|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki:
Ganimetler Allah ve Peygamber'e aittir. O
halde siz (gerçek) müminler iseniz Allah'tan
korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne
itaat edin.
Ganimetlerin Allah’a ait olması demek,
savaşta alınan mal ve mülkün İslam devletine
ait olması demektir.
2.Müminler ancak, Allah anıldığı zaman
yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın
âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve
yalnız Rablerine dayanıp güvenen
kimselerdir.
3.
Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve
kendilerine rızık olarak verdiğimizden
(Allah yolunda) harcayan kimselerdir.
4.
İşte onlar gerçek müminlerdir. Onlar için
Rableri katında nice dereceler, bağışlanma
ve tükenmez bir rızık vardır.
Bedir savaşına çıkarken müslümanların
kısmı huzursuz idiler. Bazıları da
ganimetlerin bölüştürülmesinde hoşnutsuzluk
gösterdiler. Allah Teala onların bu durumunu
öncekilerin hoşnutsuzluk durumlarına teşbih
ederek şöyle buyurdu:
5.
(Onların bu hali,) müminlerden bir gurup
kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni
evinden hak uğruna çıkardığı (zamanki
halleri) gibidir.
6.
Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri
göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad
hususunda) seninle tartışıyorlardı.
Hicretin ikinci yılında Mekke müşrikleri,
Ebu Süfyan’ın başkanlığında bir ticaret
kervanınn Şam’a gönderdi. Resulullah (s.a.)
kervanın dönüşünü haber alınca,daha önce
kendilerini yurtlarından çıkarmış olan
Kureyş’in bu kervanını vurmak istedi ve üç
yüzden fazla arkadaşıyla yola çıktı. Fakat
durumdan haberdar olan Ebu Süfyan, bir
taraftan kervanı kurtarmak için Kureyş’e
haber göndermiş, diğer taraftan da yolunu
değiştirerek kervanı kurtarmıştı. Müşrikler
bin kişilik bir ordu ile yola çıktılar.
Müslümanlar artık kervanla değil Kureyş
cengaverleri ile karşılaşacaklardı. Ashaptan
bir kısmı, “Biz kervanı yakalamak için
çıktık, böyle bir savaşa hazırlıklı değiliz”
diyerek çekingenlik gösteriyorlardı.
Neticede savaşma hususunda ittifat ettiler
ve gerçekten de zafer müslümanların oldu.
7.
Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden
(kervan veya Kureyş ordusundan) birinin
sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz
olanın (kervanın) sizin olmasını
istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı
gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok
ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
8.
(Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı
gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak
içindi.
9.
Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım
istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin
melek ile size yardım edeceğim, diyerek
duanızı kabul buyurdu.
Resulullah (s.a.) kendi arkadaşlarının
azlığını, müşriklerin de çokluğunu görünce,
kıbleye yönelerek iki elin uzattı ve şöyle
dua etti: “Allah’ım! Bana verdiğin sözü
yerine getir. Allah’ım! Bu cemaatı helak
edersen artık yeryüzünde sana ibadet edecek
kimse kalmayacak!” Resulullah(s.a.) bu duayı
devamlı olarak okudu. Allah Teala da onun
duasını kabul ederek bin melek ile yardım
etti. İşte yukarıdaki ayette buna işaret
edilmektedir.
10.
Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde
olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye
yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah
tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir,
yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
11.
O zaman katından bir güven olmak üzere sizi
hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi
temizlemek, şeytanın pisliğini (verdiği
vesveseyi) sizden gidermek, kalplerinizi
birbirine bağlamak ve savaşta sebat ettirmek
için üzerinize gökten bir su (yağmur)
indiriyordu.
Kureyş ordusu daha önce gelip Bedir
kuyusu çevresinde yerleşmişti. İslam
mücahitleri ise susuzdu. Aynı zamanda
tuttukları mevki de çok kumluk olduğundan
serbestçe harekete imkan vermiyordu. Yağan
yağmur hem onların kalbindeki bazı
vesveseleri giderdi, morallerini yükseltti
hem de su ihtiyaçlarını karşıladı. Ayrıca
kumluk bir yer olan savaş alanını
pekiştirerek harekete elverişli bir duruma
getirdi.
12.
Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak ben sizinle
beraberim; haydi iman edenlere destek olun;
Ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım;
vurun boyunlarına! Vurun onların bütün
parmaklarına! diye vahyediyordu.
13.
Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne
karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve
Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah,
azabı şiddetli olandır.
14.
İşte bu yenilgi size Allah'ın azabı!
Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de
cehennem ateşinin azabı vardır.
15.
Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle
karşılaştığınız zaman onlara arkanızı
dönmeyin. (Korkup kaçmayın).
16.
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya
diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu
dışında, kim öyle bir günde onlara arka
çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını
hak etmiş olarak döner. Onun yeri de
cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü
yerdir!
17.
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat
Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen
atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu,
müminleri güzel bir imtihanla denemek için
(yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
Kureyş ordusu, müslümanlarla savaşmak
için ilerleyince Resulullah (s.a.) ellerini
kaldırarak: “Alllah’ım! Kureyş, senin
Resulünü yalanlayan kibirli liderleriyle
geldi. Allah’ım! Bana verdiğin sözü yerine
getirmeni diliyorum!” diye dua etti. Ve iki
topluluk karşılaşınca yerden bir avuç toprak
alıp düşmanın yüzlerine serpti. Kureyş
ordusunun gözleri görmez oldu ve sonunda
bozguna uğradılar. İşte bu ayette bu atışa
işaret edilmekte, onu atanın gerçekte Allah
olduğu bildirilmektedir. Çünkü bu bir mucize
idi ve Peygamber, onu atarken kendi adına
değil, Allah adına atmıştı.
18.
Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin
tuzağını bozar.
19.
(Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız,
işte size fetih geldi! (Yenelim derken
yenildiniz.) Ve eğer (inkardan)
vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir.
Yine (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz,
biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz
çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz.
Çünkü Allah müminlerle beraberdir.
20.
Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat
edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz
çevirmeyin.
21.
İşitmedikleri halde işittik diyenler gibi
olmayın.
22.
Şüphesiz Allah katında hayvanların en
kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
23.
Allah onlarda bir hayır görseydi elbette
onlara işittirirdi. Fakat işittirseydi bile
yine onlar yüz çevirerek dönerlerdi.
Bu ayetler, Allah Resulünün sözlerini
işitip de ehemmiyet vermeyen kimselere
ihtardır. Bunlar zahirde işittiklerini
gerçek manada işitmedikleri için söz
anlamayan sağır ve dilsiz hayvanlara
benzetilmişlerdir. Bunlarda hayır istidadı
yoktur. Eğer hayra kabiliyetleri olsaydı,
Allah onlara sözlerinin gerçek manasını
işittirirdi.
24.
Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi
çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve
bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına
girer ve siz mutlaka onun huzurunda
toplanacaksınız.
İnsanlara hayat verecek şey Allah ve
Resulünün emir ve yasaklarıdır. Şüphesiz ki
O’nun her emrinde bir hikmet ve hayat
vardır. Onun için O’ndan gelen her emri
kabullenmek ve yerine getirmek gerekir.
Ayette “Allah kişi ile kalbi arasına girer”
buyuruluyor. Bu durumu tasvirden aciziz.
Ancak başka bir ayette “Biz insana şah
damarından daha yakınız” buyurulmuştur.
Allah insanın kabiliyetine göre kalbini
dilediği tarafa çevirir. Peygamberimiz şöyle
dua ederdi: “Ey kalbleri çeviren Allah!
Benim kalbimi senin dinin üzerinde sabit
kıl!”
25.
Bir de öyle bir fitneden sakının ki o,
içinizden sadece zulmedenlere erişmekle
kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan
eder). Biliniz ki, Allah'ın azabı
şiddetlidir.
26.
Hatırlayın ki, bir zaman siz yeryüzünde âciz
tanınan az (bir toplum) idiniz; insanların
sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz da
şükredesiniz diye Allah size yer yurt verdi;
yardımıyla sizi destekledi ve size
temizinden rızıklar verdi.
27.
Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber e
hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi
emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz.
Medine’de bir yahudi kabilesi olan
Kurayza oğulları bir savaşta, Peygamber’le
daha önce yapmış oldukları antlaşmayı
bozarak müttefik müşrik ordularına yardım
ettiler. Müşrik Arap orduları çekilip
gittikten sonra Resulullah onların
kalelerini kuşattı. Barış isteklerini de
reddetti. Yalnız seçecekleri bir hakemin
vereceği hükme razı olacağını bildirdi.
Yahudiler’de hakem olarak Sa’d’ı seçtiler.
Sonra da Sa’d’ın vereceği hüküm hakkında bir
fikir edinmek üzere Ebu Lübabe ile konuşmak
istediler. Ebu Lübabe gitti. Sa’d’ın
hükmünün ne olacağını ona sordular. O da
yahudilerin kesileceklerine işaret olarak
boğazını gösterdi. İşte yukarıdaki ayet Ebu
Lübabe’nin bu davranışına işaret ederek onu
kınamaktadır. Bunun üzerine Ebu Lübabe,
kendisini mescidin direğine bağlayıp,
ölünceye, ya da Allah tarafından
affedilinceye kadar yeyip içmeyeceğine dair
yemin etti. Yedi gün sonra bayılıp düştü.
Bunun üzerine affedildiğine dair bir ayet
indi.
28.
Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer
imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın
katındadır.
29.
Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız
O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir
anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi
bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.
30.
Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları
veya öldürmeleri yahut seni (yurdundan)
çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı.
Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da
(onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak
kuranların en iyisidir.
31.
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler
ki: "(Evet) işittik, istesek biz de bunun
benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu
öncekilerin masallarından başka bir şey
değildir."
32.
Hani (o kâfirler) bir zaman da: Ey Allah'ım!
Eğer bu Kitap senin katından gelmiş bir
gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut
bize elem verici bir azap getir! demişlerdi.
33.
Halbuki sen onların içinde iken Allah,
onlara azap edecek değildir. Ve onlar
mağfiret dilerlerken de Allah onlara azap
edici değildir.
34.
Onlar Mescid-i Haram'ın mütevellîleri
olmadıkları halde (müminleri) oradan geri
çevirirlerken Allah onlara ne diye azap
etmeyecek? Oranın mütevellîleri takvâ
sahiplerinden başkaları değildir. Fakat
onların çoğu bunu bilmez.
35.
Onların Beytullah yanındaki duaları da ıslık
çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey
değildir. (Ey kâfirler!) İnkâr etmekte
olduğunuz şeylerden ötürü şimdi azabı tadın!
Rivayet edildiğine göre, müşriklerin bazı
erkek ve kadınları Beytullah’ı çıplak olarak
tavaf ediyorlardı. Tavaf esnasında
parmaklarını birbirine kenetleyip ağızlarına
götürerek ıslık çalıyorlar, bir taraftan da
ellerini çırpıyorlardı. Bu da iddialarına
göre onların duası idi. İşte yukarıdaki ayet
müşriklerin bu durumlarına işaret
etmektedir.
36.
Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını,
(insanları) Allah yolundan alıkoymak için
harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama
sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en
sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte
ısrar edenler ise cehenneme
toplanacaklardır.
Bedir ve daha sonraki savaşlarda
müşrikler bütün servetlerini ortaya koyarak
İslam’ı mağlup etmeye yeltenmişler, fakat
sonunda hepsi perişan olmuşlardır.
37.
(Bu toplama) Allah'ın murdarı temizden
ayıklaması (mümini kâfirden ayırması) ve
bütün murdarların bir kısmını diğer bir
kısmının üstüne koyup hepsini yığarak
cehenneme atması içindir. İşte onlar ziyana
uğrayanların kendileridir.
38.
İnkâr edenlere, (sana düşmanlıktan)
vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının
bağışlanacağını söyle. Yok geri dönerlerse
kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin
önündedir!
39.
Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen
Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın!
(İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah
onların yaptıklarını çok iyi görür.
40.
Eğer (imandan) yüz çevirirlerse, bilin ki
Allah sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip
ve ne güzel yardımcıdır!.
41.
Eğer Allah'a ve hak ile bâtılın ayrıldığı
gün, iki ordunun birbiri ile karşılaştığı
gün (Bedir savaşında) kulumuza indirdiğimize
inanmışsanız, bilin ki, ganimet olarak
aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri
Allah'a, Resulüne, onun akrabalarına
yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir.
Allah her şeye hakkıyla kadirdir.
Ayette zikredilen Peygamber’in akrabaları
hakkında alimler ihtilaf etmişlerdir.
Şafii’ye göre Haşim ve Muttalip oğullarıdır;
bir görüşe göre de sadece Haşim oğullarıdır;
diğer bir görüşe göre zekat almaları helal
olmayan akrabalardır, bir başka görüşe göre
ise bütün Kureyş kabilesidir. Savaşta alınan
ganimetler beşe bölünür. Beşte biri ayette
sayılanlara tahsis edilir. Kalan da savaşa
katılan gazilere taksim edilir.
42.
Hatırlayın ki, (Bedir savaşında) siz vâdinin
yakın kenarında (Medine tarafında) idiniz,
onlar da uzak kenarında (Mekke tarafında)
idiler. Kervan da sizden daha aşağıda (deniz
sahilinde) idi. Eğer (savaş için) sözleşmiş
olsaydınız, sözleştiğiniz vakit hususunda
ihtilâfa düşerdiniz. Fakat Allah, gerekli
olan emri yerine getirmesi, helâk olanın
açık bir delille (gözüyle gördükten sonra)
helâk olması, yaşayanın da açık bir delille
yaşaması için (böyle yaptı). Çünkü Allah
hakkıyla işitendir, bilendir.
43.
Hatırla ki, Allah, uykunda sana onları az
gösterdi. Eğer onları sana çok gösterseydi,
elbette çekinecek ve bu iş hakkında
münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi
bundan) kurtardı. Şüphesiz O, kalplerin
özünü bilir.
44.
Allah, olacak bir işi yerine getirmek için
(savaş alanında) karşılaştığınız zaman
onları sizin gözlerinizde az gösteriyor,
sizi de onların gözlerinde azaltıyordu.
Bütün işler Allah'a döner.
45.
Ey iman edenler! Herhangi bir topluluk ile
karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı
çok anın ki başarıya erişesiniz.
Bu ayet-i kerimenin işaretine göre savaş
anlarında daima Allah’a dua etmek gerekir.
Kulları, Allah’ı anmaktan alıkoyacak hiçbir
şey yoktur. Özellikle sıkıntılı anlarda
doğrudan doğruya ona sığınmak gerekir.
46.
Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle
çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da
kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü
Allah sabredenlerle beraberdir.
Ayette geçen “rih=rüzgar” kelimesi,
kuvvet, yardım ve devlet karşılığında mecaz
olarak kullanılmaktadır.
47.
Çalım satmak, insanlara gösteriş yapmak ve
(insanları) Allah yolundan alıkoymak için
yurtlarından çıkanlar (kâfirler) gibi
olmayın. Allah onların yaptıklarını
çepeçevre kuşatmıştır.
Bedir Savaşı’ndan önce Şam’dan dönen
ticaret kervanının reisi Ebu Süfyan,
müslümanlardan gelmesi beklenen tehlikeyi
atlatınca Kureyş ordusuna geri dönmeleri
için haber gönderdi, fakat Ebu Cehil,
“Andolsun ki, Bedir’e varıp da orada
şaraplarımızı içmedikçe, cariyeler
karşımızda çalgılar çalıp şarkı söylemedikçe
ve yanımızda bulunan Arapları doyurmadıkça
geri dönmeyeceğiz” dedi. Gerçi Bedir’e
gelmekle bir yiğitlik gösterdiler ama zafer
şarabı yerine ölüm kadehlerini yudumladılar;
cariyeler şarkı söylemek yerine ağlaştılar;
Arapların aç karnını doyuracak yerde, onlar
için acıkmış cehennem çukurlarını
doldurdular. İşte bu ayette Allah Teala
müminlere, onlar gibi olmamayı, takva sahibi
olmayı ve Allah’a dayanıp güvenmeyi
emretmektedir.
48.
Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel
gösterdi de: Bugün insanlardan size galip
gelecek kimse yoktur, şüphesiz ben de sizin
yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu
birbirini görünce ardına döndü ve: Ben
sizden uzağım, ben sizin göremediklerinizi
(melekleri) görüyorum, ben Allah'tan
korkuyorum; Allah'ın azabı şiddetlidir,
dedi.
49.
O zaman münafıklarla kalplerinde hastalık
bulunanlar, (sizin için), "Bunları, dinleri
aldatmış" diyorlardı. Halbuki kim Allah'a
dayanırsa, bilsin ki Allah mutlak galiptir,
hikmet sahibidir. (Kendisine güveneni üstün
ve galip kılacak O'dur. Yoksa orduların sayı
ve techizat üstünlüğü değildir).
50.
Melekler yüzlerine ve arkalarına vurarak ve
"Tadın yakıcı cehennem azabını" (diyerek) o
kâfirlerin canlarını alırken onları bir
görseydin!
51.
İşte bu, ellerinizle yaptığınız yüzündendir,
yoksa Allah kullara zulmedici değildir.
|