|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Mîm. Sâd. (Bu
harflerin izahi için bkz. Bakara:2/1)
2.
(Bu), kendisiyle insanları uyarman,
inananlara öğüt vermen için sana indirilen
bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir
şüphe olmasın.
3.
Rabbinizden size indirilene Kur'an'a uyun.
O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden
gitmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4.
Nice memleketler var ki biz onları helâk
ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut
gündüz istirahat ederlerken geldi.
Allah Teala, Lut Peygamber’in kavmini
gece, Şuayb Peygamber’in kavmini de gündüz
helak etmiştir.
5.
Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, "Biz
gerçekten zalim kişilermişiz" demelerinden
başka bir şey olmadı.
6.
Elbette kendilerine peygamber gönderilen
kimseleri de, gönderilen peygamberleri de
mutlaka sorguya çekeceğiz!
Ümmetlere peygamberlerine inanarak
yolundan gidip gitmedikleri, peygamberlere
de tebliğ vazifelererini yapıp yapmadıkları
sorulacaktır.
7.
Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile
mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak
değiliz.
8.
O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları
ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa
erenlerdir.
9.
Kimin de tartıları hafif gelirse, işte
onlar, âyetlerimize karşı haksızlık
ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana
sokanlardır.
10.
Doğrusu biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve
orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar
da az şükrediyorsunuz!
11.
Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil
verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde
edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler
secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.
Ayet-i kerime, “Sizi yarattık, sonra size
şekil verdik, sonra meleklere, Adem’e secde
edin, dedik” ifadesiyle Adem’in birdenbire
değil, bir süreç içinde yaratılmış olduğunu
hatırlatmaktadır. Çünkü önce insanın esas
maddesi yaratılmış, sonra ona insan şekli
verilmiş, sonra duyularını kazanıp Adem
durumuna gelince, meleklere ona boyun
eğmeleri emredilmiştir. Hz. Adem’in,
Allah’ın “Kün!” emriyle bir anda yaratılmış
olması da Allah’ın kudreti dahilindedir.
12.
Allah buyurdu: Ben sana emretmişken seni
secde etmekten alıkoyan nedir? (İblis): Ben
ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten
yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi.
13.
Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük
taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü
sen aşağılıklardansın! buyurdu.
14.
İblis: Bana, (insanların) tekrar
dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi.
15.
Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin,
buyurdu.
16.
İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana
karşılık, and içerim ki, ben de onları
saptırmak için senin doğru yolunun üstüne
oturacağım.
17.
"Sonra elbette onlara önlerinden,
arkalarından, sağlarından, sollarından
sokulacağım ve sen, onların çoklarını
şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.
18.
Allah buyurdu: Haydi, yerilmiş ve kovulmuş
olarak oradan çık! Andolsun ki, onlardan kim
sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme
dolduracağım!
İblis, Allah’ın emrine karşı gelip Adem’e
secde etmeyince, Allah Teala onu cennetten
veya meleklerin içindeki yüksek makamından
kovdu. Bunun üzerine Allah Teala ile İblis
arasında yukarıdaki konuşma meydana geldi.
Neticede Allah ona kıyamete kadar yaşama ve
insanları doğru yoldan saptırma fırsatı
verdi. Fakat kim İblis’e uyarsa, onu da
İblis ile beraber cehenneme atacağını haber
verdi.
19.
(Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve eşin
cennette yerleşip dilediğiniz yerden yeyin.
Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra
zalimlerden olursunuz.
20.
Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp
yerlerini kendilerine göstermek için onlara
vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu ağacı
sırf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan
olursunuz diye yasakladı, dedi.
21.
Ve onlara: Ben gerçekten size öğüt
verenlerdenim, diye yemin etti.
22.
Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın
meyvesini tattıklarında ayıp yerleri
kendilerine göründü. Ve cennet
yapraklarından üzerlerini örtmeye
başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı
yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir
düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.
23.
(Adem ile eşi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz
kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve
bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden
oluruz.
24.
Allah: Birbirinize düşman olarak inin! Sizin
için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve
faydalanma vardır, buyurdu.
25.
"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve
orada (diriltilip) çıkarılacaksınız" dedi.
26.
Ey Adem oğulları! Size ayıp yerlerinizi
örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık.
Takvâ elbisesi... İşte o daha hayırlıdır.
Bunlar Allah'ın âyetlerindendir. Belki
düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).
Takva elbisesi, bazı alimler tarafından
haya, salih, amel, yüzdeki hoş çehre, tevazu
belirtisi olan sert ve yün elbise, harbte
giyilen zırh ve miğfer, Allah korkusu,
emrettiği ve yasakladığı konularda Allah’tan
sakınmayı şair edinme şekillerinde
yorumlanmıştır. Buna, takvayı hatırlatan ve
takvanın gereği olan elbisedir, yorumunu da
ekleyebiliriz.
27.
Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp
yerlerini kendilerine göstermek için
elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı
gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve
yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz
yerden sizi görürler. Şüphesiz biz
şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.
Şeytan da cinlerden olduğu için
insanların göremeyeceği bir şekilde insana
yaklaşır ve ona vesvese verir. Şeytanın
insanlara göründüğünü ifade eden bazı
rivayetler vardır.
28.
Onlar bir kötülük yaptıkları zaman:
"Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize
bunu emretti" derler. De ki: Allah kötülüğü
emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri
mi söylüyorsunuz?
29.
De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde
ettiğinizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini
yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın.
İlkin sizi yarattığı gibi (yine O'na)
döneceksiniz.
30.
O, bir gurubu doğru yola iletti, bir guruba
da sapıklık müstehak oldu. Çünkü onlar
Allah'ı bırakıp şeytanları kendilerine dost
edindiler. Böyle iken kendilerinin doğru
yolda olduklarını sanıyorlar.
Allah Teala bir gurup insanı hidayete
erdirmiştir; bunlar Allah’ın gösterdiği
doğru yoldan ayrılmazlar. Fakat bir gurup
insan da vardır ki, doğru yolu istemedikleri
için Allah da onları kendi hallerine
bırakmıştır. Bunlar sapık yolda gittikleri
halde kendilerinin doğru yolda olduklarını
sanırlar. Asıl yanlışlıkları da burdan
gelmektedir.
31.
Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel
elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat
israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri
sevmez.
İslam dininde temizlik ve güzelliğe önem
verilmiştir. İnsanların avret mahallerini
örtecek derecede bir elbise giymeleri
şarttır. Fakat israfa kaçmamak kaydıyla her
müslümanın ibadet esnasında en güzel ve
temiz elbisesini giymesi ise sünnettir.
32.
De ki: Allah'ın kulları için yarattığı süsü
ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki:
Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet
gününde müminlerindir. İşte bilen bir
topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.
Ayette, şükrünü eda etme yönüyle dünya
nimetlerine esasen müminlerin layık olduğu,
ahirette ise tüm nimetlerin yalnız müminlere
ait olacağı belirtilmiştir ki, bu durum,
Allah’ın rahman ve rahim sıfatlarının bir
sonucudur. Bak. Fatiha (1)2-3.
33.
De ki: Rabbim ancak açık ve gizli
kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı
aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği
bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah
hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi
haram kılmıştır.
34.
Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri
gelince ne bir an geri kalırlar ne de bir an
ileri gidebilirler.
Her ümmet, her millet ve her devletin
Allah tarafından tayin edilmiş bir ömrü
vardır. O vakit geldiğinde onu ne bir saat
ileri ne de bir saat geri alabilirler.
Milletler ve devletler, fertler gibidir,
kurulur, gelişir, duraklar, geriler, nihayet
yıkılır ve yok olurlar. Bunların uzun ya da
kısa ömürlü oluşu, toplumun maddi ve manevi
yapısının sağlamlığına bağlıdır. Bu durum
tayin edilmiş ecele aykırı değildir. Zira
Yüce Allah toplumun durumuna göre ecelini
tayin eder.
35.
Ey Adem oğulları! Size kendi içinizden
âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de
kim (onlara karşı gelmekten) sakınır ve
kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve
onlar üzülmeyeceklerdir.
36.
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip
onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlar
ateş ehlidir. Onlar orada ebedî
kalacaklardır.
37.
Allah'a iftira eden ya da O'nun âyetlerini
yalanlayandan daha zalim kimdir! Onların
kitaptaki nasipleri kendilerine erişecektir.
Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip
canlarını alırken "Allah'ı bırakıp da
tapmakta olduğunuz tanrılar nerede?" derler.
(Onlar da) "Bizden sıvışıp gittiler" derler.
Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine
şahitlik ederler.
38.
Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin
ve insan toplulukları arasında siz de ateşe
girin!" Her ümmet girdikçe yoldaşlarına
lânet edecekler. Hepsi birbiri ardından
orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler
öncekiler için, "Ey Rabbimiz! Bizi işte
bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten
bir kat daha fazla azap ver!" diyecekler.
Allah da: Zaten herkes için bir kat daha
fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz,
diyecektir.
Toplumu yanlış yolda yürüten liderlere
hem kendi kafirliklerinden hem de
başkalarını doğru yoldan saptırdıklarından
ötürü; bunların peşinden gidenlere de hem
kafir olduklarından hem de sapık liderleri
taklit etmelerinden dolayı iki kat azap
edilecektir.
39.
Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin
bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de
yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!
40.
Bizim âyetlerimizi yalanlayıp da onlara
karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte
onlara gök kapıları açılmayacak ve onlar,
deve iğne deliğine girinceye kadar cennete
giremiyeceklerdir! Suçluları işte böyle
cezalandırırız!
Bu ayetteki “cemel” kelimesini meşhur
olmayan kıraat şekillerine dayanarak
Kur’an’daki edebi tasvire uygun düşmediğini,
deve ile iğne deliği arasında bir münasebet
bulunmadığını ileri sürenler vardır. Bunun
için kelimenin diğer kıraattaki “kalın ip”
yani halat manasını tercih ederler. Ancak,
umumun kıraatı göz önüne alınarak “deve”
manası tercih edilmiştir. Devenin iğne
deliğinden geçmesi, imkansızlık bildirir.
Buna göre ayetin manası: “Onlar asla cennete
giremezler” veya “Çok zor girerler”
demektir.
41.
Onlar için cehennem ateşinden döşekler,
üstlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri
böyle cezalandırırız!
42.
İnanıp da iyi işler yapanlara gelince -ki
hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife
yüklemeyiz- işte onlar, cennet ehlidir.
Orada onlar ebedî kalacaklar.
Ayet-i kerimede Yüce Allah’ın emir ve
yasaklarının insan gücü üstünde ve
yapılamayacak bir şey olmadığı açıkça ifade
edilmekte ve salih amel işleyenlere cennet
vadedilmektedir.
43.
(Cennette) onların altlarından ırmaklar
akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini
çıkarıp atarız. Ve onlar derler ki:
"Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavuşturan
Allah'a hamdolsun! Allah bizi doğru yola
iletmeseydi kendiliğimizden doğru yolu
bulacak değildik. Hakikaten Rabbimizin
elçileri gerçeği getirmişler." Onlara: İşte
size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere
karşılık ona vâris kılındınız diye
seslenilir.
44.
Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin
bize vadettiğini gerçek bulduk, siz de
Rabbinizin size vadettiğini gerçek buldunuz
mu? diye seslenir. "Evet!" derler. Ve
aralarından bir çağrıcı, Allah'ın lâneti
zalimlerin üzerine olsun! diye bağırır.
45.
Onlar, Allah yolundan alıkoyan ve onu eğip
bükmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de
inkâr edenlerdir.
46.
İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler)
arasında bir perde ve A'râf üzerinde de
herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır
ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde
(girmeyi) umarak cennet ehline: "Selâm
size!" diye seslenirler.
A’raf: Cennetle cehennem arasında yüksek
bir alandır ki, sevapları ile günahları eşit
olanlar Allah’ın dilediği bir zamana kadar
burada kalacaklar; daha sonra Allah’ın
affına nail olarak onlar da cennete
gireceklerdir.
47.
Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce
de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile
beraber bulundurma! derler.
48.
(Yine) A'râf ehli simalarından tanıdıkları
birtakım adamlara seslenerek derler ki: "Ne
çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz
büyüklük size hiçbir yarar sağlamadı.
49.
Allah'ın, kendilerini hiçbir rahmete
erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz
kimseler bunlar mı?" (ve cennet ehline
dönerek): "Girin cennete; artık size korku
yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz"
(derler).
50.
Cehennem ehli, cennet ehline: Suyunuzdan
veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da
bize verin! diye seslenirler. Onlar da:
Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır,
derler.
|