana
kolaydır. Daha önce, sen hiçbir şey değilken
seni de yaratmıştım, buyurdu.
10.
O: Rabbim! dedi, (çocuğum olacağına dair)
bana bir işaret ver. Allah: Sana işaret,
sapasağlam olduğun halde üç gün insanlarla
konuşamamandır, buyurdu.
11.
Bunun üzerine Zekeriyya, mâbetten kavminin
karşısına çıkarak onlara: "Sabah akşam
tesbihte bulunun" diye işaret verdi.
“Mabet”ten şeklinde tercüme edilen
“mihrap” o zamanlarda ibadet edilen yer veya
Beyt-i Makdis içinde yüksek bir yerdeki
hücre manasına kullanılıyordu.
Allah Teala, yaşlı Zekeriyya ile
kısırlaşmış olan eşinden bir çocuk dünyaya
göndermekle kudretinin sınırsızlığını ortaya
koymuştur. Yukarıdaki ayetlerde buna işaret
buyurulduktan sonra şimdi, doğumu mucizeli
bir şekilde gerçekleşen Yahya (a.s.)a hitap
ediliyor:
12.
"Ey Yahya! Kitab'a (Tevrat'a) vargücünle
sarıl!" (dedik) ve henüz sabi iken ona (ilim
ve) hikmet verdik.
13.
Tarafımızdan ona kalp yumuşaklığı ve
temizlik de (verdik). O, çok sakınan bir
kimse idi.
14.
Ana-babasına çok iyi davranırdı; o, isyankâr
bir zorba değildi.
15.
Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak
kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!
Yahya (a.s.)’ın mucizevi doğumundan sonra
Hz. Meryem’in yine mucize olarak Hz. İsa’ya
hamile kalması ve onu dünyaya getirmesi
olayına geçiliyor.
16.
(Resûlüm! ) Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o,
ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere
çekilmişti.
Buradaki “doğu tarafı”, müfessirlerce
Mescid-i Aksa’nın, doğu yanı, yahut
Meryem’in evinin doğu tarafı şeklinde tefsir
edilmiş, bu sebeple hıristiyanların, kıble
olarak doğuya yöneldikleri ifade edilmiştir.
17.
Meryem, onlarla kendi arasına bir perde
çekmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik
de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde
göründü.
Müfessirlerin çoğunluğuna göre ayetteki
ruhtan maksat, Cebrail (a.s.)dir. Hz. Meryem
korkmasın ve sözünü anlasın diye Allah Teala,
Cebrail’i, bir insan kılığında göndermiştir.
Bak. Bakara 2/87.
18.
Meryem dedi ki: Senden, çok esirgeyici olan
Allah'a sığınırım! Eğer Allah'tan sakınan
bir kimse isen (bana dokunma).
19.
Melek: Ben, yalnızca, sana tertemiz bir
erkek çocuk bağışlamam için Rabbinin bir
elçisiyim, dedi.
20.
Meryem: Bana bir insan eli değmediği,
iffetsiz de olmadığım halde benim nasıl
çocuğum olabilir? dedi.
21.
Melek: Öyledir, dedi; (zira) Rabbin buyurdu
ki: Bu bana kolaydır. Çünkü biz, onu
insanlara bir delil ve kendimizden bir
rahmet kılacağız. Bu, hüküm ve karara
bağlanmış (ezelde olup bitmiş) bir iş idi.
22.
Meryem ona hamile kaldı. Bunun üzerine
onunla (karnındaki çocukla) uzak bir yere
çekildi.
23.
Doğum sancısı onu bir hurma ağacına
(dayanmaya) sevketti. "Keşke, dedi, bundan
önce ölseydim de unutulup gitseydim!"
24.
Aşağısından (İsa yahut melek) ona şöyle
seslendi: "Tasalanma! Rabbin senin alt
yanında bir su arkı vücuda getirmiştir."
Ayete şu mana da verilmiştir: “Tasalanma!
Rabbin senin altındakini (yani İsa’yı)
şerefli bir lider olarak yaratmıştır.”
25.
"Hurma dalını kendine doğru silkele ki,
üzerine taze, olgun hurma dökülsün."
26.
"Ye, iç. Gözün aydın olsun! Eğer insanlardan
birini görürsen de ki: Ben, çok merhametli
olan Allah'a oruç adadım; artık bugün hiçbir
insanla konuşmayacağım."
Rivayete göre Meryem’in kavmi, yememek,
içmemek suretiyle oruç tuttukları gibi,
konuşmamak suretiyle de tutarlarmış. Yahut
oruçlu iken yeme-içmeden kaçındıkları gibi
konuşmaktan da kaçınırlarmış. Hz. Meryem de
bunu uygun olarak sükut orucu adamış
olmaktadır.
27.
Nihayet onu (kucağında) taşıyarak kavmine
getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten
sen iğrenç bir şey yaptın!
28.
Ey Harun'un kız kardeşi! Senin baban kötü
bir insan değildi; annen de iffetsiz
değildi.
Ayette anılan Harun, Hz. Musa’nın kardeşi
ve peygamber Harun değildir. Bu Harun’un
kimliğiyle ilgili görüşlerin doğruya en
yakın olanına göre o, Hz. Meryem’in hakiki
kardeşidir. Ana-babası gibi o da iffetli ve
salih bir kimse idi. Bu yüzden işin iç
yüzünü bilmeyenler, böyle birinin kızkardeşi
olan Meryem’e zina etmeyi asla
yakıştıramadıklarını belirtmek
istemişlerdir.
29.
Bunun üzerine Meryem çocuğu gösterdi. "Biz,
dediler, beşikteki bir sabî ile nasıl
konuşuruz?"
Allah’ın müstakbel elçisi olan çocuk,
O’nun verdiği konuşma kabiliyeti ile dile
geldi ve:
30.
Çocuk şöyle dedi: "Ben, Allah'ın kuluyum. O,
bana Kitab'ı verdi ve beni peygamber yaptı."
31.
"Nerede olursam olayım, O beni mübarek
kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve
zekâtı emretti."
32.
"Beni anneme saygılı kıldı; beni bedbaht bir
zorba yapmadı."
33.
"Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak
kabirden kaldırılacağım gün esenlik
banadır."
34.
İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu
İsa -hak söz olarak- budur.
Müfessirler, bu ayete şu manayı da
vermişlerdir: “İşte Meryem oğlu İsa, (onun
hakkındaki bu beyan), hak sözdür ki, onlar
bunda şüpheye düşerler.” Metindeki manaya
göre İsa’nın hak söz olması, Allah’ın
“kün=ol” emrinin eseri olmasındandır.
35.
Allah'ın bir evlât edinmesi, olur şey
değildir. O, bundan münezzehtir. Bir işe
hükmettiği zaman, ona sadece "Ol!" der ve
hemen olur.
36.
(İsa şunu da söyledi:) Muhakkak ki Allah,
benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle
ise O'na kulluk ediniz. İşte doğru yol
budur.
37.
Sonra guruplar kendi aralarında ayrılığa
düştüler. Büyük güne şahit olunduğu zamanda
vay o kâfirlerin haline!
38.
Onlar, bizim huzurumuza çıkacakları gün
(başlarına gelecek olanları) ne iyi duyarlar
ve ne iyi görürler (bir görsen)! Fakat o
zalimler bugün açık bir sapıklık
içindedirler.
39.
(Resûlüm!) Sen onları pişmanlık ve üzüntü
günü hakkında uyar. Çünkü onlar bir gafletin
içine dalmış oldukları halde ve henüz iman
etmemişken (bakarsın) iş olup bitmiştir.
Yani, herkesin hesabı görülmüş; bu hesap
sonunda cennete gideceklerle cehennemi
boylayacak olanlar birbirinden ayrılmıştır.
40.
Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz
vâris oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve
onlar ancak bize döndürülürler.
41.
Kitap'ta İbrahim'i an. Zira o, sıdkı bütün
bir peygamberdi.
42.
Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım!
Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda
sağlamayan bir şeye niçin taparsın?
43.
Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim
bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz
yola çıkarayım.
44.
Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü
şeytan, çok merhametli olan Allah'a âsi
oldu.
45.
Babacığım! Allah tarafından sana azap
dokunup da şeytanın yakını olmandan
korkuyorum.
46.
(Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim
tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer
vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun
bir zaman benden uzak dur!
47.
İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi,
Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim.
Çünkü O bana karşı çok lütufkârdır.
48.
Sizden de, Allah'ın dışında taptığınız
şeylerden de uzaklaşıyor ve Rabbime
yalvarıyorum. Umulur ki (senin için) Rabbime
dua etmemle bedbaht (emeği boşa gitmiş)
olmam.
49.
Nihayet İbrahim onlardan ve Allah'tan başka
taptıkları şeylerden uzaklaşıp bir tarafa
çekildiği zaman biz ona İshak ve Yâ'kub'u
bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Hz. İbrahim’in, kavminden uzaklaşarak
hicret ettiği beldenin, Şam veya Filistin
olduğu rivayet edilir. Beyzavi’nin
naklettiğine göre, Hz. İbrahim Şam’a
müteveccihen yola çıktığında önce Harran’a
gitmiş, orada Sara ile evlenmiş ve bu
evlilikten Hz. İshak dünyaya gelmiştir. Hz.
Ya’kub ise, İshak’ın oğlu ve İbrahim’in
torunudur.
50.
Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk;
kendilerine haklı ve yüksek bir şöhret nasip
ettik.
51.
(Resûlüm!) Kitap'ta Musa'yı da an. Gerçekten
o ihlâs sahibi idi ve hem resûl, hem de nebî
idi.
Yaygın anlayışa göre sadece eski
peygamberlerden birinin kitap ve şeriatını
devam ettiren peygamber “nebi”, kendisine
yeni bir kitap indirilmiş olan ve yeni bir
din tebliğ eden peygamber ise hem “nebi” hem
de “resul” dür. Hz. Musa’ya Tevrat inzal
buyurulduğundan, yukarıdaki ayette nebi ve
resul olarak anılmıştır.
52.
Ona Tûr'un sağ tarafından seslendik ve onu,
fısıldaşan kimse kadar (kendimize)
yaklaştırdık.
53.
Rahmetimizin bir sonucu olarak ona kardeşi
Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik.
Hz. Musa, ailesi efradından Harun’un,
kendisine vekil ve yardımcı tayin edilmesi
için Allah’a niyazda bulunmuş, Allah Teala
da onun bu dileğini kabul etmişti.
54.
(Resûlüm!) Kitap'ta İsmail'i de an.
Gerçekten o, sözüne sâdıktı, resûl ve nebî
idi.
55.
Halkına namazı ve zekâtı emrederdi; Rabbi
nezdinde de hoşnutluk kazanmış bir kimse
idi.
56.
Kitapta İdris'i de an. Hakikaten o, pek
doğru bir insan, bir peygamberdi.
57.
Onu üstün bir makama yücelttik.
Müfessirlerin belirttiğine göre, Hz.
İdris’in asıl adı Uhnuh’tur; Hz. Nuh’un
üçüncü batından dedesidir. Kendisinden önce
insanlar hayvan postları giydikleri halde o,
elbise dikmeyi icad etmiş, ayrıca ilk defa
kalem kullanan, yıldızlar ve hesap ilmi
üzerinde düşünen insan olmuştur. Kendisine
30 sayfa vahiy inmiştir.
58.
İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler
verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan,
Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan,
İbrahim ve İsrail (Ya'kub) 'in soyundan,
doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız
kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan
Allah'ın âyetleri okunduğunda ağlayarak
secdeye kapanırlardı.
59.
Nihayet onların peşinden öyle bir nesil
geldi ki, bunlar namazı bıraktılar;
nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden
ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.
60.
Ancak tevbe edip, iman eden ve iyi
davranışta bulunan kimseler hariçtir.
Bunlar, cennete, girecekler. Ve hiç bir
haksığlağa uğratılmayacaklardır.
61.
O cennet, çok merhametli olan Allah'ın,
kullarına gıyaben vâdettiği Adn
cennetleridir. Şüphesiz O'nun vâdi yerini
bulacaktır.
Ayetin son cümlesi şöyle de
anlaşılmıştır: “Muhakkak ki Allah’ın iyi
kulları, O’nun vadettiği cennete
kavuşacaklardır.”
62.
Orada boş söz değil, hoş söz duyarlar. Ve
orada, sabah-akşam kendilerine ait rızıkları
vardır.
63.
Kullarımızdan, takvâ sahibi kimselere
verdiğimiz cennet işte budur.
Abdullah b. Abbas’ın bir rivayetine göre
Resulullah (s.a.) Cebrail’e: “Ey Cebrail,
bizi şimdi yaptığın ziyaretlerden daha fazla
ziyaret etmenden seni engelleyen bir şey mi
var?” diyerek Cebrail’in kendisini daha çok
ziyaret etmesini istemiş; bir başka rivayete
göre, inanmayanlar Hz. Peygamber’e bazı
konularda sorular sormuşlar; Hz. Peygamber,
kendilerine yakında bilgi vereceğini
söylemiş, fakat Cebrail beklediği zamanda
gelmediği için gerekli bilgiyi edinmekte
gecikmiş; bu fırsatı kaçırmayan müşrikler:
“Muhammed’in Rabbi kendisini unuttu” gibi
laflar edince o, buna çok üzülmüştü. Bunun
üzerine Cebrail’in sözünü nakleden şu ayet
indi:
64.
Biz ancak Rabbinin emri ile ineriz.
Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan
her şey O'na aittir. Senin Rabbin unutkan
değildir.
65.
(O) göklerin, yerin ve ikisi arasındaki
şeylerin Rabbidir. Şu halde O'na kulluk et;
O'na kulluk etmek için sabırlı ve metânetli
ol. O'nun bir adaşı (benzeri) olduğunu
biliyor musun? (Asla benzeri yoktur).
Müşrik Araplar, Allah ismini sadece, en
büyük yaratıcı olan Cenab-ı Hak için
kullanırlar, O’nun dışında taptıkları
putlara, Allah demeyip “ilah” derlerdi.
66.
İnsan der ki: "Öldüğüm zaman sahi diri
olarak (kabrimden) çıkarılacak mıyım?"
67.
İnsan düşünmez mi ki, daha önce o hiçbir şey
olmadığı halde biz kendisini yaratmışızdır?
68.
Öyle ise, Rabbine andolsun ki, muhakkak
surette onları şeytanlarla birlikte mahşerde
toplayacağız; sonra onları diz üstü çökmüş
vaziyette cehennemin çevresinde hazır
bulunduracağız.
69.
Sonra her milletten, rahman olan Allah'a en
çok âsi olanlar hangileri ise çekip
ayıracağız.
Allah’a en çok asi olanların ayrılması,
müfessirler tarafından şöyle yorumlanmıştır:
İsyankarların bir kısmı ayırdedilip
cehenneme atılacak; isyanı daha hafif olan
ve durumu uygun düşenler ise
bağışlanacaklar. Ancak, eğer ayet bütünüyle
kafirlere dair ise, o takdirde bu ayrılma,
herkesin, inkarcılık ve isyan derecesine
göre çeşitli guruplara ayrılmasıdır ki, buna
göre her gurup, sırasıyla, cehennemde
durumuna uygun bir tabakaya atılacaktır.
70.
Sonra, orayı boylamaya daha çok müstahak
olanları elbette biz daha iyi biliriz.
71.
İçinizden, oraya uğramayacak hiçbir kimse
yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir
hükümdür.
Bir rivayete göre,iyi veya kötü her insan
cehenneme uğrayacak, ancak Allah, iyileri
yakmayacak, oradan kurtaracaktır. Cabir
(r.a.)in naklettiği bir hadise göre,
cennetteki müminler, daha önce cehenneme
uğrayacaklar, fakat cehennemde onların
uğradığı yerlerin ateşi sönecektir. Bir
diğer rivayete göre, cennetlik müminlerin
cehenneme uğramaları, Sırat’tan
geçmelerinden ibarettir.
72.
Sonra biz, Allah'tan sakınanları kurtarırız;
zalimleri de diz üstü çökmüş olarak orada
bırakırız.
73.
Kendilerine âyetlerimiz ayan beyan okunduğu
zaman inkâr edenler, iman edenlere: İki
topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve
makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha
güzeldir? dediler.
74.
Onlardan önce de, eşya ve görünüş bakımından
daha güzel olan nice nesiller helâk ettik.
75.
De ki: Kim sapıklıkta ise, çok merhametli
olan Allah ona mühlet versin! Nihayet
kendilerine vâdolunan şeyi -ya azabı
(müminler karşısında yenilgiyi), veya
kıyameti- gördükleri zaman, mevki ve makamı
daha kötü ve askeri daha zayıf olanın kim
olduğunu öğreneceklerdir.
76.
Allah, doğru yola gidenlerin hidayetini
artırır. Sürekli kalan iyi işler, Rabbinin
nezdinde hem mükâfat bakımından daha
hayırlı, hem de âkıbetçe daha iyidir.
Müfessirler, aşağıdaki ayetin inmesine
sebep olan olayı şöyle anlatırlar: Fakir bir
müslüman olan Habbab (r.a.)ın, müşriklerin
ileri gelenlerinden biri olan As b. Vail’de
alacağı vardı. Habbab alacağını istediğinde
As ona şöyle dedi: “Muhammed’i inkar
etmedikçe borcumu vermeyeceğim.” Habbab:
“Allah’a yemin ederim ki, ben Peygamber’imi
hem hayatım ve ölümüm süresince hem yeniden
dirildiğim zaman asla inkar etmeyeceğim”
deyince, As şöyle demişti: “Öyle ise,
dirildiğin zaman bana gelirsin; o zaman
malım ve çocuğum olacağına göre sana olan
borcumu öderim!”
77.
(Resûlüm!) Âyetlerimizi inkâr eden ve
"Muhakkak surette bana mal ve evlât
verilecek" diyen adamı gördün mü?
78.
O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından
bir söz mü aldı?
79.
Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini
yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.
80.
Onun dediğine biz vâris oluruz, (malı ve
evlâdı bize kalır); kendisi de bize
yapayalnız gelir.
81.
Onlar, kendilerine bir itibar ve kuvvet
(vesilesi) olsun diye Allah'tan başka
tanrılar edindiler.
82.
Hayır, hayır! (Taptıkları), onların
ibadetlerini tanımayacaklar ve onlara hasım
olacaklar.
83.
(Resûlüm!) Görmedin mi? Biz, kâfirlerin
üzerine, kendilerini iyice (isyankârlığa)
sevkeden şeytanları gönderdik.
84.
Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz
onlar için (günlerini) teker teker
sayıyoruz.
85.
Takvâ sahiplerini heyet halinde çok
merhametli olan Allah'ın huzurunda
toplayacağımız gün.
86.
Günahkârları da susuz olarak cehenneme
süreceyiz.
87.
O gün Rahmân (olan Allah)'ın nezdinde söz ve
izin alandan başkalarının şefâata güçleri
yetmeyecektir.
88.
"Rahmân çocuk edindi" dediler.
89.
Hakikaten siz, pek çirkin bir şey ortaya
attınız.
90.
Bundan dolayı, neredeyse gökler çatlayacak,
yer yarılacak, dağlar yıkılıp düşecektir!
91.
Rahmân'a çocuk isnadında bulunmaları
yüzünden.
92.
Halbuki çocuk edinmek Rahmân'ın şanına
yakışmaz.
93.
Göklerde ve yerde olan herkes istisnasız,
kul olarak Rahmân'a gelecektir.
94.
O, bunların hepsini kuşatmış ve sayılarını
tesbit etmiştir.
95.
Bunların hepsi de kıyamet gününde O'nun
huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.
96.
İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara
gelince, onlar için çok merhametli olan
Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.
97.
(Resûlüm!) Biz Kur'an'ı, sadece, onunla
Allah'tan sakınanları müjdeleyesin ve
şiddetle karşı çıkan bir topluluğu uyarasın
diye senin dilinle (indirilip okutarak)
kolaylaştırdık.
98.
Biz, onlardan önce nice nesilleri helâk
ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir
varlık emâresi) hissediyor veya onlara ait
cılız bir ses işitiyor musun?

Adı: Sure adını 16. ayetten
alır.
Meryem sûresi, 98 âyet
olup Mekke'de nâzil olmuştur. Bazı
tefsircilere göre 58. âyet, bazılarına göre
de 71. âyet Medine'de nâzil olmuştur. Bu
sûre, diğer bahisler yanında, özellikle Hz.
Meryem'den ve onun Hz. İsa'yı dünyaya
getirmesinden bahsetmesi sebebiyle "Meryem
sûresi" adını almıştır.
Nüzul Zamanı: Bu sure
Habeşistan'a hicretten önce nazil olmuştur.
Sahih hadislere göre, Hz. Cafer (r.a) ,
Necaşi, muhacirleri sarayında topladığı
zaman onun huzurunda bu sûrenin 1-40.
ayetlerini okumuştur.
Tarihsel Arka-Planı: O dönemin
şartlarına Kehf Suresi'nin giriş bölümünde
de kısaca değinmiştik. Burada daha çok bu ve
benzeri surelerin anlamını kavramamıza
yardımcı olacak ayrıntılara yer vermek
istiyoruz. Kureyş'in ileri gelenleri İslâmî
hareketi alay ve küçümseme ile, tehditler
yaparak, iftiralar atarak
bastıramayacaklarını anlayınca işkence,
maddi baskı ve ekonomik kısıtlamalara baş
vurdular. Yeni müslümanları kabilelerinden
ayırıyor, onlara işkence yapıyor, onları
açlığa mahkum ediyor, hatta İslâm'dan
vazgeçmeleri için onlara fiziksel baskı ve
acı uyguluyorlardı. Bu işkencenin en zavallı
kurbanları ise fakirler, köleler ve Kureyş'e
sığınan yabancılardı. Örneğin, Bilal, Amir
bin Füheyra, Ummi Ubeys, Zinnire, Ammar bin
Yasir ve onun anne-babası. Bu zavallı
insanlar dövülüyor, hapsediliyor aç ve susuz
bırakılıyor ve Mekke'nin kaynar kumları
üzerinde sürükleniyorlardı. Çoğu kimse
vasıflı işçileri çalıştırıyor ve yaptıkları
işin karşılığını vermiyordu. Buna örnek
olarak Buhari ve Müslim'de yer alan Habbab
b. Eret olayını gösterebiliriz.
"Mekke'de demircilik (nalbantlık)
yapıyordum; bir keresinde As ibn Vail'in bir
işini yaptım. Paramı almaya gittiğimde
"Muhammed'den vazgeçmedikçe sana ücretini
ödemeyeceğim" dedi.
Aynı bağlamda Habbab derki: "Bir gün Nebi
(s.a) Kabe'nin gölgesinde oturuyordu. Ona
gittim ve "Ey Allah'ın Rasûlu! İşkence son
sınırına ulaştı. Niçin Allah'a dua
etmiyorsun?" Nebi (s.a) buna çok kızdı. Dedi
ki: "Sizden önce geçen müminler sizden daha
çok acı çektiler. Onların kemikleri demir
taraklarla tarandı, başları testere ile
kesildi, fakat yine de imanlarından
dönmediler. Seni temin ederim ki, Allah
dinini tamamlayacaktır ve öyle bir zaman
gelecek ki bir kimse Sana'dan Hadramut'a
kadar yolculuk yapacak ve Allah'dan başka
korkulacak hiçbir kimse ile
karşılaşmayacaktır. Fakat siz sabırsızlığa
düşüyorsunuz." (Buhari)
Şartlar artık dayanılmaz hale geldiğinde,
Peygamber (s.a) Peygamberliğinin 5. yılının
Recep ayında ashabına şöyle bir tavsiyede
bulundu: "Habeşistan'a hicret edebilirsiniz,
çünkü orada hiç kimsye haksızlık yapılmasına
izin vermiyen bir kral vardır. Onun
ülkesinde hayır vardır. Allah size bu
beladan bir kurtuluş verinceye kadar orada
kalabilirsiniz."
Bundan sonra ilk planda 11 erkek ve 4 kadın
Habeşistan'a doğru yola çıktılar.
Kureyşliler onları sahile kadar takip etti,
fakat müslümanlar şans eseri olarak Şuaybiye
limanında hemen Habeşistan'a gidecek olan
bir gemiye rastladılar ve kurtuldular.
Birkaç ay sonra bir grup mümin daha
Habeşistan'a hicret etmiş ve sayıları,
Kureyş'ten 83 erkek ve 11 kadın, Kureyşli
olmayanlardan da 7 kişiye ulaşmıştı. Bundan
sonra Mekke'de Peygamber'le (s.a) birlikte
sadece 40 kişi kalmıştı.
Bu hicretten sonra Mekke'de "onları
yakalayın" diye büyük bir feryat başladı.
Çünkü Kureyşli her aile bu olaydan olumsuz
bir şekilde etkilenmişti. Bir oğul, bir
damat, bir kız, bir kız kardeş veya bir
erkek kardeş kaybetmeyen hemen hemen hiç bir
aile yoktu. Mesela, muhacirler arasında Ebu
Cehil'in, Ebu Süfyan'ın ve müslümanlara
yaptıkları işkencelerle meşhur Kureyş'in
diğer ileri gelenlerinin yakın akrabaları da
vardı. Örneğin Ebu Cehil'in kardeşi, Selma
bin Hişam ve yeğeni Hişam bin Ebi Huzeyfe,
Ayyaş bin Ebi Rabeyye, Ümmü Seleme, Ebu
Süfyan'ın kızı Ümmü Habibe, Utbe'nin oğlu ve
Hind'in kardeşi Ebu Huzeyfe, Suheyl bin
Amr'ın kızı Sehile vs. Bu nedenle
bazılarının İslâm'a düşmanlığı daha da
artarken, bazıları bundan etkilenerek İslâmı
kabul ediyordu. Mesela bu hicret Hz. Ömer
üzerinde çok derin etkiler yaratmıştı. Onun
akrabalarından biri olan Hasme'nin kızı
Leyla şöyle anlatıyor: "Kocam Ambr b. Rebia
gitmişti, ben de hicret için eşyalarımı
hazırlıyordum. O sırada Ömer geldi ve ben
yolculuk için hazırlanmakla meşgulken beni
seyretmeye başladı.
Sonra "Sen de mi hicret edeceksin?" dedi.
Ben de: "Evet, Allah'a andolsun siz bize çok
işkence ettiniz. Fakat Allah'ın geniş arzı
bizim için açıktır. Şimdi Allah'ın bize
barış ve huzur ihsan edeceği bir yere
gidiyoruz." diye cevap verdim. O zaman
Ömer'in yüzünde o güne dek görmediğim bir
duygu ifadesi gördüm. Sadece "Allah sizinle
beraber olsun" dedi ve gitti."
Hicretten sonra Kureyşliler toplantılar
yaptılar ve Ebu Cehil'in üvey kardeşi
Abdullah ibni Ebi Rebia'yı ve Amr b. As'ı
Necaşi'yi muhacirleri Mekke'ye geri iade
etmeye ikna etmek üzere değerli hediyelerle
Habeşistan'a göndermeye karar verdiler. Hz.
Ümmü Seleme (Nebi'nin hanımlarından biri)
muhacirler arasındaydı ve olayın bu kısmını
şöyle anlatmıştır: "Kureyş'in bu iki akıllı
sözcüsü Habeşistan'a ulaştıklarında değerli
hediyeleri Necaşi'nin sarayındaki adamları
arasında dağıttılar ve onları Necaşi'yi
muhacirleri geri vermeye teşvik etmeleri
için ikna ettiler. Daha sonra Necaşi'nin
huzuruna çıktılar, ona da değerli hediyeler
verip: "Şehrimizden bazı akılsız insanlar
ülkenize sığınmış, liderlerimiz bizi, bu
insanları geri iade etmenizi rica etmek
üzere size gönderdiler. Bu sapıklar bizim
inancımızdan döndüler, sizin dininize de
girmediler, fakat yeni bir din icad
ettiler," dediler. Onlar konuşmalarını
bitirir bitirmez, saray adamları onları
destekledi ve: "Biz onları memleketlerine
geri göndereceğiz, çünkü kendi kavimleri
onları daha iyi bilir. Onları burada
barındırmamız doğru değil. "Kral buna
sinirlendi ve yeterli bir araştırma yapmadan
onları geri vermeyeceğim. Bu insanlar başka
bir ülkeye değil de benim ülkeme
sığındıkları ve buraya barınmaya geldikleri
için onlara ihanet etmeyeceğim. İlk önce
onlara haber gönderip daha sonra bu
insanların onlar hakkında öne sürdükleri
suçlamaları araştıracağım. Sonra son
kararımı vereceğim" dedi. Bundan sonra Kral
Peygamber'in (s.a) ashabına haber gönderdi
ve onları sarayına çağırdı.
Muhacirler Kral'ın gönderdiği haberi duyunca
toplandı ve Kral'a ne söyleyeceklerini
tartıştılar. Sonunda şu karara vardılar:
"Kral'a Peygamberimizin (s.a)
öğrettiklerini, ona hiçbir şey ekleyip
eksiltmeden, bildirelim ve bizi ülkesinde
barındırma veya dışarı atma kararını ona
bırakalım." Saraya geldiklerinde Kral hemen
onlara şu soruyu yöneltti: "Kavminizin
dininden çıkıp, ne benim inandığım dine, ne
de varolan dinlerden hiçbirine girmediğinizi
biliyorum. İnandığınız bu yeni dinin ne
olduğunu bilmek istiyorum." Bunun üzerine
Cafer ibn Ebi Talib Muhacirler adına önceden
hazırlanmadığı bir konuşma yaptı.
"Ey Kral! Biz cehalete batmış ve
sapıtmıştık. İşte o zaman Muhammed (s.a)
bize Allah'ın Rasûlü olarak geldi ve bizi
islah etmek için elinden geleni yaptı. Fakat
Kureyşliler ona uyanlara işkence etmeye
başladılar. Bizde bu işkence ve acılardan
kurtulmak amacıyla sizin ülkenize geldik."
Bu konuşmadan sonra Kral: "Allah tarafından
sizin peygamberinize gönderilen vahiyden bir
bölümünü oku!" dedi. Bunun üzerine Cafer,
Meryem suresinin Yahya ve İsa (a.s) ile
ilgili kıssayı anlatan bölümünü okudu. Kral
bunu dinledi ve ağlamaya başladı, o denli
ağladı ki sakalları gözyaşından ıslandı.
Cafer (r.a) okumasını bitirdiğinde:
"Muhakkak bu söz İsa'ya indirilen aynı
kaynaktan geliyor. Allah'a andolsun sizi
bunların eline teslim etmeyeceğim" dedi.
Ertesi gün Amr b. As, Necaşi'ye gitti ve
şöyle dedi: "Onlara bir haber daha gönder ve
onların Meryem oğlu İsa ile ilgili
inançlarını sor, çünkü onlar onun hakkında
kötü şeyler söylüyorlar." Kral tekrar
muhacirlere haber gönderdi. Muhacirler o
zamana kadar Amr'ın düzenini öğrenmişlerdi.
Tekrar bir araya geldiler ve Kral, Hz. İsa
ile ilgili soruyu sorduğunda ne cevap
vereceklerini tartıştılar. İçinde
bulundukları durumun çok kritik olmasına ve
hepsinin de bundan korkmalarına rağmen, bu
konuda Allah'ın ve Rasûlü'nün kendilerine
öğrettiği gerçekleri söylemeye karar
verdiler. Saraya gittiklerinde, Kral onlara
Amr İbn As'ın teklif ettiği soruyu sordu.
Bunun üzerine Cafer b. Ebi Talib ayağa
kalktı ve hiç tereddüt göstermeden cevap
verdi: "O Allah'ın bir kulu ve elçisiydi. O
bir Ruh ve Allah'ın Meryem'e ilka ettiği bir
kelimesi idi" Kral yerden bir çöp aldı ve
"Allah'a andolsun! İsa, sizin
söylediğinizden ancak şu çöp kadar
farklıdır" dedi. Bundan sonra Kral,
Kureyş'in gönderdiği elçilere döndü ve: "Ben
rüşvet kabul etmem", dedi. Daha sonra
muhacirlere dönerek: "Burada huzur ve
güvenlik içinde kalabilirsiniz." dedi.
Anafikir ve Konular: Bu
tarihsel arka-planı göz önünde
bulundurursak, bu surenin muhacirlere
Habeşistan'a yapacakları yolculuk için bir
"erzak" olarak indirildiği anlaşılmaktadır.
Surede sanki onlara şöyle denilmektedir:
"Siz işkence çeken muhacirler olarak kendi
ülkenizi bırakıp bir Hıristiyan memleketine
sığınıyorsunuz. Fakat buna rağmen sahip
olduğunuz bilgilerden hiçbirini
gizlememelisiniz. Bu nedenle Hz. İsa'nın,
Allah'ın oğlu olmadığını, Hıristiyanlara
apaçık ilan etmelisiniz."
(1-40) ayetler, İsa (a.s) ve Yahya (a.s)
kıssaları anlatıldıktan sonra (41-50)
ayetlerde İbrahim'in (a.s) kıssasına
değinilmektedir. Bu da muhacirlere bir
teselli sunmaktadır, çünkü İbrahim de (a.s)
onlar gibi babası, ailesi ve kavmi
tarafından yapılan işkencelerle
memleketinden ayrılmaya zorlanmıştır.
Bu bir taraftan muhacirlerin Hz. İbrahim'in
izinden yürüdükleri ve aynı o Peygamber gibi
iyi bir akibete kavuşacakları anlamına
gelmektedir. Diğer taraftan bu Mekke'li
müşriklere, kendilerinin müslümanların
ataları ve liderleri olan İbrahim'e (a.s)
işkence yapan insanların konumunda
oldukları, oysa müminlerin Hz. İbrahim'in
konumunda oldukları söylenmek istenmektedir.
Daha sonra (51-65) ayetlerde Hz. Muhammed'in
(s.a) daha önce peygamberlerin getirdiği
aynı hayat tarzını tebliğ ettiğini fakat
onlara uyanların sonradan sapıttıklarını
vurgularcasına diğer bazı peygamberlere de
değinilmektedir.
Son bölümde (66-98) Mekkeli müşriklerin kötü
tavırları sert bir şekilde eleştirilirken,
müminlere hak düşmanlarının tüm çabalarına
rağmen kendilerinin başarılı olacakları ve
insanların en çok sevileni olacakları
konusunda müjde verilmektedir.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|