|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Ey iman edenler! Akitleri(n gereğini) yerine
getiriniz. İhramlı iken avlanmayı helal
saymamak üzere (aşağıda) size okunacaklar
dışında kalan hayvanlar, sizin için helâl
kılındı. Allah dilediğine hükmeder.
Akitlere riayet, hukuk devletinin en
önemli hususiyetini teşkil eder. Muasır
devletlerde iki önemli vasıf vardır:
“Sosyallik, hukukilik”. Bunlardan birincisi
devletin, yalnız fertlerin hukukunu değil,
toplumun da hak ve menfaatlerini gözetmesi,
gerektiğinde toplum menfaatini, fert
menfaatine tercih etmesidir. Kur’an-ı Kerim
ve Sünnet kaynağı devletin sosyal vasfı
üzerinde önemle durmuş, bağlayıcı prensipler
koymuştur.İkincisi ise keyfiliğin,
zorbalığın, fırsatçılığın yerine, hak, hukuk
ve kanunların hakim olması demektir. Kur’an-ı
Kerim 14 asır öncesinden beri bu iki mefhumu
insanlık dünyasına tebliğ etmektedir; hem de
akitlere riayeti imanın gereği sayarak!
2.
Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu, dinî)
işaretlerine, haram aya, (Allah'a hediye
edilmiş) kurbana, (ondaki) gerdanlıklara,
Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i
Haram'a yönelmiş kimselere (tecavüz ve)
saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca
avlanabilirsiniz. Mescid-i Haram'a girmenizi
önledikleri için bir topluma karşı
beslediğiniz kin sizi tecavüze sevketmesin!
İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma
üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık
üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun;
çünkü Allah'ın cezası çetindir.
3.
Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına
boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile)
vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp
ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile)
canavarların yediği hayvanlar -ölmeden
yetişip kestikleriniz müstesna- dikili
taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış
hayvanlar ve fal oklarıyle kısmet aramanız
size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır.
Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok
etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan
korkmayın, benden korkun. Bugün size
dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi
tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı
beğendim. Kim, gönülden günaha yönelmiş
olmamak üzere açlık halinde dara düşerse
(haram etlerden yiyebilir). Çünkü Allah çok
bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
Her dinde ve sistemde haramlar, yasaklar
vardır. Önemli olan bunların, fert ve
toplumun menfaatine, ebedi mutluluğuna
yönelik bulunması, bir hikmet ve mana
taşımasıdır. İslam’da yasaklanan yiyecek ve
içecekler genellikle sıhhate zararlı olduğu,
İslam’ın getirdiği iman ve ahlak nizamına
ters düştüğü için yasaklanmıştır. Bunlardan
bir kısmının zararlı olduğu öteden beri
bilinmektedir. Diğerlerinin zararı ise
insanlığın ilmi seviyesi yükseldikçe
anlaşılmaktadır ve anlaşılacaktır.
4.
Kendileri için nelerin helâl kılındığını
sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz
şeyler size helâl kılınmıştır. Allah'ın size
öğrettiğinden öğretip avcı hale getirdiğiniz
hayvanların sizin için yakaladıklarından da
yeyin ve üzerine Allah'ın adını anın
(besmele çekin). Allah'tan korkun. Allah'ın
hesabı pek çabuktur.
5.
Bugün size temiz ve iyi şeyler helâl
kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin
(yahudi, hıristiyan vb. nin) yiyeceği size
helâldir, sizin yiyeceğiniz de onlara
helâldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar
ile daha önce kendilerine kitap
verilenlerden iffetli kadınlar da,
mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu
olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak
üzere size helâldir. Kim (İslâmî hükümlere)
inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa
gitmiştir. O, ahirette de ziyana
uğrayanlardandır.
Temiz ve iyi şeyler, ayet ve hadislerin
yasaklamadığı, umumiyetle insanların iğrenç
telakki etmedikleri yiyecek ve içeceklerdir.
Batıl da olsa, aslı semavi olan bir dinleri
bulunduğu için, ehl-i kitabın, kendi dini
inançlarına göre yenmesi helal olacak
şekilde öldürdükleri hayvanlardan ve diğer
yiyeceklerinden –domuz gibi İslam’ın
yasakladıkları hariç olmak üzere-
müslümanların da yemeleri caizdir. Keza
dinini değiştirmemiş de olsa ehl-i kitap
kadınlar ile müslüman erkeklerin evlenmeleri
caizdir.
6.
Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız
zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar
ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara
kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp
oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut
yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz
tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara
dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız)
ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz
toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve
(dirseklere kadar) ellerinizi onunla
meshedin. Allah size herhangi bir güçlük
çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak
ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak
ister; umulur ki şükredersiniz.
Namaz ibadet duygusu ile Allah huzuruna
çıkmak, belli şekillerle O’na tapınmak ve
O’nunla konuşmaktır. Namaz Allah’ın, kulunu,
huzuruna kabul etmesidir. İşte bu kabul ve
bu ubudiyet arzı, bir hazırlığı gerekli
kılmaktadır. Huzur-ı ilahide duran kulun
uyanık, şuurlu, içi ve dışı ile tertemiz
olması gerekir; abdest ve gusül bunları
temin için en güzel vasıtadır. Suyun
bulunmaması veya bulunduğu halde kullanmayı
engelleyen bir mani yahut mazeretin
bulunması halinde teyemmüm edilir. Teyemmüm
her ne kadar maddi temizliği sağlamazsa da
temizlik şuuru vermekte ve ibadete
hazırlamaktadır.
7.
Allah'ın size olan nimetini, "Duyduk ve
kabul ettik" dediğiniz zaman sizi bununla
bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın
ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah,
kalblerin içindekini bilmektedir.
Buradaki sözden maksat, insanların
yaratılmasından önce, elest bezmi denilen
mukaddes mecliste bütün ruhların Allah’a
verdikleri söz olabileceği gibi, Akabe ve
Hudeybiye’de müminlerin, Allah ve Resulüne
verdikleri söz de olabilir. Elest bezmi için
ayrıca bak. A’raf 7/172.
8.
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta
tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun.
Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil
davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu,
Allah korkusuna daha çok yakışan (bir
davranış) tır. Allah'a isyandan sakının.
Allah yaptıklarınızı hakkıyle bilmektedir.
Abdest ve namaz, dinin direği, ferdin
dini hayatının temelidir. Adalet ise, sosyal
hayatın en önemli denge unsuru ve
teminatıdır. Kur’an nizamı insanı daima bir
bütün olarak ele almış, irşad ışığını ferdi
yön kadar ictimai yöne tutmuştur.
9.
Allah, iman eden ve iyi şeyler yapanlara söz
vermiştir; onlara bağışlama ve büyük mükâfat
vardır.
10.
İnkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlara
gelince onlar cehennemliklerdir.
11.
Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini
unutmayın; hani bir topluluk size el
uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların
ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun
ve müminler yalnızca Allah'a güvensinler.
Bu ayetin nüzul sebebi olarak,
müşriklerin ve münafıkların tahriki ile
Peygamberimizi öldürmeye teşebbüs eden bir
silahlı adamın, Allah’ın inayet ve koruması
ile bu emeline muvaffak olamaması
zikredilmiştir. Suikast teşebbüsü
Resulullah’a yönelik bulunduğu halde “size
el uzatmaya yeltenmişti” denilmesi, Allah
Resulü’nün, müminlerin canı ve hayatı
mesabesinde olmasındandır.
12.
Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz
almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de
başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle
demişti: Ben sizinle beraberim. Eğer namazı
dosdoğru kılar, zekâtı verir,
peygamberlerime inanır, onları
desteklerseniz ve Allah'a güzel borç
verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası
için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki
sizin günahlarınızı örterim ve sizi,
zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım.
Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa
doğru yoldan sapmış olur.
Allah Teala İsrailoğullarını Firavun’dan
kurtarınca, Hz.Musa vasıtasıyle onları
Kudüs’e yöneltmiş, orasını kendilerine vatan
kıldığını bildirmiş, orada hüküm süren
Ken’anilerle mücadele etmelerini emretmiş,
kendilerinden söz almış ve her kabileden bir
kişi olmak üzere on iki önemli kişiyi de bu
sözleşmeye kefil kılmıştı. Topluluk Kudüs’e
yaklaşınca Hz.Musa bu on iki kişiyi keşif
için göndermiş, gördüklerini halka
açıklamamalarını da tenbih etmişti.
Keşifçiler döndükleri zaman ikisi müstesna,
diğerleri Kudüs’tekilerin güçlü ve
hazırlıklı olduklarından bahsetti, halkı
korkuttu ve verdikleri sözü bozdular.
13.
Sözlerini bozmaları sebebiyle onları
lânetledik ve kalplerini katılaştırdık.
Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler
(kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine
öğretilen ahkâmın (Tevrat'ın) önemli bir
bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı
hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün.
Yine de sen onları affet ve aldırış etme.
Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
Tevrat yalnızca bir nüsha idi. Kimsenin
ezberinde de tamamı mevcut değildi.
İsrailoğulları Babilliler’e esir düşünce
Tevrat nüshası kayboldu. Yıllarca sonra
İsrailoğulları esaretten kurtulanca hatırda
kalan bazı bölümler yeniden yazıldı. Bugün
elde bulunan Tevrat’ta da bu eksik bölümler
ile kısmen Hz. Musa’nın hayatı yazılıdır.
14.
"Biz hıristiyanlarız" diyenlerden de kesin
sözlerini almıştık ama onlar da kendilerine
zikredilen (verilen öğütlerin veya Kitab'ın)
önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple
kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin
saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını
haber verecektir.
İlk hıristiyanlar da yahudilerin amansız
takipleri ve işkenceleri karşısında
darmadağınık yaşamışlar, Allah tarafından Hz.
İsa’ya vahyedilen İncil’i muhafaza edemeyip
kaybetmişlerdi. Miladi üçüncü asrın
başlarında Roma imparatoru Kostantin’in
hıristiyanlığa meyletmesinden sonra
rahatlayan hıristiyanlar, mukaddes
kitaplarını yazmaya teşebbüs etmişler, bunun
neticesinde ortaya, birbirini tutmaz
yüzlerce İncil çıkmıştır. Hz. İsa’nın
yolundan çıkan, Allah’a verdikleri sözde
durmayan hıristiyanlar böylece ihtilafa
düşmüş, ayrı dinlermiş gibi mezheblere
bölünmüş, asırlarca birbiriyle
didişmişlerdir.
15.
Ey ehl-i kitap ! Resûlümüz size Kitap'tan
gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak
üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da
affediyor. Gerçekten size Allah'tan bir nur,
apaçık bir kitap geldi.
16.
Rızasını arayanı Allah onunla kurtuluş
yollarına götürür ve onları iradesiyle
karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru
bir yola iletir.
17.
"Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesîh'dir"
diyenler andolsun ki kâfir olmuşlardır. De
ki: Öyleyse Allah, Meryem oğlu Mesîh'i,
anasını ve yeryüzündekilerin hepsini imha
etmek isterse Allah'a kim bir şey
yapabilecektir (O'na kim bir şeyle engel
olabilecektir)! Göklerde, yerde ve ikisi
arasında ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a
aittir. O dilediğini yaratır ve Allah her
şeye tam manasıyle kadirdir.
18.
Yahudiler ve hıristiyanlar "Biz Allah'ın
oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki:
Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin
azap ediyor? Doğrusu siz de O'nun yarattığı
insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve
dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve
ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah'a
aittir. Sonunda dönüş de ancak O'nadır.
19.
Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası
kesildiği bir sırada size elçimiz geldi.
Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette):
"Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi"
demiyesiniz. İşte size müjdeleyici ve
uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyle
kadirdir.
20.
Bir zamanlar Musa, kavmine şöyle demişti: Ey
kavmim! Allah'ın size (lütfettiği) nimetini
hatırlayın; zira O, içinizden peygamberler
çıkardı ve sizi hükümdarlar kıldı. Alemlerde
hiçbir kimseye vermediğini size verdi.
21.
Ey kavmim ! Allah'ın size (vatan olarak)
yazdığı mukaddes toprağa girin ve arkanıza
dönmeyin, yoksa kaybederek dönmüş olursunuz.
22.
Onlar şu cevabı verdiler: Yâ Musa! Orada
zorba bir toplum var; onlar oradan
çıkmadıkça biz oraya asla girmeyeceğiz. Eğer
oradan çıkarlarsa biz de hemen gireriz.
23.
Korkanların içinden Allah'ın kendilerine
lütufda bulunduğu iki kişi şöyle dedi:
Onların üzerine kapıdan girin; oraya bir
girdiniz mi artık siz zaferi
kazanmışsınızdır. Eğer müminler iseniz ancak
Allah'a güvenin.
Bu ayetler Hz. Musa zamanındaki
İsrailoğulları ile ilgili bulunduğuna göre
gerek onların “alemlerde hiçbir kimseye
verilmemiş nimetlere mazhar olmaları” ve
gerekse “ arz-ı mukaddes’in onlara vatan
olarak yazılmış bulunması “ da o zamana
aittir. Yüzlerce ayet ve hadis Hatemü’l-enbiya
(s.a.) Efendimiz’in gelmiş geçmiş ve gelecek
bütün insanlık için Allah’ın eşsiz bir
nimeti ve lütfu olduğuna delalet etmektedir.
Arzın, belli toprak parçasının bir topluma
vatan olarak yazılması da şartlıdır; o
toplumun salahına, Allah yolunda doğru
dürüst yüremelerine bağlıdır. Yukarıda meali
geçen 13. Ayet ve benzeri ayetlerin
delaletinden anlaşılıyor ki, İsrailoğulları
bu vasıflarını kaybetmişlerdir. Mukaddes
topraklara kimin varis olacağını ise Enbiye
suresinin 105. Ayeti tayin etmektedir:
Andolsun ki Tevrat’tan sonra Zebur’da da:
“Arza iyi, salih (layık) kullarım elbette
varis olacaktır” diye yazdık.
24.
"Ey Musa! Onlar orada bulundukları müddetçe
biz oraya asla girmeyiz; şu halde, sen ve
Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız"
dediler.
25.
Musa: "Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden
başkasına hakim olamıyorum; bizimle, bu
yoldan çıkmış toplumun arasını ayır" dedi.
26.
Allah, "Öyleyse orası (arz-ı mukaddes)
onlara kırk yıl yasaklanmıştır; (bu müddet
içinde) yeryüzünde şaşkın şaşkın
dolaşacaklar. Artık sen, yoldan çıkmış
toplum için üzülme" dedi.
Tarihi rivayetlere göre mukaddes arza
girmek istemeyen ve peygamberlerine karşı
duran İsrailoğulları, daracık bir arazi
üzerinde kısılıp kalmış; kendileri ölüp yeni
bir nesil yetişinceye kadar buradan
kurtulamamışlardır. Bu arada kendileri,
mucizevi olarak bıldırcın ve kudret helvası
ile beslenmişlerdir.
27.
Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek
olarak anlat: Hani birer kurban takdim
etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş,
diğerinden ise kabul edilmemişti. (Kurbanı
kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık
yüzünden), "Andolsun seni öldüreceğim" dedi.
Diğeri de "Allah ancak takvâ sahiplerinden
kabul eder" dedi (ve ekledi:)
28.
"Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini
uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el
uzatacak değilim. Ben, âlemlerin Rabbi olan
Allah'tan korkarım."
29.
"Ben istiyorum ki, sen, hem benim günahımı
hem de kendi günahını yüklenip ateşe
atılacaklardan olasın; zalimlerin cezası
işte budur."
30.
Nihayet nefsi onu, kardeşini öldürmeye itti
ve onu öldürdü: bu yüzden de kaybedenlerden
oldu.
31.
Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl
gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen
bir karga gönderdi. (Katil kardeş) "Yazıklar
olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı
ki, kardeşimin cesedini gömeyim" dedi ve
ettiğine yananlardan oldu.
İnsan nefsani duygularına ve bu cümleden
olarak kıskançlık duygusuna boyun eğerse
kardeşini bile öldürebilir; ancak bunun sonu
dünyada insan içten içe yakan vicdan azabı
ve pişmanlık, ahirette ise ruh ve vücudunu
yakan ateştir. Kıskançlıkların kendilerini
gören gözleri kördür, mazhar oldukları
nimetleri ve güzellikleri görmez; hep
başkasındakini görür ve kinlenirler. Bu
hastalığın çaresi İslam’ı bütünü ile
yaşayarak nefsi terbiye etmek, hep kötülüğü
emreden nefsi (nefs-i emmareyi), sükun ve
huzura kavuşturmak (mutmainne kılmak) ve
Allah’ın verdiğine razı ( raziye) hale
getirmektir.
32. İşte bu yüzdendir ki
İsrailoğulları'na şöyle yazmıştık: Kim, bir
cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya
karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana
kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur.
Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları
kurtarmış gibi olur. Peygamberlerimiz onlara
apaçık deliller getirdiler; ama bundan sonra
da onlardan çoğu yine yeryüzünde aşırı
gitmektedirler.
Tarih boyunca dünyada İsrailoğulları
savaşlar, ihtilaller, çeşitli para oyunları
ve entrikalar çıkarmış, bu gibi olaylarda
büyük rol oynamış, milyonlarca canın ve
hesapsız servetin zayi olmasına sebep
olmuşlardır.
33.
Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve
yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların
cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya
asılmaları, yahut el ve ayaklarının
çaprazlama kesilmesi, yahut da bulundukları
yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki
rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük
azap vardır.
34.
Ancak, siz kendilerini yenip ele geçirmeden
önce tevbe edenler müstesna; biliniz ki
Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
İslam, bir insanın haksız yere
öldürülmesini bütün insanların öldürülmesi
gibi telakki ederek öldürme olayını
“insanlık suçu” saymış, silahlı eşkıyalığa
da, halkın huzur ve sükununu kaçırdığı ve
düzeni bozduğu için devlete karşı (Allah ve
Resulüne karşı ) işlenmiş büyük bir suç
olarak görmüş ve karşılığında ağır cezalar
koymuştur. Uygulamada bazı görüş ayrılıkları
bulunmakla beraber cumhura göre silahlanıp
açıktan devlete başkaldıran ve eşkıyalık
yapan kimseler yalnızca adam öldürmüş iseler
idam edilirler. Hem öldürmüş, hem de soygun
yapmış iseler öldürülür ve asılırlar. Soygun
yapıp terör havası estirenlerin çapraz
olarak bir elleri ile bir ayakları kesilir.
Yalnızca soygun yapmış iseler sürgüne
gönderilirler. Sürgünü hapis cezası olarak
tefsir edenler de vardır. Eşkıya
kendiliğinden teslim olur, yaptıklarından
pişmanlık duyarsa tazminat yükümlülükleri
mahfuz kalmak üzere cezaları (hadler) düşer.
35.
Ey iman edenler! Allah'tan korkun. O'na
yaklaşmaya yol arayın ve yolunda cihad edin
ki kurtuluşa eresiniz.
Kulu Allah’a yaklaştıran yolların
|