|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1. Hamd olsun Allah'a ki kulu
(Muhammed'e), Kitab 'ı indirdi ve ona hiçbir
eğrilik koymadı.
2. Onu dosdoğru (bir Kitab) olarak
indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba
karşı (insanları)uyarmak ve yararlı işler
yapan müminlere kendileri için güzel mükafat
bulunduğunu müjdelemek için.
3. Onlar orada ebedî
kalacaklardır.
4. Ve "Allah evlât edindi"
diyenleri de uyarmak için.
5. Ne onların (Allah evlât
edindi, diyenlerin), ne de atalarının bu
konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından
çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka
bir şey söylemiyorlar.
Şu üç zümre Allah’ın çocuğu olduğunu
söylemişlerdir.
1. ”Melekler Allah’ın
kızlarıdır” diyen müşrik Araplar,
2. ”İsa Allah’ın oğludur” diyen
hıristiyanlar,
3. ”Uzeyr Allah’ın oğludur”
diyen yahudiler.
İslam ise bu inançları reddetmiştir.
6.
Bu yeni Kitab'a inanmazlarsa (ve bu yüzden
helâk olurlarsa) arkalarından üzüntüyle
neredeyse kendini harap edeceksin.
7.
Biz, insanların hangisinin daha güzel amel
edeceğini deneyelim diye yeryüzündeki her
şeyi dünyanın kendine mahsus bir zinet
yaptık.
8.
(Bununla beraber) biz mutlaka oradaki her
şeyi kupkuru bir toprak yapacağız.
9.
(Resûlüm)! Yoksa sen, bizim âyetlerimizden
(sadece) Kehf ve Rakîm sahiplerinin ibrete
şâyan olduklarını mı sandın?
Tefsircilere göre “kehf” dağda bulunan
genişçe mağara demektir. “Rakim” in ne
olduğu konusunda kesin bir sonuca
varılamamıştır. Ancak şu manalardan birine
gelebileceği belirtilmiştir: Mağaranın
bulunduğu dağ ya da vadi; Ashab-ı Kehf’in
isimlerinin yazılı bulunduğu kitabe. Sahih-i
Buhari’deki bi rivayete göre de Ashab-ı
Rakim, Ashab-ı Kehf’in dışında üç kişilik
bir topluluktur ki bunlar, yağmurlu bir
havada sığındıkları mağaranın girişini büyük
bir kayanın tıkaması ile mağarada mahsur
kalırlar. Her biri, vaktiyle yapmış olduğu
güzel bir davranışı yadederek kurtuluş niyaz
ederler. Onlar dua ettikçe kaya biraz daha
açılır ve kurtulurlar.
Ancak tercihe şayan görüş, Rakim’in
Ashab-ı Kehf”in isimlerinin yazılı bulunduğu
kitabenin adı olduğudur.
10.
O (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve:
Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver ve
bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu
hazırla! demişlerdi.
11.
Bunun üzerine biz de o mağarada onların
kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya
daldırdık.)
12.
Sonra da iki guruptan (Ashâb-ı Kehf ile
hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti
daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları
uyandırdık.
13.
Biz sana onların başından geçenleri gerçek
olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar,
Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların
hidayetini arttırdık.
14.
Onların kalplerini metîn kıldık. O yiğitler
(o yerin hükümdarı karşısında) ayağa
kalkarak dediler ki: "Bizim Rabbimiz,
göklerin ve yerin Rabbidir. Biz, O'ndan
başkasına tanrı demeyiz. Yoksa saçma sapan
konuşmuş oluruz.
15.
Şu bizim kavmimiz Allah'tan başka tanrılar
edindiler. Bari bu tanrılar konusunda açık
bir delil getirseler. (Ne mümkün!) Öyle ise
Allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi
var mı?
16.
(İçlerinden biri şöyle demişti:) "Madem ki
siz onlardan ve onların Allah'ın dışında
tapmakta oldukları varlıklardan
uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki,
Rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde
sizin için fayda ve kolaylık sağlasın."
17.
(Resûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi
görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına
meyleder; batarken de sol taraftan onlara
isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar
(güneş ışığından rahatsız olmaksızın)
mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). İşte
bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime
hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır,
kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu
doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.
18.
Kendileri uykuda oldukları halde sen onları
uyanık sanırdın. Onları sağa sola
çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde
ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer
onların durumlarına muttali olsa idin dönüp
onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden
için korku ile dolardı.
19.
Böylece biz, aralarında birbirlerine
sormaları için onları uyandırdık: İçlerinden
biri: "Ne kadar kaldınız?" dedi. (Kimi) "Bir
gün ya da günün bir parçası kadar kaldık"
dediler; (kimi de) şöyle dediler: "Rabbiniz,
kaldığınız müddeti daha iyi bilir. Şimdi
siz, içinizden birini şu gümüş paranızla
şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi
yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak
getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli
hareket etsin) ve sakın sizi kimseye
sezdirmesin."
20.
"Çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya
sizi taşlayarak öldürürler veya kendi
dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen
iflah olmazsınız."
Beyzavi’nin naklettiğine göre şehre
gönderilen adam, elindeki parayı harcamak
üzere çıkarınca, şehir halkı, paranın
üstündeki kral Dekyanos’un resmini görür ve
adamın bir hazine bulduğunu sanarak
kendisini devrin hükümdarına götürürler.
Aradan uzun zaman geçmiştir. Artık bu
hükümdar, tevhid akidesine bağlı bir
hıristiyandır. Genç adam, krala başlarından
geçenleri anlatır. Hep birlikte mağaraya
giderler ve gencin anlattıklarının
doğruluğunu hayretler içinde görürler.
Yeniden dirilmenin imkanını isbatlayan bu
müşahededen sonra, Allah Teala bu gençleri
tekrar ebediyet uykusuna daldırır.
21.
Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik
ki, Allah'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin
şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani
onlar aralarında Ashâb-ı Kehfin durumunu
tartışıyorlardı. Dediler ki: "Üzerlerine bir
bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir."
Onların durumuna vâkıf olanlar ise: "Bizler,
kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit
yapacağız" dediler.
22.
(İnsanların kimi:) "Onlar üç kişidir;
dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler;
yine: "Beş kişidir; altıncıları
köpekleridir" diyecekler. (Bunlar)
bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir.
(Kimileri de:) "Onlar yedi kişidir;
sekizincisi köpekleridir" derler. De ki:
Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir.
Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle
ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık
olması haricinde bir münakaşaya girişme ve
onlar hakkında (ileri geri konuşan)
kimselerin hiçbirinden malumat isteme.
23.
Hiçbir şey için "Bunu yarın yapacağım" deme.
24.
Ancak Allah dilerse (yapacağım de).
Unuttuğun zaman Allah'ı an ve "Umarım Rabbim
beni,doğruya daha yakın olana eriştirir."de.
25.
Onlar,mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar
ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.
Buna göre Ashab-ı Kehf mağarada 309 yıl
kalmış oluyordu. Bazı tefsirlerde bu sayının
kameri takvimine göre olduğu
belirtilmektedir. 309 kameri yılın karşılığı
ise miladi üç asırdır.
Rivayete göre ehl-i kitaptan bazıları, Ashab-ı
Kehf’in mağaraya girişinde itibaren Hz.
Muhammed (s.a.)in zamanına kadar geçen
sürenin 300 sene olduğunu iddia etmişlerdir
ki, Allah Teala, şu beyanı ile onların bu
iddiasını reddetmektedir.
26.
De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi
bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O'na
aittir. O'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı
hayrettir. Onların (göklerde ve yerde
olanların), O'ndan başka bir yöneticisi
yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi
ortak etmez.
27.
Rabbinin Kitabı'ndan sana vahyedileni oku.
Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur.
O'ndan başka bir sığınak da bulamazsın.
28.
Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını
dileyerek dua edenlerle birlikte candan
sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek
gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi
anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına
uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye
boyun eğme.
Bazı Kureyş ileri glenleri Hz.
Peygamber’den Allah’a ve Resul’üne candan
bağlı, fakat maddi bakımdan fakir müminleri
yanından kovmalarını istemişler, böyle
yaptığı takdirde kendisi ile görüşüp
konuşabileceklerini söylemişlerdi. İşte bu
ayet, Beyzavi’nin tefsirinde de belirtildiği
gibi, üstünlük ve şerefin, bedeni ve maddi
zinette değil, gönül zinetinde, yani iman ve
güzel yaşayışta olduğunu, dolayısıyla
müşriklerin bu isteğine değer vermemek
gerektiğini ifade etmektedir.
29.
Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise
dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.
Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık
ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre
kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek
olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi
yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir.
Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma
yeri!
30.
İman edip de güzel davranışlarda bulunanlar
(bilmelidirler ki) biz, güzel işler
yapanların ecrini zâyi etmeyiz.
31.
İşte onlara, alt taraflarından ırmaklar akan
Adn cennetleri vardır. Onlar Adn
cennetlerinde tahtlar üzerine kurularak
orada altın bileziklerle bezenecekler; ince
ve kalın dîbâdan yeşil elbiseler giyecekler.
Ne güzel karşılık ve ne güzel kalma yeri!
32.
Onlara, şu iki adamı misal olarak anlat:
Bunlardan birine iki üzüm bağı vermiş, her
ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış,
aralarında da ekinler bitirmiştik.
33.
İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş,
hiçbirini eksik bırakmamıştı. İkisinin
arasından bir de ırmak fışkırtmıştık.
34.
Bu adamın başka geliri de vardı. Bu yüzden
arkadaşıyla konuşurken ona şöyle dedi: "Ben,
servetçe senden daha zenginim; insan sayısı
bakımından da senden daha güçlüyüm."
Bu iki kişinin kimliği konusunda mevcut
görüşler şunlardır:
1.Mahzum kabilesinden Mekkeli iki
kardeştirler.
2.Maksat Allah Resulü ile Mekkeli
müşriklerdir.
3.Allah’a inanan ve inanmayan
herkes için geçerli bir misaldir.
4.Lu’ayne b. Hısn ve ashabı ile
Selman, Suheyb ve ashabı arasında bir
benzetmedir.
5.Babalarından kalan büyük çapta bir mirası
birisi inancının gereği gibi, diğeri de
inançsızlığın gereği gibi harcayan iki
İsrailli kardeştirler... Hepsinde ortak olan
nokta: İman etmeksizin, serveti tek gaye
edinerek mal yığma tutkusunun insanı zulme
ve hüsrana sürükleyeceği gerçeğidir.
35.
(Böyle gurur ve kibirle) kendisine
zulmederek bağına girdi. Şöyle dedi: "Bunun,
hiçbir zaman yok olacağını sanmam."
36.
"Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet
Rabbimin huzuruna götürülürsem, hiç şüphem
yok ki, (orada) bundan daha hayırlı bir
akıbet bulurum."
37.
Karşılıklı konuşan arkadaşı ona hitaben:
"Sen, dedi, seni topraktan, sonra nutfeden
(spermadan) yaratan, daha sonra seni bir
adam biçimine sokan Allah'ı inkâr mı ettin?"
Servetinin ve adamlarının çokluğuyla
gururlanan bu kişinin ahireti inkar ettiği,
36. Ayetin başında anlatılmıştı. 37. Ayette
ise bu kişi Allah’ı inkar etmekle itham
ediliyor. Şu halde, Beyzavi’nin de işaret
ettiği gibi, ahireti inkar etmek, bir bakıma
Allah’ı inkar etmek demektir. Zira, ahiretin
imkansızlığını savunmak, Allah’ın gücünün
sonsuzluğundan şüphe etmenin bir sonucudur.
Nitekim bu kişiye, kendisinin yaratılış
safhaları hatırlatılmak suretiyle bu
kudretin sahibi olan Allah’ın kıyameti de
gerçekleştirme gücünde olduğu isbatlamak
istenmiştir.
38.
"Fakat O Allah benim Rabbimdir ve ben
Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam."
39.
"Bağına girdiğinde: Mâşâallah! Kuvvet yalnız
Allah'ındır, deseydin ya! Eğer malca ve
evlâtça beni kendinden güçsüz görüyorsan
(şunu bil ki):"
40.
"Belki Rabbim bana, senin bağından daha
iyisini verir; senin bağına ise gökten
yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir
toprak haline gelir."
41.
"Yahut, bağının suyu dibe çekilir de bir
daha onu arayıp bulamazsın."
42.
Derken onun serveti kuşatılıp yok edildi.
Böylece, bağı uğruna yaptığı masraflardan
ötürü ellerini oğuşturup kaldı. Bağın
çardakları yere çökmüştü. "Ah, diyordu,
keşke ben Rabbimehiçbir ortak koşmamış
olsaydım!
43.
Kendisine Allah'tan başka yardım edecek
destekçileri olmadığı gibi kendi kendini de
kurtaracak güçte değildi.
44.
İşte burada yardım ve dostluk, Hak olan
Allah'a mahsustur. Mükâfatı en iyi olan O,
en güzel âkıbeti veren yine O'dur.
45.
Onlara şunu da misal göster: Dünya hayatı,
gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, bu su
sayesinde yeryüzünün bitkisi (önce gelişip)
birbirine karışmış; arkasından rüzgârın
savurduğu çerçöp haline gelmiştir. Allah,
her şey üzerinde iktidar sahibidir.
Allah Teala, 45. Ayetteki teşbih ile
dünya hayatının geçiciliğini, ibret
nazarıyla bakan insanın, bir bitkide dahi
kendi hayatının başlama, gelişme ve tükenip
son bulma safhalarını açık bir şekilde
görebileceğini belirttikten sonra, insana
yaraşanın, dünyanın geçici zinetlerine
aldanmak yerine, kısa süren dünya hayatında
yapacağı iyi işlerle ebedi saadete erişmek
olduğuna şöyle işaret etmektedir:
46.
Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür;
ölümsüz olan iyi işler ise Rabbinin nezdinde
hem sevapça daha hayırlı, hem de ümit
bağlamaya daha lâyıktır.
47.
(Düşün) o günü ki, dağları yerinden
götürürüz ve yeryüzünün çırılçıplak olduğunu
görürsün. Hiçbirini bırakmaksızın onları
(tüm ölüleri) mahşerde toplamış olacağız.
48.
Ve hepsi sıra sıra Rabbinin huzuruna
çıkarılmışlardır: Andolsun ki sizi ilk
defasında yarattığımız şekilde bize
geldiniz. Oysa size vâdedilenlerin tahakkuk
edeceği bir zaman tayin etmediğimizi
sanmıştınız, değil mi?
Bu ayetle ilgili olarak Kurtubi bir hadis
nakleder ve hadisi bu ayete en özlü tefsir
sayar: “Kıyamet günü Allah Teala yüksek bir
sesle seslenir ve şöyle der: Ey kullarım!
Ben Allah’ım, benden başka ilah yoktur. Ben
acıyanların en acıyanı, hüküm verenlerin en
adili ve hesap görenlerin en süratlisiyim.
Bugün size korku yok. Üzülmeyeceksiniz de.
Delillerinizi hazırlayın, kolay cevap verin.
Çünkü sorumlusunuz, hesaba çekileceksiniz.
Ey meleklerim! Hesapları görülmek üzere
kullarımı ayak parmakları üzerinde sıra sıra
dikin.”
49.
Kitap ortaya konmuştur: Suçluların, onda
yazılı olanlardan korkmuş olduklarını
görürsün. "Vay halimize! derler, bu nasıl
kitapmış! Küçük büyük hiçbir şey
bırakmaksızın (yaptıklarımızın) hepsini
sayıp dökmüş!" BöyIece yaptıklarını
karşılarında bulmuşlardır. Senin Rabbin hiç
kimseye zulmetmez.
50.
Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin,
demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar
hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi;
Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz,
beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost
ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin
düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir
değişmedir!
51.
Ben onları (İblis ve soyunu) ne göklerin ve
yerin yaratılışına, ne de bizzat
kendilerinin yaratılışına şahit tuttum. Ben
yoldan çıkaranları yardımcı edinecek
değilim.
52.
Yine o günü (düşünün ki, Allah, kâfirlere):
Benim ortaklarım olduklarını ileri
sürdüğünüz şeyleri çağırın! buyurur.
Çağırmışlardır onları; fakat kendilerine
cevap vermemişlerdir. Biz onların arasına
tehlikeli bir uçurum koyduk.
53.
Suçlular ateşi görür görmez, orayı
boylayacaklarını iyice anladılar; ondan
kurtuluş yolu da bulamadılar.
54.
Hakikaten biz bu Kur'an'da insanlar için her
türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat
tartışmaya en çok düşkün varlık insandır.
55.
Kendilerine hidayet geldiğinde insanları
iman etmekten ve Rablerinden mağfiret talep
etmekten alıkoyan şey, sadece, öncekilerinin
başına gelenlerin kendi başlarına da
gelmesini, yahut azabın göz göre göre
kendilerine gelmesini beklemeleridir!
56.
Biz resulleri, sadece müjdeleyiciler ve
uyarıcılar olarak gönderir |