|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1. Ey insanlar! Sizi bir tek
nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan
ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar
üretip yayan Rabbinizden sakının. Adını
kullanarak birbirinizden dilekte
bulunduğunuz Allah'tan ve akrabalık
haklarına riayetsizlikten de sakının.
Şüphesiz Allah sizin üzerinizde
gözetleyicidir.
2. Yetimlere mallarını verin,
temizi pis olanla değişmeyin, onların
mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi
malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük
bir günahtır.
3. Eğer (kendileriyle
evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına
riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz
(veya size helâl olan) kadınlardan ikişer,
üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan
korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip
olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu,
adaletten ayrılmamanız için en uygun
olanıdır.
Yaratılıştan gelen kıskançlık duygusuna
rağmen ayetin, erkeklere birden fazla
kadınla evlenme izni vermesi öteden beri
–daha ziyade gayr-i müslimlerce- tenkit ve
itiraza konu edilmiştir. Ancak İslam’ın bu
iznini diğer talimatı ve hayatın değişen
şartları içinde ele almak gereklidir.
İslam’a göre zina kesin olarak haramdır; şu
halde zinaya giden yolları tıkamak gerekir.
Erkeğin güçlü ve yeterli, kadını ise zayıf
ve isteksiz olması veya doğurgan olmaması
halinde, savaş vb. sebeplerle erkeklerin
azalması ve kadınların çoğalması gibi
durumlarda, erkeğin birden fazla kadınla
evlenmesi zaruri olabilir. Böyle durumlarda
erkeğin birden fazla kadınla evlenmesi bir
emir değil, bir izindir; ikinci ve üçüncü...
eş olacak hanım da buna mecbur değildir.
Ayrıca bu izin kayıtsız şartsız olmayıp
adalet şartına bağlanmış, buna riayet
edemeyeceğinden korkanlara bir kadınla
yetinmeleri emredilmiştir. Bütün bu kayıtlar
ve şartlar bir arada düşünüldüğü zaman
İslam’ın bu izninin, zaman içinde değişen
şartlara ayak uydurma bakımından en müsait
yol olduğu açıkça anlaşılacaktır.
4. Kadınlara mehirlerini gönül
rızası ile (cömertçe) verin; eğer gönül
hoşluğu ile o mehrin bir kısmını size
bağışlarlarsa onu da afiyetle yeyin.
5. Allah'ın geçiminize dayanak
kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit
olmayanlara) vermeyin; o mallarla onları
besleyin, giydirin ve onlara güzel söz
söyleyin.
6. Evlilik çağına gelinceye
kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer
onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz
hemen mallarını kendilerine verin.
Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o
malları israf ile ve tez elden yemeyin.
Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın,
yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun
olarak yesin. Mallarını kendilerine
verdiğiniz zaman yanlarında şahit
bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah
yeter.
7. Ana-babanın ve yakınların
bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır;
ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından
kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından,
gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.
8. (Mirastan payı olmayan)
yakınlar, yetimler ve yoksullar miras
taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da
rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.
Bu iki ayetten birincisi cahiliye devri
geleneklerini yıkarak mirastan kadının da
payı olduğunu, Allah’ın onlar için ayırdığı
bu payın mutlaka kendilerine verilmesi
gerektiğini ifade etmektedir. İkinci ayet
ise İslam’ın getirdiği en geniş kardeşlik ve
en insani dayanışma anlayışı ve sosyal
adalet prensibi içinde, mirasta payı olmayan
–nispeten- uzak akrabaya, o civarda bulunan
fakir fukaraya da mirastan bir şeyler
verilmesini, gönüllerinin alınmasını,
emeksiz elde edilen servete karşı muhtemel
menfi duyguların önlenmesini emretmektedir.
9. Geriye eli ermez, gücü
yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde
(halleri ne olur) diye korkacak olanlar
(yetimlere haksızlık etmekten) korkup
titresinler; Allah'tan sakınsınlar ve doğru
söz söylesinler.
Yetimlerin veli ve vasileri, onlara kendi
çocuklarına davranılmasını istedikleri gibi
davranmalıdırlar; çünkü kendi çocukları da
bir gün yetim ve çaresiz kalabilir.
10. Haksızlıkla yetimlerin
mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına
ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar
alevlenmiş ateşe gireceklerdir.
11. Allah size, çocuklarınız
hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli
(miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden
fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte
ikisi onlarındır. Eğer yalnız bir kadınsa
yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa,
ana-babasından her birinin mirastan altıda
bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da
ana-babası ona vâris olmuş ise, anasına üçte
bir (düşer). Eğer ölenin kardeşleri varsa,
anasına altıda bir (düşer. Bütün bu paylar
ölenin) yapacağı vasiyetten ve borçtan
sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan
hangisinin size, fayda bakımından daha yakın
olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah
tarafından konmuş farzlardır (paylardır).
Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
İslam’ın miras hukukunda, paylar ile
mükellefiyetler arasında dengeleme yolu
tutulmuş, daha çok harcama yapmak
mecburiyetinde olanlara çok, daha az harcama
durumunda olanlara az hisse verilmiştir.
İslam aile hukukuna göre evlenirken mehir
verecek, düğün masrafı yapacak olan
erkektir. Evlendikten sonra da gerek muhtaç
olan yakın akrabasına ve gerekse eş ve
çocuklarına bakacak, onlara yiyecek,
giyecek, mesken gibi asgari ihtiyaçları
temin edecek yine erkektir. İşte bu
sebepledir ki, genellikle mirasta erkeklerin
payı, kadınlarınkinin iki misli olmuştur.
12. Yapacakları vasiyetten ve
borçtan sonra eşlerinizin, eğer çocukları
yoksa, bıraktıklarının yarısı sizindir.
Çocukları varsa bıraktıklarının dörtte biri
sizindir. Çocuğunuz yoksa, sizin de,
yapacağınız vasiyetten ve borçtan sonra,
bıraktığınızın dörtte biri onlarındır
(zevcelerinizindir). Çocuğunuz varsa,
bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Eğer
bir erkek veya kadının, anababası ve
çocukları bulunmadığı halde (kelâle
şeklinde) malı mirasçılara kalırsa ve bir
erkek yahut bir kızkardeşi varsa, her birine
altıda bir düşer. Bundan fazla iseler üçte
bire ortaktırlar. (Bu taksim) yapılacak
vasiyetten ve borçtan sonra, kimse zarara
uğramaksızın (yapılacak)tır. Bunlar
Allah'tan size vasiyettir. Allah her şeyi
hakkıyle bilendir, halîmdir.
Kelale şeklinde, malı yan hısımlarına
kalan kimselerin paylarını açıklayan kısımda
geçen erkek kardeş ve kız kardeşten maksat,
ana bir kardeşlerdir. Öz kardeşlerin durumu
surenin sonunda açıklanacaktır.
13. Bunlar, Allah'ın (koyduğu)
sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine
itaat ederse Allah onu, zemininden ırmaklar
akan cennetlere koyacaktır; orada devamlı
kalıcıdırlar; işte büyük kurtuluş budur.
14. Kim Allah'a ve
Peygamberine karşı isyan eder ve sınırlarını
aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe
sokar ve onun için alçaltıcı bir azap
vardır.
Hukuk sistemleri, varislerin alacağı
paylarda olduğu gibi, yakınlık ve uzaklık
derecelerine göre akrabanın varis olup
olmayanını tayin konusunda da farklı telakki
ve uygulamaları benimsemişlerdir. Mesela
İslam dışı bazı sistemlerde ölenin çocukları
varsa ana-babası varis olamamaktadır. İslam
miras hukuku payları dağıtırken adil denge
esasına riayet ettiği gibi, varisleri tayin
ederken de yakınlık derecesi ile beraber
faydayı göz önüne almış, dünya ve ahiret
hayatında ölüye faydası dokunan ve dokunacak
olan akrabayı mirastan mahrum etmemiştir.
15. Kadınlarınızdan fuhuş
yapanlara karşı aranızdan dört şahit
getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o
kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah
onlara bir yol açıncaya kadar evlerde
hapsedin.
16. İçinizden fuhuş yapan her
iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder,
uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet
etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok
kabul eden ve çok esirgeyendir.
Bu iki ayet fuhuş denilen çirkin fiil ile
ilgilidir. Müfessirlerin çoğuna göre her
ikisi de zina şeklindeki fuhşa ait olup,
birincisi evlilerin zinası, ikincisi ise
bekarların zinası hakkında ilk devirlerde
tatbik edilen cezayı açıklamaktadır. Daha
sonra gelen ayet (Nur 24/2) ve hadisler ile
Hz.Peygamberin tatbikatına göre bu ayetler
nesh edilmiş, bekarların zinası için belli
sayıda sopa, evlilerin zinası için ise
“recm” cezası getirilmiştir. Bazı
müfessirlere göre ise ayetler neshedilmiş;
yani hükümleri yürürlükten kaldırılmamıştır;
bu ayetlerden birincisi kadınlar arasındaki
sevicilik fuhşuna, ikinci ayet ise erkekler
arasındaki livata fuhşuna aittir ve bunların
cezası ayetlerde olduğu gibidir. Kadın ile
erkek arasındaki zina fuhşunun cezası ise
Nur suresindeki ayette açıklanmıştır.
17. Allah'ın kabul edeceği
tevbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra
tez elden tevbe edenlerin tevbesidir; işte
Allah bunların tevbesini kabul eder; Allah
her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
18. Yoksa kötülükleri yapıp
yapıp da içlerinden birine ölüm gelip
çatınca "Ben şimdi tevbe ettim" diyenler ile
kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek)
tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap
hazırlamışızdır.
19. Ey iman edenler! Kadınlara
zorla vâris olmanız size helâl değildir.
Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara
verdiğinizin bir kısmını ele geçirmeniz için
de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi
geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız
(biliniz ki) Allah'ın hakkınızda çok hayırlı
kılacağı bir şeyden de hoşlanmamış
olabilirsiniz.
İslam’dan önce Araplar kadına çok kötü
muamele ediyor, bu cümleden olarak kocası
ölen kadını, onun miras bıraktığı mal gibi
telakki ediyorlar, kadın istemese bile
onunla evlenme veya onu başkasıyla
evlendirme hakkına sahip olduklarını
düşünüyorlar, kadını kullanarak maddi
menfaat sağlama yoluna gidiyorlardı. Ayet
bütün bu haksızlıklara son vermiş, kadına
layık olduğu hakları getirmiştir.
20. Eğer bir eşi bırakıp da
yerine başka bir eş almak isterseniz,
onlardan birine yüklerle mehir vermiş
olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın.
Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek
onu geri alır mısınız?
İslam’da erkek, evleneceği kadına, mehir
adıyla bir mal verir. Bunun miktarı örf,
adet ve emsale göre tayin edilir. Mehir
kadının hakkı, onun özel malıdır, peşin
verilmemiş ise kocasının boşaması veya
ölmesi halinde kadına derhal ödemesi
gerekir. Erkeklerin, çeşitli yollar ve
desiselerle bu hakkı kısmen veya tamamen
yemeleri, verdiklerini zorla geri almaları
meşru değildir.
21. Vaktiyle siz birbirinizle
haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam
bir teminat almış olduğu halde onu nasıl
geri alırsınız!
Bir kadınla evlenip birleşen veya
birleşecek bir ortamda baş başa kalan
(halvet olan) koca, onu boşadığı takdirde
mehrin tamamını öder. Ayette “birbirinizle
haşır-neşir olduğunuz” denilerek bunlara
işaret edilmiştir. Birleşme ve halvet
olmadan boşanma halinde ise, kadın mehrin
yarısına hak kazanmış olur.
22. Geçmişte olanlar bir yana,
babalarınızın evlendiği kadınlarla
evlenmeyin; çünkü bu bir hayasızlıktır,
iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.
İslam öncesi Arapların üvey anneleri ile
evlenme şeklinde çirkin bir adetini daha
ortadan kaldıran bu ayetten sonra
müslümanların, başka kimlerle evlenmelerinin
caiz olmadığını açıklamak üzere şöyle
buyuruluyor.
23. Analarınız, kızlarınız,
kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz,
kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi
emziren analarınız, süt bacılarınız,
eşlerinizin anaları, kendileriyle
birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde
bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı.
Eğer onlarla (nikâhlanıp da) henüz
birleşmemişseniz kızlarını almanızda size
bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan
oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi
birden almak da size haram kılındı; ancak
geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve
esirgeyicidir.
Ayetin “nikahlanıp da birleşmediğiniz
kadınların kızları ile evlenmenizde mahzur
yoktur” mealindeki kısmından maksat, anası
nikah altında iken onun kızını da almak
değildir. Caiz olan, bir erkeğin nikahlanıp
da kendisi ile birleşmeden boşadığı kadının
başkasından olma kızı ile evlenmedir. Ayette
evlenilmesi kesin olarak yasaklananlar
dışında kalan akraba ile evlenmek, bazı şart
ve zaruretler icabı caiz kılınmış olmakla
beraber, hadisler akraba olmayanlarla
evlenmeyi tavsiye etmiştir.
24. (Harp esiri olarak) sahip
olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar
da size haram kılındı. Allah'ın size emri
budur. Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve
zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini
vererek) istemeniz size helâl kılındı.
Onlardan faydalanmanıza karşılık
kararlaştırılmış olan mehirlerini verin.
Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim
için) karşılıklı anlaşmanızda size günah
yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet
sahibidir.
Bazı dinlerde ve bunlara dayalı
hukuklarda kadın, kendisi ile evlenecek olan
erkeğe vermek üzere mal (dırahoma) edinir;
yani bu sayede erkeklerin kendisine rağbet
etmelerini sağlamaya çalışır. İslam’da ise
kadın bizatihi değerlidir. Onun malına
değil, kendisine rağbet edilir. Bunu
sembolize etmek üzere de kadın değil, onunla
evlenmek isteyen erkek ona bir şeyler verir
ki, buna mehir denilmiştir.
25. İçinizden, imanlı hür
kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse,
ellerinizin altında bulunan imanlı genç
kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın.
Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir.
Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından
aranızda fark yoktur). Öyle ise iffetli
yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da
tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile
onları (cariyeleri) nikâhlayıp alın,
mehirlerini de normal miktarda verin.
Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa
onlara, hür kadınların cezasının yarısı
(uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni),
içinizden günaha düşmekten korkanlar
içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha
hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve
esirgeyicidir.
Zina kesin olarak haramdır. Bir ücret
karşılığında anlaşarak geçici bir zaman için
evlenmek meşru değildir. Metres ve dost
tutmak da zinanın başka çeşitleridir. Bir
müslümanın evlilik ihtiyacı karşısında
yapacağı şey, imkanı varsa özellikle bir
mümin ve hür hanımla evlenmektir; müslüman
olmayan ehl-i kitap kadınlarla evlenmesi de
caizdir. Sonra sırasıyla mümin cariye ve
mümin olmayan ile evlenmek gelir. Cariye bir
başkasına ait olduğu için onunla evlenmenin
bazı mahzurları vardır; bu sebeple cariye
ile evlenmekten ise sabredip, imkanın
elvermesini beklemek insan için daha
hayırlıdır. Ayetin cariyelere “kızlarınız”
diyen ve “bütün insanların aynı kökten
geldiklerini, insan evladı olduklarını”
düşünerek onların hor görülmemesini, onlarla
evlenmekten çekinilmemesini isteyen kısmı
İslam’ın insana verdiği değer bakımından
önemli vesikalar mahiyetindedir. Savaş
esirleri için tek alternatif kölelik ve
cariyelik değildir. Esir, köle ve cariyenin
tek asli kaynağı savaştır. Savaş esirleri
için tek alternatif kölelik ve cariyelik
değildir. Esir, köle ve cariye statüsüne
geçirilmiş ise bu takdirde onlara yapılan
muamele hür insanlarınkine oldukça yakındır
ve hedef hidayete ermelerini temindir.
26. Allah size
(bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden
önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve
sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor.
Allah hakkıyle bilicidir, yegâne hikmet
sahibidir.
27. Allah sizin tevbenizi
kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar
(kötü arzuların esiri olanlar) ise büsbütün
yoldan çıkmanızı isterler.
28. Allah sizden (yükünüzü)
hafifletmek ister; çünkü insan zayıf
yaratılmıştır.
Şu halde dini teklifler ve vazifeler
birer yük değildir; tam aksine insanı dünya
ve ahiret hayatında çıkmaza düşmekten,
altından kalkamayacağı veya kendisine fayda
yerine zarar getirecek olan iş ve
davranışlara girmekten alıkoyan, böylece
yükünü hafifleten temrinler, düzenlemeler ve
irşadlardır.
29. Ey iman edenler!
Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması
hali müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve
haram yollar) ile aranızda (alıp vererek)
yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz
Allah, sizi esirgeyecektir.
30. Kim düşmanlık ve haksızlık
ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi)
yaparsa (bilsin ki) onu ateşe koyacağız; bu
ise Allah'a çok kolaydır.
Karşılıklı rızaya dayanan mal-para, emek,
ücret vb. mübadele çeşitleri, hem fertler,
hem de, onların teşkil ettiği toplum için
faydalıdır; bu sebeple de meşrudur. Rızasız
ve haksız kazançlar ise geçici refah ve
menfaatler sağlamakla beraber arkasından
isyanlar, ihtilaller ve felaketler getirir.
Ayet “başkasının malını” demek yerine,
“mallarımızı” demek suretiyle “milli servet”
mefhumuna ışık tutmaktadır. Mali
haksızlıkların getirdiği felaketlerden
birisi ve belki en önemlisi katildir;
haksızlıkla ve haram yollardan servet
yapmak, fert ve cemiyet olarak adım adım
ölüme gitmek demektir. Çünkü, ferdi intikam
duygusu, ferdi öldürmelere yol açarken,
sosyal sınıflar arası intikam duygusu da
sosyal patlamalara ve ihtilallere sebep
olmaktır.
31. Eğer yasaklandığınız büyük
günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük
günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir
yere sokarız.
İnsanlar, melekler gibi yaratılışları
icabı günahtan korunmuş değildir, günah ve
suç işleme kabiliyetleri vardır, faziletleri
de. Faziletleri, nefsani arzularına karşı
geldikleri mücadeleden gelmektedir. Kul
elinden geleni yapınca Mevla, ufak tefek
kusurları örtecek, yüze vurmayacaktır.
32. Allah'ın sizi,
birbirinizden üstün kıldığı şeyleri
(başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle
arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından
nasipleri var, kadınların da
kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan
lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi
bilmektedir.
Allah her kuluna, kabiliyet ve
çalışmasına göre nimetler, nasipler
vermiştir; başkasında olana göz dikmek, onun
hasretini çekerek ömür geçirmek yerine,
herkesin kendisindekini görmesi, onun
kıymetini bilmesi ve isteyeceğini Allah’ın
lütfundan istemesi gerekir.
33. (Erkek ve kadından) her
biri için, ana, baba ve akrabanın
bıraktığından (hisselerini alacak olan)
vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı
kimselere de paylarını verin. Çünkü Allah
her şeyi görmektedir.
“Yeminlerin bağladığı kimseler” cahiliye
devrinde adet olan bir nevi mukaveleli
mirasçılar olup, başka bir ayetle (Enfal
8/75) hükmü kaldırılmıştır. Bir başka
anlayışa göre bunlardan maksat eşlerdir ve
ayet neshedilmemiştir.
34. Allah'ın insanlardan bir
kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle
ve mallarından harcama yaptıkları için
erkekler kadınların yöneticisi ve
koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar
itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına
karşılık gizliyi (kimse görmese de
namuslarını) koruyucudurlar. Baş
kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara
öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın
ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer
size itaat ederlerse artık onların aleyhine
başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir,
büyüktür.
Erkeklerin maddi ve manevi özellikleri
ile ekonomik rolleri onların aile reisi
olmalarını tabii kılmıştır. Aile küçük bir
toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise
bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar.
İslam’da devlet başkanından aile reisine
kadar her idareci ilahi talimata göre
hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir;
şu halde onlara itaat bu talimata itaat
demektir. İdare eden veya edilen bu
talimatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse
müeyyide uygulanır. Burada bahis mevzuu olan
zevcenin itaatsizliğidir. Çare olarak önce
öğüt vermek, sonra yatak boykotu ve daha
sonra dövme tavsiye edilmiştir. Kur’an’ı
bize tebliğ eden Hz.Peygamber (s.a.) hiçbir
zaman kadın dövmediği gibi, “Kadını eşek
döver gibi dövüp de günün sonunda onu
koynunuza alıp yatmanız olacak şey midir?”
buyurarak ümmetini uyarmıştır. Dövme
müeyyidesi kullanıldığı taktirde kadının
canını yakmayacak ve vücudunda iz
bırakmayacak şekilde uygulanması gerektiğini
de ifade buyurmuştur. Şu halde dayağı İslam
getirmemiş, aksine onu hafifleterek ortadan
kaldırmaya yönelmiştir. Ayrıca kadına da,
kocasından şikayetçi olması halinde hakem ve
hakime başvurma, hakkını arama imkanı
vermiştir.
35. Eğer karı-kocanın
aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin
ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden
bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak
isterlerse Allah aralarını bulur; şüphesiz
Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar
olandır.
36. Allah'a ibadet edin ve
O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya,
akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın
komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa,
yolcuya, ellerinizin altında bulunanlar
(köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi
davranın; Allah kendini beğenen ve daima
böbürlenip duran kimseyi sevmez.
Allah’a kul olmanın gereği böyle bir
ahlaka sahip bulunmaktır; kaba-saba, haksız,
zalim, cimri, herkese kötülük eden...
kimseler yalnızca bazı ibadetleri yapmakla
Allah katında makbul bir kul olamazlar.
|