|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1. Elif. Lâm. Râ. Bunlar,
apaçık Kitab'ın âyetleridir.
2.
Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an
olarak indirdik.
Bu, Kitabın
yalnızca Araplara indirildiği anlamına
gelmez. Anlatmak istediği sadece şudur; bir
kitap evrensel bir kılavuz olması durumunda
bile belli bir dilin kelimelerini kullanmak
durumundadır. Böyle olmalı ki, o dili
konuşan insanlar
kitabın öğretilerini anlayabilsinler ve
mesajı diğer insanlara iletebilsinler. Bir
harekete dair mesajın evrensel ölçüde
yaygınlaşmasının tek doğal biçimi budur.
3.
(Ey Muhammed!) Biz, sana bu Kur'an'ı
vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini
sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz.
Gerçek şu ki, sen bundan önce (bu haberleri)
elbette bilmeyenlerden idin.
4.
Bir zamanlar Yusuf, babasına (Ya'kub'a)
demişti ki: Babacığım! Ben (rüyamda) on bir
yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana
secde ederlerken gördüm.
5.
(Babası:) Yavrucuğum! dedi, rüyanı sakın
kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak
kurarlar! Çünkü şeytan insana apaçık bir
düşmandır.
6.
İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana
(rüyada görülen) olayların yorumunu
öğretecek ve daha önce iki atan İbrahim ve
İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve
Ya'kub soyuna da nimetini tamamlayacaktır.
Çünkü Rabbin çok iyi bilendir, hikmet
sahibidir.
7.
Andolsun ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak)
isteyenler için ibretler vardır.
8.
(Kardeşleri) dediler ki: Yusufla kardeşi (Bünyamin)
babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz
kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız
apaçık bir yanlışlık içindedir.
Yusuf ile Bünyamin bir anadan, diğer
oğulları ise başkan bir anadan idiler.
9.
(Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya
onu (uzak) bir yere atın ki babanızın
teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da
(tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!
Ayetin son kısmını “...Bundan sonra
işinizi yoluna koymuş, durumunuzu düzelmiş
olursunuz” şeklinde anlamak da mümkündür.
10.
Onlardan biri: Yusufu öldürmeyin, eğer
mutlaka yapacaksanız onu kuyunun dibine atın
da geçen kervanlardan biri onu alsın
(götürsün), dedi.
Bu teklifi yapan Yehuda isminde birisi
idi. Kardeşlerine bunu kabul ettirdi ve
babalarına geldiler.
11.
Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da
Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun! Oysa ki
biz onun iyiliğini istemekteyiz.
12.
Yarın onu bizimle beraber (kıra) gönder de
bol bol yesin (içsin), oynasın. Biz onu
mutlaka koruruz."
13.
(Babaları) dedi ki: Onu götürmeniz beni
mutlaka üzer. Siz ondan habersizken onu bir
kurdun yemesinden korkarım.
Hz.Peygamber’den nakledilen bir hadiste
belirtildiği gibi Ya’kub (a.s.): “Onu kurdun
yemesinden korkarım” şeklindeki bu sözü ile
farkında olmadan onlara, tasarladıkları
planı nasıl örtbas edecekleri konusunda bir
ipucu vermiştir. Gerçekten 17. Ayette de
görüleceği üzere onlar bu ipucundan
yararlanmışlardır.
14.
Dediler ki: Hakikaten biz (kuvvetli) bir
topluluk olduğumuz halde, eğer onu kurt
yerse, o zaman biz gerçekten âciz kimseler
sayılırız.
15.
Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya
ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusufa:
Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar
(işin) farkına varmadan, kendilerine haber
vereceksin, diye vahyettik.
Tefsircilerin birçoğu, ayette geçen “biz
Yusuf’a ... vahyettik” ifadesine dayanarak
Hz. Yusuf’a peygamberliğin daha o zaman
verildiğine kanidir. Cenab-ı Hakk’ın Hz.Yusuf’a
kuyuya atıldığı zamanki bu vadi daha sonra
gerçekleşmiş ve ilerideki ayetlerde
görüleceği üzere Hz. Yusuf bu tuzaktan
kurtulmuş, kardeşlerine de bütün
yaptıklarını bildiğini söylemiştir.
16.
Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler.
17.
Ey babamız! dediler, biz yarışmak üzere
uzaklaştık; Yusufu eşyamızın yanında
bırakmıştık. (Ne yazık ki) onu kurt yemiş!
Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen
bize inanmazsın.
18.
Gömleğinin üstünde sahte bir kan ile
geldiler. (Yakub) dedi ki: Bilakis
nefisleriniz size (kötü) bir işi güzel
gösterdi. Artık (bana düşen) hakkıyla
sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana)
yardım edecek olan, ancak Allah'tır.
Rivayet edildiğine göre kardeşleri,
Yusuf’un gömleğini kana bulayıp babalarına
getirdiklerinde, acı haberi alan Ya’kub
(a.s.), feryada başladı, onun gömleğini
istedi. Onu yüzüne sürüp ağladı ve dedi ki:
“Bugüne kadar böyle yumuşak huylu bir kurt
görmedim! Oğlumu yemiş de sırtındaki gömleği
yırtmamış!” Buna göre Hz. Ya’kub, onların
hilesini sezmişti. Fakat yapılacak bir şey
yoktu.
19.
Bir kervan geldi ve sucularını (kuyuya)
gönderdiler, o da (gidip) kovasını saldı, (Yusufu
görünce) "Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu
bir ticaret malı olarak sakladılar. Allah
onların yaptıklarını çok iyi bilir.
20.
(Kafile Mısır'a vardığında) onu değersiz bir
pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar.
Onlar zaten ona değer vermemişlerdi.
Ayetin son kısmını “...zaten onu hemen
elden çıkarmak istiyorlardı” şeklinde
çevirmek de mümkündür.
21.
Mısır'da onu satın alan adam, karısına dedi
ki: "Ona değer ver ve güzel bak! Umulur ki
bize faydası olur. Veya onu evlât ediniriz."
İşte böylece (Mısır da adaletle hükmetmesi)
ve kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu
öğretmemiz için Yusufu o yere yerleştirdik.
Allah, emrini yerine getirmeye kadirdir.
Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler.
Tefsirlerdeki rivayete göre Hz. Yusuf’u
himayesine alan bu zat Mısır’ın maliye
bakanı idi. O, Hz. Yusuf’un zeka ve
kabiliyetini sezmiş, bu yüzden ileride
kendisinden devlet işlerinde
yararlanabileceğini düşünmüştü. Ayrıca son
derece sevimli bir çocuk olan Hz.Yusuf’u
evlat edinebileceklerini söylemişti. Çünkü
çocukları yoktu.
22.
(Yusuf) erginlik çağına erişince, ona
(isabetle) hükmetme (yeteneği) ve ilim
verdik. İşte güzel davrananları biz böyle
mükâfatlandırırız.
23.
Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat
almak istedi, kapıları iyice kapattı ve
"Haydi gel!" dedi. O da" (Hâşâ), Allah'a
sığınırım! Zira kocanız benim
velinimetimdir, bana güzel davrandı. Gerçek
şu ki, zalimler iflah olmaz!" dedi.
Hz.Yusuf büyümüş, gelişmiş ve görkemli
bir genç olmuştu. Onun bu hali, yaşadığı
evin hanımında kendisine karşı farklı
duyguların belirmesine sebep olmuş ve kadın
Hz.Yusuf’a gayri meşru ilişki teklif
etmişti.
24.
Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer
Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da
kadına meyletmişti. İşte böylece biz,
kötülük ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için
(delilimizi gösterdik). Şüphesiz o ihlâslı
kullarımızdandı.
Tefsircilerin çoğuna göre Hz.Yusuf’un
kadına olan bu meyli cinsel bir meyil idi.
Fakat bazı tefsirciler peygamberlerin böyle
bir meyle kapılmaktan masun ve münezzeh
olduklarını belirterek ayetteki ilgili sözü
“O da kadını dövmeye niyet etmişti. Fakat
Allah’ın ikazı ile bundan vazgeçti” şeklinde
yorumlamışlardır. Her halükarda Hz. Yusuf’un
bu niyet ve meylinden vazgeçmişti.
25.
İkisi de kapıya doğru koştular. Kadın onun
gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında
onun kocasına rastladılar. Kadın dedi ki:
Senin ailene kötülük etmek isteyenin cezası,
zindana atılmaktan veya elem verici bir
işkenceden başka ne olabilir!
26.
Yusuf: "Asıl kendisi benim nefsimden murat
almak istedi" dedi. Kadının akrabasından
biri şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği
önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir,
bu ise yalancılardandır."
27.
"Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın
yalan söylemiştir. Bu ise doğru
söyleyenlerdendir."
28.
(Kocası, Yusuf'un gömleğinin) arkadan
yırtılmış olduğunu görünce, (kadına):
"Şüphesiz, dedi; bu, sizin tuzağınızdır.
Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür."
29.
"Ey Yusuf! Sen bundan (olanları söylemekten)
vazgeç! (Ey kadın!) Sen de günahının affını
dile! Çünkü sen günahkârlardan oldun"
30.
Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin
karısı, delikanlısının nefsinden murat almak
istiyormuş; Yusufun sevdası onun kalbine
işlemiş! Biz onu gerçekten açık bir sapıklık
içinde görüyoruz.
31.
Kadın, onların dedikodusunu duyunca, onlara
dâvetçi gönderdi; onlar için dayanacak
yastıklar hazırladı. Herbirine bir bıçak
verdi. (Kadınlar meyveleri soyarken Yusufa):
"Çık karşılarına!" dedi. Kadınlar onu
görünce, onun büyüklüğünü anladılar.
(Şaşkınlıklarından) ellerini kestiler ve
dediler ki: Hâşâ Rabbimiz! Bu bir beşer
değil... Bu ancak üstün bir melektir!
“Dayanacak yastıklar” diye tercüme edilen
“müttekeen” kelimesi, “yemek meclisi”
şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü onlar
müreffeh insanların adeti olduğu üzere
yerken, içerken, ve sohbet ederken
arkalarına dayanırlardı. Bundan ötürü
dayanarak yemek yeme yasaklanmıştır. Bu
konudaki Cabir hadisi şöyledir:”Allah Resulü
sol elimizle ve arkamıza dayanarak yememizi
yasakladı.”
32.
Kadın dedi ki: İşte hakkında beni
kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden
murat almak istedim. Fakat o, (bundan)
şiddetle sakındı. Andolsun, eğer o kendisine
emredeceğimi yapmazsa mutlaka zindana
atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!
33.
(Yusuf:) Rabbim! Bana zindan, bunların
benden istediklerinden daha iyidir! Eğer
onların hilelerini benden çevirmezsen,
onlara meyleder ve cahillerden olurum! dedi.
34.
Rabbi onun duasını kabul etti ve onların
hilesini uzaklaştırdı. Çünkü O çok iyi
işiten, pek iyi bilendir.
35.
Sonunda (aziz ve arkadaşları) kesin
delilleri görmelerine rağmen (halkın
dedikodusunu kesmek için yine de) onu bir
zamana kadar mutlaka zindana atmaları
kendilerine uygun göründü.
36.
Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha
girdi. Onlardan biri dedi ki: Ben (rüyada)
şarap sıktığımı gördüm. Diğeri de: Ben de
başımın üstünde kuşların yemekte olduğu bir
ekmek taşıdığımı gördüm. Bunun yorumunu bize
haber ver. Çünkü biz seni güzel
davrananlardan görüyoruz, dedi.
37.
(Yusuf) dedi ki: Size yedirilecek yemek
gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size
haber vereceğim. Bu, Rabbimin bana
öğrettiklerindendir. Şüphesiz ben Allah'a
inanmayan bir kavmin dininden uzaklaştım.
Onlar ahireti inkâr edenlerin kendileridir.
Hz.Yusuf gençlerin bu durumundan istifade
ederek onlara tevhid dinini tebliğ etmek
istedi. Dolayısıyla onların rüyalarını
yorumlamadan önce, kendisinin hak din
üzerinde olduğunu, bilgilerinin Allah
tarafından öğretildiğini ve Mısırlıların
yanlış yolda olduklarını bildirerek onları
hazırladı ve hak dini onlara tebliğ etti.
İşte bu ve bundan sonraki üç ayet bununla
ilgilidir.
38.
Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine
uydum. Allah'a herhangi bir şeyi ortak
koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve
insanlara olan lütfundandır. Fakat
insanların çoğu şükretmezler.
39.
Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı
daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan
bir tek Allah mı?
40.
Allah'ı bırakıp da taptıklarınız, sizin ve
atalarınızın taktığı birtakım isimlerden
başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında
herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm
sadece Allah'a aittir. O size kendisinden
başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir.
İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların
çoğu bilmezler.
41.
Ey zindan arkadaşlarım ! (Rüyalarınıza
gelince), biriniz (daha önce olduğu gibi)
efendisine şarap içirecek; diğeri ise
asılacak ve kuşlar onun başından (beynini)
yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu
şekilde) kesinleşmiştir.
42.
Onlardan, kurtulacağını bildiği kimseye dedi
ki: Beni efendinin yanında an, (umulur ki
beni çıkarır). Fakat şeytan ona, efendisine
anmayı unutturdu. Dolayısıyla (Yusuf),
birkaç sene daha zindanda kaldı.
Bazı tefsircilere göre Hz.Yusuf,
Allah’tan başkasından yardım istediği için
beş yıllık hapislikten sonra yedi yıl daha
hapisde kalmaya mahkum oldu. Böylece hapis
süresi on iki yıl oldu.
Burada akla şöyle bir soru gelebilir:
Çeşitli ayet ve hadislerle başkasından
yardım isteme meşru kabul edildiğine, hatta
yerine göre kafirden de yardım
istenebileceğine göre, Hz.Yusuf’un
Allah’tan başkasından da medet umması niçin
hoş karşılanmamıştır? Bunun cevabı şudur:
Allah, peygamberlerini yarattıkları üzerine
seçkin kıldığı gibi işlerin en iyisi, en
güzeli ve en evlasını da onlara
yakıştırmıştır. Peygamber için en evla olan,
darda kaldığı zaman Rabbinden başkasına
dayanmaması ve el açmamasıdır.
43.
Kral dedi ki: Ben (rüyada) yedi arık ineğin
yediği yedi semiz inek gördüm. Ayrıca, yedi
yeşil başak ve diğerlerini de kuru gördüm.
Ey ileri gelenler! Eğer rüya
yorumluyorsanız, benim rüyamı da bana
yorumlayınız.
44.
(Yorumcular) dediler ki: Bunlar karmakarışık
düşlerdir. Biz böyle düşlerin yorumunu
bilenlerden değiliz.
İslam alimleri rüya olayını üç sınıfa
ayırmışlardır: 1.Allah’tan olan ikaz ve
işaretler, 2.Nefisten kaynaklanan düş,
3.Şeytanın korkutma ve saptırmaları.
45.
(Zindandaki) iki kişiden kurtulmuş olan,
uzun bir zaman sonra (Yusufu) hatırlayarak
dedi ki: Ben size onun yorumunu haber
veririm, beni hemen (zindana) gönderin.
46.
(Yusufun yanına gelerek dedi ki:) Ey Yusuf,
ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi
arık ineğin yediği yedi semiz inek ile yedi
yeşil başak ve diğerleri de kuru olan
(başaklar) hakkında bize yorum yap. Ümit
ederim ki, insanlara (isabetli yorumunla)
dönerim de belki onlar da doğruyu
öğrenirler.
47.
Yusuf dedi ki: Yedi sene âdetiniz üzere ekin
ekersiniz. Sonra da yiyeceklerinizden az bir
miktar hariç, biçtiklerinizi başağında (stok
edip) bırakınız.
48.
Sonra bunun ardından, saklayacaklarınızdan
az bir miktar (tohumluk) hariç, o yıllar
için biriktirdiklerinizi yeyip bitirecek
yedi kıtlık yılı gelecektir.
49.
Sonra bunun ardından da bir yıl gelecek ki,
o yılda insanlara (Allah tarafından) yardım
olunacak ve o yılda (meyvesuyu ve yağ)
sıkacaklar.
Yani, bol bol meyve ve sebzelere
kavuşacaklar, üzüm hurma, zeytin ve susam
gibi şeyleri sıkarak sularından istifade
edeceklerdir. Bu bolluk senesine dair rüyada
bir işaret yoktur. Hz. Yusuf bunu sadece bir
vahiy ve ilham ile onlara müjdelemiştir.
50.
(Adam bu yorumu getirince) kral dedi ki:
"Onu bana getirin!" Elçi, Yusufa geldiği
zaman, (Yusuf) dedi ki: "Efendine dön de
ona: Ellerini kesen o kadınların zoru neydi?
diye sor. Şüphesiz benim Rabbim onların
hilesini çok iyi bilir."
51.
(Kral kadınlara) dedi ki: Yusufun nefsinden
murat almak istediğiniz zaman durumunuz
neydi? Kadınlar, Hâşâ! Allah için, biz ondan
hiçbir kötülük görmedik, dediler. Azizin
karısı da dedi ki: "Şimdi gerçek ortaya
çıktı. Ben onun nefsinden murat almak
istemiştim. Şüphesiz ki o doğru
söyleyenlerdendir."
52.
(Yusuf dedi ki): Bu, azizin yokluğunda ona
hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin
hilesini başarıya ulaştırmayacağını
(herkesin) bilmesi içindir.
53.
(Bununla beraber) nefsimi temize
çıkarmıyorum. Çünkü nefis aşırı şekilde
kötülüğü emreder; Rabbim acıyıp korumuş
başka. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek
esirgeyendir.
54.
Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime
özel danışman edineyim. Onunla konuşunca:
Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibi ve
güvenilir birisin, dedi.
Kral gördüğü rüyanın yorumunu bir de Hz.Yusuf’tan
bizzat dinlemek istedi. O da rüyayı ve
yorumunu anlattı. Kral, nasıl tedbir almak
gerektiğini sorunca, Hz.Yusuf: “Bolluk
yıllarında çok ekin ekip ürünü stok etmek
gerekir. Böylece kıtlık yıllarında hem
kendinizin geçimini sağlarsınız hem de
ihracat yaparak hazineye bol döviz
kazandırırsınız” dedi. Kral: “Peki bu işi
kim yapacak?” diye sorunca, Hz.Yusuf:
55.
"Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü
ben (onları) çok iyi korurum ve bu işi
bilirim" dedi.
56.
Ve böylece Yusuf'a orada dilediği gibi
hareket etmek üzere ülke içinde yetki
verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi
eriştiririz. Ve güzel davrananların
mükâfatını zayi etmeyiz.
57.
İman edip de (kötülüklerden) sakınanlar için
ahiret mükâfatı daha hayırlıdır.
Bütün Mısır Hz.Yusuf’un idaresine ve
tasarrufuna verildi. Kral, kendi
selahiyetlerini dahi kullanmasına müsaade
etti.
Hz.Yusuf, tarıma önem verdi. Üretimi
artırdı, ihtiyaç fazlası olan ürünleri stok
etti. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer
stok edilmiş olan ürünleri yemeye ve ihraç
etmeye başladılar. Her taraftan insanlar
gelerek Mısır’dan erzak satın aldılar.
Ya’kub (a.s.)da Yusuf’un öz kardeşi Bünyamin
hariç, diğer oğullarını erzak almak için
Mısır’a gönderdi.
58.
Yusufun kardeşleri gelip onun huzuruna
girdiler, (Yusuf) onları tanıdı, onlar onu
tanımıyorlardı.
59.
(Yusuf) onların yüklerini hazırlayınca dedi
ki: "Sizin bababir kardeşinizi de bana
getirin. Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam
dolduruyorum ve ben misafirperverlerin en
iyisiyim.
60.
Eğer onu bana getirmezseniz, artık benim
yanımda size verilecek bir ölçek (erzak)
yoktur, bana hiç yaklaşmayın!"
61.
Dediler ki: Onu babasından istemeye
çalışacağız, kuşkusuz bunu yapacağız.
62.
(Yusuf) emrindeki gençlere dedi ki:
Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur
ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına
varırlar da belki geri gelirler.
63.
Babalarına döndüklerinde dediler ki: Ey
babamız! Erzak bize yasaklandı. Kardeşimizi
(Bünyamin'i) bizimle beraber gönder de (onun
sayesinde) ölçüp alalım. Biz onu mutlaka
koruyacağız.
64.
Ya'kub dedi ki: Daha önce kardeşi (Yusuf)
hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun
hakkında da size ancak o kadar güvenirim!
(Ben onu sadece Allah'a emanet ediyorum);
Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanların
en merhametlisidir.
65.
Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin
kendilerine geri verildiğini gördüler.
Dediler ki: Ey babamız! Daha ne istiyoruz.
İşte sermâyemiz de bize geri verilmiş.
(Onunla yine) ailemize yiyecek getiririz,
kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de
fazla alırız. Çünkü bu (seferki aldığımız)
az bir miktardır.
66.
(Ya'kub) dedi ki: Kuşatılmanız (ve çaresiz
kalma durumunuz) hariç, onu bana mutlaka
getireceğinize dair Allah adına bana sağlam
bir söz vermediğiniz takdirde onu sizinle
beraber göndermem!" Ona (istediği şekilde)
teminatlarını verdiklerinde dedi ki:
Söylediklerimize Allah şahittir.
67.
Sonra şöyle dedi: Oğullarım! (Şehre) hepiniz
bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan
girin. Ama Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi
sizden savamam. Hüküm Allah'tan başkasının
değildir. (Onun için) ben yalnız O'na
dayandım. Tevekkül edenler yalnız O'na
dayansınlar.
Hz.Ya’kub’un oğullarına Mısır’a değişik
kapılardan girmelerini emretmesinin sebebi
şöyle izah edilir: Oğulları gösterişli
idiler, elbiseleri güzeldi. Birinci
gelişlerinde Melik’ten kimsenin görmediği
izzet ve ikramı görmüşlerdi. Bu yüzden
herkesin hayret dolu bakışları onlara
dikilmişti. Beraber girmeleri halinde
hepsinin birden başlarına bir hal
gelebilirdi.
68.
Babalarının kendilerine emrettiği yerden
(çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun
emrini yerine getirdiler. Fakat bu tedbir)
Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan
savamazdı; ancak Ya'kub içindeki bir dileği
açığa vurmuş oldu. Şüphesiz o, ilim
sahibiydi, çünkü ona biz öğretmiştik. Fakat
insanların çoğu bilmezler.
69.
Yusuf'un yanına girdiklerinde öz kardeşini
yanına aldı ve "Bilesin ki ben senin
kardeşinim, onların yaptıklarına üzülme"
dedi.
Rivayet edildiğine göre Hz. Yusuf,
kardeşlerine ziyafet verdi. Onları sofraya
ikişer ikişer oturttu. Bünyamin yalnız
kalınca ağladı ve dedi ki: Kardeşim Yusuf
sağ olsaydı o da benimle beraber otururdu.
Yusuf (a.s.) onu kendi sofrasına aldı.
Yemekten sonra kardeşlerini ikişer ikişer
evlere misafir verdi. Bünyamin yine yalnız
kalmıştı. Hz.Yusuf dedi ki: Bunun ikincisi
yok, o halde bu da benim yanımda kalsın.
Böylece Bünyamin onun yanında geceledi. Hz.
Yusuf dedi ki: Ölen kardeşin yerine beni
kardeş olarak kabul eder misin? Bünyamin,
“Senin gibi bir kardeşi kim bulabilir? Fakat
seni babam Ya’kub ile annem Rahiyle
doğurmadılar. Hz. Yusuf bunu işitince
ağladı, kalkıp Bünyamin’in boynuna sarıldı
ve “Ben senin kardeşinim..” dedi.
70.
(Yusuf) onların yükünü hazırladığı zaman
maşrabayı kardeşinin yükü içine koydu!
(Kafile hareket ettikten) sonra bir tellal:
Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye seslendi.
71.
(Yusuf'un kardeşleri) onlara dönerek: Ne
arıyorsunuz? dediler.
72.
Kralın su kabını arıyoruz; onu getirene bir
deve yükü (bahşiş) var dediler. (İçlerinden
biri:) Ben buna kefilim, dedi.
73.
Allah'a andolsun ki, bizim yeryüzünde fesat
çıkarmak için gelmediğimizi siz de
biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz,
dediler.
74.
(Yusuf'un adamları) dediler ki: Peki, siz
yalancıysanız bunun cezası nedir?
75.
"Onun cezası, kayıp eşya, kimin yükünde
bulunursa işte o (şahsa el koymak) onun
cezasıdır. Biz zalimleri böyle
cezalandırırız" dediler.
Ya’kub (a.s.)ın şeriatına göre hırsız
yakalanarak çaldığı malın karşılığında mal
sahibine bir sene köle olarak hizmet
ettirilirdi. Mısır kanunlarında ise hırsıza
sopa vurulur ve çaldığı malın iki misli
ödettirilirdi. Hz. Yusuf onlara babalarının
şeriatına göre ceza vermek istedi.
76.
Bunun üzerine Yusuf, kardeşinin yükünden
önce onların yüklerini (aramaya) başladı.
Sonra da onu, kardeşinin yükünden çıkarttı.
İşte biz Yusufa böyle bir tedbir öğrettik,
yoksa kralın kanununa göre kardeşini
tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi
hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle
yükseltiriz. Zira her ilim sahibinin üstünde
daha iyi bilen birisi vardır.
77.
(Kardeşleri) dediler ki: "Eğer o çaldıysa,
daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı."
Yusuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı.
(Kendi kendine) dedi ki: Siz daha kötü
durumdasınız! Allah, sizin anlattığınızı çok
iyi bilir.
Rivayet edildiğine göre Hz. Yusuf’un
halası onu çok severdi. Yusuf büyüyünce,
babası onu yanında bulundurmak istedi.
Halası da Yusuf’un kendi yanında kalmasını
istiyordu. Bunun için İbrahim (a.s.)dan
kendisine miras kalmış olan kuşağını
Yusuf’un beline bağladı. Sonra kaybolduğunu
söyledi. Kuşak arandı ve Yusuf’un üzerine
çıktı. Kanun gereği Yusuf’u yanında
alıkoydu. İşte Yusuf’un kardeşleri bu duruma
işaret etmek istemişlerdir.
78.
Dediler ki: Ey aziz! Gerçekten onun çok
yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim
birimizi alıkoy. Zira biz seni, iyilik
edenlerden görüyoruz.
79.
Dedi ki: Eşyamızı yanında bulduğumuz
kimseden başkasını yakalamaktan Allah'a
sığınırız, o takdirde biz gerçekten zalimler
oluruz!
80.
Ondan ümitlerini kesince, (meseleyi) gizli
görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara)
çekildiler. Büyükleri dedi ki: "Babanızın
sizden Allah adına söz aldığını, daha önce
de Yusuf hakkında işlediğiniz kusuru
bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye
veya benim için Allah hükmedinceye kadar bu
yerden asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin
en hayırlısıdır.
81.
Babanıza dönün ve deyin ki: "Ey babamız!
Şüphesiz oğlun hırsızlık etti. Biz,
bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik.
Biz gaybın bekçileri değiliz.
82.
(İstersen) içinde bulunduğumuz şehire (Mısır
halkına) ve aralarında geldiğimiz kafileye
de sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz."
Kalkıp babalarına geldiler ve
kardeşlerinin söylediklerini aynen
söylediler.
83.
(Babaları) dedi ki: "Hayır, nefisleriniz
sizi (böyle) bir işe sürükledi. (Bana düşen)
artık, güzel bir sabırdır. Umulur ki, Allah
onların hepsini bana getirir. Çünkü O çok
iyi bilendir, hikmet sahibidir."
Yusuf’un kardeşleri daha önce babalarına
karşı yalan söylediklerinden dolayı, bu
seferki doğrularına babaları inanmak
istemedi. Onlara, “Hayır, sizi nefisleriniz
aldatıp böyle büyük bir işe sürüklemiş.
Yoksa bizim şeriatımızda hırsızın esir
olarak yakalanacağını aziz ne bilirdi?”
dedi.
84.
Onlardan yüz çevirdi, "Ah Yusuf'um ah!" diye
sızlandı ve kederini içine gömmesi yüzünden
gözlerine boz geldi.
85.
(Oğulları:) "Allah'a andolsun ki sen hâla
Yusuf'u anıyorsun. Sonunda ya hasta
olacaksın ya da büsbütün helâk olacaksın!"
dediler.
86.
(Ya'kub:) Ben sadece gam ve kederimi Allah'a
arzediyorum. Ve ben sizin bilemiyeceğiniz
şeyleri Allah tarafından (vahiy ile)
biliyorum, dedi.
87.
Ey oğullarım! Gidin de Yusuf'u ve kardeşini
iyice araştırın, Allah'ın rahmetinden ümit
kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan
başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.
Bunun üzerine Mısır’a döndüler.
88.
Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Ey
aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz
değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı
tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da
bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri
mükâfatlandırır.
89.
Yusuf dedi ki: Siz, cahilliğiniz yüzünden
Yusuf ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor
musunuz?
Tefsirlerde belirtildiğine göre Hz.
Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri, bu en küçük
kardeşlerine de daima hakaret ve eziyet
ederlerdi.
90.
Yoksa sen, gerçekten Yusuf musun? dediler. O
da: (Evet) ben Yusufum, bu da kardeşim.
(Birbirimize kavuşmayı) Allah bize lütfetti.
Çünkü kim (Allah'tan) korkar ve sabrederse,
şüphesiz Allah güzel davrananların
mükâfatını zayi etmez, dedi.
91.
(Kardeşleri) dediler ki: Allah'a andolsun,
hakikaten Allah seni bize üstün kılmış.
Gerçekten biz hataya düşmüşüz.
92.
(Yusuf) dedi ki: "Bugün sizi kınamak yok,
Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en
merhametlisidir."
93.
"Şu benim gömleğimi götürün de onu babamın
yüzüne koyun, (gözleri) görecek duruma
gelir. Ve bütün ailenizi bana getirin."
Rivayete göre Yusuf (a.s.), kardeşlerine
sabah akşam ziyafet veriyordu. Kardeşleri
ise daha önce ona yaptıklarını hatırlayarak
sıkılıyorlardı. Ona bir adam göndererek
dediler ki: Siz bizi sabah akşam yemeğe
davet ediyorsunuz, fakat biz sana karşı
yaptıklarımızdan dolayı senden utanıyoruz.
Yusuf (a.s.)da, onlara şöyle cevap verdi:
Mısırlılar şimdiye kadar bana hep ilk
gördükleri gözleriyle bakıyorlar ve “Yirmi
dirheme satılmış bir köleyi ulaştığı bu
mertebeye yükselten Allah’ı tenzih ederiz”
diyorlardı. Şimdi ise sizin sayenizde şeref
kazandım. Çünkü benim sizin kardeşiniz ve
İbrahim(s.a.) gibi büyük bir peygamberin
torunu olduğumu anladılar.
94.
Kafile (Mısır'dan) ayrılınca, babaları
(yanındakilere): Eğer bana bunamış
demezseniz inanın ben Yusuf'un kokusunu
alıyorum! dedi.
95.
(Onlar da:) Vallahi sen hâla eski
şaşkınlığındasın, dediler.
96.
Müjdeci gelince, gömleği onun yüzüne koyar
koymaz (Ya'kub) görür oldu. Ben size: "Allah
tarafından (vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz
şeyleri bilirim" demedim mi! dedi.
Bu müjdeci Yehuda idi. “Kanlı gömleği
babama ben götürmüş ve onu kedere boğmuştum,
şimdi de bu gömleği yine ben götüreyim ve
sevincine sebep olayım” diyerek Mısır’dan
Ken’an iline kadar yalınayak başaçık
yürüdüğü rivayet edilir.
97.
(Oğulları) dediler ki: Ey babamız!
(Allah'tan) bizim günahlarımızın affını
dile! Çünkü biz gerçekten günahkârlar idik.
98.
(Ya'kub:) Sizin için Rabbimden af
dileyeceğim. Çünkü O çok bağışlayan, pek
esirgeyendir, dedi.
99.
(Hep beraber Mısır'a gidip) Yusufun yanına
girdikleri zaman, ana-babasını kucakladı,
"Güven içinde Allah'ın iradesiyle Mısır'a
girin!" dedi.
Rivayete göre Hz. Yusuf’la beraber
hükümdar ve bütün halk onları karşılamaya
çıkmışlar ve saf tutmuşlardı. Karşı karşıya
geldiklerinde Hz. Ya’kub, Hz.Yusuf ve orada
bulunan diğerleri atlarından indiler ve iki
peygamber birbirini kucakladılar.
100.
Ana ve babasını tahtının üstüne çıkartıp
oturttu ve hepsi onun için (ona kavuştukları
için) secdeye kapandılar. (Yusuf) dedi ki:
"Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm)
rüyanın yorumudur. Rabbim onu
gerçekleştirdi. Doğrusu Rabbim bana (çok
şey) lütfetti. Çünkü beni zindandan çıkardı
ve şeytan benimle kardeşlerimin arasını
bozduktan sonra sizi çölden getirdi.
Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfedicidir.
Kuşkusuz O çok iyi bilendir, hikmet
sahibidir."
101.
"Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin
ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu
da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen
dünyada da ahirette de benim sahibimsin.
Beni müslüman olarak öldür ve beni sâlihler
arasına kat!"
Rivayet olunduğuna göre Hz. Ya’kub
Mısır’da oğlunun yanında 24 sene yaşadıktan
sonra vefat etti. Önceden yaptığı vasiyet
üzerine naşı, Şam’da defnedilmiş bulunan
babası İshak’ın yanına gömüldü. Hz. Yusuf da
babasından sonra 23 yıl daha yaşadı. Onun
naşını da Mısırlılar mermer bir sandık içine
koyarak Nil’e gömdüler. Mısırlılar onu çok
sevdikleri için onun kendi memleketlerinde
kalmasını istemişlerdi. Daha sonra Hz. Musa
onun naşını bularak babası Ya’kub’un yanına
götürüp defnetti.
102.
İşte bu (Yusuf kıssası) gayb
haberlerindendir. Onu sana vahyediyoruz.
Onlar hile yaparak işlerine karar verdikleri
zaman sen onların yanında değildin (ki
bunları bilesin).
103.
Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların
çoğu iman edecek değillerdir.
104.
Halbuki sen bunun için (peygamberlik
görevini îfa için) onlardan bir ücret
istemiyorsun. Kur'an, âlemler için ancak bir
öğüttür.
105.
Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki,
onlar bu delillerden yüzlerini çevirip
geçerler.
“Ayet” kelimesi lügatte, alamet,
şaşılacak şey ve cemaat manalarına gelir.
Terim olarak, Kur’an-ı Kerim’in kısa veya
uzun bir parçası demektir.Burada “ayet”
kelimesi alamet, delil ve ibret veren şey
manalarında kullanılmıştır. Yani Allah’ın
varlığına, birliğine, ilmine, kudretine ve
hikmetinin kemaline delalet eden, gerek
insanın kendinde, gerekse dış dünyada,
göklerde ve yerde nice delil vardır ki
bunlar insanların nazar-ı dikkatlerine
sunulmuştur. İnsan oğlunun ilmi, fikri,
felsefi ve teknik hayatı bu olaylarla her
zaman karşı karşıyadır. Buna ibret almadan
yüz çevirir geçer. Halbuki insanoğlu, bu
tabiat olayları üzerinde düşünse, bunlardaki
incelikleri ve bunlara hakim olan ilahi
kanunları bulup keşfedecektir, dolayısıyla
hem dünyada terakki edecek, hem de ahirette
mutlu olacaktır.
106.
Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah'a
iman ederler.
Arabistan halkında tek tanrı inancı
vardı; ancak çeşitli şekillerde Allah’a
ortak koşuyorlardı. Mekkeliler, “Melekler
Allah’ın kızlarıdır”; bir kısım müşrikler
de, “Tanrı’ya yaklaşmak için putlara
tapıyoruz” derlerdi. Hıristiyanlar, “İsa
Allah’ın oğludur” derken, yahudiler de
“Uzeyr Allah’ın oğludur” diyorlardı. Böylece
insanların çoğu Allah’a ortak koşuyorlardı.
Ayette bunlara işaret edilmektedir.
107.
Allah tarafından kuşatıcı bir felâket
gelmesi veya farkında olmadan kıyametin
ansızın kopması karşısında kendilerini emîn
mi gördüler?
108.
(Resûlüm!) De ki: "İşte bu, benim yolumdur.
Ben Allah'a çağırıyorum, ben ve bana uyanlar
aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah'ı
(ortaklardan) tenzih ederim! Ve ben ortak
koşanlardan değilim."
109.
Senden önce de, şehirler halkından
kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden
başkasını peygamber göndermedik. (Kâfirler)
yeryüzünde hiç gezmediler mi ki,
kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl
olduğunu görsünler! Sakınanlar için ahiret
yurdu elbette daha iyidir. Hâla aklınızı
kullanmıyor musunuz?
Bu ayet, “Allah, peygamber olarak
melekleri gönderseydi ya!” diyen kafirlere
cevap olarak inmiştir.
110.
Nihayet peygamberler ümitlerini yitirip de
kendilerinin yalana çıkarıldıklarını
sandıkları sırada onlara yardımımız gelir ve
dilediğimiz kimse kurtuluşa erdirilir.
(Fakat) suçlular topluluğundan azabımız asla
geri çevrilmez.
111.
Andolsun onların (geçmiş peygamberler ve
ümmetlerinin) kıssalarında akıl sahipleri
için pek çok ibretler vardır. (Bu Kur'an)
uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o,
kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi
açıklayan (bir kitaptır); iman eden toplum
için bir rahmet ve bir hidayettir.

Nüzul
sebebi ve nüzul zamanı
İçinde söz konusu edilen olaylar gösteriyor
ki, bu sure Rasulullah'ın (s.a) Mekke'deki
son dönemi esnasında, yani Kureyş'in
kendisini öldürme, sürme, veya hapsetme
planları tasarladığı sırada nazil olmuştur.
O dönemde bir takım kafirler (muhtemelen
tahrikçi Yahudiler) bir soru atmışlardı
ortaya: "İsrailoğulları niçin Mısır'a
gitti?" Bu sorunun ortaya atılma nedeni,
Yahudilerin bu hikayeden haberdar
olmamaları, geleneklerinde böyle bir
rivayetten söz edilmiyor olması ve
Rasulullah'ın da (s.a) daha önce bu
hikayeden ima yollu da olsa hiç söz etmemiş
olmasıydı. Dolayısıyla bu soruya tatmin
edici bir cevap veremeyeceğini yahut kaçamak
karşılıklar vereceğini ve ardından cevabı
bir takım Yahudilerden soruşturacağını
ummuşlardı. Böylece güya tüm foyası meydana
çıkmış olacaktı. Fakat tüm umutlarının
aksine işler tersine döndü ve Allah Hz.
Yusuf'un (a.s) tüm kıssasını elçisine
vahyetti ve o da kıssayı oracıkta irşad
etti. Bu durum Kureyş'i müthiş biçimde
şaşırtmıştı, çünkü yalnız kafalarındaki
şemalar alt üst olmakla kalmıyor, aynı
zamanda şu uyarıya maruz kalıyorlardı: "Eğer
sizler de bu Rasule, Yusuf'a kardeşlerinin
davrandığı gibi davranırsanız, sonunuz
onlarınki gibi olur."
Vahyediliş Amacı:
Yukarıda söylenenlerden bu surenin iki amaç
için vahyedildiği ortaya çıkıyor:
Birinci amaç: Hz. Muhammed'in (s.a)
risaletine delil getirmekti. Üstelik bu
delil bizzat muhalifleri tarafından
istenmekteydi. Ve böylece onun bilgisinin
kulaktan dolma değil, vahiyle edinilmiş
bilgi olduğu ortaya konmuş olacaktı. Zaten
bu durum giriş ayetlerinde açıkça
zikredilmekte ve sonuç bölümünde de
yeterince açıklanmaktadır.
İkinci amaç, surenin muhtevasını Kureyş'in
durumuna uygulamak ve Rasulullah'la (s.a)
aralarındaki savaşı eninde sonunda
kaybedecekleri konusunda onları uyarmaktı.
Çünkü onlar da tıpkı kardeşlerinin Hz.
Yusuf'a (a.s) yaptıkları gibi kardeşleri
Rasulullah'a (s.a) eziyet ediyorlardı.
Böylece Kureyş'e dolaylı yoldan işledikleri
kötü fiillerinin, tıpkı, Hz. Yusuf (a.s)
meselesinde kardeşlerinin -onu kuyuya
attıktan sonra bile- başarısızlığa uğraması
gibi hüsranla sonuçlanacağı anlatılmış
oluyordu. Bu böyledir; çünkü Allah'ın
iradesinin önüne geçecek hiçbir güç yoktur.
Nitekim tıpkı Hz. Yusuf'un (a.s) önünde
kardeşlerinin boyun bükmesi gibi onlar da
bir gün helak etmeye çalıştıkları
kardeşlerinden af dileyeceklerdir. Bu 7.
ayette apaçık belirtilmiştir. "Andolsun
Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında Kureyş
arasından soranlar için ayetler vardır."
Bu kıssayı mevcut çatışmaya uygulamak
suretiyle Kur'an, daha sonraki on yıl içinde
cereyan edecek olayları da açık seçik haber
vermiş oluyordu. Bu surenin nüzulundan henüz
iki yıl geçmişti ki, Kureyş Hz. Yusuf'un
kardeşleri gibi Rasulullah'ı (s.a) öldürmeye
azmetti ve bunun üzerine Rasulullah (s.a)
yine Hz. Yusuf'un (a.s) Mısır'a gidip orada
bir güç kazanması gibi, Mekke'den Medine'ye
göç etmek zorunda kaldı ve benzer bir güç
kazandı. Yine, sonuçta Kureyş, tıpkı
kardeşlerinin Hz. Yusuf'un (a.s) huzurunda
boyun bükmeleri gibi Rasulullah'ın (s.a)
önünde boyunlarını bükmüşlerdi.Kardeşleri
Yusuf'a: "Bize lütfet zira, Allah bağışta
bulunanları cömertçe ödüllendirir" (ayet,
88) dediklerinde Hz. Yusuf (a.s) , onları
bağışlamış -ve her ne kadar onlardan intikam
alabilecek güçteyse de - onlara şöyle
demişti: "... Bugün sizin için bir yargılama
yoktur. Sizi Allah affetsin. O
merhametlilerin en merhametlisidir." (Ayet,
92) . Aynı olay Mekke'nin fethinden sonra Hz.
Muhammed (s.a) ile onun huzurunda biçare
duran Kureyş arasında cereyan etmişti.
Rasulullah (s.a) da intikam almak için
gerekli güce sahipken bunu yapmadı onlara:
"Size şimdi ne yapacağımı sanıyorsunuz?"
diye sordu. Onlar da: "'Sen kerim bir
kardeşsin, kerim bir kardeşin oğlusun"
deyince onları şu sözlerle bağışladı:
"İstirhamınıza Yusuf'un, kardeşlerine
verdiği karşılığın aynısını veriyorum. Bugün
sizin için bir yargılama yoktur,
bağışlandınız".
Konusu ve Konuyu Ele Alış Biçimi:
Dahası, Kur'an-ı Kerim bu kıssayı yalnızca
bir anlatı olarak sunmakla kalmayıp, onu
aşağıdaki şekillerde bir tebliğ aracı olarak
da kullanmıştır.
Anlattıkları boyunca Kur'an, İbrahim, İshak,
Yakub ve Yusuf'un (a.s) inandığı dinin Hz.
Muhammed'inkiyle (s.a) aynı olduğunu ve
hepsinin çağırdığı mesajın Hz.
Muhammed'inkiyle (s.a) aynı mesaj olduğunu
açıklığa kavuşturmuştur.
Sonra, Hz. Yakub ve Hz. Yusuf (a.s)
karakterleri, Yusuf'un kardeşleri, ticaret
kervanındakiler, devlet ricali, Mısır azizi,
onun zevcesi, Mısır'ın "sosyetik
bayanları"yla çelişmekte idi. Bu durum
okuyucunun önüne kendiliğinden şu meseleyi
getirmektedir: "Allah'a ibadete ve ahiret
hesabına dayalı İslam'ın şekillendirdiği ilk
karakterlerle; dünyaya tapmaya, Allah'ı ve
ahiret'i hiçe saymaya dayalı küfrün ve
"cehalet"in şekillendirdiği ikinci
karakterleri karşılaştırın ve hangisini
tercih edeceğinize kendiniz karar verin."
Kur'an bu kıssayı, bir başka gerçeği daha
gündeme getirmek için kullanmaktadır: Allah
ne dilerse o olur; insan hiçbir karşı-planla
O'nun stratejisini (mekr) altedemez,
olmasını engelleyecek yahut oluşumunu
değiştirecek herhangi bir önlem alamaz.
Aksine, hep olan odur ki, insan kendi amacı
için devreye soktuğu ve kendi amacına hizmet
edeceğine inandığı bir çok vasıtanın sonunda
kendi amacı aleyhine işlediğini, ilahi amaca
hizmet ettiğini anlayıverir. Hz. Yusuf'un
kardeşleri onu kuyuya attıkları zaman,
alınabilecek en köklü tedbiri aldıklarını
düşünüyorlardı. Oysa aslında Hz. Yusuf'u
(a.s) Mısır'a yönetici yapacak olan ilahi
planın yolunu döşemekteydiler ve sonunda
onun huzurunda boyun bükeceklerdi. Aynı
şekilde Aziz'in karısı da intikam almak
düşüncesiyle Hz. Yusuf'u (a.s) zindana
göndermişti, fakat aslında ona Mısır'ın
yöneticisi olma fırsatını sağlamış
olmaktaydı ve sonunda kendi apaçık günahını
itiraf etmenin utancını yaşayacaktı.
Ve bunlar Allah'ın yüceltmek istediği
kimseyi düşürmek için, tüm dünyanın birleşse
de başarılı olamayacağını ispatlayan
münferid örnekler değildir. Yine, Hz.
Yusuf'u (a.s) "halletmek" için kardeşlerinin
başvurduğu "güvenilir ve etkili" vasıtalar
Allah tarafından Hz. Yusuf'un(a.s) başarısı,
kardeşlerininse zillete düşmesi yolunda
kullanılmışlardı. Buna karşılık eğer Allah
birinin düşmesini dilemişse ne kadar etkili
olursa olsun hiçbir vasıta bu dileğe karşı
duramaz, hatta onun düşüş ve çöküşüne, bu
vasıtaları kullananların zelil oluşuna
katkıda bulunurlar.
Ötesi, bu kıssada Allah yolunu izlemek
isteyenler için de çeşitli dersler ihtiva
etmektedir. Kıssanın öğrettiği ilk ders,
ilahi yasanın çizdiği sınırlar içinde kalan
bir kimsenin amaç, hedef ve vasıtalarıyla
başarılı olması ya da olmamasının tümüyle
Allah'a kalmış bir şey olduğudur.
Dolayısıyla temiz amaçları öngörmüş, meşru
vasıtalara başvurmuş fakat başarılı olamamış
bir kimse en azından rezalet ve zilletten
korunmuş olacaktır. Oysa aşağılık bir amacı
öngörmüş ve amaca ulaşmak için de gayri
meşru vasıtalara başvurmuş bir kimse
yalnızca ahirette rezil rüsvay olmakla
kalmayacak aynı zamanda bu dünyada da rezil
ve zelil olmanın riskini göze alacaktır.
Kıssa'nın öğrettiği ikinci ders şudur:
Hakikat ve adalet adına gayret gösterenler,
Allah'a güvenenler ve tüm işlerinde O'nu
vekil bilenler, O'ndan yardım ve teselli
alırlar. Bu kendilerine, düşmanları
karşısında cesaret ve güven sağlar, güçlü
düşmanların korkunç vasıtalarıyla burun
buruna geldikleri zaman moralleri bozulmaz.
Görevlerini korukuszca yerine getirirler. ve
sonucu Allah'a havale ederler.
Fakat bu kıssanın öğrettiği en büyük ders,
bir müminin gerçek İslami niteliklerle
bezenmesi ve hikmetle donanması halinde,
sırf bu niteliklerin gücüyle tüm bir beldeyi
fethedebileceğidir. Hz. Yusuf (a.s) , bunun
şahika bir örneğini teşkil edecek şekilde
saf ve yüksek karakterli bir kimsenin en
olumsuz şartlar altında bile başarılı
olabileceğini bizzat göstremiştir. Hz. Yusuf
(a.s) Mısır'a gittiği zaman, sadece onyedi
yaşında bir delikanlıydı, yalnız ve garibti;
ayrıca hiç bir tedariki yoktu. Olmadığı gibi
burada bir köle olarak satılmıştı. -Ve
ayrıca bu dönemdeki kölelerin içinde
bulunduğu korkunç şartları her tarih
öğrencisi bilir- Dahası sonra bir iftiraya
uğrayıp süresiz zindana atılmıştı. Fakat bu
zorlu dönemi boyunca bir kez olsun, sonunda
kendisini ülkenin en üst düzey yetkilisi
yapacak olan ahlaki ve imani niteliklerinden
asla vazgeçmedi.
Tarihi ve Coğrafi Arka-plan
Şu tarihi ve coğrafi ayrıntılar kıssayı
anlamamıza yardım edecektir: Hz. Yusuf (a.s)
, Hz. Yakub'un (a.s) oğlu Hz. İshak'ın (a.s)
torunu, Hz. İbrahim'in (a.s) de büyük
torunudur. Kitab-ı Mukaddes'e göre (Kur'an'da
zikredilenler de bu rivayeti teyid eder) Hz.
Yakub'un (a.s) dört hanımından olma oniki
oğlu vardı. Hz. Yusuf (a.s) ve küçük kardeşi
Bünyamin bir karısından, kalan on oğlu da
diğer hanımlarından olmaydı. Hz. Yakub (a.s)
, babası Hz. İshak'ın, ondan evvel de Hz.
İbrahmi'in (a.s) yaşadığı ve "Shechem" denen
yerde kendine bir arazi parçası edindiği
Hebron (yani Filistin) de yerleşmişti.
HARİTA -VIII-
Yusuf (a.s) 'un kıssası ile ilgili harita.
Kitab-ı Mukaddes araştırmacılarına göre
Yusuf (a.s) yaklaşık M. Ö. 1906'da doğmuştu
ve kendisi ile ilgili kıssanın başlangıcı
M.Ö. 1890 dolaylarında vuku bulmuştu. Yani
rüyayı gördüğünde ve kuyuya atıldığında
onyedi yaşındaydı. Kitab-ı Mukaddes ve
Talmud'a dayalı rivayetlere göre Kuyu
Shechem'in kuzeyindeki Dothan yakınındaydı
ve onu kuyudan çıkaran kervan (öte
Ürdün'deki) Gilead'tan gelip Mısır'a
gitmekteydi.
Mısır'ı yöneten 15. hanedan tarihte Hyksos
kralları olarak bilinir. Hyksos'lar Arap
ırkındandı ve 2000 yıllarında
Suriye-Filistin'den göçedip Mısır'a
gelmişler ve ülkeyi ele geçirmişlerdi.
Arap tarihçileri ve Kur'an yorumcuları
onlara Amalik adını vermişlerdir ve bu,
Mısır bilimciler (egyptologist) tarafından
yapılan yakın tarihli araştırmalarla da
teyid edilmiştir. Hyksoslar ülkede hüküm
süren iç kargaşayı fırsat bilip kendi
krallıklarını kurmuş istilacılardı. Hz.
Yusuf'un (a.s) iktidara gelişi ve ardından
İsrailoğulları'nın Mısır'ın en münbit
bölgesine yerleşmeleri konusunda hiçbir
zanna mahal olmayışının nedeni budur; elde
ettikleri güç ve etkinlik, onların Mısır'ı
istila eden yabancılarla aynı ırktan
oluşuyla ilgiliydi.
Hyksoslar M. Ö. 15. yy.ın sonuna dek
Mısır'da hüküm sürdü ve uygulamada tüm
güçler İsrailoğulları'nın elinde kaldı.
Kur'an bu olaya Maide suresi'nin 20.
ayetinde atıfta bulunur: "Allah içinizden
peygamberler çıkardı ve sizi yöneticiler
eyledi". Sonra bu hanedanı alaşağı eden
büyük bir ulusalcı ayaklanma böşgösterdi ve
yaklaşık 250.000 Amaliki ülkeden sürüldü.
Bunun sonucu olarak oldukça mutaassıp bir
kıpti hanedanı iktidarı ele geçirdi ve
Amalikîlilerle ilgili herşeyi kötünden
kazıdı. Daha sonra da Hz. Musa'nın (a.s)
kıssasında zikredilen İsrailoğulları'na
toplu zulüm hadisesi başladı.
Ayrıca Mısır tarihinden "Hyksos kralları'nın
Mısır'ın geleneksel tanrılarını kabul
etmediğini ve bu yüzden de dinlerini
Mısır'da yaymak için Suriye'den kendi
ilahlarını ithal ettiklerini öğreniyoruz.
Kur'an'ın Hz. Yusuf'un çağdaşı olan kralı
Firavun diye anmasının nedeni budur. Zira bu
ünvan Mısır'ın kendi özgün dinleriyle
bağlantılı bir ünvandı ve Hyksoslarda bu
dine inanmıyorlardı. Fakat Kitab-ı Mukaddes
bu krala yanlış bir tesmiye ile "Firavun"
demektedir. Öyle görünüyor ki, Kitab-ı
Mukaddes yazarları tüm Mısır krallarının
"Firavun" olduklarını sanmaktaydılar.
Karşılaştırmalı Kitab-ı Mukaddes ve Mısır
tarihi üzerine çalışan modern araştırmacılar
Hyksos kralı Apophis'in, Hz. Yusuf'un (a.s)
çağdaşı olan kral olduğu görüşünü
paylaşmaktadırlar.
O devirde Memphis Mısır'ın başkentiydi. Bu
kente ait kalıntılara Kahire'nin güneyinde
14 mil mesafedeki Nil kıyısında
rastlanmaktadır. Hz. Yusuf (a.s) buraya
getirildiğinde 17-18 yaşlarındaydı.
Aziz'in yanında iki-üç yıl, zindandaysa
sekiz-dokuz yıl kaldı; Mısır'a yönetici
olduğunda otuz yaşındaydı ve iktidarda
seksen yıl tekbaşına kaldı. İktidarının
dokuzuncu ve onuncu yılında babası Yakub'a
(a.s) kendisi ve tüm aile fertlerinin
Filistin'den Mısır'a gelmeleri için haber
yolladı. Kitab-ı Mukaddes'e göre onları Hz.
Musa'nın (a.s) yaşadığı Goshen bölgesine
yerleştirmiştir. Yine Kitab-ı Mukaddes'e
göre Hz. Yusuf(a.s) ölmeden önce
akrabalarından şu yemini almıştı: "Bu
ülkeden atalarınızın ülkesine döndüğünüzde
kemiklerimi alıp beraberinizde
götüreceksiniz." Sonra öldü. Öldüğünde yüz
on yaşındaydı. Akrabaları da kendisini
mumyaladılar.
Her ne kadar Kur'an'da anlatılan Yusuf
kıssası Kitab-ı Mukaddes ve Talmud'la
ayrıntılara indikçe farklılaşıyorsa da, üçü
de temel öğelerde ittifak halindedirler. Biz
de bu farklılıkları gerektiği yer ve zamanda
açıklayıcı notlarımızla izaha çalışacağız.
(Tefhimü'l-Kur'an, Mevdudi)
|