|
Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'ın adıyla...
1.
Elif. Lâm. Mim..
*Kur'an surelerinden bazılarının başında
"el hurufu'l-mukatta" denilen bir takım
harfler vardır ve bunlar bulunduğu sureden
bir ayettir. Böyle manası açık olmayan
ayetlere "müteşabih" denir. Müteşabih olan
ayetin gerçek manasını ancak Allah bilir.
Baz alimler ise onları "tevil" ederler. Buna
göre Elif, Lam, Mim harflerine şu manalar
verilmiştir;
a) İşte elinizdeki Kur'an'ın kelimeleri bu
harflerden teşekkül etmiştir. Elinizden
geliyorsa buyurun siz de
benzerini yapın!
b) Dikkatleri toplamak için bir edebi
sanattır. Zira söze üstü kapalı olarak
başlamak sonra onu açmak daha fazla ilgi
uyandırır
c) Öğrenmenin harflerle başladığına
işarettir.
2.
O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O,
müttakîler (Allah'tan sakınanlar ve
günahtan arınmak
isteyenler) için bir yol göstericidir.
3.
Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar,
kendilerine verdiğimiz mallardan Allah
yolunda harcarlar.
4.
Yine onlar, sana indirilene ve senden önce
indirilene iman ederler; ahiret gününe de
kesinkes inanırlar.
5.
İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet
üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak
onlardır.
6.
Gerçek şu ki, kâfir olanları (azap ile)
korkutsan da korkutmasan da onlar için
birdir; iman etmezler.
7.
Allah onların kalplerini ve kulaklarını
mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir
çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya
ve ahirette) büyük bir azap vardır.
8.
İnsanlardan bazıları da vardır ki,
inanmadıkları halde "Allah'a ve ahiret
gününe inandık" derler.
9.
Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve
müminleri aldatırlar. Halbuki onlar ancak
kendilerini aldatırlar ve bunun farkında
değillerdir.
10.
Onların kalblerinde bir hastalık vardır.
Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır.
Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de
onlar için elîm bir azap vardır.
11.
Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın,
denildiği zaman, "Biz ancak ıslah
edicileriz" derler.
12.
Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta
kendileridir, lâkin anlamazlar.
13.
Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de
iman edin, denildiği vakit "Biz hiç,
sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman
ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler.
Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir,
fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten
gelirler).
14.
(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları
vakit "(Biz de) iman ettik" derler.
(Kendilerini saptıran) şeytanları ile
başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle
beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece
alay ediyoruz, derler.
15.
Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder
de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu
yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.
16.
İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın
alanlardır. Ancak onların bu ticareti
kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola
girememişlerdir.
Cenab-ı Allah bu suresinin başında önce
yüce kitabı Kur’an’dan, onun müttakiler için
bir yol gösterici ve hidayet kaynağı
oluşundan, sonra da gayba iman dan ve
İslam’ın temelini oluşturan ana vazifelerden
söz etmiş ve bu arada insanları inanç
yönünden üç gruba ayırmıştır.
Birincisi müminlerdir; onların
vasıfları ilk beş ayette özetlenmiştir.
İkincisi kafirlerdir; onların
durumu da altıncı ve yedinci ayetlerde
özetlenmiştir.
Üçüncüsü, münafıklardır; bunların
durumları da geniş bir şekilde ele alınarak
8. ayetten 21. Ayete kadar geçen ayetlerde
açıklanmıştır.
Kur’an, insanlığa doğru yolu
göstermek için gönderilmiş bir kitaptır. Bu
itibarla ilk önce kendisine muhatap olan
insanlığın doğru veya yanlış inanç durumunu
bunların getirdiği mesuliyetleri, doğruya
veya eğriye inanan insanın dünyada ve
ahirette karşılaşacağı neticeleri izah
etmiştir.
17.
Onların (münafıkların) durumu, (karanlık
gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O
ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda
Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve
onları karanlıklar içinde bırakır; (artık
hiçbir şeyi) görmezler.
Ayet, münafıkların ilk anda İslam’ın
nurundan aydınlanıp müslüman olmalarını,
karanlık gecede yanan meş’aleye ve onda8n
faydalananlara; sonra hemen küfre
dönmelerini de o meş’alenin sönüvermesine ve
oradakilerin karanlıkta kalmalarına
benzetiyor.
18.
Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu
sebeple onlar geri dönemezler.
19.
Yahut (onların durumu), gökten sağanak
halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar,
gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a
tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O
münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm
korkusuyla parmaklarını kulaklarına
tıkarlar. Halbuki Allah, kâfirleri çepeçevre
kuşatmıştır.
20.
(O esnada) şimşek sanki gözlerini
çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı
aydınlatınca orada birazcık yürürler,
karanlık üzerlerine çökünce de oldukları
yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette
onların kulaklarını sağır, gözlerini kör
ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.
21.
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri
yaratan Rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki,
böylece korunmuş (Allah'ın azabından
kendinizi kurtarmış) olursunuz.
22.
O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de
(kubbemsi) bir tavan yaptı. Gökten su
indirerek onunla, size besin olsun diye
(yerden) çeşitli ürünler çıkardı. Artık bunu
bile bile Allah'a şirk koşmayın.
23.
Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi
bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri
bir sûre getirin, eğer iddianızda doğru
iseniz Allah'tan gayri şahitlerinizi
(yardımcılarınızı) da çağırın.
24.
Bunu yapamazsanız -ki elbette
yapamayacaksınız- yakıtı, insan ve taş olan
cehennem ateşinden sakının. Çünkü o ateş
kâfirler için hazırlanmıştır.
25.
İman edip iyi davranışlarda bulunanlara,
içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu
müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden
kendilerine rızık olarak yedirildikçe:
Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir
bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı
yönlerden dünyadakine) benzer olarak
verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz
eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî
kalıcılardır.
Bu ayette, dünyada müslüman olup güzel
işler yapan ve gerçekten mümin olarak
ahirete göçen kimselerin alacakları
mükafatlar anlatılmış, orada cennetliklere
verilen nimetlerin dünyadakilere benzediğine
işaret edilmiştir. Ancak, ahiret
nimetlerinin dünyadakilerle aynı olduğu
düşünülmemelidir. Nitekim, Buhari’nin
“Bedü’l-halk” bahsinde rivayet ettiği bir
hadiste “Cennet ehline gözlerin görmediği,
kulakların işitmediği, kalplerden bile
geçmeyen nimetler verilir.” Denilmiştir.
26.
Şüphesiz Allah (hakkı açıklamak için)
sivrisinek ve onun da ötesinde bir varlığı
misal getirmekten çekinmez. İman etmişlere
gelince, onlar böyle misallerin Rablerinden
gelen hak ve gerçek olduğunu bilirler. Kâfir
olanlara gelince: Allah böyle misal vermekle
ne murat eder? derler. Allah onunla birçok
kimseyi saptırır, birçoklarını da doğru yola
yöneltir. Verdiği misallerle Allah ancak
fâsıkları saptırır (çünkü bunlar birer
imtihandır).
Bu ayette, sivrisinek ve ondan daha zayıf
yaratıklarla temsil getirilmesini
küçümseyenlerin aslında kendilerinin küçük
ve değersiz oldukları, o yüzden Allah’a iman
etmedikleri anlatılmış, bunlara değer verip
iman edenlerin ise akıllı ve değerli
kimseler oldukları, o yüzden Allah’a iman
etmedikleri anlatılmış, bunlara değer verip
iman edenlerin ise akıllı ve değerli
kimseler oldukları bildirilmiştir. Bunlar
birer imtihandır. İnsanlardan bir kısmı iman
eder, imtihanı kazanır, bir kısmı da
kaybeder.
27.
Onlar öyle (fâsıklar) ki, kesin söz
verdikten sonra sözlerinden dönerler.
Allah'ın ziyaret edilip hal ve hatırının
sorulmasını istediği kimseleri ziyaretten
vazgeçerler ve yeryüzünde fitne ve fesat
çıkarırlar. İşte onlar gerçekten zarara
uğrayanlardır.
Fasık, hak yoldan sapan kimsedir Kesin
olarak verilen söz de ehl-i kitabın Tevrat
ve İncil’de geleceği bildirilen ahir zaman
Peygamberine iman edeceklerini
söylemeleridir ki, gelince iman etmediler ve
sözlerinde durmadılar. İslam’ın çak değer
verdiği akraba, komşu ve yakınlarla
ilgilenip bunlara yardım etmeyi terkettiler.,
fitne ve fesat unsuru oldular, böylece hem
dünyada hem de ahirette zarar gördüler.
28.
Ey kâfirler! Siz ölü iken sizi dirilten
(dünyaya getirip hayat veren) Allah'ı nasıl
inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek,
tekrar sizi diriltecek ve sonunda O'na
döndürüleceksiniz.
Bu ayette, insanın ilk yaratılmasından
önceki haline ”ölü” denilmesi, bazılarının
iddia ettikleri gibi tenasüh ile ilgili
değildir. Ayette insan hayatının üç safhası
anlatılmıştır. Yoktan yaratılma, ölüm,
ahirette tekrar dirilme. Esasen tenasüh
düşüncesi, her insanın kendi amelinden
sorumluluğu ve dolayısıyla adalet ilkesine
ters düşmektedir.
29.
O, yerde ne varsa hepsini sizin için
yarattı. Sonra (kendine has bir şekilde)
semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp
düzenledi (tanzim etti). O, her şeyi
hakkıyla bilendir.
30. Hatırla ki Rabbin
meleklere: Ben yeryüzünde bir halife
yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle
seni tesbih ve seni takdis edip dururken,
yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan
dökecek insanı mı halife kılıyorsun?
dediler. Allah da onlara: Sizin
bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.
Halife, vekil ve temsilci demektir.
Allah, yeryüzünde iradesini temsil etmek
üzere insanı yaratmış, orada ilahi
hükümranlığı gerçekleştirme görevini de ona
vermiştir.
31.
Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra
onları önce meleklere arzedip: Eğer siz
sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini
bana bildirin, dedi.
32. Melekler: Yâ Rab! Seni
noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize
öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz
yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak
sensin, dediler.
33. (Bunun üzerine: ) Ey Âdem
! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi.
Adem onların isimlerini onlara anlatınca:
Ben size, muhakkak semâvat ve arzda
görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim.
Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta
olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim?
dedi.
34. Hani biz meleklere (ve
cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis
hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve
büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.
Bundan sonra Hz. Adem ve nesli, aslı
cinlerden olup, sonra şeytanların başı olan
İblis ve nesline uyup uymamakta
sınanacaklardır.
35.
Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce
cennete yerleşin; orada kolaylıkla
istediğiniz zaman her yerde cennet
nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca
yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her
ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden
olursunuz, dedik.
36. Şeytan onların ayaklarını
kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde
bulundukları (cennetten) onları çıkardı.
Bunun üzerine: Bir kısmınız diğerine düşman
olarak ininiz, sizin için yeryüzünde barınak
ve belli bir zamana dek yaşamak vardır,
dedik.
37. Bu durum devam ederken
Âdem, Rabbinden bir takım ilhamlar aldı ve
derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri
kabul eden ve merhameti bol olandır.
Hz.Adem’in Rabbinden aldığı ilhamlar
hakkında çeşitli yorumlar yapılmıştır. Bu
ilhamlar, onu ikaz ve irşat mahiyetinde
tavsiyelerdir. İbn Mes’ud’a göre namazlara
başlarken okuduğumuz “Sübhaneke”, Hz.Adem
tarafından o zaman söylenmiş bir tesbih ve
duadır.
38.
Dedik ki: Hepiniz cennetten inin! Eğer
benden size bir hidayet gelir de her kim
hidayetime tâbi olursa onlar için herhangi
bir korku yoktur ve onlar üzüntü çekmezler.
39. İnkâr edip âyetlerimizi
yalanlayanlara gelince, onlar
cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar.
40. Ey İsrailoğulları! Size
verdiğim nimetlerimi hatırlayın, bana
verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de
size vâdettiklerimi vereyim. Yalnızca benden
korkun.
41. Elinizdekini (Tevrat'ın
aslını) tasdik edici olarak indirdiğime (Kur'an'a)
iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki
olmayın! Âyetlerimi az bir karşılık ile
satmayın, yalnız benden (benim azabımdan)
korkun.
42. Bilerek hakkı bâtıl ile
karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
43. Namazı tam kılın, zekâtı
hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû
edin.
44. (Ey bilginler!) Sizler
Kitab'ı (Tevrat'ı) okuduğunuz (gerçekleri
bildiğiniz) halde, insanlara iyiliği emredip
kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı
kullanmıyor musunuz?
45. Sabır ve namaz ile
Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır
ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler
dışında herkese zor ve ağır gelen bir
görevdir.
Ayette geçen sabırdan maksadın oruç
olduğu söylenmiştir. Oruç ve namaz, imanı
takviye eder, nefsin kibrini kırar,
tembelliği ve uyuşukluğu giderir, zor işler
karşısında insanı güçlü kılar. Taberani’nin
rivayetine göre, Resulullah (s.a) zor bir
işle karşılaşınca hemen namaz kılardı.
“Allah’a saygıdan kalbi ürperenler” diyen
tercüme edilen “haşiin” zümresine namaz
kılmak, oruç tutmak, sabırlı olmak, her
yerde ve her zaman gerçekleri söylemekten
çekinmemek zor gelmez, zira onlar Allah
sevgisi ile kalpleri dolmuş kimselerdir.
46.
Onlar, kesinlikle Rablerine kavuşacaklarını
ve O'na döneceklerini düşünen ve bunu
kabullenen kimselerdir.
47. Ey İsrailoğulları! Size
verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar)
cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.
Kendi içinden peygamber gönderilen
millet, o anda diğer kavimlerden üstündür.
Zira Cenab-ı Allah, milletler arasından o
kavmi ve onlardan da o şahsı seçmiştir.
Dolayısıyla önce peygamber, sonra ailesi
daha sonra da milleti bir şeref kazanmıştır.
İçinden peygamber gönderilen milletin bir
yönden üstünlüğü vardır, diğer yönden de
sorumluluğu daha fazladır. Nitekim bu ayette
üstünlüğü bildirilen Beni İsrail hakkında
aynı surenin 61. Ayetinde onların zillet ve
meskenete duçar oldukları, Allah’ın gazabına
maruz kaldıkları anlatılmıştır.
48.
Öyle bir günden korkun ki, o günde hiç kimse
başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz;
hiç kimseden (Allah izin vermedikçe) şefaat
kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla
yardım da yapılmaz.
49. Hatırlayın ki, sizi,
Firavun taraftarlarından kurtardık. Çünkü
onlar size azabın en kötüsünü reva
görüyorlar, yeni doğan erkek çocuklarınızı
kesiyorlar, (fenalık için) kızlarınızı
hayatta bırakıyorlardı. Aslında o size reva
görülenlerde Rabbinizden büyük bir imtihan
vardı.
Firavun, eski Mısır hükümdarlarına
verilen bir ünvandır. Hz. Musa’nın gelmesine
tekaddüm eden senelerde kahinler,
İsrailoğullarından doğacak çocuğun,
Firavun’un tacını tahtını yıkacağını
söylediler. Bunun üzerine Firavun, yeni
doğan erkek çocukların kesilmesini emretti.
Allah bununla İsrailoğullarını imtihan
ediyordu.
50.
Bir zamanlar biz sizin için denizi yardık,
sizi kurtardık, Firavun'un taraftarlarını
da, siz bakıp dururken denizde boğduk.
50-Rivayetlerden, bu
mucizenin Kızıldeniz’de geçtiği
anlaşılmaktadır.
51.
Musa'ya kırk gece (vahyetmek üzere) söz
vermiştik. Sonra haksızlık ederek buzağıyı
(tanrı) edindiniz.
Hz.Musa Tur-i Sina’ya gidince Samiri
adında birisi, altından yaptığı bir buzağı
heykelini getirir, “ Bu sizin Rabbinizdir.
Musa bunu unuttu, o gelinceye kadar buna
tapın” der. Hz. Harun buna mani olmaya
çalışırsa da başaramaz. Bu kıssa Taha
suresinde genişçe anlatılacaktır.
52.
O davranışlarınızdan sonra (akıllanıp)
şükredersiniz diye sizi affettik.
53. Doğru yolu bulasınız diye
Musa'ya Kitab'ı ve hak ile bâtılı ayıran
hükümleri verdik.
54. Musa kavmine demişti ki:
Ey kavmim! Şüphesiz siz, buzağıyı (tanrı)
edinmekle kendinize kötülük ettiniz. Onun
için Yaradanınıza tevbe edin de
nefislerinizi (kötü duygularınızı) öldürün.
Öyle yapmanız Yaratıcınızın katında sizin
için daha iyidir. Böylece Allah tevbenizi
kabul etmiş olur. Çünkü acıyıp tevbeleri
kabul eden ancak O'dur.
55. Bir zamanlar: Ey Musa! Biz
Allah'ı açıkça görmedikçe asla sana
inanmayız, demiştiniz de bakıp durur
olduğunuz halde hemen sizi yıldırım
çarpmıştı.
56. Sonra ölümünüzün ardından
sizi dirilttik ki şükredesiniz.
Yıldırım çarpmasından baygın düşen kavim
Allah’ın iradesi ile yeniden canlanır ve
istediklerinin yanlış olduğunu anlar. Ayette
olay, ölme ve tekrar dirilme olarak
anlatılmıştır.
57.
Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret
helvası ve bıldırcın gönderdik ve
"Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz"
(dedik). Hakikatta onlar bize değil sadece
kendilerine kötülük ediyorlardı.
58. (İsrailoğullarına:) Bu
kasabaya girin, orada bulunanlardan
dilediğiniz şekilde bol bol yeyin,
kapısından eğilerek girin, (girerken) "Hıtta!"
(Yâ Rabbi bizi affet) deyin ki, sizin
hatalarınızı bağışlayalım; zira biz, iyi
davrananlara (karşılığını) fazlasıyla
vereceğiz, demiştik.
Ayette geçen kasabadan maksat Kudüs veya
Eriha’dır. “Muhsin” kelimesi ise, “ihsan”
mastarında ism-i faildir. Yaptığı işi en iyi
biçimde ve noksansız yapanların vasfıdır.
Kur’an’ın pek çok ayetinde muhsinler
övülmüştür. Meşhur Cibril hadisinde ise
ihsan, Allah’ı görürcesine kulluk etmek diye
açıklanmıştır.
59.
Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri
başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine
biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle
zalimlerin üzerine gökten acı bir azap
indirdik.
58, ayette kendilerine söylenenleri
dinlemeyip kötülük eden yahudilere Allah
Teala veba gibi bir takım kötü illet ve
hastalıklar vermiştir.
60.
Musa (çölde) kavmi için su istemişti de biz
ona: Değneğinle taşa vur! demiştik. Derhal
(taştan) oniki kaynak fışkırdı. Her bölük,
içeceği kaynağı bildi. (Onlara:) Allah'ın
rızkından yeyin, için, sakın yeryüzünde
bozgunculuk etmeyin, dedik.
61. Hani siz (verilen
ni |