|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Mîm. Râ. Bunlar, Kitab'ın
âyetleridir. Sana Rabbinden indirilen
haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.
2.
Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak
yükselten, sonra Arş'a istivâ eden, güneşi
ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır.
(Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar
akıp gitmektedir. O, Rabbinize
kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için
her işi düzenleyip âyetleri açıklamaktadır.
Arş’a istiva hakkında bilgi için A’raf
suresi 54. Ayete bakınız.
3.
Yeri döşeyen, onda oturaklı dağlar ve
ırmaklar yaratan ve orada bütün meyvelerden
çifter çifter yaratan O'dur. Geceyi de
gündüzün üzerine O örtüyor. Şüphesiz bütün
bunlarda düşünen bir toplum için ibretler
vardır.
Modern ilmin bir keşfi olan bitkilerdeki
döllenme olayını haber veren bu ayet
Kur’an’ın mucize olduğunun açık
delillerinden biridir.
4.
Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm
bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli
köklerden dallanmış hurma ağaçları vardır.
Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle
iken) yemişlerinde onların bir kısmını bir
kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda
akıllarını kullanan bir toplum için ibretler
vardır.
Aynı topraktan ve aynı sudan beslenen
bitkilerin her birinin tadı birbirinden çok
farklı olan meyveler vermesi, Allah’ın
varlığının ve kudretinin en açık
delillerindendir.
5.
(Resûlüm! Kâfirlerin seni yalanlamalarına)
şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların: "Biz
toprak olduğumuz zaman yeniden mi
yaratılacağız?" demeleridir. İşte onlar,
Rablerini inkâr edenlerdir; işte onlar
(kıyamet gününde) boyunlarında tasmalar
bulunanlardır. Ve onlar ateş ehlidir. Onlar,
orada ebedî kalacaklardır!
6.
(Müşrikler) senden iyilikten önce kötülüğü
çabucak istiyorlar. Halbuki onlardan önce
ibret alınacak nice azap örnekleri gelip
geçmiştir. Doğrusu insanlar kötülük
ettikleri halde Rabbin onlar için mağfiret
sahibidir. (Bununla beraber) Rabbinin azabı
da çok şiddetlidir.
Mekke müşrikleri dediler ki: “Ey Allah!
Eğer bu Kur’an senden gelen bir hak ise,
hemen üstümüze gökten taş yağdır, yahut bize
başka acıklı bir azap getir!” İşte ayette
buna işaret edilerek, “Senden iyilikten önce
kötülüğü çabucak istiyorlar” denilmektedir.
Esasen onlar gerçekte azap istemiyor; aksine
bu sözleriyle ilahi azaba inanmadıklarını
gösteriyor, Peygamber’in tehditleriyle alay
ediyorlardı.
7.
Kâfirler diyorlar ki: Ona Rabbinden bir
mucize indirilseydi ya! (Halbuki) sen ancak
bir uyarıcısın ve her toplumun bir rehberi
vardır.
Müşrikler bilmiyorlardı ki, Allah izin
vermedikçe hiçbir peygamber mucize
gösteremezdi. Ayette de ifade buyurulduğu
üzere, esasen peygamberlerin görevi
insanları ikaz etmek, yanlışlardan,
sapıklıktan ve haksızlıktan sakındırmaktı.
8.
Her dişinin neye gebe kalacağını, rahimlerin
neyi eksik, neyi ziyade edeceğini Allah
bilir. Onun katında her şey ölçü iledir.
9.
O, görüleni de görülmeyeni de bilir; çok
büyüktür, yücedir.
10.
Sizden, sözü gizleyenle onu açığa vuran,
geceleyin gizlenenle gündüzün yürüyen (onun
ilminde) eşittir.
11.
Onun önünde ve arkasında Allah'ın emriyle
onu koruyan takipçiler (melekler) vardır.
Bir toplum kendilerindeki özellikleri
değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı
değiştirmez. Allah bir topluma kötülük
diledi mi, artık onun için geri çevrilme
diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka
yardımcıları da yoktur.
Her insanın önünde ve arkasında koruyucu
ve yazıcı melekler vardır. Bunlar insanı
korudukları gibi amellerini de yazarlar.
Ayette işaret edilen bir diğer husus da
şudur: Allah bir millete başkalarına nazaran
bazı üstünlükler ve bazı nimetler verdiğinde
o millet, şımarır ve ahlakını bozar da o
nimete liyakatini kaybederse, Allah nimeti
onların elinden alır. Millet kendi üstün
meziyetlerini bozmadığı müddetçe Allah
verdiği nimeti onların elinden almaz.
12.
O, size korku ve ümit içinde şimşeği
gösteren ve (yağmur dolu) ağır bulutları
meydana getirendir.
13.
Gök gürültüsü Allah'ı hamd ile tesbih eder.
Melekler de O'nun heybetinden dolayı tesbih
ederler. Onlar, Allah hakkında mücâdele edip
dururken O, yıldırımlar gönderip onlarla
dilediğini çarpar. Ve O, azabı pek şiddetli
olandır.
14.
El açıp yalvarmaya lâyık olan ancak O'dur.
O'nun dışında el açıp dua ettikleri onların
isteklerini hiçbir şeyle karşılamazlar.
Onlar ancak ağzına gelsin diye suya doğru
iki avucunu açan kimse gibidir. Halbuki
(suyu ağzına götürmedikçe) su onun ağzına
girecek değildir. Kâfirlerin duası kuşkusuz
hedefini şaşırmıştır.
15.
Göklerde ve yerde bulunanlar da onların
gölgeleri de sabah akşam ister istemez
sadece Allah'a secde ederler.
16.
(Resûlüm!) De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi
kimdir?" De ki: "Allah'tır." O halde de ki:
"O'nu bırakıp da kendilerine fayda ya da
zarar verme gücüne sahip olmayan dostlar mı
edindiniz?" De ki: "Körle gören bir olur mu
hiç? Ya da karanlıklarla aydınlık eşit olur
mu?" Yoksa O'nun yarattığı gibi yaratan
ortaklar buldular da bu yaratma onlarca
birbirine benzer mi göründü? De ki: Allah
her şeyi yaratandır. Ve O, birdir, karşı
durulamaz güç sahibidir.
17.
O, gökten su indirdi de vâdiler kendi
hacimlerince sel olup aktı. Bu sel, üste
çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya
(diğer) eşya yapmak isteyerek ateşte
erittikleri şeylerden de buna benzer köpük
olur. İşte Allah hak ile bâtıla böyle misal
verir. Köpük atılıp gider. İnsanlara fayda
veren şeye gelince, o yeryüzünde kalır. İşte
Allah böyle misaller getirir.
Allah Teala önceki ayette inananları,
gören kimseye, hakkı aydınlığa;
inanmayanları kör kimseye, batılı da
karanlıklara benzetti. Bu ayette ise bir
başka teşbih yaptı. Şöyle ki: Hak ve hak
ehli gökten inen yağmura; batıl ve batıl
ehli de su yüzündeki köpüğe benzetilmiştir.
Nasıl ki yağmur yağdığında derelerden sular
akar, insanlar ondan çeşitli şekilde
faydalanırlar, kurumuş topraklar hayat bulur
ve toprak katmanlarında birikerek gözeler
halinde fışkırır, kurumuş topraklar hayat
bulur ve toprak katmanlarında birikerek
gözeler halinde fışkırır, ondan da insanlar
faydalanırlarsa, işte hak ve hak ehli de
bunun gibi faydalıdır. Hak geldiğinde ölmüş
kalpler dirilir, pörsümüş vicdanlar
merhametli olma özelliği kazanır. İman
neticesinde sayılamayacak kadar faydalar
meydana gelir.
Batıl ise, selin yüzündeki köpüğe
benzetilmiştir. O köpük çabuk kaybolup
gider, hiçbir şeye de fayda sağlamaz.
Ayrıca inananlar, süs veya başka eşyalar
yapmak için ateşte eritilen altın, gümüş,
bakır ve benzeri madenlere benzetilmiştir ki
bunlar gerçekten faydalı şeylerdir. Bu
madenler eritildiği zaman meydana gelen
artıklar vardır ki bunlar bir değer taşımaz.
İşte batıl ve batıl ehli de bunlara teşbih
edilmiştir.
18.
İşte Rablerinin emrine uyanlar için en güzel
(mükâfat) vardır. Ona uymayanlara gelince,
eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun
yanında bir misli daha kendilerinin olsa,
(kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler.
İşte onlar var ya, hesabın en kötüsü
onlaradır. Varacakları yer de cehennemdir. O
ne kötü yataktır!
19.
Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu
bilen kimse, (inkâr eden) kör kimse gibi
olur mu? (Fakat bunu) ancak akıl sahipleri
anlar.
20.
Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler ve
verdikleri sözü bozmayanlardır.
21.
Onlar Allah'ın gözetilmesini emrettiği
şeyleri gözeten, Rablerinden sakınan ve kötü
hesaptan korkan kimselerdir.
Ayetteki “Allah’ın gözetilmesini
emrettiği şeyler”den maksat tefsircilere
göre akrabalık bağlarını sürdürmek,
müminlerle dostluk ve birlik halinde yaşamak
gibi ailevi ve içtimai vazifelerdir.
22.
Yine onlar, Rablerinin rızasını isteyerek
sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine
verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak
(Allah yolunda) harcayan ve kötülüğü
iyilikle savan kimselerdir. İşte onlar var
ya, dünya yurdunun (güzel) sonu sadece
onlarındır.
23.
(O yurt) Adn cennetleridir; oraya
babalarından, eşlerinden ve çocuklarından
sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler
de her kapıdan onların yanına varacaklardır.
24.
(Melekler:) Sabrettiğinize karşılık size
selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne
güzeldir! (derler).
25.
Allah'a verdikleri sözü kuvvetle
pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah'ın
riayet edilmesini emrettiği şeyleri
(akrabalık bağlarını) terk edenler ve
yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lânet
onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem)
onlarındır.
26.
Allah dilediğine rızkını bollaştırır da
daraltır da. Onlar dünya hayatıyla
şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya
hayatı, geçici bir faydadan başka bir şey
değildir.
27.
Kâfir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir
mucize indirilmeli değil miydi? De ki:
Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır,
kendisine yöneleni de hidayete erdirir.
28.
Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın
zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki,
kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
29.
İman edip iyi işler yapanlara ne mutlu!
Varılacak güzel yurt da onlar içindir.
30.
(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden
önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir
ümmete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi
onlara okuyasın. Onlar Rahman'ı inkâr
ediyorlar. De ki: O benim Rabbimdir. O'ndan
başka tanrı yoktur. Sadece O'na tevekkül
ettim ve dönüş sadece O'nadır.
31.
Eğer okunan bir Kitapla dağlar yürütülseydi
veya onunla yer parçalansaydı, yahut onunla
ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu
Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a
aittir. İman edenler hâla bilmediler mi ki,
Allah dileseydi bütün insanları hidayete
erdirirdi? Allah'ın vâdi gelinceye kadar
inkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya
ansızın büyük bir belâ gelmeye devam edecek
veya o belâ evlerinin yakınına inecek.
Allah, vâdinden asla dönmez.
Rivayet olunduğuna göre, Resulullah
(s.a.) Mekke kafirlerine İslam’ı anlattığı
bir gün, müşriklerden Abdullah b. Ümeyye el-Mahzumi
adında birisi dedi ki: “Mekke’nin şu iki
dağı bizi çok sıkıyor, bunları buradan
kaldır da yerimiz genişlesin. O dağların
arasından ırmaklar akıt, ziraata elverişli
yerler aç, atalarımızdan ölmüş olan falan ve
falan şahısları dirilt de söylesinler
bakalım, senin söylediklerin doğru mu değil
mi?” İşte bunun üzerine yukarıdaki ayet
indi. Ve onlara bildirildi ki, peygamber
göndermek ve Kur’an indirmekten maksat bu
sizin dedikleriniz değildir. Bununla beraber
herhangi bir kitap vasıtasıyla öyle şeyler
yapılacak olsaydı yine bu Kur’an ile
yapılırdı. Ama Kur’an’ın indirilmesindeki
hikmet ve gaye her şeyden önce insanları
hidayete erdirmek, kalpleri Allah’ın zikri
ile tatmin ve tenvir etmektir.
32.
Andolsun, senden önceki peygamberlerle de
alay edildi de ben inkâr edenlere mühlet
verdim, sonra da onları yakaladım.
(Görseydin ki) azabım nasılmış!
33.
Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza
eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?).
Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki:
"Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz
Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi
haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı
ediyorsunuz?" Doğrusu inkâr edenlere
hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru
yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa
artık onu doğru yola iletecek yoktur.
34.
Dünya hayatında onlara sadece bir azap
vardır. Ahiret azabı ise daha şiddetlidir.
Onları Allah'tan (onun azabından) koruyacak
kimse de yoktur.
35.
Takvâ sahiplerine vâdolunan cennetin
özelliği (şudur): Onun zemininden ırmaklar
akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte
bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu)
sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.
36.
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana
indirilene (Kur'an'a) sevinirler. Fakat
(senin aleyhinde birleşen) guruplardan onun
bir kısmını inkâr eden de vardır. De ki:
"Bana, sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na
ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na
çağırıyorum ve dönüş de yalnız O'nadır.
37.
Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm
(hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer
sana gelen bu ilimden sonra, onların
arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah
tarafından senin ne bir dostun ne de
koruyucun vardır.
38.
Andolsun senden önce de peygamberler
gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar
verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir
peygamber için mucize getirme imkânı yoktur.
Her müddetin (yazıldığı) bir kitap vardır.
Her vakit ve müddetin Allah katında ayrı
ayrı bir yazısı, hikmet gereği verilmiş
özel bir hükmü vardır. Bu müddet içerisinde
kurtulaşa ermek veya azaba müstehak olmak
için insanlara mühlet ve müsaade
verilmiştir.
39.
Allah dilediğini siler, (dilediğini de)
sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun
yanındadır.
Allah Teala, kaldırmak istediği dini bir
hükmü kaldırır, dilediği başka bir hükmü
onun yerine koyar veya indirmiş olduğu
hükümleri olduğu gibi ibka eder. Kainatta
birtakım şeyleri yok ederken bazılarını da
olduğu gibi bırakır. Netice itibariyle her
şey O’nun elindedir. O, daima dilediğini
yapma gücüne sahiptir.
40.
Biz, onlara vâdettiğimizin (azabın) bir
kısmını sana göstersek de veya (ondan önce)
seni öldürürsek de sana ancak (Allah'ın
emirlerini) tebliğ etmek düşer. Hesap yalnız
bize aittir.
41.
Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarından
eksilttiğimizi görmediler mi? Allah
(dilediği gibi) hükmeder, O'nun hükmünü
bozacak kimse yoktur. Ve O hesabı çabuk
görendir.
Ayette zikredilen, yerin uçlarının
eksiltilmesi olayını önceki müfessirler,
mecazi manayı nazarı itibara alarak,
kafirlerin memleketlerinin fethi ile onların
topraklarının azalması, müslümanlarınkinin
ise çoğalması şeklinde yorumlamışlardır.
Ancak ayetin hakiki manasını gözönüne
alırsak, yerin uçlarından eksiltilmesi,
erozyon dediğimiz toprağın yağmur, sel ve
rüzgar gibi tabii güçlerin etkisiyle
yerinden kayması, dağların ve tepelerin
aşınması şeklinde yorumlanabileceği gibi,
yer küresinde meydana gelen olaylar
neticesinde kürenin hacminin noksanlaşması
şeklinde de yorumlanabilir.
42.
Onlardan öncekiler de (peygamberlerine)
tuzak kurmuşlardı; halbuki bütün tuzaklar
Allah'a aittir. Çünkü O, herkesin ne
kazanacağını bilir. Bu yurdun (dünyanın)
sonunun kimin olduğunu yakında kâfirler
bileceklerdir!
43.
Kâfir olanlar: Sen resûl olarak gönderilmiş
bir kimse değilsin, derler. De ki: Benimle
sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında
Kitab'ın bilgisi olan (Peygamber) yeter.

Adı:
Bu sure adını 13. ayette geçen "Er-Rad" (gök
gürültüsü)
kelimesinden alır. Bu kelime surenin
yalnızca sembolik bir adıdır ve sure,
gök gürültüsüyle ilgili bilimsel meseleleri
hiçbir surette söz konusu etmez.
Nüzul zamanı: 27-31. ile
34-48. ayetler bizzat göstermektedir ki, bu
sure Resullullah'ın (s.a) Mekke'deki
görevinin son döneminde, Yunus ve Hud
surelerinin nazil olduğu aynı dönemde
vahyedilmiştir. Ayetlerin zikrediliş tarzı,
Resulullah'ın (s.a) mesajı iletmeye
başlamasından o yana uzun bir zamanın
geçtiğini göstermektedir. Bir yandan
düşmanları onu ve risaletini yenilgiye
uğratmak için farklı araçlara başvururken,
öbür yandan ona inananlar müşrikleri doğru
yola getirebilecek bir mucizenin
gösterilmesini istemektedir.
Allah, cevap olarak inananlara şu gerçeği
vurgular; O'nun insanlara hidayet etme yolu
bu değildir. Bu yüzden inananlar morallerini
bozmamalıdır. Zira Allah'ın inanmayanlara
uzatacağı ip, kendilerini asmaya yetecek
denli uzun olacaktır. Yoksa Allah, ölüleri
mezarlarından çıkarıp konuşturacağı
mucizeler gösterebilir (ayet,31) . Ne var
ki, inatçı insanlar yine bir mazeret getirip
meseleyi geçiştirmek isterler. İşte bu çok
açık delil, surenin, Resulullah'ın (s.a)
Mekke'deki son döneminde vahyedildiğini
açıkça isbat etmektedir.
Ana Fikir:
İlk ayet, bu surenin ana fikrini
belirtmektedir: "Hz. Muhammed'in (s.a)
ilettiği mesaj Hakk'tır. Fakat insanların
çoğu onu inkar ediyorlar." İşte bütün
surenin etrafında döndüğü mihver budur.
Mesajın temel unsurları olan Tevhid, ahiret
ve Nübüvvetin hak olduğu tezi, işte bu
yüzden surede tekrar tekrar vurgulanır.
Dolayısıyla bunlara samimiyetle inanmaları
kendi ahlaki ve manevi menfaatlerine
olacaktır. İnkar etmeleri halinde kendi
nefislerine zarar verecekleri, zira küfrün
bizatihi ahmaklık ve cehalet olduğu
konusunda uyarılar ihtiva eden sure, bunun
da ötesinde yalnızca zihinleri tatmin
etmekle yetinmemekte iman etmeleri için
kalblere de hitap etmektedir. Bu yüzden
insanların batıl kavrayışlarına karşı yahut
mesajın gerçekliğini ispatlamak amacıyla
yalnızca mantıki deliller ileri sürmekle
yetinmemekte, uygun fasılalarla sempatik ve
gönül çelici bir üsluba başvurarak, küfrün
sonuçlarına karşı uyarılarda bulunmak ve
imanın mutluluk veren ödüllerini zikretmek
suretiyle kalblerini kazanmaya ve onları
inatlarından vazgeçirmeye çalışmaktadır.
Bunun ötesinde, düşmanların itirazları da,
kendileri zikredilmeksizin bir bir
cevaplanmakta; mesajın yolunu tıkamak için
Hakkın düşmanları tarafından üretilen bu
kuşkular izale edilmektedir. Aynı zamanda,
uzun ve yorucu bir imtihandan geçmiş
bulunan, bunun sonucu bitkin düşen ve endişe
içinde Allah'ın yardımını bekleyen müminler
teselli edilmekte, yaratılışta, umut ve
cesaretle donatılmaktadırlar.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|