|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Mîm.
Sure başlarındaki bu nevi harfler
hakkında bilgi için bak. Bakara 2/1.
2.
Hayy (ezeli ve ebedi hayat sahibi) ve Kayyum
(yaratan ve onları yöneteci) olan Allah'tan
başka ilah yoktur!
3.
(Resûlüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki
kitapları tasdik edici olarak indirdi,
Tevrat ile İncil'i ve Furkan'ı indirmişti.
4.
Daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek
üzere Furkan'ı indirmiştir. Bilinmeli ki,
Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için
şiddetli bir azap vardır. Allah, suçlunun
hakkından gelen mutlak güç sahibidir.
“Furkan”, hakkı batıldan, doğruyu
yanlıştan ve iyiyi kötüden ayırdeden
hükümler demek olup Kur’an-ı Kerim’in
isimlerindendir.
5.
Şüphesiz ki ne yerde ne de gökte hiçbir şey
Allah'a gizli kalmaz.
6.
Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren
O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak
güç ve hikmet sahibidir.
7.
Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın)
bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın
esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir.
Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak
ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih
âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun
tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek
pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi
Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu
inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp
anlar.
Bazıları “ve’r-rasihune” kelimesinin
başındaki “vav” harfini bağlaç kabul
etmişlerdir ki, bu taktirde mana şöyle
olmaktadır:”Halbuki onun tevilini ancak
Allah ve ilimde yüksek payeye erişenler
bilir.” Bu anlayışa göre Kur’an’daki
müteşabih ayetlerin manaları, zaman içinde
ilmin gelişmesi ile çözülecektir.
Muhkem ve müteşabih, birer terim
olup, “muhkem ayet”, manası açık seçik
anlaşılan ve tereddüde yol açmayan ayet
demektir. “Müteşabih” ise, muhkemin zıddıdır
ve manası tam olarak anlaşılması mümkün
görülmeyen ayeti ifade eder.
8.
(Onlar şöyle yakarırlar:) Rabbimiz! Bizi
doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi
eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla.
Lütfu en bol olan sensin.
9.
Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir
günde, insanları mutlaka toplayacak olan
sensin. Allah asla sözünden dönmez.
10.
Bilinmelidir ki inkâr edenlerin ne malları
ne de evlâtları Allah huzurunda kendilerine
bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar
cehennnemin yakıtıdır.
11.
(Onların yolu) Firavun hanedanının ve
onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer.
Onlar bizim âyetlerimizi yalanladılar, Allah
da kendilerini günahları yüzünden
yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok
şiddetlidir.
12.
(Resûlüm!) İnkâr edenlere de ki: Yakında
mağlup olacaksınız ve cehenneme
sürüleceksiniz. Orası kalınacak ne kötü bir
yerdir!
Bu ayet, müşriklerin veya bir başka
rivayete göre yahudilerin, yakında
müslümanlar karşısında yenik düşeceklerini
Hz.Peygamber’e müjdelemektedir. Nitekim
Kur’an’ın bu mucize haberi gerçekleşmiş ve
gerek müşrikler, gerekse yahudiler
karşısında zafer müslümanların olmuştur.
13.
(Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki
gurubun halinde sizin için büyük bir ibret
vardır. Biri Allah yolunda çarpışan bir
gurup, diğeri ise bunları apaçık
kendilerinin iki misli gören kâfir bir
gurup. Allah dilediğini yardımı ile
destekler. Elbette bunda basiret sahipleri
için büyük bir ibret vardır.
14.
Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara,
oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve
gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve
ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici
kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici
menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer,
Allah'ın katındadır.
15.
(Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha
iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için
Rableri yanında, içinden ırmaklar akan,
ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz
eşler ve (hepsinin üstünde) Allah'ın
hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi
görür.
14. Ayette sayılan dünya nimetleri ve
dünya güzelliğinin, insana sevdirildiği
ifade edilmiştir. Bu davranış tabiidir,
dünyevidir. Esasen insanoğlu nefsini ve
neslini devam ettirebilmek için bu
nimetlerden belli ölçüde istifade etmek
zorundadır. Ancak insan bunlara kul köle
olmamalıdır. 15. Ayette bunlardan daha
güzeli gösterilmiştir, çünkü öncekiler ne
kadar güzel olursa olsun geçicidir,
ikinciler ise devamlıdır.
16.
(Bu nimetler) "Ey Rabbimiz! İman ettik;
bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş
azabından koru!" diyen;
17.
Sabreden, dürüst olan, huzurda boyun büken,
hayra harcayan ve seher vaktinde Allah'tan
bağış dileyenler (içindir).
18.
Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle)
şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka
ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de
(bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve
hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur.
19.
Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap
verilenler, kendilerine ilim geldikten
sonradır ki, aralarındaki kıskançlık
yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın
âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki
Allah'ın hesabı çok çabuktur.
“Din” kelimesi, itaat ve ceza, millet ve
şeriat manalarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de
din kelimesi değişik manalarda
kullanılmıştır. Yukarıdaki ayette ise,
kullar tarafından uyulması istenen ilahi
kanunun kastedildiği anlaşılmaktadır.
“İslam”dan, tek Allah inancına dayanan ve Hz.Muhammed
(s.a) in risaleti ile kemal noktasına
ulaştırılmış bulunan ilahi düsturların
bütünü kastedilmektedir.
20.
Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki:
"Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a
teslim ettim." Ehl-i kitaba ve ümmîlere de:
"Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?" de. Eğer
teslim oldularsa doğru yolu buldular
demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana
düşen, yalnızca duyurmaktır. Allah kullarını
çok iyi görmektedir.
“Ümmi”, lügatte okuma-yazması olmayan
manasına gelmekte ise de tefsirler, bu
ayette, kendilerine kitap verilmemiş olan
Arap müşriklerinin kastedildiğini
belirtmişlerdir.
21.
Allah'ın âyetlerini inkâr edenler, haksız
yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve
adaleti emreden insanları öldürenler (yok
mu), onlara acı bir azabı haber ver!
22.
İşte bunlar dünyada da ahirette de çabaları
boşa giden kimselerdir. Onların hiçbir
yardımcısı da yoktur.
İman etmeyen ve dinin yayılmasına,
adaletin uygulanmasına engel olmaya
çalışanların, ahirette hüsrana uğramaları
tabiidir. Dünyadaki hüsranları ise bütün
gayretlerine rağmen hak dinin yayılmasına,
adaletin tecellisine mani olamamalarında
kendini göstermektedir. Kafirler istese de,
istemese de Allah hak dini diğerlerine hakim
kılacaktır. Amelin dünyada boşa gitmesinin
bir manası da ömür sermayesini boşa
harcamak, ahiret için bir şey kazanamadan
ölüp gitmektir.
Tefsirlerde, aşağıda meali verilen
ayetin nüzulüne sebep teşkil eden muhtelif
olaylar anlatılmıştır ki, bu olaylardan biri
şöyledir: İkisi de yahudi olan bir kadınla
bir erkek zina ederler. Tevrat’ta zinanın
cezası “recim” olmakla beraber yahudiler,
asaletleri sebebiyle bu kişileri recmetmek
istemezler; daha hafif bir ceza vereceği
ümidiyle Resulullah’a gelirler. O da aynı
ceza ile hükmedince bu hükme itiraz
ederler. Bunun üzerine Hz.Peygamber
Tevrat’ın ilgili ayetini okutarak ona göre
hüküm verir ve suçluların yine
recmedilmesini emreder. Umduklarını
bulamayan yahudiler buna öfkelenirler
23.
(Resûlüm!) Kendilerine Kitap'tan bir pay
verilenleri (yahudileri) görmez misin ki,
aralarında hükmetmesi için Allah'ın
Kitab'ına çağırılıyorlar da, sonra
içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor.
24.
Onların bu tutumları: Bize ateş, sadece
sayılı günlerde dokunacaktır, demelerinin
bir sonucudur. Onların vaktiyle uydurdukları
şeyler de dinleri hakkında kendilerini
yanıltmıştır.
25.
Fakat, onları gelmesinde şüphe edilmeyen bir
gün için topladığımız ve hiçbir haksızlığa
uğramaksızın herkese kazandığı şeyler
tastamam ödendiği zaman halleri nice olur?
26.
(Resûlüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan
Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve
mülkü dilediğinden geri alırsın. Dilediğini
yüceltir, dilediğini de alçaltırsın. Her
türlü iyilik senin elindedir. Gerçekten sen
her şeye kadirsin.
27.
Geceyi gündüze katar, gündüzü de geceye
katarsın. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de
ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de sayısız
rızık verirsin.
Bu ayette, gece ve gündüzün uzayıp
kısalmasının, Allah’ın kudretine bir nişane
olduğu anlatılmaktadır.
28.
Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri
dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun
Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. Ancak
kâfirlerden gelebilecek bir tehlikeden
sakınmanız başkadır. Allah, kendisine karşı
(gelmekten) sizi sakındırıyor. Dönüş yalnız
Allah'adır.
Ayette yasaklanan dostluk, kafirlere
karşı gönülden bağlanma ve müminleri bırakıp
onlara ilgi ve sevgi gösterme manasındaki
dostluktur. Buna karşılık bir müslüman
devletin başka müslümanların aleyhine
olmamak şartıyla kafirlerle barış imzalaması
ve başka bir gayri müslim devlete karşı
işbirliği yapması caizdir.
29.
De ki: İçinizdekileri gizleseniz de açığa
vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ve
yerde olanları da bilir. Allah her şeye
kadirdir.
Müfessir Beyzavi, bu ayeti tefsir ederken
şöyle diyor:”Eğer kalplerinizde kafirlere
karşı bir sevgi ve dostluk meyli varsa, onu
saklasanızda açığa vursanız da Allah bilir.
Zira göklerde ve yerde oluşan her şeyi bilen
Allah, elbette sizin gizlinizi de,
aşikarınızı da bilir. Ayrıca O, kafirlere
dost olmanızı yasaklamasına rağmen, yine de
siz bundan vazgeçmezseniz, sizi
cezalandırmaya da kadirdir... Kısaca, O’nun
muttali olmadığı ve cezalandırmaya gücünün
yetmediği hiçbir kötülük ve isyan
bulunmadığına göre emrine asi olmak
cür’etini göstermeyin.”
30.
Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da
kötülük olarak yaptıklarını da karşısında
hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki
kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir
mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı
(gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah
kullarına çok şefkatlidir.
31.
(Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız
bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve
günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece
bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
32.
De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer
yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah
kâfirleri sevmez.
33.
Allah Âdem'i, Nuh'u, İbrahim ailesi ile
İmrân ailesini seçip âlemlere üstün kıldı.
İbrahim ve İmran ailesinden maksat,
müfessirlerin çoğunluğuna göre, onlardan
sonra gelen peygamberlerdir.
34.
Bunlar birbirinden gelme bir nesillerdir.
Allah işiten ve bilendir.
35.
İmrân'ın karısı şöyle demişti: "Rabbim!
Karnımdakini azatlı bir kul olarak sırf sana
adadım. Adağımı kabul buyur. Şüphesiz
(niyazımı) hakkıyla işiten ve (niyetimi)
bilen sensin."
36.
Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip
dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa
erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını
verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu
senin korumanı diliyorum, dedi.
37.
Rabbi Meryem'e hüsnü kabul gösterdi; onu
güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Zekeriyya
yı da onun bakımı ile görevlendirdi.
Zekeriyya, onun yanına, mâbede her girişinde
orada bir rızık bulur ve "Ey Meryem, bu sana
nereden geliyor?" der; o da: Bu, Allah
tarafındandır. Allah, dilediğine sayısız
rızık verir, derdi.
Zekeriyya aleyhisselan, Hz.Meryem’in
teyzesi’nin kocası idi. Ayette ifade
edildiği gibi Hz.Meryem’in Beyt-i Makdis’te
bakımını Zekeriyya üzerine almıştı. Meryem’e
özel bir oda tahsis etti ki ona ayette
“mihrap” denilmiştir. Mihrap, harp ve cihad
vasıtası demektir. Bir nevi çile odası
anlamını taşır. Ayette geçen “mihrap”ın,
camilerde imamın namaz kıldırdığı yer olan
mihrap ile alakası yoktur. Hz.Zekeriyya,
Meryem’in yanına her girişinde çeşit çeşit
taze meyveler görürdü. Bunlar o mevsimde o
bölgede yetişmeyen meyvelerdi.
38.
Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: Rabbim!
Bana tarafından hayırlı bir nesil bağışla.
Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin, dedi.
39.
Zekeriyya mâbedde durmuş namaz kılarken
melekler ona şöyle nida ettiler: Allah sana,
kendisi tarafından gelen bir Kelime'yi
tasdik edici, efendi, iffetli ve sâlihlerden
bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler.
Tefsircilerin beyanına göre bu ayette
“Kelime” sözü ile kasdedilen kişi Hz.İsa’dır.
Nitekim bu surenin 45, ayetinde bunun açıkça
ifade edildiğini görmekteyiz.
40.
Zekeriyya: Rabbim! dedi, bana ihtiyarlık
gelip çattığına, üstelik karım da kısır
olduğuna göre benim nasıl oğlum olabilir?
Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir; Allah
dilediğini yapar.
41.
Zekeriyya: Rabbim! (Oğlum olacağına dair)
bana bir alâmet göster, dedi. Allah buyurdu
ki: Senin için alâmet, insanlara, üç gün,
işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca
Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et.
42.
Hani melekler demişlerdi: Ey Meryem! Allah
seni seçti; seni tertemiz yarattı ve seni
bütün dünya kadınlarına tercih etti.
43.
Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secdeye kapan,
(O'nun huzurunda) eğilenlerle beraber sen de
eğil.
44.
(Resûlüm!) Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla
bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir.
İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine
alacak diye kur'a çekmek üzere kalemlerini
atarlarken sen onların yanında değildin;
onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında
değildin.
Tefsircilerin beyanına göre
İsrailoğulları, Tevrat’ı yazmakta
kullandıkları kalemlerini nehre atmak
suretiyle kur’a çekmişlerdi ki, böylece
hangisinin kalemi su yüzüne çıkarsa Meryem’i
o himayesine alacaktı. Bu kur’ayı oklarla
çektikleri de rivayet edilmektedir.
45.
Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah
sana kendisinden bir Kelime'yi müjdeliyor.
Adı Meryem oğlu İsa'dır. Mesîh'tir; dünyada
da, ahirette de itibarlı ve Allah'ın
kendisine yakın kıldıklarındandır.
Mesih, İbrani’ce bir kelime olup aslı
“meşih”tir. Hz.İsa’nın bir lakabıdır ve
“mübarek” anlamına gelmektedir.
46.
sâlihlerden olarak beşikte iken ve
yetişkinlik halinde insanlara (peygamber
sözleri ile) konuşacak.
Nitekim Meryem suresinin 27-33.
Ayetlerinde ifade bulunulduğu gibi, Hz.Meryem,
Hz.İsa’yı dünyaya getirince, onun iffetinden
şüphelenen kavmine karşı, daha yeni doğmuş
olan Hz.İsa, Allah’ın kudretiyle konuşmaya
başlamış ve kendisinin Allah’ın kulu ve
peygamberi olduğunu, kendisine Kitap
verildiğini, Allah tarafından mübarek
kılındığını... anlatmıştır.
47.
Meryem: Rabbim! dedi, bana bir erkek eli
değmediği halde nasıl çocuğum olur? Allah
şöyle buyurdu: İşte böyledir, Allah
dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona
sadece "Ol!" der; o da oluverir.
48.
(Melekler, Meryem'e hitaben İsa hakkında
sözlerine devam ettiler:) Allah ona yazmayı,
hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretecek.
49.
İsrailoğullarına bir elçi olacak (ve onlara
şöyle diyecek:) Size Rabbinizden bir mucize
getirdim: Size çamurdan bir kuş sureti
yapar, ona üflerim ve Allah'ın izni ile o
kuş oluverir. Yine Allah'ın izni ile körü ve
alacalıyı iyileştirir, ölüleri diriltirim.
Ayrıca evlerinizde ne yeyip ne
biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer
inanan kimseler iseniz, bunda sizin için bir
ibret vardır.
50.
Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı
olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri de
helâl kılmam için gönderildim. Size
Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde
Allah'tan korkun, bana da itaat edin.
Nisa suresinin 160., En’am suresinin 146.
Ve Nahl suresinin 118. Ayetlerinde ifade
edildiği üzere yahudilere, zulüm ve
isyanları yüzünden bazı şeyler üzerinde
yasaklar konmuştu ki, yukarıdaki ayet, Hz.İsa’nın
şeriatının, bu yasakları kaldırmak
suretiyle, Musa (a.s.)nın tebliğ ettiği bir
takım hükümleri neshettiği ortaya
koymaktadır.
51.
Allah, benim de Rabbim, sizin de
Rabbinizdir. Öyle ise O'na kulluk edin. İşte
bu doğru yoldur.
52.
İsa, onlardaki inkârcılığı sezince: Allah
yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir?
dedi. Havârîler: Biz, Allah yolunun
yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahit ol
ki bizler müslümanlarız, cevabını verdiler.
Havari kelimesi Arapça’ya Habeşçe’den
geçmiş olup aslı ”havarya”dır ve “yardımcı”
anlamına gelmektedir. Nitekim meali verilen
ayette İsa’ya ve onun dinine yardımcı olmayı
taahhüt edenlere bu adın verildiğini
görmekteyiz.
53.
(Havârîler:) Rabbimiz! İndirdiğine inandık
ve Peygamber'e uyduk. Şimdi bizi (birliğini
ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden
yaz, dediler.
54.
(Yahudiler) tuzak kurdular; Allah da onların
tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların
hayırlısıdır.
55.
Allah |