|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları
ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur.
(Bunca âyet ve delillerden) sonra kâfir
olanlar (hâla putları) Rab'leri ile denk
tutuyorlar
2.
Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm
zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de
O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet
günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.
3.
O, göklerde ve yerde tek Allah'tır.
Gizlinizi, açığınızı bilir. (Hayır ve
şerden) ne kazanacağınızı da bilir.
4.
Rablerinin âyetlerinden onlara (kâfirlere)
bir âyet gelmeyedursun, o âyetlerden ille de
yüz çevirirler.
5.
Gerçekten onlar, kendilerine Hak geldiğinde
onu yalanlamışlardı. Fakat yakında onlara
alay ettikleri şeyin haberleri gelecektir.
Ayette zikredilen “Hak”tan maksat Kur’an
ile Peygamber (s.a.)in getirdiği diğer
mucizelerdir.
6.
Görmediler mi ki, onlardan önce yeryüzünde
size vermediğimiz bütün imkânları
kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine
bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından
ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk
ettik. Biz onları, günahları sebebiyle helâk
ettik ve onların ardından başka nesiller
yarattık.
Bu ayette Yüce Allah, geçmiş kavimlere
verdiği nimetleri bildirmekte ve bu
nimetlere nankörlük edip Allah’a isyan
edenlerin sonunda helak olduklarını haber
vermektedir.
7.
Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış bir kitap
indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş
olsalardı, yine de inkâr ediciler: Bu,
apaçık büyüden başka bir şey değildir,
derlerdi.
Kur’an-ı Kerim ve Cebrail vasıtasıyla
veya vasıtasız olarak Peygamberimize
indirilmiştir. Hangi şekilde olursa olsun,
indirilen ayetler, kitap halinde değil,
sadece okunarak Peygamber (s.a.)e öğretilip
ezberlettirilmiştir. İnkarcılar ayetleri
gördükleri ve işittikleri halde bu şekildeki
bir vahyi kabul etmeyip, vahyin yazılı
belgeler halinde gelmesini istediler. Yüce
Allah, bu ayette Kur’an’ın onların istediği
şekilde indirilmesi halinde bile kafirlerin
yine inkar edeceğini bildirmektedir. Zira
daha önce Musa (a.s.)a Tevrat yazılı
belgeler halinde indirildiği halde
inanmayanlar yine inanmamışlardı.
8.
Muhammed'e (görebileceğimiz) bir melek
indirilseydi ya! dediler. Eğer biz öyle bir
melek indirseydik elbette iş bitirilmiş
olur, artık kendilerine göz bile
açtırılmazdı
9.
Eğer peygamberi bir melek kılsaydık muhakkak
ki onu insan sûretine sokar onları yine
düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük.
Şimdi, peygamber insan olduğu için, “Sen
de bizim gibi bir insansın” diyerek
inanmayan kafirler, o zaman da meleği insan
suretinde görecekler ve ona “Biz senin melek
olduğunu nereden bilelim; sen de bizim gibi
bir insansın” diyerek onun melek olduğuna
inanmayacaklar, getirdiklerini
dinlemeyecekler ve peygamberliği tasdik
etmeyeceklerdi.
10.
Senden önceki peygamberlerle de alay
edilmiş, bu yüzden onlarla alay edenleri
alay ettikleri şey (azap) kuşatıvermişti.
11.
De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra
(peygamberleri) yalanlayanların sonunun
nasıl olduğuna bakın!
12.
(Onlara) Göklerde ve yerde olanlar kimindir?
diye sor. "Allah'ındır" de. O, merhamet
etmeyi kendi zatına farz kıldı. Sizi,
varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde
elbette toplayacaktır. Kendilerini ziyana
sokanlar var ya işte onlar inanmazlar.
13.
Gecede ve gündüzde barınan her şey O'nundur.
O her şeyi işitendir, bilendir.
14.
De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden,
yedirdiği halde yedirilmeyen Allah'tan
başkasını mı dost edineceğim! De ki: Bana
müslüman olanların ilki olmam emredildi ve
sakın müşriklerden olma! (denildi).
15.
De ki: Ben, Rabbim'e isyan edersem gerçekten
büyük bir günün (kıyametin) azabından
korkarım.
16.
O gün kim azaptan kurtarılırsa, gerçekten
Allah onu esirgemiştir. İşte apaçık kurtuluş
budur.
17.
Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu
kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer
sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak
yoktur). Şüphesiz O herşeye kadirdir.
Bu ayette hitap Peygamber (s.a.)edir,
ancak hüküm umumidir. Yani Allah bir kimseye
zarar vermek isterse bütün insanlık bir
araya gelse o zararı gideremez ve ona
Allah’ın takdir ettiğinden fazla fayda
sağlayamaz. Bir kimseye de Allah hayır murat
etmişse bütün insanlık bir araya gelip o
hayrı önlemek isteseler bunu da yapamazlar.
Çünkü hayrı da şerri de yaratan Allah’tır.
18.
O, kullarının üstünde her türlü tasarrufa
sahiptir. O, hüküm ve hikmet sahibidir,
herşeyden haberdardır.
19.
De ki: Hangi şey şahadetçe en büyüktür? De
ki: (Hak peygamber olduğuma dair) benimle
sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an
bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi
uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah
ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik
mi ediyorsunuz? De ki: "Ben buna şahitlik
etmem." "O ancak bir tek Allah'tır, ben
sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle
uzağım" de.
Mekke halkı Resulullah’a “Senin peygamber
olduğuna şahit yok” dediler. İşte bunun
üzerine yukarıdaki ayet indi.
20.
Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Resûlullah'ı)
kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.
Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar
inanmazlar.
21.
Yalan sözlerle Allah'a iftira edenden veya
O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim
kimdir! Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa
ermezler!
22.
Unutma o günü ki- onları hep birden
toplayacağız; sonra da, Allah'a ortak
koşanlara: Nerede boş yere davasını
güttüğünüz ortaklarınız? diyeceğiz.
23.
Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah
hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!"
demekten başka bir şey olmadı.
Ahirette tecelli eden hakikat karşısında
dünyadaki hallerinden tamamen vazgeçen
kimseler tek Allah’ın tanrılığını ikrar
edecekler, ne çare ki bu ikrar orada bir
fayda vermeyecektir. O gün ancak ceza ve
mükafat günüdür.
24.
Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan
söylediler ve (tanrı diye) uydurdukları
şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti!
25.
Onlardan seni (okuduğun Kur'an'ı)
dinleyenler de vardır. Fakat onu
anlamalarına engel olmak için kalplerinin
üstüne perdeler, kulaklarına da ağırlık
verdik. Onlar her türlü mucizeyi görseler
bile yine de ona inanmazlar. Hatta o
kâfirler sana geldiklerinde: "Bu Kur'an
eskilerin masallarından başka bir şey
değildir" diyerek seninle tartışırlar.
26.
Onlar, hem insanları Peygamber'e
yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de
kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar
farkında olmadan ancak kendilerini helak
ederler.
27.
Onların ateşin karşısında durdurulup "Ah,
keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha
Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve
inananlardan olsak!" dediklerini bir görsen
!..
28.
Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler
(günahlar) kendilerine göründü. Eğer
(dünyaya) geri gönderilseler yine
kendilerine yasak edilen şeylere
döneceklerdir. Zira onlar gerçekten
yalancıdırlar.
29.
Onlar, hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdan
ibarettir; biz, bir daha da diriltilecek
değiliz, demişlerdi.
30.
Rablerinin huzuruna getirildikleri zaman sen
onları bir görsen! Allah: Bu (yeniden
dirilme olayı), hak değil miymiş? diyecek.
Onlar da "Rabbimize andolsun ki evet!"
diyecekler. Allah da, Öyle ise inkâr
ettiğinizden dolayı azabı tadın! diyecek.
31.
Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar
gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara
Kıyamet vakti ansızın gelip çatınca, onlar,
günahlarını sırtlarına yüklenerek diyecekler
ki: "Dünyada iyi amelleri terketmemizden
dolayı vah bize!" Dikkat edin, yüklendikleri
şey ne kötüdür!
32.
Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka
bir şey değildir. Müttakî olanlar için
ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır.
Hâla akıl erdiremiyor musunuz?
Ebu Cehil, Peygamber’e: “Biz sana yalancı
demiyoruz. Çünkü senin emin ve sadık
olduğuna hepimiz kaniyiz. Biz ancak Allah’ın
ayetlerini inkar ediyoruz” demişti.
Resulullah bu duruma çok üzüldü. Allah Teala
peygamberini teselli etmek üzere buyurdu ki:
33.
Onların söylediklerinin hakikaten seni
üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar
seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler
açıkça Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
34.
Andolsun ki senden önceki peygamberler de
yalanlanmıştı. Onlar, yalanlanmalarına ve
eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler,
sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah'ın
kelimelerini (kanunlarını) değiştirebilecek
hiçbir kimse yoktur. Muhakkak ki
peygamberlerin haberlerinden bazısı sana da
geldi.
35.
Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldi
ise, yapabilirsen yerin içine inebileceğin
bir tünel ya da göğe çıkabileceğin bir
merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin!
Allah dileseydi, elbette onları hidayet
üzerinde toplayıp birleştirirdi, o halde
sakın cahillerden olma!
Bu ayetten anlaşıldığına göre, mucize
göstermek Peygamberin elinde değildir.
Peygamber mucize ister; fakat Allah dilerse
ona mucize verir, dilemezse vermez. İşte bu
durum, peygamberlerin doğru söylediklerinin
en büyük delilidir.
36.
Ancak (samimiyetle) dinleyenler daveti kabul
eder. Ölülere gelince, Allah onları
diriltecek, sonra da O'na döndürülecekler.
37.
O'na Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!
dediler. De ki: Şüphesiz Allah mucize
indirmeye kadirdir. Fakat onların çoğu
bilmezler.
38.
Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde)
iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi
ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o
kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna
getirilecekler.
Bu ayette yeryüzündeki bütün canlıların
insanlar gibi birer tür oldukları
bildirilmektedir. Tek hücrelilerden
omurgalılara, sürüngenlerden ayaklarıyla
yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara
varıncaya kadar bütün canlılar müstakil
birer tür oluşturmaktadır. Ancak insan, bu
türlerin en şereflisidir. Her türün kendine
has ortak hayat kuralları vardır. Yüce Allah
bunların hayatlarını, gerek toplu olarak
gerekse fert fert kontrol eder;
ihtiyaçlarını karşılar. Bu durum, yüce
Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu
göstermektedir.
39.
Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar
içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah
kimi dilerse onu şaşırtır, dilediği kimseyi
de doğru yola iletir.
40.
De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı
gelse veya o kıyamet gelip çatıverse size,
Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru
sözlü iseniz (söyleyin bakalım)!
41.
Bilâkis yalnız Allah'a yalvarırsınız. O da
(kaldırılması için) kendisine yalvardığınız
belâyı dilerse kaldırır; ve siz ortak
koştuğunuz şeyleri unutursunuz.
42.
Andolsun ki, senden önceki ümmetlere de
elçiler gönderdik. Ardından boyun eğsinler
diye onları darlık ve hastalıklara uğrattık.
Yüce Allah önceki milletlere de
peygamberler göndermiş, fakat peygamberler
inkar edilmiş, Allah da inkar edenleri
şiddetli fakirlik, hastalık ve çeşitli
afetlerle cezalandırmıştır.
43.
Hiç olmazsa, onlara bu şekilde azabımız
geldiği zaman boyun eğselerdi! Fakat
kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara
yaptıklarını câzip gösterdi.
44.
Kendilerine yapılan uyarıları
unuttuklarında, (indirmiş olduğumuz sıkıntı
ve musibetleri kaldırıp) üzerlerine her
şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine
verilenler yüzünden şımardıkları zaman
onları ansızın yakaladık, birdenbire onlar
bütün ümitlerini yitirdiler.
Önceki ümmetler, kendilerine gönderilen
peygamberlere iman etmedikleri için Allah
onlara çeşitli darlık ve musibetler verdi;
fakat onlar yine inanmadılar. Cenab-ı Allah,
cezalarını daha da artırmak için onlara
bütün nimetlerin kapılarını açtı, bol rızık
ve nimetlere gömüldüler. Nimetin gerçek
sahibine şükredecekleri yerde zevk ve safaya
daldılar, O’nu unutup şehvetlerine teslim
oldular. İşte böyle tam bir sarhoşluk ve
dalgınlık anında Allah onları yakaladı da
neye uğradıklarını bilemediler, ne
yapacaklarını düşünmekten aciz kaldılar ve
helak olup gittiler.
45.
Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd,
âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. (Allah'ın
verdiği nimete şükredecekleri yerde
nankörlük ettiler, böylece kendilerine
zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların
zulüm ve küfürlerinden temizlemek için
onları helâk etti.)
Allah’ın verdiği nimete şükredecekleri
yerde nankörlük ettiler, böylece kendilerine
zulmettiler. Yüce Allah da yeryüzünü onların
zulmü ve küfürlerinden temizlemek için
onları helak etti.
46.
De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı
sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de
mühürlerse bunları size Allah'tan başka
hangi tanrı geri verebilir! Bak, delilleri
nasıl açıklıyoruz. Onlar hâla yüz
çeviriyorlar!
47.
De ki: Söyler misiniz; size Allah'ın azabı
ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan
başkası mı helâk olur?
48.
Biz, peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve
uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder
ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur.
Onlar üzüntü de çekmeyecekler.
49.
Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan
çıkmalarından dolayı onlar azap
çekeceklerdir.
50.
De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim
yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem.
Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben,
sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör
ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez
misiniz?
Müşrikler, Resulullah (s.a.)a “Sen Allah
tarafından gönderilmiş bir peygamber isen
Allah’dan iste de bize dünya nimetlerini bol
bol versin, aksi halde sana inanmayız”
dediler. Bunun üzerine bu ayet indi ve
Peygamberin, insanları zenginleştirmek için
değil, onlara gerçeği tebliğ etmek için
gönderildiği ifade edildi.
51.
Rablerinin huzurunda toplanacaklarından
korkanları onunla (Kur'an ile) uyar. Onlar
için Rablerinden başka ne bir dost, ne de
bir aracı vardır; belki sakınırlar.
52.
Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam
O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından
sana bir sorumluluk; senin hesabından da
onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki
onları kovup ta zalimlerden olasın!
Kureyş büyükleri Resulullah (s.a.)ın
yanına geldikleri zaman fakir müminleri
yanlarında bulunmasını istemiyorlardı.
Resulullah da onların isteklerine uyarak bu
müminleri yanından çıkarmak istedi. Bunun
üzerine Cenab-ı Hak, Peygamberimizi
|