|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin
izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa,
yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan
Allah'ın yoluna çıkarman için sana
indirdiğimiz bir kitaptır.
2.
O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi
O'nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin
vay haline!
3.
Dünya hayatını ahirete tercih edenler, Allah
yolundan alıkoyanlar ve onun eğriliğini
isteyenler var ya, işte onlar (haktan) uzak
bir sapıklık içindedirler.
4.
(Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın
diye her peygamberi yalnız kendi kavminin
diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini
saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.
Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.
Her peygamberin ancak kendi kavminin diliyle
gönderilmiş olması, bütün insanlardan tek
bir dil ile, mesela Arapça ile
anlaşmalarının, yalvarıp niyazda
bulunmalarının istenmediğini gösterir. Zaten
bir ayet-i kerimede konuşulan delillerinden
sayılmıştır. Bunun yanında bu ayet-i
kerimenin işaret ettiği önemli noktalardan
birisi de, Hakk’a davet ile uğraşanların
içinde bulundukları toplumun dilini çok iyi
bilmeleri gerektiği hususudur.
5.
Andolsun ki Musa'yı da: Kavmini
karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara
Allah'ın (geçmiş kavimlerin başına getirdiği
felâket) günlerini hatırlat, diye
mucizelerimizle gönderdik. Şüphesiz ki bunda
çok sabırlı, çok şükreden herkes için
ibretler vardır.
6.
Hani Musa kavmine demişti ki: "Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Çünkü O,
sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte ve
oğullarınızı kesip, kadınlarınızı
(kızlarınızı) bırakmakta olan Firavun
ailesinden kurtardı. İşte bu size
anlatılanlarda, Rabbinizden büyük bir
imtihan vardır."
7.
"Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer
şükrederseniz, elbette size (nimetimi)
artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç
şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye
bildirmişti."
8.
Musa dedi ki: "Eğer siz ve yeryüzünde
olanların hepsi nankörlük etseniz, bilin ki
Allah gerçekten zengindir, hamdedilmeye
lâyıktır."
9.
Sizden öncekilerin, Nuh, Âd ve Semûd
kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin
haberleri size gelmedi mi? Onları Allah'tan
başkası bilmez. Peygamberleri kendilerine
mucizeler getirdi de onlar, ellerini
peygamberlerinin ağızlarına bastılar ve
dediler ki: Biz, size gönderileni inkâr
ettik ve bizi kendisine çağırdığınız şeye
karşı derin bir kuşku içindeyiz.
İbn Mes’ud bu ayeti okuduğu zaman “Neseb
alimleri yalancıdırlar” derdi. Yani onlar
nesepleri bildiklerini iddia ederlerken
Allah bunu reddediyor. İbn Abbas da “Adnan
ile İsmail arasında bilinemeyen otuz baba
(batın) mevcuttur” derdi. Buna göre ayetin
manası, “Onlar o kadar fazla idiler ki,
sayıların Allah’tan başka kimse bilemez”
demek olur.
10.
Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri
yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki
O, sizin günahlarınızdan bir kısmını
bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar
yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor.
Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir
insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi
atalarımızın tapmış olduğu şeylerden
döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık
bir delil getirin!
Onlar kendilerine bildirilen bunca açık
delillere, hüccetlere ve mucizelere kani
olmayarak inatları yüzünden daha başka
mucizeler, hatta kendilerini kahredecek
felaketler istiyorlar ve mucizelerle adeta
eğleniyorlardı.
11.
Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz
sizin gibi bir insandan başkası değiliz.
Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine
lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size
bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler
ancak Allah'a dayansınlar."
12.
"Hem, bize yollarımızı göstermiş olduğu
halde ne diye biz, Allah'a dayanıp
güvenmeyelim? Sizin bize verdiğiniz eziyete
elbette katlanacağız. Tevekkül edenler
yalnız Allah'a tevekkülde sebat etsinler."
13.
Kâfir olanlar peygamberlerine dediler ki:
"Elbette sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız, ya
da mutlaka dinimize döneceksiniz!" Rableri
de onlara: "Zalimleri mutlaka helâk
edeceğiz!" diye vahyetti.
14.
Ve (ey inananlar!) Onlardan sonra sizi
mutlaka o yerde yerleştireceğiz. İşte bu,
makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan
kimselere mahsustur.
15.
(Peygamberler) fetih istediler (Allah da
verdi). Her inatçı zorba da hüsrana uğradı.
16.
Ardından da (o inatçı zorbaya) cehennem
vardır; kendisine irinli su içirilecektir!
17.
Onu yudumlamaya çalışacak, fakat boğazından
geçiremeyecek ve ona her yandan ölüm
gelecek, oysa o ölecek değildir (ki azaptan
kurtulsun). Bundan ötede şiddetli bir azap
da vardır.
18.
Rablerini inkâr edenlerin durumu (şudur):
Onların amelleri fırtınalı bir günde
rüzgârın, şiddetle savurduğu küle benzer.
Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler.
İyiden iyiye sapıtma işte budur.
Allah Teala kafirlerin amellerini,
fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle
savurduğu bir küle benzetmedir ki onların
ameli ne kadar iyi ve çok olursa olsun,
sonuç itibariyle ahirette fayda
vermeyecektir. Çünkü Allah Teala, insanları,
önce kendisine ve gönderdiği peygamberlerin
tümüne iman ile mükellef tutmakta olup sevap
ve mükafaatı bundan sonra vereceğini
bildirmektedir. Dolayısıyla imanı
olmayanlar, yaptıkları iyi işlerin
karşılığını dünyada iken alırlar, ama
ahirette onlara verilecek hiçbir şey yoktur.
19.
Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını
görmedin mi? O dilerse sizi ortadan kaldırıp
yepyeni bir halk getirir.
20.
Bu, Allah'a güç değildir.
21.
(Kıyamet gününde) hepsi Allah'ın huzuruna
çıkacak ve zayıflar o büyüklük taslayanlara
diyecekler ki: "Biz sizin tâbilerinizdik.
Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir
şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da
diyecekler ki: "(Ne yapalım) Allah bizi
hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola
iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de
birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer
yoktur."
22.
(Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan
diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek
olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama,
size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı
bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra)
çağırdım, siz de benim davetime hemen
koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi
yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz
beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce
ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı
reddettim." Şüphesiz zalimler için elem
verici bir azap vardır.
23.
İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin
izniyle içinde ebedî kalacakları ve
zemininden ırmaklar akan cennetlere
sokulacaklardır. Orada (birbirleriyle)
karşılaştıkça söyledikleri "selam" dır.
Selam, her türlü kötülüklerden, meşakkat,
mihnet, kusur ve afetten kurtulmak demektir.
Müminler hem dünyada, hem de ahirette
karşılaştıkları zaman birbirlerine böyle bir
duada bulunurlar.
24.
Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi:
Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları
gökte olan güzel bir ağaca (benzetti).
Güzel söz güzel ağaca benzetiliyor. Çünkü
ağacın diri kalması için nasıl sulanmaya,
bakılmaya ihtiyacı varsa, bunlar bulunmadan
kurursa kalpteki iman ağacı da böyledir.
Eğer sahibi faydalı ilim, sahih amel, zikir
ve tefekkürle her zaman bakıp onu gözetmezse
kuruyabilir. Bir hadis-i şerifte: “Elbise
nasıl yıpranır eskirse, kalpteki iman da
öylece yıpranır, eskir. O halde imanınızı
daima tazeleyin” denerek bu gerçek
dikkatlerimize sunulmuştur.
25.
(O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman
yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah
insanlara misaller getirir.
Bir önceki ayette Allah Teala, güzel
sözü, güzel ağaca benzetmişti. Çünkü güzel
sözün meyvesi güzel amel; güzel ağacın ürünü
de faydalı meyvedir. Müfessirlerin
açıklamalarına göre güzel sözden maksat,
kelime-i şehadettir. Bu kelime dışta ve içte
daima güzel amellerin meydana gelmesine
sebep olur. Allah’ın razı olacağı her güzel
iş, bu kelimenin meyvesidir. Aşağıdaki
ayette geçen “kötü kelime”ye gelince o da,
Allah’ı inkar etmektir. Bu kelime her türlü
fitnenin, fesadın, felaket ve musibetin
kaynağıdır. Kötü söz, hem dünyada, hem de
ahirette insanın felaketlere sürüklenmesine
sebep olur. Dolayısıyla aşağıdaki ayette de
kötü söz, kötü bir ağaca teşbih edilmiştir.
26.
Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden
koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı
olmayan (kötü) bir ağaca benzer.
27.
Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem
dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam
tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah
dilediğini yapar.
28.
Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren
ve sonunda kavimlerini helâk yurduna
sürükleyenleri görmedin mi?
29.
Onlar cehenneme girecekler. O ne kötü
karargâhtır!
30.
(İnsanları) Allah yolundan saptırmak için
O'na ortaklar koştular. De ki: (İstediğiniz
gibi) yaşayın! Çünkü dönüşünüz ateşedir.
31.
İman eden kullarıma söyle: Namazlarını
dosdoğru kılsınlar, kendisinde ne alışveriş,
ne de dostluk bulunan bir gün gelmeden önce,
kendilerine verdiğimiz rızıklardan (Allah
için) gizli-açık harcasınlar.
32.
(O öyle lütufkâr) Allah'tır ki, gökleri ve
yeri yarattı, gökten suyu indirip onunla
rızık olarak size türlü meyveler çıkardı;
izni ile denizde yüzüp gitmeleri için
gemileri emrinize verdi; nehirleri de sizin
(yararlanmanız) için akıttı.
33.
Düzenli seyreden güneşi ve ayı size faydalı
kıldı; geceyi ve gündüzü de istifadenize
verdi.
34.
O size istediğiniz her şeyden verdi.
Allah'ın nimetini sayacak olsanız
sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok
nankördür!
35.
Hatırla ki İbrahim şöyle demişti: "Rabbim!
Bu şehri (Mekke'yi) emniyetli kıl, beni ve
oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut!"
36.
"Çünkü, onlar (putlar), insanlardan
birçoğunun sapmasına sebep oldular, Rabbim.
Şimdi kim bana uyarsa o bendendir. Kim de
bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok
bağışlayan, pek esirgeyensin."
Hz. İbrahim, Allah Teala’nın
putperestleri bağışlamayacağını henüz
bilmiyordu. Onun için onların da
bağışlanmasını temenni etti. Müşriklerin
bağışlanmayacağını anladıktan sonra artık
onların affı için dua etmedi.
37.
"Ey Rabbimiz! Ey sahibimiz! Namazı dosdoğru
kılmaları için ben, neslimden bir kısmını
senin Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında,
ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim.
Artık sen de insanlardan bir kısmının
gönüllerini onlara meyledici kıl ve
meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki bu
nimetlere şükrederler."
Rivayet edildiğine göre Hz. İbrahim’in
hanımı Sare’nin Hacer isminde bir cariyesi
vardı. Onu kocası Hz. İbrahim’e verdi ve
İbrahim (a.s.)in onda İsmail adında bir oğlu
dünyaya geldi. Hz. İbrahim onları alarak,
Mekke’ye götürdü. Kabe yakınlarında bir yere
iskan etti. Mekke susuz, çorak ve kayalık
bir yerdi. Allah Teala, Hz. İbrahim’in
duasını kabul etti. Orada zemzem diye anılan
su fışkırdı.
38.
"Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen bizim
gizleyeceğimizi de açıklayacağımızı da
bilirsin. Çünkü ne yerde ne de gökte hiçbir
şey Allah'a gizli kalmaz."
39.
"İhtiyar halimde bana İsmail'i ve İshak'ı
lütfeden Allah'a hamdolsun! Şüphesiz Rabbim
duayı işitendir."
Rivayete göre İsmail (a.s.) doğduğu zaman
babası 99 yaşında idi. İshak (a.s.)
doğduğunda da 112 yaşında idi. İshak
Peygamber, İsmail’den 13 sene sonra Sare’den
dünyaya gelmiştir.
40.
"Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri
namazı devamlı kılanlardan eyle; ey
Rabbimiz! Duamı kabul et!"
41.
"Ey Rabbimiz! (Amellerin) hesap olunacağı
gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!"
42.
(Resûlüm!) Sakın, Allah'ı zalimlerin
yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah
onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin
dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.
43.
Zihinleri bomboş olarak kendilerine bile
dönüp bakamaz durumda, gözleri göğe dikilmiş
bir vaziyette koşarlar.
44.
Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden
zalimlerin: "Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete
kadar bize süre ver de senin davetine uyalım
ve peygamberlere tâbi olalım" diyecekleri
gün hakkında insanları uyar. (Onlara denilir
ki:) "Daha önce, sizin için bir zevâl
olmadığına, yemin etmemiş miydiniz? "
45.
"(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin
yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele
ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size
misaller de verdik."
46.
Hilelerinin cezası Allah katında (malum)
iken, onlar, tuzaklarını kurmuşlardı.
Halbuki onların hileleriyle dağlar yerinden
gidecek değildi!
Nihayet onların hileleri de Allah’ın
iznine bağlıdır. O izin vermedikten sonra
hiçbir hile netice vermez.
47.
O halde, sakın Allah'ın peygamberlerine
verdiği sözden cayacağını sanma! Çünkü Allah
mutlak üstündür, kimsenin yaptığını yanına
bırakmaz.
48.
Yer başka bir yer, gökler de (başka gökler)
haline getirildiği, (insanlar) bir ve gücüne
karşı durulamaz olan Allah'ın huzuruna
çıktıkları gün (Allah bütün zalimlerin
cezasını verecektir).
“Yerlerin başka bir yer, göklerin de
başka gökler olması” konusunda yapılan
yorumlar arasında şunlar da vardır: Yer
ateşe, gökler de cennete dönüşecek, yer
gümüş gibi bembeyaz, üzerinde kan
dökülmedik, günah işlenmedik bambaşka bir
yer olacak. İbn Abbas’tan bir rivayete göre
de yer yine bu yerdir. Ancak sıfatları
değişecek. Kısaca dağları yürüyecek,
denizleri yarılacak, her taraf düz olacak,
eğrilik büğrülük görülmeyecek.
49.
O gün, günahkârların zincire vurulmuş
olduğunu görürsün.
50.
Onların gömlekleri katrandandır, yüzlerini
de ateş bürümektedir.
51.
Allah herkese kazandığının karşılığını
vermek için (onları diriltecektir.) Kuşkusuz
Allah, hesabı çabuk görendir.
52.
İşte bu (Kur'an), kendisiyle uyarılsınlar,
Allah'ın ancak bir tek Tanrı olduğunu
bilsinler ve akıl sahipleri iyice düşünüp
öğüt alsınlar diye insanlara (gönderilmiş)
bir bildiridir.

Adı:
Sure adını 35. ayette geçen İbrahim
Peygamberden (a.s.) alır. Fakat bu, surede
İbrahim'in (a.s.) hayat hikayesinin
anlatıldığı anlamına gelmez. Bu isim, diğer
surelerin, yani İbrahim'den bahsedilen diğer
tüm surelerin ismi gibi sadece bir sembol
niteliğindedir.
Nüzul zamanı: Surenin
üslubundan ve ihtiva ettiği konulardan, onun
Mekke döneminin son zamanlarında indirildiği
anlaşılmaktadır. Örneğin 13. ayet ("Kafirler
peygamberlerine dediler ki: 'ya sizi kendi
toprağımızdan süreceğiz, ya da dinimize geri
döneceksiniz.!") , surenin indirildiği
dönemde müslümanlara yapılan işkencenin çok
ağır olduğunu ve Mekkelilerin daha önceden
gönderilen peygamberleri inkar eden diğer
topluluklar gibi mü'minleri kendi
topraklarından sürmek istediklerini açıkça
ortaya koymaktadır. Bu nedenle 14. ayette
kafirler "Hiç şüphesiz biz, zulme sapanları
helak edeceğiz" denilerek uyarılmakta ve
mü'minler de, kendilerinden önce inanan
diğerleri gibi "Ve onlardan sonra sizi o
arza yerleştireceğiz" denmek suretiyle
teskin edilmektedirler. Aynı şekilde surenin
son bölümünde (43-52) yer alan şiddetli
uyarı da, surenin Mekke döneminin son
yıllarında nazil olduğunu göstermektedir.
Anafikir ve Amaç:
Bu sure, Peygamberin (s.a) davetini reddeden
ve onun görevini başarısızlığa uğratmak için
birçok hileler kuran kafirlere bir uyarı ve
tavsiye niteliğindedir. Fakat tavsiyede,
uyarı, azarlama, kınama ve suçlama hakimdir.
Çünkü daha önceki surelerde tavsiyeye çok
yer verilmiş, fakat buna rağmen onların
düşmanlığı, bağnazlığı, işkence, kin ve
nefretleri artmaya devam etmişti.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|